Gazze: Küresel Kapitalizmin Krizine Açılan Korkunç Bir Pencere

William I. Robinson & Hoai-An Nguyen

2 Şubat 2024
Gazze: Küresel Kapitalizmin Krizine Açılan Korkunç Bir Pencere

''Kriz siyasi sistemleri parçalıyor ve her yerde istikrarın altını oyuyor. Merkez çöküyor. İktidar grupları otoriterliğe, diktatörlüğe ve faşizme yöneldikçe tahakkümün uzlaşmacı mekanizmaları parçalanıyor. Ortadoğu'da çizilen savaş hatları küresel savaş hatlarını yansıtıyor. Gazze, soykırımın önümüzdeki on yıllarda sermayenin artı sermaye ile artı insanlık arasındaki içinden çıkılmaz çelişkisini çözmek için siyasi bir araç haline gelebileceğine dair gerçek zamanlı bir alarm zilidir.''

DÜNYA, Filistinli sivillerin artan ölü sayısını dehşet içinde izlerken ve İsrail Uluslararası Adalet Divanı'nda Soykırım Suçundan yargılanırken, Gazze'deki katliam bize küresel kapitalizmin hızla tırmanan krizine korkunç bir pencere açıyor. İsrail'in Gazze'yi acımasızca yok etmesinden bu küresel krize uzanan noktaları birleştirmek, büyük resme odaklanmak için geri adım atmamızı gerektiriyor. Küresel kapitalizm aşırı birikim ve kronik durgunluktan kaynaklanan yapısal bir krizle karşı karşıyadır. Ancak egemen gruplar aynı zamanda devlet meşruiyeti, kapitalist hegemonya ve yaygın toplumsal çözülme gibi siyasi bir krizle, jeopolitik çatışmaya dayalı uluslararası bir krizle ve çığır açan boyutlarda ekolojik bir krizle de karşı karşıyadır.

Küresel şirket ve siyasi elitler, yirminci yüzyılın sonları ve yirmi birinci yüzyılın başlarındaki dünya kapitalist patlamasının sarhoşluğu içindedir. Krizin kontrolden çıktığını kabul etmek zorunda kaldılar. Dünya Ekonomik Forumu, 2023 Küresel Risk Raporu'nda dünyanın, "önümüzdeki benzersiz, belirsiz ve çalkantılı on yılı şekillendirmek üzere bir araya gelen" artan ekonomik, siyasi, sosyal ve iklimsel etkileri içeren bir "çoklu krizle" karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu. Davos seçkinleri krizin nasıl çözüleceğine dair bir fikir sahibi olmayabilir ancak egemen grupların diğer fraksiyonları, bitmek bilmeyen siyasi kaos ve mali istikrarsızlığı küresel kapitalizmin yeni ve daha ölümcül bir aşamasına nasıl dönüştüreceklerini deniyorlar.
Gazze savaşının askeri sonucu henüz belirlenmemiş olsa da, İsrail'in dünya kapitalist sisteminin çekirdek devletlerindeki destekçilerinin meşruiyet için verilen siyasi savaşı kaybettiğine şüphe yok. Gazze'ye yönelik ilk aylardaki kuşatma, büyük siyasi bedeller pahasına da olsa soykırımı normalleştirmeye hazır bir Washington-NATO-Tel Aviv eksenini belirginleştirmiş gibi görünüyordu. Yine de Filistinlilerin içinde bulunduğu kötü durum, dünyanın dört bir yanındaki kitlelerin, özellikle de gençlerin sinir uçlarına dokunarak, son yıllarda ivme kazanan işçi ve halk sınıflarının küresel isyanına yeni bir enerji kattı ve krizin siyasi çelişkilerini arttırdı. Bu satırları kaleme aldığımız Amerika Birleşik Devletleri'nde, Siyonizm ve Yahudi devletiyle özdeşleşmeyen genç kuşak Yahudilerin öncülüğünde Filistin'le olağanüstü bir dayanışma patlaması yaşandı. Sokak gösterilerinde, spor etkinliklerinde ve sosyal medya platformlarında dünyanın dört bir yanında göndere çekilen Filistin bayrağı, mevcut statükoya karşı halkın öfkesinin ve küresel intifadanın sembolü haline geldi.

Yirminci yüzyıl, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi tarafından ulusal, etnik, ırksal veya dini bir grubu tamamen veya kısmen yok etmek amacıyla işlenen bir suç olarak tanımlanan en az beş soykırım vakasına tanıklık etmiştir. Yüzyıl, 1904-1908 yılları arasında Alman sömürgecilerin bugünkü Namibya'da Herero ve Nama soykırımıyla başlamıştır. Bunu 1915 ve 1916'da Osmanlı'nın Ermenilere yönelik soykırımı, 1939-1945 Nazi soykırımı ve 1994 Ruanda soykırımı izlemiştir. İsrail'in Gazze'deki soykırımı canlı olarak yayınlanırken, Tel Aviv ve Washington için savaş kuralları artık geçerli değildir. Çatışmanın ilk iki ayında Gazze'de kaydedilen sivil ölüm sayısı, 9.614 sivilin hayatını kaybettiği Rusya-Ukrayna çatışmasının ilk 20 ayında kaydedilen sivil ölüm sayısından daha fazladır (yaklaşık 20.000). İsrail kuşatmasının yirmi birinci yüzyılda soykırımı tamamlayıp tamamlamayacağı askeri alandan ziyade küresel siyasi savaş alanında belirlenebilir. İsrail, Washington-NATO-Tel Aviv eksenindeki yönetici grupların, İsrail kuşatmasının maliyeti çok yüksek olmadan önce cezasızlığın tadını ne kadar çıkarabileceklerini görmeleri için bir test alanı olabilir.

Photo/Illutration

Artı Sermaye, Artı Emek, Soykırım

Dünya kapitalizminin 1930'lardaki krizi, Avrupa'da faşizmin yükselişine, uluslararası siyasi ve ekonomik düzenin şiddetli bir şekilde çöküşüne ve daha önce hayal bile edilemeyen bir yıkım getiren ikinci bir dünya savaşına zemin hazırladı. Büyük Buhran'dan önce, eşitsizliklerin ve artan kitlesel hoşnutsuzlukların ortasında baş döndürücü bir kapitalist aşırılık çağı yaşanmıştı. 1929'da her şeyin yerle bir olmasına neden olan aşırı birikim krizine doğru koşan sınırsız sermaye, yaldızlı çağ olarak adlandırılıyordu. 2008 küresel mali çöküşü, yeni bir aşırı birikim ve kronik durgunluk krizinin başlangıcına işaret etti.

Günümüzde soykırımın ekonomi politiğine bu kriz damgasını vurmaktadır. Sermaye fazlası sorunu kapitalizme özgüdür ancak son birkaç on yılda olağanüstü boyutlara ulaşmıştır. Önde gelen ulusötesi şirketler ve finansal holdingler, kurumsal yatırımlar azalırken aynı zamanda rekor kârlar elde ettiler. Ulusötesi kapitalist sınıf, yeniden yatırım yapabileceğinin çok ötesinde, müstehcen miktarlarda servet biriktirmiştir. Gezegenin zenginliğinin azınlığın elinde aşırı yoğunlaşması ve çoğunluğun hızla yoksullaşması ve mülksüzleşmesi, bu TTK'nın biriken muazzam miktardaki artığı boşaltmak için yeni çıkışlar bulmasını giderek zorlaştırdı. Ulusötesi kapitalistler ve onların devletlerdeki temsilcileri, kronik durgunluk karşısında küresel ekonomiyi ayakta tutmak için borç odaklı büyümeye, vahşi finansal spekülasyonlara, kamu maliyesinin yağmalanmasına ve devlet tarafından örgütlenen militarize birikime bel bağlamışlardır. Birikmiş sermaye fazlasını boşaltmak için çıkışlar kurudukça, yeni çıkışların şiddetle yaratılması gerekmektedir.
İsrail'in ekonomi politiği bunun simgesidir. Gazze ve Batı Şeria kuşatması, ulusötesi birikim için yeni bir alan açmayı amaçlayan bir ilkel birikim biçimidir. Ekim ayı sonlarında, İsrail bombardımanı yoğunlaşırken, İsrail, büyük bir bölgesel gaz üreticisi ve enerji merkezi olmanın yanı sıra Batı Avrupa için Rus gazına alternatif olma planının bir parçası olarak, Akdeniz kıyılarında gaz ve petrol araması için ulusötesi enerji şirketlerine lisans vermeye başladı. İşgal altındaki Filistin topraklarında yerleşim yerleri inşa etmekle ünlü İsrailli bir emlak şirketi Aralık ayında bombalanan Gazze mahallelerinde lüks evler inşa etmek için bir ilan yayınlarken, diğerleri 1960'larda ilk önerildiğinden beri atıl durumda olan Ben Gurion Kanalı Projesini yeniden canlandırmaktan söz etti. Proje, Mısır tarafından işletilen Süveyş Kanalı'na alternatif olarak Akabe Körfezi'nden Negev Çölü ve Gazze üzerinden Akdeniz'e uzanacak bir kanal inşa edilmesini içeriyor. Yeni revize edilen Kanal projesini durduran tek şey Gazze'deki Filistinlilerin varlığı.

Ancak soykırımın bir seçenek haline gelebilmesi için iki şeyin gerçekleşmesi gerekiyordu. Birincisi, Filistinli işgücünün İsrail ekonomisindeki rolünün çözülmesi gerekiyordu. Yahudi devletini kuran 1948 Nakba'sı, Filistinlilerin şiddet kullanılarak sürülmesini ve topraklarının kamulaştırılmasını, aynı zamanda yüz binlerce Filistinli işçinin İsrail çiftliklerinde, şantiyelerinde, endüstrilerinde, bakıcılık ve diğer hizmet işlerinde çalışmak üzere ikincil olarak dahil edilmesini ve Batı Şeria'nın İsrailli kapitalistler için tutsak bir pazara dönüştürülmesini içeriyordu. Bu durum, Yahudi devletini etnik olarak temizleme çabası ile ucuz, etnik olarak sınırlandırılmış işgücüne duyduğu ihtiyaç arasında bir gerilime işaret ediyordu. İsrail 1990'lardan itibaren mülksüzleştirme/süper-sömürü ile mülksüzleştirme/sürgün arasındaki bu gerilimi ikincisi lehine çözmeye başladı. Ulusötesi işgücü hareketliliği ve işe alım, İsrail de dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki kapitalistlerin işgücü piyasalarını yeniden düzenlemelerini ve haklarından mahrum bırakılmış ve kontrol edilmesi kolay geçici işgücünü işe almalarını mümkün kılmıştır. Bu şekilde İsrail, Filistinli işgücünü kademeli olarak göçmen işgücü ile değiştirmektedir.
İsrail "kapatma" politikasını 1993 yılında, birinci intifadanın, yani işgal altındaki topraklarda Filistinlilerin tecrit edilmesinin, etnik temizliğin ve yerleşimci sömürgeciliğinin keskin bir şekilde tırmanmasının ardından uygulamaya koymuştur. Tayland, Çin, Sri Lanka, Hindistan, Filipinler, Kuzey Afrika, Doğu Avrupa ve başka yerlerden gelen yüz binlerce göçmen işçi şu anda İsrail ekonomisinde çalışmaktadır (Hamas saldırısında en az 30 Tayland vatandaşı, dört Filipinli ve 10 Nepalli öldürülmüş ve bir kısmı da rehin alınmıştır). Filistinlilere uygulanan apartheid sistemine tabi tutulmaları gerekmiyor çünkü geçici göçmen statüleri sosyal kontrol ve haklarından mahrum bırakılmalarını daha etkili bir şekilde sağlıyor ve tabii ki işgal altındaki toprakların iadesini talep etmedikleri ve bir devlete yönelik siyasi bir talepleri olmadığı için. Hamas'ın 7 Ekim'deki saldırısının ardından İsrail binlerce Filistinli işçiyi Gazze'ye geri gönderirken, 10.000 kadar yabancı tarım işçisi de ülkeden kaçtı. İsrailli inşaat şirketleri hükümetten Filistinlilerin yerine 100.000 Hintli işçiyi işe almalarına izin vermesini istedi.

Filistinli kitleler, İsrail ve ulusötesi sermaye için sıkı bir şekilde kontrol edilen ve aşırı sömürülen bir işgücü olmaktan çıkıp, yeni bir kapitalist genişleme turunun önünde duran artı insanlığa dönüştü. Gazze böylece dünya genelindeki artı insanlığın kötü durumunun güçlü bir sembolü haline geliyor. On yıllardır süren küreselleşme ve neoliberalizm, büyük insan kitlelerini marjinal bir varoluşa mahkum etti. Yapay zekâya dayalı yeni teknolojiler, çatışma, ekonomik çöküş ve iklim değişikliğinin yarattığı yerinden edilmeyle birleştiğinde, ihtiyaç fazlası insanlığın saflarını katlanarak arttıracaktır. ILO, yüzyılın başlarında küresel işgücünün yaklaşık üçte birinin gereksiz hale geldiğini rapor etmiştir. ABD Ulusal Bilimler Akademisi tarafından 2020 yılında yapılan bir çalışmada, ortalama küresel iklimdeki her bir santigrat derecelik artış için bir milyar insanın yerlerini terk etmek ve dayanılmaz sıcaklara katlanmak zorunda kalacağı öngörülmüştür.

İsrail, egemen grupların süper-sömürülebilir emeğe duydukları ekonomik ihtiyaç ile artı insanlığın fiili ve potansiyel isyanını etkisiz hale getirmek için duydukları siyasi ihtiyaç arasındaki gerilimi dünya çapında gözler önüne seriyor. Yönetici sınıfın çevreleme stratejileri her şeyden önemli hale gelir ve ulusal yetki alanları arasındaki sınırlar savaş ve ölüm bölgeleri haline gelir. Filistin böyle bir ölüm bölgesi, belki de en korkunç olanı, çünkü işgal, apartheid ve etnik temizlikle bağlantılı. Ancak ABD-Meksika sınırında, Kuzey Afrika-Ortadoğu-Avrupa koridorlarında ve küresel ekonomideki yoğun birikim bölgeleri ile insanlık fazlası arasındaki diğer sınır bölgelerinde on binlerce insan öldü. Hamas saldırısından sadece iki ay önce Suudi sınır muhafızlarının uyarı yapmadan ateş açtığı ve halihazırda Krallık'ta çalışan 750.000 vatandaşına katılmaya çalışan yüzlerce Etiyopyalı göçmeni soğukkanlılıkla öldürdüğü bildirildi.
Soykırımı küresel sermaye birikiminin zorunluluklarıyla uyumlu bir seçenek haline getirmek için gerçekleşmesi gereken ikinci şey, İsrail'in daha büyük Ortadoğu ve küresel ekonomiye devam eden ekonomik entegrasyonu için yeni bir siyasi-diplomatik anlaşmadır. 2003 yılında ABD'nin Irak'ı işgal ve istilasının ardından 1997 yılında Büyük Arap Serbest Ticaret Bölgesi ve bununla bağlantılı bir dizi ikili ve çok taraflı bölgesel ve bölge dışı serbest ticaret anlaşması imzalandı. Orta Doğu küreselleştikçe finans, enerji, yüksek teknoloji, inşaat, altyapı, lüks tüketim, turizm ve diğer hizmetler alanlarında ulusötesi şirket ve finans yatırımları artmıştır. Bu yatırımlar, trilyonlarca dolarlık varlık fonları da dahil olmak üzere Körfez sermayesini AB, Kuzey ve Latin Amerika ve Asya dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanından gelen sermayeyle bir araya getirdi. Çin, bölgenin başlıca ticaret ortağı ve İsrail'de önemli bir yatırımcı haline gelmiştir. Orta Doğu-Asya koridoru artık küresel sermaye için önemli bir kanaldır.

Bu kapitalist küreselleşme sayesinde İsrail merkezli sermaye, Ortadoğu'nun dört bir yanından gelen sermayelerle bütünleşerek küresel birikim devreleriyle iç içe geçmiştir. İsrailli ve Arap kapitalistlerin ortak sınıf çıkarları, Filistin üzerindeki siyasi farklılıkları gölgede bırakmaktadır. "Arap-İsrail çatışması "nın, gelişmekte olan küresel kapitalist ekonomik yapı ile senkronize olmayan geri kalmış bir siyasi-diplomatik çerçeve olduğu kanıtlandı. 2020 yılında BAE ve diğer bazı ülkeler İsrail ile Abraham Anlaşmalarını imzalayarak Yahudi devleti ile Arap imzacılar arasındaki ilişkileri normalleştirirken yüz binlerce İsrailli turist Dubai ve diğer yerlerdeki otelleri dolduruyor, Körfez yatırım grupları da İsrail ekonomisine yüz milyonlarca dolar akıtıyordu. Siyasi-diplomatik anlaşmayı ekonomik gerçeklikle senkronize hale getirecek olan şey Suudi-İsrail normalleşmesi olacaktı.

Ancak Filistinliler partiyi bozdu. Orta Doğu'da yeni bir finansal yatırım dalgasının getirisi, ulusötesi sermayenin genişlemesi yoluyla daha derin bir bölgesel entegrasyonun siyasi iskelesi olarak İsrail ve Körfez ülkeleri arasındaki ilişkilerin normalleşmesine dayanıyordu. Filistinliler direnişlerini sürdürdükleri sürece bu normalleşme şu anda beklemede. Gazze savaşından iki hafta sonra, yıllık "Çöldeki Davos" toplantıları için Riyad'da bir araya gelen küresel şirket ve finans elitleri, Gazze savaşının dünya genelinde uzun vadeli finansal istikrarsızlık ve durgunluğa katkıda bulunan jeopolitik gerilimleri nasıl daha da tırmandırdığı konusunda endişeliydi.

On International Solidarity Day: Israeli Genocide in Gaza & Ethnic Cleansing of Nakba Two Sides of Same Coin

Barbarlık Küresel Kapitalist Krizin Yüzüdür

Bununla birlikte, soykırımla mükemmel bir uyum içinde olan bölgedeki ulusötesi kapitalist sınıf içinde bazıları için parlak bir nokta var: militarize birikim ve baskı yoluyla birikim. Siyasi kaos ve kronik istikrarsızlık sermaye için oldukça elverişli koşullar yaratabilir. Distopik cehennem manzaraları, siyasi stratejistler ve savaş korporatistleri için yeni bir mekansal yeniden yapılandırma turu için test alanları haline gelebilir. İsrail, küresel savaş ekonomisinin simgesidir. İsrail ekonomisinin merkezinde, yerel, bölgesel ve küresel şiddet, çatışma ve eşitsizliklerden beslenen küresel bir askeri-güvenlik-istihbarat-gözetleme-terörle mücadele teknolojileri kompleksi yer alıyor. Ülkenin en büyük şirketleri Filistin'de, Orta Doğu'da ve dünya genelinde savaş ve çatışmaya bağımlı hale gelmiş ve İsrail siyasi sistemi ve devleti üzerindeki etkileri aracılığıyla bu tür çatışmaları teşvik etmektedir.

Dünyadaki her yeni çatışma, durgunluğu gidermek için yeni kar elde etme olanakları yaratıyor. Sonu gelmeyen yıkım ve ardından gelen yeniden yapılanma, sadece silah endüstrisi için değil, mühendislik, inşaat ve ilgili tedarik firmaları, yüksek teknoloji, enerji ve hepsi de küresel ekonominin merkezindeki ulusötesi finans ve yatırım yönetimi holdingleriyle entegre olan çok sayıda başka sektör için de kar elde etmeyi körüklüyor. Bunlar, yeniden inşa patlamalarının takip edeceği yaratıcı yıkım fırtınalarıdır. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ve diğer ülkelerdeki askeri ve güvenlik şirketlerinin hisseleri, 2022'de Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından küresel askeri harcamaların katlanarak artacağı beklentisiyle yükseldi. Gazze savaşı, ABD ve diğer Batılı hükümetler ile uluslararası silah tüccarlarından İsrail'e akan milyarlarca dolarla birlikte askerileştirilmiş birikim için yeni bir teşvik sağladı. Dünyanın en büyük silah şirketlerinin birçoğunun siparişleri rekor seviyelere yaklaşmış durumda. Bir Morgan Stanley yöneticisinin ifadesiyle, Gazze kuşatması "[portföyümüze] oldukça iyi uyuyor gibi görünüyor."

Küresel ekonomi, kronik durgunluk ve küresel piyasaların doygunluğu karşısında kâr elde etmenin ve sermaye birikimini sürdürmenin bir aracı olarak savaş, sosyal kontrol ve baskı sistemlerinin geliştirilmesine ve uygulanmasına derinden bağımlı hale geldikçe, artık insanlığı kontrol altına almaya yönelik siyasi ihtiyaç ile birikim için yeni alanları şiddetle açmaya yönelik ekonomik ihtiyaç arasında bir yakınlaşma söz konusu olmaktadır. Tarihsel olarak savaşlar kritik ekonomik teşvikler sağlamış ve birikmiş sermaye fazlasını boşaltmaya hizmet etmiştir ancak küresel polis devletinin yükselişiyle birlikte niteliksel olarak yeni bir şey olmaktadır. Büyümenin önündeki sınırlar yeni ölüm ve yıkım teknolojileriyle aşılmalıdır. Barbarlık kapitalist krizin yüzü olarak ortaya çıkıyor.

Ezilenleri ve ötekileştirilenleri kontrol etmek ve zapturapt altına almak ve aynı zamanda kriz karşısında birikimi sürdürmek için askerileştirilmiş birikim, faşist siyasi eğilimlere zemin hazırlamaktadır. Krizdeki ulusötesi kapitalizm bağlamında soykırım, şiddet yoluyla birikim için yeni fırsatlar yaratmakla ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğu ölçüde kârlı hale gelir. Filistin, böyle bir projenin daha geniş bir küresel düzeyde yürütülmesi için örnek bir alan, siyasi meşruiyete ihtiyaç duymayan yeni mutlak despotik iktidar biçimlerinin uygulanması için bir alan haline gelmiştir. Bu, eski moda yerleşimci sömürgeciliğinden daha fazlasıdır; sadece kan dökme, insanlıktan çıkarma, işkence ve imha yoluyla yeniden üretilebilen küresel bir kapitalist sistemin yüzüdür.

Kriz siyasi sistemleri parçalıyor ve her yerde istikrarın altını oyuyor. Merkez çöküyor. İktidar grupları otoriterliğe, diktatörlüğe ve faşizme yöneldikçe tahakkümün uzlaşmacı mekanizmaları parçalanıyor. Ortadoğu'da çizilen savaş hatları küresel savaş hatlarını yansıtıyor. Gazze, soykırımın önümüzdeki on yıllarda sermayenin artı sermaye ile artı insanlık arasındaki içinden çıkılmaz çelişkisini çözmek için siyasi bir araç haline gelebileceğine dair gerçek zamanlı bir alarm zilidir. Dünya kapitalist krizinin daha önceki dönemlerinde hegemonik düzenin çöküşüne siyasi istikrarsızlık, yoğun sınıfsal ve toplumsal mücadeleler, savaşlar ve yerleşik uluslararası sistemdeki kırılmalar damgasını vurmuştu. İkinci Dünya Savaşı'nın başlangıcının 1936-39 İspanya İç Savaşı ve onun sonucu olan faşist diktatörlük olduğunu hatırlayalım. Filistin'de küresel gelecek tehlikede olabilir.

https://solidarity-us.org/gaza-a-ghastly-window-into-the-crisis-of-global-capitalism/

ANALİZ

ANALİZFaşizm ve İç Savaş

Faşizm ve İç SavaşErdoğan- Bahçeli ikilisinin ya da Cumhur ittifakının ülkede iç savaşı da göze…