Hepimiz çok öldük bu topraklarda…

Nesimi Cem Kalender

22 Nisan 2015
Hepimiz çok öldük bu topraklarda…

..Ve şayet insansanız, göz pınarlarınız nemlenir. Belki ağlarsınız. İnsanlığın belki en büyük göstergesi, başkasının acısını acınız gibi hissedebilmenizdir. Başkasının suratında patlayan tokadı, kendi suratınızda hissedebilme kabiliyetidir insanlık. İnsan mısınız?

"Çok öldük….” Yaşar Kemal’in ‘Bir Ada Hikâyesi’ serisinde, en dikkatimi çeken cümlelerin başında gelir. Yaşar Abi, bize sürgünlüğü anlatır o kitabında, mücadeleyi, komünal yaşamı, mübadeleyi… Girit’ten girersiniz, Kafkasya’dan çıkar, sonra Diyarbekir’e inersiniz; oradan Botan’a geçer Wan’da dengbejleri dinlersiniz. Ve illa ki Çukurova’yı bir turlarsınız, Torosları.. Yunanistan gelir sonra, Ege ve bir ada… Bir adada şekillenen insanların hayatları, taşıdıkları hikayeleri, hüzünleri, sevinçleri ve ‘çok ölmeleri…’ Ama yine de ipil ipil ipilder sularda balıklar, Karadenizli bir usta balıkçı livarını doldurur yine balıklarla ama oğlakları yemez bir taşlık adadaki, ocaklardan gelen aleviler menevişleyen çiçeklere bakar, köklerden boya yapar… Hepsi çok ölmüştür.. Hepimiz çok öldük bu topraklarda…

 Bu topraklarda çok acı var. Kimileri var ki acının bizzat kendisiydi. Onlar ki, çok öldüler. Çok… Ateş düştüğü yerle kalmıyor yakmaya, ateş düştüğü yerden çok öteleri yakıyor. Yüz yıl önce söndü bir ateş ve hala yakıyor. Yüz yıl önce yakıldı bu ateş ve hala yanıyor. Şimdi ateşin külleri bile yok, ateşin düştüğü evler yıkıldı, insanlar zorla tehcir edildi, tehcir edilirken çok öldüler. Kimi saklandı, ona ait olmayan bir dili konuştu, ona ait olmayan bir inancın ibadetini yerine getirdi, ona ait olmayan isimleri kullandı. Ölenlerden farklı bir yanı yoktu onların. Onlar yaşarken ölmüşlerdi, ölüyorlardı. Bir insanın ölümü, kimliğinin ölümüyle başlar. Ve biter. Çok acı var bu topraklarda. Bir hamalın, kesik parmaklarından görürsünüz bu acıyı, Ape Musa’sınızdır. Öğrencisinizdir. Bir hamal tutarsınız ve dikkatini çeker kesik parmakları. Sorarsınız ve… Ve o eli öpersiniz: Dersim harbinde, insan kıymamak için vazgeçilmiştir o parmaklardan. Suça ortak olmamak için, suçu engelleyecek gücü bulmadığı için, yapacağı tek direniş şekli bu pasif direniş olduğu için. O elleri öpersiniz. Ve şayet insansanız, göz pınarlarınız nemlenir. Belki ağlarsınız. İnsanlığın belki en büyük göstergesi, başkasının acısını acınız gibi hissedebilmenizdir. Başkasının suratında patlayan tokadı, kendi suratınızda hissedebilme kabiliyetidir insanlık. İnsan mısınız?

Ermeniler…

Bu topraklar, nice çocuklarına mezar oldu. Ama öyle doğal sebeplerden değil. Ne deprem, ne salgın, ne sel, ne felaket… Kimi zaman bir namlunun ucundaydı ölüm, kimi zaman kınından çıkmış kör bir bıçakta, bazen yasal bombaların ardındaydı ölüm, zorla göç ettirilirken yolda hastalıktı adı ölümün. Hiç biri doğal sebeplerden değildi. Gökkubeyi birileri yıktı başımıza. Çok öldük… Nice ulus, nice inanç katledildi bu topraklarda. Hepimiz eşittik belki ama onlar daha eşitti. Ve hiçbir beis görmediler öldürme yolunda. Öldürmek için kendi ellerini bile kirletmediler. Çırpınan Osmanlı Emperyalizminin, belki son emperyalist oyunlarından biriydi: Ermeniler. Onları daha sonra öldürecekleri, Kürtlere öldürtmeye çalıştılar. Kürt komutanları, vermişlerdi başlarına tehcir yıllarında. Kürtler, hem öldürdüler hem de sakladılar onları ölümden. Belki ama belki o Kürt komutanlara, doğuyu vaat ettiler, ‘bu topraklar sizin olacak’ dediler. Bunu tarihçiler bilir. Bu topraklarda çok acı var. Çok öldük, çok öldüler. Anadolu’nun dört bir yanından sabahın ilk ışıklarında toplandılar. Bir bavula izin vardı, belki sadece yarım saatlik zamanları. Yahudileri, ölüm kamplarına götürenler gibi kılıf hazırdı, bavulunuzu alın gittiğiniz yere gidecekti, Schindler'in Listesi filminin sahneleri gibi… O film, film değildi. Bu benzetilen sahneler de, sahne değil. Gerçekti. Ve bu gerçek nesiller boyunca kaldı, aktarıldı. Ve şu an kalabilenlerin üstünde. Hala yaşıyor. Ermeni çetelerdi, hainlerdi. Değil mi? Hıyanetin ırkı olmaz! Faşizmin ırkı olmaz! En çok ihanetten bahsedenler, en hain olanlardır. En dürüstlüğü öven kimseler, en yalancı olanlardır.

 Soykırım

Sekiz harflik bir kelimeden ibaret; soykırım. Soykırımın tanınması durumunda ne olur ki? Ölenler geri gelir mi? Büyür mü artık o çocuklar? Kerhanelere satılan, yetimhanelerde geçmişi unutturulan… o çocuklar? O evler geri gelir mi? O yaşanmışlıklar? Gelmez.. Soykırım mı? Katliam mı? Felaket mi? Neyse ne... Bu topraklarda çok öldü insanlar. Ermeniler, Kürtler, Aleviler, Rumlar, Abazhalar, Süryaniler, Yezidiler, Yahudiler, Suniler, Lazlar, Hemşinler, Çerkesler, Araplar… Bu topraklarda çok acı var, çok… Ve soykırım kelimesi veya herhangi başka bir kelime bu yaraya deva olmaz. Bu yaraya deva olan, kelimeler değildir, diplomasi değildir. Bu yaraya deva olacak olan Hrantların yaşamasıdır mesela. Veya Ermeni mezarlıklarının duvarlarının üç insan boyunca yüksek olmamasıdır. Ermenilerin gasp edilen itibarlarının, yaşam alanlarının verilmesidir.

Zor "soykırım" demek. Tazminatlar, mahalle baskısı, yıllarca işlenen Ermeni düşmanlığı... Ve ekonomik darboğaz. Yüzyıldır elden ele geçen toprakların tanzimi bile altüst eder ekonomiyi. Hiç bir iktidar bunu göze alamaz Türkiye'de. Ve batılı emperyalistler ermenileri sevdiği için değil, kapitalizmi sevdiği için bu kozla ayar verir Türkiye'ye. Çok birşey beklemiyorum ama sınır kapıları açılsa, vakıflar-okullar sahiplerine verilse, kimlik tanınsa. Ne olur ki? Bu katliamı 100 yıl önce Osmanlılar yaptı, emperyalizm hayalindeki İttihat ve Terakki yaptı. Ama biz suçluyuz. Çünkü bunu biz sürdürdük. 

Hrant okuyun, Paramaz’a bakın, onların derdi mal-mülk değil, onların derdi bu ülkenin batması değil. Onların derdi, dişe diş kana kan değil! Onların derdi başka. Tamamen insani. Onları dinleyin. Lütfen. Biraz duygudaşlık... Çok öldüler. Öldük.

Yalnız bu nasıl bir öfkedir ki, hala dillerde; ‘Ermeni dölü, afedersin Ermeni, Ermeni piçi, hain…’. Bu nasıl bir kindir? Neden? 5 cümle kurulmaz bu sebebin açıklanması için. Kuramazlar… Genetiğe işlemiş maalesef. Ve şu çirkin salvolar, resmi tarihi yeniden yazmalar. Utandırıcı, çok utandırıcı. Ve buna alet edilenler, yok reklam filmlerinde ‘şiir’ okumalar, Türk-İslam çizgisindeki sığ politika ve söylem. Üzülüyorum ülkeme. 24 Nisan’a bir şey uydurmak ittihat ve terakki’nin bile aklına gelmezdi galiba. Kendi payıma çok üzülüyorum. Nasıl bir içgüdüye işlemedir bu ‘nefret’? Resmi devlet tarihiyle, tornadan geçen insanlar... Benim acılı, üzücü ülkem de çoklar...

 Vakıflı Köyü-Samandağ

Çok öldük bu topraklarda. Çok acı var. Yalnız çok güzel şeylerde var. Birçok Ermeniyi, Zazalar ve Kürtler kurtardı ölümden. Evlerinde sakladılar, ‘bu bizden’ dediler. Çok aile kurtuldu böyle. Keza İstanbul’da nice Türk, alıp sakladı Ermeni komşularını. Ölüme karşı sakladılar onları. Ölüme karşı yaşattılar. Ekmeklerini kırdılar, bir yatak daha açtılar. Biraz daha fazla ırgatlık ettiler, evde doyuracak karın artmıştı. Onlar ki, Anadolunun bağrında büyüyen, Anadolunun has evlatlarıdır. Onlar ki, öldürmemek için parmaklarından vazgeçerler... Çok öldük, çok yaşadık, yaşattık. Mesela Ermenistan haricinde, dünya da, Ermeniler’in toplu bir şekilde yaşadığı tek yer, tek köy Türkiye sınırları içinde. Antakya’da Samandağ'da: Vakıflı Köyü! 7 köyden, kurtarılabilen tek köydür. Oradaki halk, geçmiş hafızasını unutmamış, zamanında kendileri katliama uğrarken onları saklayan Ermenileri unutmamış ve gücü yettiğince korumuş yanyana yaşadıkları insanları. Üç dil konuşuluyor köyde, Ermenice, Arapça ve Türkçe. Daha çok yaşlılar kalmış, terk etmek istemiyorlar doğdukları toprakları. Ki cennetten bir parçadır o köy belki de. Gidenler bilir. Bayramlar orada kutlanır, çiçek bayramı, hrisi… Kadınların bir kooperatifi vardır, el işi ürünler, reçeller, likörler, şaraplar… Yeşil mi yeşil narenciye bahçeleri, büyük büyük çınarlar… Vakıflı, yaşıyor.

Tam yüzyıl oldu. Yüz yıl önce düştü bu ateş ve hala yakıyor. Biz buradayız. Başkasının yanığını hissetmek için. Yanmak için. Biz buradayız. Yüzyıldır süren bu yangının içinde. Ermeniyiz bu vakit. Yanan kimse O'yuz. Biz buradayız...

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Cinnet, III. Paylaşım Savaşı, Cennet!
    Dünya Üçüncü Paylaşım Savaşı çoktan başladı sanırım. Tahmin ettiğimiz gibi ultra gelişmiş silahlarla, ‘görkemli’ bir başlangıç olmadı ama oraya da geleceğiz daha. Anlaşılıyor ki bu savaş; vicdan ile vicdansızlık arasında…
  2. 'Çok acı var, dayanamıyorum'
    "Çok acı var, dayanamıyorum. Lütfen beni affedin ve kendinizi üzmeyin, siz elinizden geleni yaptınız. Çok özür dilerim. Çok çaresizim. Özür dilerim. Lütfen çıtçıta iyi bakın. Ve paramı ve her şeyimi…
  3. Sıkıldım bu tekrarlardan.. Bu sistem yıkılmalı artık..
    Sabah uyandım... Haberlere baktım önce.. Sonra, sonra tarihe baktım: Ağustos.. 18 Ağustos mu diye endişelendim.. Hayır.. 7 Ağustos.. Tarihleri mi karıştırıyorum derken, baktım 1992 mi diye?Hayır.. 2015 yılındayız.. Bir zaman…
  4.  İç savaşın ayak sesleri
    Zor bir dönem bekliyor bizi. Burada denge unsuru HDP olacak muhtemelen ve HDP’nin izleyeceği akılcı siyaset, onu parlamenter sistemde iktidara bile taşıyabilir. kendini ifade etmeli ..PKK savaştan kaçınmalı mağrur bir şekilde.. Sosyalist…
  5. AKP'nin ölüm korkusu..
    AKP'nin ölüm korkusu..
    12 Haziran 2015
    Zor görünüyor.. Hdp kendini anlatmalı milliyetçilere, milliyetçiler de çaba göstermeli. Chp’nin ulusalcı kitlesi nasıl değişti, gördünüz mü? Zor değil, olur bu da. Seçimler bitti, AKP tek başına iktidar olma durumunu…
  6. Ben, benim 8 Haziran’ımı biliyorum. Ya siz?
    İspanya da Baskların gördüğü zulme üzülürsün, İngiltere'de İrlandalıların, Amerika’yı lanetlersin, Kızılderililere yaptıkları için, İsrail zaten zalim bir siyonisttir, Filistin Halkı aha şurada duruyor. Ağlarsın Filistin için, hatta boykot edersin İsrail…
  7. Yaşasın 1 Mayıs! Her Yer Taksim!
    Yarın 1 Mayıs! İlk kez 1856’da yürüyüş yapıldı, Melboure’de. Gayet basit bir mesele: 12 saatlik çalışma süresinin 8 saate düşürülmesi. Sonra 1886. Haymarket. Ölenler, öldürülenler, idamlar. Kirli eller… ve o…
  8. Ağrı, HDP, Seçimler ve anlamsızlık
    Ağrı olayından sonra seçimlerde oy kullanmanın bir işe yaradığını düşünmememe rağmen tutupta oyumu HDP’ye vereceğim. Derin devlet ve sığ devletin bu kadar korktuğu ‘şey’ neyse, onun yanında saf tutmak lazım! Hem %50…
  9. Suriyeli aç çocuktan, Cizre'deki çocuklardan bahsetmeyeceğim..
    Umut, gözü dönmüş taşlı, sopalı, ellerinde gaz bidonları olan güruhu, örgütlenmiş cehaleti bir ufak süpürgeyle yenebileceğimizi bilmektedir. O süpürgeyle yenilecek karanlık, o süpürge süpürecek bu ‘pisliği’… Umut gece uyuyamayışımızdadır. Sevdiğimizi,…
  10. Vivaldi'nin ithaka'ya yeşil yolculuğu..
    Hayal gücünün iktidari, Kavafis'in "ithaka"sı gibidir. "Her yürek devrimci bir hücre gibidir" ve önemli olan İthaka'ya varmak değil, o yolda olmaktır. Hayal gücünün iktidarının yolunda. Bazen bu yol kobane'den geçer.…
  11. Bir insanlık tragedyası: yaşamak veya ölmek
    Devlet intiharı sevmez, din intiharı sevmez. Senin bedenin üstünde tasarrufunu, sen sağlamamalısın. Sen kendi bedenine bile sahip değilsin. Sen ölemezsin, ölsen de devletin bildiği şekilde ‘son yolculuğuna’ uğurlanmalısın. Sen bir…
  12. Efendiler! Adalet hissiyatı yaralanmış halklardan korkun!
    Bir toplumda adalet hissiyatı, bir zerre bile yoksa o artık bir toplum değildir. Dokunulmazların, ayrıcalıklıkların olduğu yerde adaletten bahsedilmez. Ki bu kapitalist sistemin adalet anlayışı tamamen bir aldatmacadır. Toplumun gazını…
  13. Henüz vakit varken.. İstanbul yakılıp-yıkılmadan önce
    Henüz vakit varken, inanmalıyız insanlara. İstanbul yakılıp-yıkılmadan önce. İnsanların ilki, kendimizdir. Kendimize inanmalı. Henüz vakit varken, düşmüşken dehşet dehlizlere. Kırım kırım kırılmışken ümitsizlikten, gülümseyebilmeli insan. Getireceğimiz günlerin hatrına, boşuna çıkmadı…
  14. Bir kapak, Üç aday; Tek 'oyun'...
    Time dergisinin kapağında kim olacak? Dergi 3 isim belirliyor; Sisi, Erdoğan ve Miley Cyrus.. Aslında mesajını vermiş bulunuyor o meşhur dergi; üçünüz aynı klasmandasınız. Yılın kişisi hanginiz olsun :) Sonra,…
  15. Diktatatörler için aşk biter, nefret başlar
    Büyük Usta, Milli Şef, Führer, El Caudillo, Duce, Büyük Amca... Örnekler çoğaltılabilir, yakın tarihe dair kimi ‘liderler'e takılan lakaplar... Hepsi diktatörlerin sıfatları. Hepsi uzun yıllar boyunca iktidarda kaldı, ‘karşı-devrimci' hamleler…
  16. Kan..kan.. sokaklardan akan..
    Kan dökülecek... Bu çağda hala şarklı toplumlarda kan çok önemlidir. Kah bir hayvanın boğazında, kah bir kadının kasıklarında... Kan kutlamadır, "iyi şeyler" için kurban etmektir birşeyleri. Kan dökülür... alna sürülür,…
  17. Hadi biraz demokratikleşelim türkiyem
    Daha kaç insan öldürmek gerek / Daha kaç cezaevi doldurmak / Daha kaç yalan gerek / Paket paket gelecek demokrasi / Daha kaç paket gerek demokrasi için / Adam olana çok bile bu / Hadi biraz demokratikleşelim Türkiyem.. 3 harfin…
  18. 'Ben eksik bıraktım, siz doldurun'
    "Almanca bilmezsiniz, bilseniz anlamazsınız belki ne dediğini ama hissedersiniz derinden. Bazen diz üstüne çöker dua edersiniz, bazen rakınıza meze olur, bazen şarap akar kadehlere... Veya bir sigara içimidir, gökte yıldızlar…
  19. ateşler yanıyordu tüm şehirde.. şehir tüm ülkeydi..
    sokakta müzik var.. sokakta barikat var.. sokakta ateşler yanıyor.. o ateşlerde neler yanıyor, neler.. oy pusulalarını da atarız mı bir gün o ateşe, cüzdanlarımızı, kimliklerimizi.. hepsini yakabilir miyiz? yakmalı mıyız?…
  20. 'işedim gitti..'
    'işedim gitti..'
    6 Eylül 2013
    bir koltuk.. sanırım 3 kişilik.. ama ortasında bir çizgi/boşluk var. üzerine bir bez örtülmüş, herhalde kirlenmesin diye. televizyon açık.. izlemiyorum. ses.. bazen ses olsun ister insan. ses oluyor.. bazen haberler…

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…