'Kürt sorunu çözülmeden toplumsal barış sağlanamayacak'

1 Eylül 2019
'Kürt sorunu çözülmeden toplumsal barış sağlanamayacak'

Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği (Adam-Der) 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla yayınladığı bildiride, Suriye ile olan sorunların en başında Kürt sorunu olduğu apaçık iken, iktidarın, Kürt halkının demokratik iradesini hiçe sayan kayyım atamalarını, iç barışı tehlikeye sokan, provokatif bir adım olarak değerlendirdi.

Demokrasiyi kazanmadan barışın olamayacağı, Kürt sorunu çözülmeden toplumsal barışın sağlanamayacağı, hak ve özgürlüklere kavuşmanın mümkün olmayacağı belirtilen açıklamada, 31 Mart 2019 yerel seçimleri ve sonrasında demokrasiden yana güçler arasındaki ittifak ve dayanışmanın devam etmekte olduğuna işaret edilerek, “ADAM-DER, ülkemizdeki barış, demokrasi ve özgürlükler mücadelesinin bir parçası olmaya devam edecektir” denildi. 

Açıklamanın tamamı şöyle;

Basına ve Kamuoyuna,

1 Eylül’ün Dünya Barış Günü olarak ilan edilerek, unutulmaması istenen, Nazi ordularının Polonya'yı işgal ettiği ve İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı 1 Eylül 1939’un üzerinden 80 yıl geçti. Barış, hem dünyada hem de ülkemizde o günden bu yana insanlık için hala en büyük ihtiyaç.

Günümüzde ilan edilmiş bir dünya savaşı olmasa da dünyanın birçok bölgesinde insanlık,  devletlerin ya da onların kontrolü altındaki silahlı çetelerin saldırıları altında. Bu saldırıların, açlık ve yoksulluğun yarattığı yıkımdan uzaklaşmaya çalışan milyonlarca insan güneyden kuzeye, doğudan batıya doğru, kapitalizminin metropollerine ulaşan büyük bir göç dalgası başlatarak son yüzyıla damgasını vuran yeni bir insanlık dramının kurbanları olmaya devam ediyorlar.

Geçtiğimiz yüzyılın sonlarına doğru, “ideolojiler öldü, soğuk savaş bitti, bundan sonra savaşlar insanlığın gündeminden çıktı” diyenler, her yıl çatışmalar, saldırılar karşısında canlarını yitiren yüzbinler, yurtlarından edilen milyonlarca insan karşısında sus pus.

Savaşlar bitmek bir yana, daha da şiddetlenerek devam ediyor. Kendi egemenlik düzeninin devamını otoriter yönetimlerin varlığında gören sermaye düzeni, bütün ülkelerde baskıcı, milliyetçi sağ iktidarların başa gelmesi için çalışıyor. Bu güçler, iktidara gelmek ya da gerçekleşen iktidarlarını devam ettirmek için, kimi yerlerde kendi eserleri olan göçmenlere karşı yabancı düşmanlığını, kimi yerlerde de dini ya da etnik sorunları istismar etmekten çekinmiyorlar.

Ülkemiz ve hemen yanı başındaki Ortadoğu, demokrasiden uzaklaşmış yönetimlerin yer aldığı savaş bölgelerinin başında geliyor. Yeni yüzyılın başında Irak'ın işgal suçuna iştirak etmemek için halkıyla, meclisiyle, ordusuyla direnen Türkiye ne yazık ki, on yıl sonra Suriye’de savaşın adeta kışkırtıcılığını yapan iktidara engel olamamıştır. Suriye’de ve birçok alanda izlenen yanlış politikalar sonucunda Türkiye, komşularıyla sorunlu, dünyanın emperyalist güçleri tarafından sürekli rencide edilen bir duruma düşürülmüş, savaş politikaları nedeniyle sürdürülen silahlanma ile halkın ihtiyaçlarına harcanabilecek milyarlarca dolarlık kaynak, silah tekellerine aktarılmıştır.

Cumhuriyetin kuruluşunu, emperyalist devletlerin desteğindeki işgal ordularına karşı savaşarak kazanmanın haklı gururu olan Zafer Bayramını, halkımız 30 Ağustos günü tüm yurtta coşkuyla kutladı. Bu zafer, her inançtan, mezhepten ve etnik kökenden, bu ülkeyi vatanı bilen ve bu inançla bugün de birlikte yaşamak isteyen milyonların zaferidir.

Oysa bugün ülkemiz insanları, inançları ve kimlikleri nedeniyle kutuplaştırılmaya,  birbirine düşman edilmeye çalışılıyor. Kürt sorunu nedeniyle son kırk yıla damgasını vuran çatışmalarda on binlerce yurttaş canından, milyonlarca insan yurdundan edildikten sonra ortaya konan “çözüm” umudunun boşa çıkarılması ile Türkiye, yeni bir kaos dönemine girdi. Bu kaosun kimlere yaradığı, yükselen şovenizmin nasıl bir politik ranta devşirildiği, 7 Haziran 1 Kasım süreçleri ve sonrasında da görüldü. Sorunun demokratik siyaset içinde çözümünden kaçınıldıkça, nasıl uluslararası siyasetin konusu yapıldığı ve ABD’nin Kürtlerin hamiliğine soyunarak Irak’tan sonra şimdi de Suriye’ye yerleşmekte olduğunu, yanı sıra Rusya’nın da artık güneyden de komşumuz haline gelmekte olduğunu izliyoruz.

Bütün bu gerçekler orta yerdeyken, Suriye ile olan sorunların en başında Kürt sorunu olduğu apaçık iken, iktidarın, Kürt halkının demokratik iradesini hiçe sayan kayyım atamaları, iç barışı tehlikeye sokan, provokatif bir adım olmuş ve demokratik kamuoyu tarafından telin edilmiştir. Adam-Der olarak biz de, Diyarbakır, Van ve Mardin Büyükşehir Belediye Başkanlarının, millet iradesinin yok sayılarak görevlerinden alınmalarını kınıyoruz.

“Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesini uzun yıllar bir devlet politikası olarak şiar edinen ancak bunun gereğini içte yerine getirmekten geri duran iktidarların ülkemizi getirdiği yer ortadadır. Artık ülkemizde gerçek anlamda bir barışın tesisi ama öncelikle ülkenin kanayan yarası Kürt sorununun demokrasi içinde çözümü için adım atmanın zamanı geldi de geçiyor. Kürt sorunu da ülkemizin diğer tüm sorunları gibi ancak demokrasi içinde çözülebilir.

Demokrasiyi kazanmadan barış olamayacak, Kürt sorunu çözülmeden toplumsal barış sağlanamayacak, hak ve özgürlüklere kavuşmak mümkün olmayacaktır. Bu bilincin artarak gelişmekte olduğunu, 31 Mart 2019 yerel seçimleri ve sonrasında demokrasiden yana güçler arasındaki eksilmeyen ittifak ve dayanışmadan görüyor ve sevinçle karşılıyoruz.

12 Mart ve 12 Eylül Askeri Darbe dönemlerinde TSK dan uzaklaştırılan yurtsever devrimci askerlerin derneği olan ADAM-DER, ülkemizdeki barış, demokrasi ve özgürlükler mücadelesinin bir parçası olmaya devam edecektir. 

Adam-Der Yönetim Kurulu

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…