Hayır'ı Örgütlemek

Çetin Ali Nergis

3 Şubat 2017
 Hayır'ı Örgütlemek

RTE nin başkanlığının reddi ya da kabulü sonrasında demokrasi güçlerinin programı nedir? Türkiye’yi içine düştüğü bu kaostan ve yıkıcı iç savaş tehdidinden nasıl çıkaracağız? Mevcut rejimin yerine dinci faşist bir diktatörlüğün kurulmasına karşı nasıl bir cumhuriyet öneriyoruz?

Türkiye, içte ve dışta sorunların giderek arttığı bir süreçte ilerliyor. Nispi demokrasinin de yok edildiği diktatörlük koşullarının örüldüğü bir başkanlık dayatması ile toplumsal gerginliğin arttığı, çatışmalara açık bir ülke haline doğru sürükleniyoruz.

2013 Haziran isyanından bu yana toplum, devlet olanaklarını ele geçirmiş dinci bir siyasi örgütlenme eliyle kamplara ayrıldı ve birbirine düşmanlaştırıldı. Bu siyasi iktidar, mevcut rejimin kusurları ve eksikliklerini istismar ederek yeni bir Türkiye kuracağız iddiası ile “ileri demokrasi”,  “millet iradesi”, “vesayetsiz demokrasi” gibi ortaya attığı tüm kavramların yalandan ibaret olduğunu 15 yıla yaklaşan pratiği ile kanıtladı.

Artık bu ülkede, halkın güven duyabileceği hiçbir devlet kurumu kalmadı. Her kurum, bu iktidar ve onun geçmişteki ve bugünkü koalisyon ilişkilerinin karşılıklı kurduğu kumpaslarla güvenilmez hale getirildi. Anti demokratik partiler ve seçim yasalarıyla oluşturulmuş bir parlamentoya dahi tahammül edemeyen bir iktidar var ülkede. Ve bunu dahi yetersiz bulan bir anlayış, kamplaşmış bir topluma, yeni bir anayasa ve bunun getireceği yeni bir “cumhur-Başkanlık Düzeni” ni dayatmaya çalışıyor. Referandum süreci mevcut kamplaşmanın daha da derinleştirilmesinin aracı haline getiriliyor. Ülke adeta devlet eliyle “bölünmeye” zorlanıyor.

Öncelikli konu, sadece bir başkanlık sisteminin kabulü ya da reddi olmanın ötesinde, Türkiye toplumunun barış içinde bir arada yaşayabilme sorunu haline gelmiştir. Bu kaos ortamının derinleşerek devam etmesi, OHAL’in sürekli hale geleceği, tüm hak ve özgürlüklerin ortadan kalkacağı ve acil çözüm bekleyen tüm toplumsal sorunların belirsiz bir zamana erteleneceği anlamına gelmektedir. Ayrıca tüm yetkileri eline geçirmiş bir diktatör eliyle Türkiye’nin içte ve dışta ne gibi felaketlere sürüklenebileceğini tahmin etmek de zor olmasa gerek.

Başkanlık referandumuna halkın çoğunlukla evet demeyebileceği olasılık dahilindedir. Ancak, tüm devlet olanaklarının tek bir parti lehine kullanıldığı 6 Haziran seçimlerini kabul etmeyerek ülkeyi yeniden seçime götüren ve tek başına iktidarı için yeni bir savaşı körükleyen bu siyasi aklın, 2023 hedefi'nden vazgeçeceğini, yeni 15 Temmuz’lar beklemeyeceğini kim garanti edebilir ki!

Bu aşamada Başkanlık dayatmasının Hayır oyları ile reddedilmesi, faşizm cephesine yeni bir 7 Haziran sarsıntısı yaşatmak anlamına gelecektir. Ancak bu sonucun gerçekleşmesi, referandum öncesinde demokrasi güçlerinin bir cephe mantığı içinde yan yana gelmesi ile bir anlam kazanabilir. Aksi takdirde bu güçler, tıpkı Kasım seçimleri öncesinde yaşadığımız Saray eliyle başlatılan bir savaş ortamını daha geniş bir cephede yaşama riskiyle karşı karşıya gelebilir ve bunu yine seyretmekle yüz yüze kalabilir. Tersi durumda, yani bir demokrasi cephesi ile karşılanmış başarılı bir referandum sonucu, demokrasi güçleri için moral kaynağı ve yeni demokratik bir Türkiye hedefine ilerleyebilmek için bir mevzi kazanmak anlamına gelecektir.

 

Şu anda referandum sürecinde bir Hayır Cephesi’nin kurulması önünde bazı engeller olduğu görülüyor. Her siyasi dinamiğin, kendi kitlesinin referandumda firesiz bir biçimde yer alabilmesi için kendine özgü söylemler geliştirerek referandumdan başarıyla çıkılabileceğinin hesabı yapılıyor. Evet, öncelikli hedef; Hayır çoğunluğunu sağlamak ve bu gerici faşist cepheye dur demek olmalıdır.

Peki sonrası? Şu anda bunları konuşmak için erken, hele bir şu evreyi atlatalım, onu sonra düşünürüz demek, ya da bu anlama gelecek biçimde politikalar geliştirmek, Gezi’den ve 7 Haziran’dan hiçbir şey öğrenilmediğini göstermez mi? Hatta daha da ileri gidelim, devrimci niyetlerden uzaklaşmak ve müzmin muhalefet hastalığına yakalanmış olmak anlamına gelmiyor mu? 1980 den bu yana üzerindeki ölü toprağını atmak için her silkindiğinde, hemen ardından yeni bir geri çekilme yaşamak zorunda kalan emekçi sınıflar, 2013 İsyanı ve 7 Haziran’dan sonra benzer süreçleri yaşadı. Hepsinin nedeni ortak olabilir mi? Örgütlenme ve ittifaklar oluşturma beceri ve niyetinden uzaklık, kısaca strateji perspektifinden uzaklık olabilir mi?

Tarihi bir evreden geçiyoruz. Geziden sonra, toplumun önemli sayılabilecek bir kısmı, tek adam egemenliğinin ülkeyi felakete sürüklemekte olduğu kaygısını taşıyarak, Saray diktasına karşı tavır almaya hazırlanıyor. Bu aynı zamanda, mevcut düzenin sorgulanmasını ve beraberinde nasıl bir yönetim, nasıl bir devlet, nasıl bir toplumsal yaşam gibi soruları beraberinde getiriyor. Hayır diyenler ayrı ayrı dursalar da ortak bir tavırda birleşerek ve diktatörlüğe karşı durmanın ortak duygusunu ve birlikte eylem içinde olmanın coşkusunu yaşayacaklar. Günler ilerledikçe bu çok daha hissedilir olacaktır. Toplumun böylesi bir huzursuzluk, güven bunalımı yaşadığı ve bunu sorgulama ortamının geliştiği anlarda devrimcilerin görevi nedir? Böylesi anlarda tarihi rol oynanamayacaksa tüm o tabela ve etiketlerin bir anlamı olabilir mi? Gezi sırasında solun durumu ortadaydı. 7 Haziran sonrası HDP’nin içine düştüğü durum son derece açık değil mi?,

Önümüze gelen tarihi bir fırsatın bilincinde miyiz?

Denilebilir ki, bu görevi üstlenebilecek, emekçiler içinde kök salmış devrimci bir partiden yoksunuz. Doğrudur. Bu kısa yazıda, Devrimci Partinin nasıl olması gerektiğini tartışacak değiliz. Ancak böylesi örgütler de yılların birikimini özümsemiş sınıf ve kitle önderlerinin ileri çıkışları sayesinde böyle anlarda gelişirler. Sosyalistlerin görevleri de böyle anlarda doğru taktikleri kitle hareketi ile buluşturmak değil midir? Hali hazırda toplumsal hareketin gelişme potansiyelinin, devrimci örgütlerin ilişki ve etki düzeyinden daha ileride olduğunu söylemek abartı olmayacaktır.

Referandum sonrası aşağıdaki sorulara ortak yanıtlar bulamamışsak, yukarıda sözünü ettiğimiz moral gücü fiziki bir örgütlülüğe taşıma şansımız da olmayacaktır.

RTE nin başkanlığının reddi ya da kabulü sonrasında demokrasi güçlerinin programı nedir?

Türkiye’yi içine düştüğü bu kaostan ve yıkıcı iç savaş tehdidinden nasıl çıkaracağız?

Mevcut rejimin yerine dinci faşist bir diktatörlüğün kurulmasına karşı nasıl bir cumhuriyet öneriyoruz?

Her biri, bir diğeri ile bağlantılı olan bu soruların yanıtını bugünden vermek zorundayız. Bu aynı zamanda niçin Evet dememeliyiz ve niçin Hayır demeliyizin de açıklaması olacaktır. Evet’in içerdiği olumsuz sonuçları ve Hayır’ın önerdiği Yeni Türkiye ütopyasını açıklıkla anlatmalıyız.. Nasıl bir üretim düzeni, nasıl bir barış, nasıl bir demokrasi, nasıl bir eğitim, kadınlara nasıl bir hayat, inanç grupları ve devlet arasında nasıl bir ilişki, nasıl bir dış politika, emeklilere, engellilere ve bu toplumun ihmal ettiği, ötekileştirdiği her özneye dair merak edilen birçok sorunun yanıtı...

1980'den bu yana sürekli baskılanan, gelecek umudu sürekli törpülenen, yenilgilerle geçmiş on yılların ardından Gezi ile yeniden filizlenen umut, 6 Haziran’da kısmen de olsa bir zafer tadında ellerimize değmiş ve Suruç’ta, Ankara Garı önünde ve nihayet Sur’da, Cizre’de alevlerle boğulmuşken bu ülkede emekçilerin, kadınların, gençliğin velhasıl tüm ezilenlerin yeni bir ütopyaya ihtiyacı var.  

Referandum sonrası, bu umudun ayağa kalkması için yeni bir şanstır. Bakmayın, Saraydan her fırsatta milli irade sözü edilmesine. Diktatörün en çok korktuğu şey halkın gerçek sözünü söyleyebilmesi halidir. Yeter ki, baskılanmasın, serbestçe örgütlenip sözünü söylemesinin önüne engel konmasın. Serbest seçimler ve parlamento, örgütlenmenin, söz söyleme hakkının ve propagandanın yasaklanmadığı, medya üzerinde baskı uygulanmadığı sürece sosyalistlerin savunduğu araç ve kurumlar olagelmiştir. 

Referandumdan bozgunla çıkacak diktatöre söylenecek tek bir şey olacaktır. Derhal  anayasanın ve yasaların senin için, yani cumhurbaşkanlığı için belirlemiş olduğu yasal sınırlarına çekil, elini parlamentonun üzerinden çek.! Ve hatta, Yeter bu millete çektirdiğin, Defol !

Diktatörlüğe yol vermeyi hedefleyen bu gerici Anayasa teklifini halka oylatarak kendi parlamentosuna ihanet etmiş milletvekillerine de; bu durumda hiçbir temsil yetkilerinin kalmadığını ilan ederek, derhal yeni bir seçime gidilmesini talep etmek. Bu maksatla, kendi programını hazırlamış ve bunu referandum sürecinden başlayarak halka anlatmış bir demokrasi cephesinin o süreçte belirlenecek parti ya da partilerin listelerinde önseçimle belirlenecek adaylarla bir erken genel seçim istemesi, olası sonuçlardan biri olabilir.

Bu sonuçların devrimci bir dönüşüme ulaşması, ancak bugünden yarına ilişkin hedeflerin ve bu hedeflere ulaşmayı sağlayacak ittifakların tarif edilip kurulmasıyla mümkün olabilir. Bunun hayata geçeceği alan ise referandum süreci içinde birbirine dokunan, dinleyen, ortak bir hedefte yan yana gelen halkın örgütlenmesi ile mümkün olabilir. Adına ister Halk Meclisi, ister Hayır Meclisi ya da Hayır Platformu densin, bu yan yana gelişlerin tek bir hedefi, referandumda Hayır’ı büyütmek ve aynı zamanda örgütlemek olmalıdır. Siyasi örgütler kendileri için değil, bir halk örgütlenmesi için bu yönde seferber olmalıdır. Bu seferberlik, her parti ya da örgütün aynı anda kendini örgütlenmesinin önünde bir engel değildir. Yeter ki, halkın kendi sözünü söyleyebileceği, yerelde kendi inisiyatifini kurabileceği araçlar elbirliği ile yaratılsın.

Önümüzdeki referandum döneminin can alıcı özelliği, bir cephe örgütü yaratma potansiyeli taşımakta olmasıdır. Bu fırsat heba edilmemelidir. Devrimcilerin görevi mümkün olanı ortaya çıkarıp buna ulaşmak için mücadele etmek ise, bu tarihsel anın bize mümkün kıldığı bu devrimci adımı atmalıyız. Bulunduğumuz yerellerde bu yönde çalışmalı, temasta bulunduğumuz, yüreği yurt ve insan sevgisi ile dolu herkesle tartışmalı ve bu mücadeleyi birlikte büyütmeliyiz.

 

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Şimdi Karar Verme Zamanı!
    Şimdi Karar Verme Zamanı!
    15 Aralık 2016
    Hakkında hırsızlık iddiası olan, savaş kışkırtıcılığından dolayı uluslararası mahkemelerde yargılanması istenen, halkı birbirine kırdırabilecek şekilde nefret dili kullanan ve sıklıkla yalan söylediği belgelenmiş birini bu halkın oylarıyla “başkan” seçtirecekler!  Ne…
  2. Gülay'ın ardından..
    Gülay'ın ardından..
    27 Kasım 2015
    Yazmak istediği kitaplardan birincisi, ODTÜ’lü yıllardan başlayarak, THKO ’nun kuruluşu ve Denizlerin idamına uzanan yıllardı. 1968’leri birçok kişinin yazdığını, ancak bir kadın olarak kendisinin de ayrıca aktarmak isteğinde olduğu deneyim…
  3. Haziran Seçimleri; Türkiye Solu'nun imtihanı
    Seçimler yaklaşırken Türkiye solunda ve özellikle BHH içinde sürdürülen tartışma, solun seçimlere etkisinin yanı sıra, kendi geleceği açısından da önem taşıyor. Seçim sandığında kurulacak bir ittifak, Tayyib'in değil, halkın Yeni Türkiye'sini…
  4. Bu Feryadı Duydunuz mu: 'Babamı Öldürdüler!'
    Türkiye, sorulacak hesapların fazlasıyla biriktiği bir ülke olmadı mı hala? --Devlet gözetiminde, işçiler, kadınlar ve cezaevlerinde tutuklu ve hükümlüler ölüyor.   Cezaevinden yine cinayet gibi bir ölüm haberi geldi. Bu kez…
  5. Türkiye Bölünür mü?
    Türkiye Bölünür mü?
    13 Aralık 2014
    Kürdün Kürt, Türk'ün de Türk olarak, her milletten emekçi halkın kendi kimliğini gururla taşıdığı, inançlarını özgürce yaşayabildiği, ortak vatanın nimetlerini hakça paylaşan yurttaşları olmak için mücadele ettiği bir ülkede bölünme,…
  6. Soner Yalçın neye hizmet ettiğinin farkında mı?
    7 Ekim günü Kobani'de IŞID Çetelerine karşı savaşırken yaşamını yitiren Suphi Nejat Ağırnaslı için Oda TV 'de Soner Yalçın'ın “Kobani'de Ölen Suphi Nejat'ı Kim Cepheye Sürdü” başlıklı yazısı yayınlandı. Yazının…

ANALİZ

ANALİZEfendisiz-vesayetsiz-demokratik cumhuriyet için Kurucu Meclis

Efendisiz-vesayetsiz-demokratik cumhuriyet için Kurucu MeclisTek-adam diktatörlüğü OHAL vasıtasıyla kuruluyor.. OHAL parlamentoyu fiilen ortadan kaldırmıştır. Kurucu Meclis sloganıyla halk…