Henüz vakit varken.. İstanbul yakılıp-yıkılmadan önce

Nesimi Cem Kalender

12 Mayıs 2014
Henüz vakit varken.. İstanbul yakılıp-yıkılmadan önce

Henüz vakit varken, inanmalıyız insanlara. İstanbul yakılıp-yıkılmadan önce. İnsanların ilki, kendimizdir. Kendimize inanmalı. Henüz vakit varken, düşmüşken dehşet dehlizlere. Kırım kırım kırılmışken ümitsizlikten, gülümseyebilmeli insan. Getireceğimiz günlerin hatrına, boşuna çıkmadı o gözler, boşuna ölmedi o çocuklar. 

Kocaman bir hapishane de yaşıyoruz. Üzülecek ne çok şey var değil mi? Hangisinden bahsetsek? Üzülecek kadar uzun mu ki hayat? Değil..

''Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
İşte o kadar.''
1

Ne güzel demiş Edip Abi.. Belki de tercümandır bize. En azından bana. Nina Simone, o muhteşem sesiyle ''feeling good'' diyor, aslında pozitif bir şeyler.. Ama insansın ve caz dinliyorsun, hüzünleniyorsun. Caz hep hüzünlü müdür? Sanırım yaşama ait olan her şey hep hüzünlüdür. Istırapta kavuruyoruz ruhumuzu sanırım. Çile dolduruyoruz. Çile.. Seçimlere kafayı takıyoruz mesela, ama bizim işimiz seçimlerle değil ki? Hiç sorduk mu seçenekleri kim belirliyor diye? Seçimi A partisi veya B partisi kazanmaz, seçimi seçenekleri belirleyen kazanır. İllüzyon, sadece bir illüzyon... Demokrasi illüzyonu... Belki de Vassaf'ın dediği gibi; özgürlük seçmemektir. Seçiyoruz ve seçimimiz önde gelmediği için üzülüyoruz. Ne saçma.. Bir sürü insan eğer senin gibi düşünüyorsa, düşünceni sorgulamalısın. Yanlış bir şeyler olmalı. Farklı düşündüğün için sevinmelisin. Düşüncen egemen olursa, düşüncen diktatördür. Egemenlik diktatörlere özgüdür. Ne diyorduk Ahmet Abim, güzelim; çile. Bugünlerde kiminle konuşsam üzgün, kimle konuşsam berbat. Karanlık günler, psikolojiler bozuk. Herkes gitmek istiyor ama nereye?

''Bu günlerde herkes gitmek istiyor
Küçük bir sahil kasabasına
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...

Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi
Bu yeter zaten.
Her şeyi, herkesi götürdün demektir..
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hani kendimizden razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.
...''2

Nereye gidelim? Gidecek yer var mı? Gittiğin yere geliyor dertler, gittiğin yere geliyor varoluş sancısı.. Kafan yanında gidiyor, yüreğin. Gitmek çare değil, çare ne? Bilmiyorum..

''...
Fakat devam ediyor bizimkisi,
sevmek, düşünmek ve anlamakta devam ediyor kafam,
dövüşemeyişimin affetmeyen öfkesi devam ediyor.
ve sabahtan beri karaciğer sancımakta berdevam.''3

Dövüşemiyoruz değil mi? Dövüşecek ne çok şey var. Daha da artacak.. Bir yol olmalı. Mutlaka bir yol. Belki daha önce denenmemiş, belki bir sürü kez denenmiş. ''dünyayı düzeltecek çocukların ellerini işlemeli dantel gibi tel tel'' belki de. Belki 'hesap dağlarladır, umut dağlarla''. Ama öncesinde 'zemin kayması' var, ondan sakınılmalı belki de. Ne istiyoruz, ne yapmalı, nasıl yapmalı? 'ustalaşmalı, dostu düşmandan ayırmakta'. Kimse kahraman değil, kimse önder değil. Düşmanımın düşmanı dostum değil, elbet eylem birliği olmalı ama 'zemin kayıyor'. O heyelanın altında kalmamalı.. Bir diktatörlüğü, başka bir diktatörlükle yıkmamalı. O zaman yeni diktatörlüğü de yıkmak gerekir, iki iş. Rubicon'u yine bir diktatör geçmemelidir. Evet zarlar atılıyor, evet ok yaydan çıktı ve çıkacakta. Ama tarih bize göstermiştir ki, kimse ölümsüz değildir. Her çıkışın bir inişi vardır. Hepsi bitecek, hepsi geçecek. Bazen şöyle diyeceğiz:

''ne atom bombası,
ne londra konferansı;
bir elinde cımbız,
bir elinde ayna;
umurunda mı dünya!''4

Tükenene kadar birbirimizi yiyeceğiz sanırım. Belki iyidir bu, yanıp kül olmak. Küller belki yine var eder bizi, anka kuşu misali. Otuz kuş çıkmaz mı bizden? Çıkar. Sadece bilmeli işte, durduğumuz yeri. Sadece bilmeli, dostu düşmandan ayırmayı. Belki 'ne zaman bir dosta gitsem evde yoklar' diyeceğiz ama olsun, bir kişi yeter. Her şey bir kişiyle başlar. İlk taş atılır, ilk banka yakılır, ilk diktatör devrilir, ilk öpücük... Her şey 'bir' ile başlar. O bir sizsiniz. Farkında mısınız acaba? Gitmek çaredir bazen, gidin ama yine gelin. Susmak çaredir bazen, susun ama yine konuşun. Bir barikatta olmak çaredir bazen, barikatta olun. Bırakın oy vermeyi, onlar yalancılar. Oy vermek neyi değiştirir ki? Bu sistemin kendi kendisini yok etmesini bekleyemezsiniz herhalde, tabii sistemi değiştirmek istiyorsanız. Bu sistemi olduğu gibi kabul edip, başına geçmek istemiyorsanız. Elbette açıkları var sistemin, mesela Dersim'in Ovacık'ı gibi kullanılan.. Mesela geçen seçimde Antakya'nın Samandağ'ı gibi, Mazgirt gibi. Onlar ayrı, sistemin açıklarını kullanmalı, sisteme 'düşman' olduğumuzu unutmadan.


Henüz vakit varken, inanmalıyız insanlara. İstanbul yakılıp-yıkılmadan önce. İnsanların ilki, kendimizdir. Kendimize inanmalı. Henüz vakit varken, düşmüşken dehşet dehlizlere. Kırım kırım kırılmışken ümitsizlikten, gülümseyebilmeli insan. Getireceğimiz günlerin hatrına, boşuna çıkmadı o gözler, boşuna ölmedi o çocuklar. Yenilmedik, ölene kadar de yenilmeyeceğiz, belki öldükten sonra bile yenilmeyeceğiz. Henüz vakit varken, bunu hatırlamalı. En ufak bir şey bile yeter, en ufak. Bir yardım çığlığı, bir kahvede bir insanla dertleşmek, ufak yardımlar, çocuklar. En ufak şey bile mücadele saflarında bir şeydir. Gereklidir. Olmalıdır. Henüz vakit varken, İstanbul-Ankara yakılıp yıkılmamışken, Prometheus ateşi çalıp bize teslim etmişken, meşalelerimizi yakmalı. Öyle bir büyük ateş yakmalı ki; kimliklerimizi, çek defterlerimizi, pasaportlarımızı, oy pusulalarını, tapuları, bonoları, hisse senetlerini... hepsini o ateşe atmalı ve harlamalı. Büyük bir yangın çıkacak elbet bir gün. O gün gelecek, biliyorum. Nereden mi biliyorum, biliyorum işte, inanıyorum. Böyle olmalı, olmak zorunda. Belki göremem, belki görürüm ama olacak. Meşalem hazır, ateşi çaldık. Korksunlar, titresinler. Gülümsüyorum işte ben, o günleri düşündükçe. Sinirleniyorum, öfkeleniyorum ama hiç bir şey keyfimi bozmuyor uzun süre, ''bir caz parçası kadar''. Henüz vakit varken, inanmalı insanlara.. İnanmalı kendimize..


''Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
şu Mayıs gecesi rıhtımdan geçmeliyiz
söğütlerin altından, gülüm,
ıslak salkım söğütlerin.

Paris'in en güzel bir çift sözünü söylemeliyim sana,
en güzel, en yalansız,
sonra da ıslıkla bir şey çalarak
gebermeliyim bahtiyarlıktan
ve insanlara inanmalıyız.''5

1 Edip Cansever- Mendilimde kan sesleri
2 Can Yücel- Gitmek

3 Nazım Hikmet- Diz boyu karlı bir gece

4 Orhan Veli- Cımbızlı şiir

5 Nazım Hikmet- Henüz vakit varken gülüm

[email protected]

 

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Cinnet, III. Paylaşım Savaşı, Cennet!
    Dünya Üçüncü Paylaşım Savaşı çoktan başladı sanırım. Tahmin ettiğimiz gibi ultra gelişmiş silahlarla, ‘görkemli’ bir başlangıç olmadı ama oraya da geleceğiz daha. Anlaşılıyor ki bu savaş; vicdan ile vicdansızlık arasında…
  2. 'Çok acı var, dayanamıyorum'
    "Çok acı var, dayanamıyorum. Lütfen beni affedin ve kendinizi üzmeyin, siz elinizden geleni yaptınız. Çok özür dilerim. Çok çaresizim. Özür dilerim. Lütfen çıtçıta iyi bakın. Ve paramı ve her şeyimi…
  3. Sıkıldım bu tekrarlardan.. Bu sistem yıkılmalı artık..
    Sabah uyandım... Haberlere baktım önce.. Sonra, sonra tarihe baktım: Ağustos.. 18 Ağustos mu diye endişelendim.. Hayır.. 7 Ağustos.. Tarihleri mi karıştırıyorum derken, baktım 1992 mi diye?Hayır.. 2015 yılındayız.. Bir zaman…
  4.  İç savaşın ayak sesleri
    Zor bir dönem bekliyor bizi. Burada denge unsuru HDP olacak muhtemelen ve HDP’nin izleyeceği akılcı siyaset, onu parlamenter sistemde iktidara bile taşıyabilir. kendini ifade etmeli ..PKK savaştan kaçınmalı mağrur bir şekilde.. Sosyalist…
  5. AKP'nin ölüm korkusu..
    AKP'nin ölüm korkusu..
    12 Haziran 2015
    Zor görünüyor.. Hdp kendini anlatmalı milliyetçilere, milliyetçiler de çaba göstermeli. Chp’nin ulusalcı kitlesi nasıl değişti, gördünüz mü? Zor değil, olur bu da. Seçimler bitti, AKP tek başına iktidar olma durumunu…
  6. Ben, benim 8 Haziran’ımı biliyorum. Ya siz?
    İspanya da Baskların gördüğü zulme üzülürsün, İngiltere'de İrlandalıların, Amerika’yı lanetlersin, Kızılderililere yaptıkları için, İsrail zaten zalim bir siyonisttir, Filistin Halkı aha şurada duruyor. Ağlarsın Filistin için, hatta boykot edersin İsrail…
  7. Yaşasın 1 Mayıs! Her Yer Taksim!
    Yarın 1 Mayıs! İlk kez 1856’da yürüyüş yapıldı, Melboure’de. Gayet basit bir mesele: 12 saatlik çalışma süresinin 8 saate düşürülmesi. Sonra 1886. Haymarket. Ölenler, öldürülenler, idamlar. Kirli eller… ve o…
  8. Hepimiz çok öldük bu topraklarda…
    ..Ve şayet insansanız, göz pınarlarınız nemlenir. Belki ağlarsınız. İnsanlığın belki en büyük göstergesi, başkasının acısını acınız gibi hissedebilmenizdir. Başkasının suratında patlayan tokadı, kendi suratınızda hissedebilme kabiliyetidir insanlık. İnsan mısınız? "Çok…
  9. Ağrı, HDP, Seçimler ve anlamsızlık
    Ağrı olayından sonra seçimlerde oy kullanmanın bir işe yaradığını düşünmememe rağmen tutupta oyumu HDP’ye vereceğim. Derin devlet ve sığ devletin bu kadar korktuğu ‘şey’ neyse, onun yanında saf tutmak lazım! Hem %50…
  10. Suriyeli aç çocuktan, Cizre'deki çocuklardan bahsetmeyeceğim..
    Umut, gözü dönmüş taşlı, sopalı, ellerinde gaz bidonları olan güruhu, örgütlenmiş cehaleti bir ufak süpürgeyle yenebileceğimizi bilmektedir. O süpürgeyle yenilecek karanlık, o süpürge süpürecek bu ‘pisliği’… Umut gece uyuyamayışımızdadır. Sevdiğimizi,…
  11. Vivaldi'nin ithaka'ya yeşil yolculuğu..
    Hayal gücünün iktidari, Kavafis'in "ithaka"sı gibidir. "Her yürek devrimci bir hücre gibidir" ve önemli olan İthaka'ya varmak değil, o yolda olmaktır. Hayal gücünün iktidarının yolunda. Bazen bu yol kobane'den geçer.…
  12. Bir insanlık tragedyası: yaşamak veya ölmek
    Devlet intiharı sevmez, din intiharı sevmez. Senin bedenin üstünde tasarrufunu, sen sağlamamalısın. Sen kendi bedenine bile sahip değilsin. Sen ölemezsin, ölsen de devletin bildiği şekilde ‘son yolculuğuna’ uğurlanmalısın. Sen bir…
  13. Efendiler! Adalet hissiyatı yaralanmış halklardan korkun!
    Bir toplumda adalet hissiyatı, bir zerre bile yoksa o artık bir toplum değildir. Dokunulmazların, ayrıcalıklıkların olduğu yerde adaletten bahsedilmez. Ki bu kapitalist sistemin adalet anlayışı tamamen bir aldatmacadır. Toplumun gazını…
  14. Bir kapak, Üç aday; Tek 'oyun'...
    Time dergisinin kapağında kim olacak? Dergi 3 isim belirliyor; Sisi, Erdoğan ve Miley Cyrus.. Aslında mesajını vermiş bulunuyor o meşhur dergi; üçünüz aynı klasmandasınız. Yılın kişisi hanginiz olsun :) Sonra,…
  15. Diktatatörler için aşk biter, nefret başlar
    Büyük Usta, Milli Şef, Führer, El Caudillo, Duce, Büyük Amca... Örnekler çoğaltılabilir, yakın tarihe dair kimi ‘liderler'e takılan lakaplar... Hepsi diktatörlerin sıfatları. Hepsi uzun yıllar boyunca iktidarda kaldı, ‘karşı-devrimci' hamleler…
  16. Kan..kan.. sokaklardan akan..
    Kan dökülecek... Bu çağda hala şarklı toplumlarda kan çok önemlidir. Kah bir hayvanın boğazında, kah bir kadının kasıklarında... Kan kutlamadır, "iyi şeyler" için kurban etmektir birşeyleri. Kan dökülür... alna sürülür,…
  17. Hadi biraz demokratikleşelim türkiyem
    Daha kaç insan öldürmek gerek / Daha kaç cezaevi doldurmak / Daha kaç yalan gerek / Paket paket gelecek demokrasi / Daha kaç paket gerek demokrasi için / Adam olana çok bile bu / Hadi biraz demokratikleşelim Türkiyem.. 3 harfin…
  18. 'Ben eksik bıraktım, siz doldurun'
    "Almanca bilmezsiniz, bilseniz anlamazsınız belki ne dediğini ama hissedersiniz derinden. Bazen diz üstüne çöker dua edersiniz, bazen rakınıza meze olur, bazen şarap akar kadehlere... Veya bir sigara içimidir, gökte yıldızlar…
  19. ateşler yanıyordu tüm şehirde.. şehir tüm ülkeydi..
    sokakta müzik var.. sokakta barikat var.. sokakta ateşler yanıyor.. o ateşlerde neler yanıyor, neler.. oy pusulalarını da atarız mı bir gün o ateşe, cüzdanlarımızı, kimliklerimizi.. hepsini yakabilir miyiz? yakmalı mıyız?…
  20. 'işedim gitti..'
    'işedim gitti..'
    6 Eylül 2013
    bir koltuk.. sanırım 3 kişilik.. ama ortasında bir çizgi/boşluk var. üzerine bir bez örtülmüş, herhalde kirlenmesin diye. televizyon açık.. izlemiyorum. ses.. bazen ses olsun ister insan. ses oluyor.. bazen haberler…

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…