Suriyeli aç çocuktan, Cizre'deki çocuklardan bahsetmeyeceğim..

Nesimi Cem Kalender

25 Ocak 2015
Suriyeli aç çocuktan, Cizre'deki çocuklardan bahsetmeyeceğim..

Umut, gözü dönmüş taşlı, sopalı, ellerinde gaz bidonları olan güruhu, örgütlenmiş cehaleti bir ufak süpürgeyle yenebileceğimizi bilmektedir. O süpürgeyle yenilecek karanlık, o süpürge süpürecek bu ‘pisliği’… Umut gece uyuyamayışımızdadır. Sevdiğimizi, ülkemizi ve dünyayı aynı anda düşünebilmemizdedir..

İstanbul, Türkiye’nin bir nevi prototipi gibidir. Esenyurt, Kıraç tarafları bir nevi Diyarbakır’dır mesela. Veya Küçükarmutlu, Okmeydanı bir nevi Dersim’dir. Fatih’in kimi yerleri, Yozgat’tır, Konya’dır biraz. İstanbul, bir nevi ülkenin küçük ölçekli halidir.. Kimi yerler sentezdir, hepsinden bir parça.. Mesela Taksim, İstiklal Caddesi.. Güzel şeyler yazmak istiyorum bugün, bu sefer. Kötü şeylerden bahsetmek istemiyorum. Mesela, her şeye rağmen gülen insanlardan bahsetmek istiyorum. İstiklal’de Suriyeli müzisyenlerin yaptığı müziğe kah gülerek, kah ağlayarak eşlik eden Suriyeli sürgünlerden bahsetmek istiyorum. Gülüşlerinden. Her şeye rağmen gülebilmelerinden ve uzak bir memlekette, kendi topraklarını görüp sevinmelerinden, ağlamalarından. Duruyorum bir müddet orada, kimi parçalara eşlik ediyorum. ‘Hali hali hal’, insanlar neşeli bu parçayı duyunca. Oynuyorlar.. Derken ‘meryem meryemti’ geliyor. Ağlıyorlar.. Dinliyorum, eşlik ediyorum, gülümsüyorum ve ağlıyorum. Ama bir şarkı duyuyorum:

‘Ah kavaklar, kavaklar
Bedenim üşür, yüreğim sızlar’

Bir kadın söylüyor, Metin Altıok’un çok güzel dizelerini. Metin Abi, evet onu yaktılar! Bir süpürge sapıyla kendini savunacak ve etrafını korumayı düşünecek kadar naifti Metin Altıok. Şair naifliği. Ona kıydılar. Dur dur, bugün güzel şeylerden bahsetmek istiyorum. Ali İsmail’in katillerine verilen ödüllerden değil mesela. Ali İsmail için toplanan onca insandan bahsetmek istiyorum. Ülkenin dört bir yanında. Veya bir Suriyeli aç çocuk, bir kapitalistten, artık patatesle karnını doyurmaya çalıştığı için ona vuran vicdansızdan bahsetmek istemiyorum, bunu gören ve o kapitalist ‘fastfood’ zincirine eylem koyan, büyük yürekli insanlardan bahsetmek istiyorum. Ama işte, güvercin curnatası geliyor akla, Hrant Dink.. O kadın şarkıya, o adam şiire devam ediyor:

‘Beni hoyrat bir makasla
Eski bir fotoğraftan oydular’

Hoyrat bir makastı Hrant’ı aramızdan ayıran. Ama bundan bahsetmek istemiyorum, emniyet müdürlerinin pişkinliğinden, devletin birden o emniyet müdürlerine işlem yapmasından, birden düşmanın değişmesinden değil. Hrant’ı da kullanıyor bu devlet. Ama bundan bahsetmeyeceğim, pişkin Çanakkale ayak oyunundan da. Hrant’a sahip çıkanlardan bahsetmek istiyorum. Her şeye rağmen gülebilen insanlardan ve o Taksim’den Agos’a yürüyen kalabalıktan. Kalabalığın gittikçe artmasından. Eylem sonrası bir meyhanede karşılaştığım insanlardan, onların umutla bahsetmesinden geleceğe dair. O eyleme/anmaya katılmanın verdiği hazzı anlatmalarından… ama neylersin:

‘orada kaldı yanağımın yarısı
Kendini boşlukta tamamlar’

Karne günü bugün, çocukların tatil sevincinden bahsetmek istiyorum. Çocukları budayan, temelden ‘çürük’ yetiştirmeye çalışan bu sistemden değil. Veya karne alamayan çocuklardan değil. Mesela Cizre’deki çocuklardan. Mesela Berkin’den. Sahi, mezarlarında da karne alır mı çocuklar? Şeker yiyemez ölü çocuklar peki karne alabilirler mi? Ne fark eder ki? Karneler… Sistemin başarılı veya başarısız diye ayrımı. Saçma. Büyük dehaların karneleri nasıldı bilir misiniz? Bir karne ile sisteme angaje olup olmadığını değerlendirmektir bu çocukların. Devlet doğruyu değil, kendi öğrettiğini talep eder. Veya ona göre puan verir. Mezarlarında da puan alır mı çocuklar?

‘Omzumda bir kesik el
Ki durmadan kanar’

Yunanistan’dan bahsetmek istiyorum mesela. Bir umut. O umuttan. Avrupa belki Yunanistan’dan yanar. Pek tabii ki bu yangın Türkiye’yi de sarar. Dörtnala iktidara yürüyor Sol ittifak. Düşmanları çok, düşmanları güçlü ama dostları da çok. Belki düşmanları kadar güçlü değil dostları ama olsun. Dostları çok. Bir umut işte. Yunan diyarı sosyalizme yürürken, biz saltanata koşuyoruz. Ve evet, ne yazık ki bunu halk istiyor. Örgütlenmiş ve şişirilmiş cehalet. Yok, yüzde elli falan değil. Hiçbir zaman yarısını almadı oyların iktidar partisi. Sadece istatiksel bir yanılsama bu. Bozuk düzende, düzgün çark olmaz. Basit bir hesapla bile bu görünebilir. Tabii şu kayıp 5 milyon kişiyi hiç hesaba katmıyorum. Ama yine de halk istiyor bunu sanırım. Bunu istemesi için eğitildi yıllar yılı ve şimdi ona öğretileni yapıyor. Sol ne yazık ki eğitimde örgütlenmeyi başaramadı. Sol ne yazık ki, en önemli mevziye adapte olamadı, eğitim-öğretim kurumları. Sol ne yazık ki, tertemiz beyinleri karanlığa bıraktı. Ve o beyinler büyüdü, karanlık geldi. Kostümlü müsamereler, alay eder gibi beyanatlar, şaka gibi kanunlar. Şaşıra şaşıra ne hale geldik ama haksızız şaşırmakta.

‘Ah kavaklar, kavaklar,
Acı düştü peşime ardımdan ıslık çalar’

Ama umut, hala kol geziyor insanlık içinde. Umut, gölete düşen yavru ceylanı bir saat boyunca uğraşıp kurtaran yol işçisinde. Ki kar vardır, su soğuktur, çamurdur yerler. Ve o yol işçisi, iner o gölete ve ceylanı kurtarır. Sorarlar, ‘can taşıyor’ der. Gözler nemlenir. Umut, işçilerin örgütlendiği grevlerdedir. Onlarca fabrika da greve giden işçilerdedir umut. Umut cübbesiyle, sakalıyla kapitalizme direnen adamdır, sosyalistlerin yanında saf tutanda. Cübbeli, sakallı adamın yanında kapitalizme karşı saf tutan sosyalistlerdedir umut. Umut, ölümden kaçmış perişan haldeki insanların kendi müziklerini duyunca gülümsemesindedir, onların yüzlerinde. Ah yüzlerini görebilseniz. Yorgun yüzler, kanlı yüzler ama gülümseyebiliyorlar işte. Umut, hiç tanımadığı bir insana atılan bir tokadı insanların yüzlerinde hissetmesi ve buna tepki vermesindedir. Bir çocuğa vuran kişinin çalıştığı kurumu boykot etmesindedir. Umut Hrant’ın arkasında yürüyenlerdedir, umut Ermenilere yapılan kıyımı hissedebilmektedir, umut Suriyelilerin acısını görebilmektir, umut Cizre’de öldürülen çocukların şeker yiyemeyişine üzülen insanlardadır. Umut, Ali İsmail’e sahip çıkanlardadır. Umut, insanlara umut verebilmektedir. İşte, okulda, evde… umuda katkı sunabilmektedir. Umut, gözü dönmüş taşlı, sopalı, ellerinde gaz bidonları olan güruhu, örgütlenmiş cehaleti bir ufak süpürgeyle yenebileceğimizi bilmektedir. O süpürgeyle yenilecek karanlık, o süpürge süpürecek bu ‘pisliği’… Umut gece uyuyamayışımızdadır. Sevdiğimizi, ülkemizi ve dünyayı aynı anda düşünebilmemizdedir. Güneş doğarken düşünmektedir umut, sancımakta. Binlerce atom reaktörleri işlesin isterse, umuda vız gelir. Umut yok mu?


İşler atom reaktörleri işler
Yapma aylar geçer güneş doğarken
Ve güneş doğarken ben bir geceyi
Bir uzun geceyi gene uykusuz
Ağrılar içinde geçirmişimdir
Düşünmüşümdür hasretliği ölümü
Seni memleketi düşünmüşümdür
Seni memleketi dünyamızı.

İşler atom reaktörleri işler
Yapma aylar geçer güneş doğarken
Ve güneş doğarken hiç umut yok mu?
Umut umut umut………..
UMUT İNSANDA.

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Cinnet, III. Paylaşım Savaşı, Cennet!
    Dünya Üçüncü Paylaşım Savaşı çoktan başladı sanırım. Tahmin ettiğimiz gibi ultra gelişmiş silahlarla, ‘görkemli’ bir başlangıç olmadı ama oraya da geleceğiz daha. Anlaşılıyor ki bu savaş; vicdan ile vicdansızlık arasında…
  2. 'Çok acı var, dayanamıyorum'
    "Çok acı var, dayanamıyorum. Lütfen beni affedin ve kendinizi üzmeyin, siz elinizden geleni yaptınız. Çok özür dilerim. Çok çaresizim. Özür dilerim. Lütfen çıtçıta iyi bakın. Ve paramı ve her şeyimi…
  3. Sıkıldım bu tekrarlardan.. Bu sistem yıkılmalı artık..
    Sabah uyandım... Haberlere baktım önce.. Sonra, sonra tarihe baktım: Ağustos.. 18 Ağustos mu diye endişelendim.. Hayır.. 7 Ağustos.. Tarihleri mi karıştırıyorum derken, baktım 1992 mi diye?Hayır.. 2015 yılındayız.. Bir zaman…
  4.  İç savaşın ayak sesleri
    Zor bir dönem bekliyor bizi. Burada denge unsuru HDP olacak muhtemelen ve HDP’nin izleyeceği akılcı siyaset, onu parlamenter sistemde iktidara bile taşıyabilir. kendini ifade etmeli ..PKK savaştan kaçınmalı mağrur bir şekilde.. Sosyalist…
  5. AKP'nin ölüm korkusu..
    AKP'nin ölüm korkusu..
    12 Haziran 2015
    Zor görünüyor.. Hdp kendini anlatmalı milliyetçilere, milliyetçiler de çaba göstermeli. Chp’nin ulusalcı kitlesi nasıl değişti, gördünüz mü? Zor değil, olur bu da. Seçimler bitti, AKP tek başına iktidar olma durumunu…
  6. Ben, benim 8 Haziran’ımı biliyorum. Ya siz?
    İspanya da Baskların gördüğü zulme üzülürsün, İngiltere'de İrlandalıların, Amerika’yı lanetlersin, Kızılderililere yaptıkları için, İsrail zaten zalim bir siyonisttir, Filistin Halkı aha şurada duruyor. Ağlarsın Filistin için, hatta boykot edersin İsrail…
  7. Yaşasın 1 Mayıs! Her Yer Taksim!
    Yarın 1 Mayıs! İlk kez 1856’da yürüyüş yapıldı, Melboure’de. Gayet basit bir mesele: 12 saatlik çalışma süresinin 8 saate düşürülmesi. Sonra 1886. Haymarket. Ölenler, öldürülenler, idamlar. Kirli eller… ve o…
  8. Hepimiz çok öldük bu topraklarda…
    ..Ve şayet insansanız, göz pınarlarınız nemlenir. Belki ağlarsınız. İnsanlığın belki en büyük göstergesi, başkasının acısını acınız gibi hissedebilmenizdir. Başkasının suratında patlayan tokadı, kendi suratınızda hissedebilme kabiliyetidir insanlık. İnsan mısınız? "Çok…
  9. Ağrı, HDP, Seçimler ve anlamsızlık
    Ağrı olayından sonra seçimlerde oy kullanmanın bir işe yaradığını düşünmememe rağmen tutupta oyumu HDP’ye vereceğim. Derin devlet ve sığ devletin bu kadar korktuğu ‘şey’ neyse, onun yanında saf tutmak lazım! Hem %50…
  10. Vivaldi'nin ithaka'ya yeşil yolculuğu..
    Hayal gücünün iktidari, Kavafis'in "ithaka"sı gibidir. "Her yürek devrimci bir hücre gibidir" ve önemli olan İthaka'ya varmak değil, o yolda olmaktır. Hayal gücünün iktidarının yolunda. Bazen bu yol kobane'den geçer.…
  11. Bir insanlık tragedyası: yaşamak veya ölmek
    Devlet intiharı sevmez, din intiharı sevmez. Senin bedenin üstünde tasarrufunu, sen sağlamamalısın. Sen kendi bedenine bile sahip değilsin. Sen ölemezsin, ölsen de devletin bildiği şekilde ‘son yolculuğuna’ uğurlanmalısın. Sen bir…
  12. Efendiler! Adalet hissiyatı yaralanmış halklardan korkun!
    Bir toplumda adalet hissiyatı, bir zerre bile yoksa o artık bir toplum değildir. Dokunulmazların, ayrıcalıklıkların olduğu yerde adaletten bahsedilmez. Ki bu kapitalist sistemin adalet anlayışı tamamen bir aldatmacadır. Toplumun gazını…
  13. Henüz vakit varken.. İstanbul yakılıp-yıkılmadan önce
    Henüz vakit varken, inanmalıyız insanlara. İstanbul yakılıp-yıkılmadan önce. İnsanların ilki, kendimizdir. Kendimize inanmalı. Henüz vakit varken, düşmüşken dehşet dehlizlere. Kırım kırım kırılmışken ümitsizlikten, gülümseyebilmeli insan. Getireceğimiz günlerin hatrına, boşuna çıkmadı…
  14. Bir kapak, Üç aday; Tek 'oyun'...
    Time dergisinin kapağında kim olacak? Dergi 3 isim belirliyor; Sisi, Erdoğan ve Miley Cyrus.. Aslında mesajını vermiş bulunuyor o meşhur dergi; üçünüz aynı klasmandasınız. Yılın kişisi hanginiz olsun :) Sonra,…
  15. Diktatatörler için aşk biter, nefret başlar
    Büyük Usta, Milli Şef, Führer, El Caudillo, Duce, Büyük Amca... Örnekler çoğaltılabilir, yakın tarihe dair kimi ‘liderler'e takılan lakaplar... Hepsi diktatörlerin sıfatları. Hepsi uzun yıllar boyunca iktidarda kaldı, ‘karşı-devrimci' hamleler…
  16. Kan..kan.. sokaklardan akan..
    Kan dökülecek... Bu çağda hala şarklı toplumlarda kan çok önemlidir. Kah bir hayvanın boğazında, kah bir kadının kasıklarında... Kan kutlamadır, "iyi şeyler" için kurban etmektir birşeyleri. Kan dökülür... alna sürülür,…
  17. Hadi biraz demokratikleşelim türkiyem
    Daha kaç insan öldürmek gerek / Daha kaç cezaevi doldurmak / Daha kaç yalan gerek / Paket paket gelecek demokrasi / Daha kaç paket gerek demokrasi için / Adam olana çok bile bu / Hadi biraz demokratikleşelim Türkiyem.. 3 harfin…
  18. 'Ben eksik bıraktım, siz doldurun'
    "Almanca bilmezsiniz, bilseniz anlamazsınız belki ne dediğini ama hissedersiniz derinden. Bazen diz üstüne çöker dua edersiniz, bazen rakınıza meze olur, bazen şarap akar kadehlere... Veya bir sigara içimidir, gökte yıldızlar…
  19. ateşler yanıyordu tüm şehirde.. şehir tüm ülkeydi..
    sokakta müzik var.. sokakta barikat var.. sokakta ateşler yanıyor.. o ateşlerde neler yanıyor, neler.. oy pusulalarını da atarız mı bir gün o ateşe, cüzdanlarımızı, kimliklerimizi.. hepsini yakabilir miyiz? yakmalı mıyız?…
  20. 'işedim gitti..'
    'işedim gitti..'
    6 Eylül 2013
    bir koltuk.. sanırım 3 kişilik.. ama ortasında bir çizgi/boşluk var. üzerine bir bez örtülmüş, herhalde kirlenmesin diye. televizyon açık.. izlemiyorum. ses.. bazen ses olsun ister insan. ses oluyor.. bazen haberler…

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…