HDP: Kayyım darbesi önlenmezse İstanbul ve Ankara’yı da kapsayacak

23 Ağustos 2019
HDP: Kayyım darbesi önlenmezse İstanbul ve Ankara’yı da kapsayacak

HDP Sözcüsü Günay Kubilay, parti genel merkezinde gerçekleştirdiği basın toplantısında, "Kayyım Darbesi sadece Kürt illerini değil, Batı’yı da doğrudan ve dolaysız bir biçimde tehdit ediyor" dedi.

Kubilay, iktidarın demokratik yollardan elde edemediklerini hukuk dışı yollardan elde etmek istediğini söyleyerek, “Eğer bu tehdit zamanında önlemez, saldırı zamanında püskürtülemezse İstanbul, Ankara belediyelerini de kapsayacak şekilde genişleyeceğine kimsenin kuşkusu olmamalıdır” ifadelerini kullandı. 

Öte yandan açıklamada, “Bilinmeli ki, darbeyle gasp edilen Diyarbakır, Van ve Mardin belediyelerini özgürleştirme mücadelesiyle, darbe tehdidi altındaki İstanbul, Ankara, Mersin, Adana, Antalya belediyelerini savunma mücadelesi birleştiği, aynı kanala aktığı zaman darbeleri ve zorbaları tarihin çöplüğüne göndermek mümkün olabilir” dendi.

HDP Sözcüsü Günay Kubilay, Kayyım Darbesi ve siyasi gelişmelere ilişkin partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Kubilay şunları söyledi: 

19 Ağustos 2019’da Amed’de, Van’da, Mardin’de bir siyasi darbe daha yapıldı. HDP’li üç büyükşehir belediyesine kayyım atandı, Kürt halkının siyasi iradesi bir kez daha gasp edildi. Bir kez daha bu iktidar eliyle Türkiye’nin alnına bir kara leke sürülmüş oldu. Aynı gün 29 ilde, çoğu belediye çalışanı 418 HDP’li gözaltına alındı. Kapıları kırılarak belediyelere zorla girildi, halkın iradesi hiçe sayıldı. 

Halkımız siyasi iradesine sahip çıktı

Kayyım atamalarının hemen ardından halkımız siyasi iradesine büyük bir direnişle sahip çıktı. Günlerdir Amed’de, Mardin’de ve Van’da hakkını, kendine ait olanı geri almak için halkımız sokakta. Halkımız iradesine sonuna kadar sahip çıkacağını, ne pahasına olursa olsun demokratik ve meşru zeminlerde haklarını aramaktan vazgeçmeyeceğini bir kez daha gösterdi.

500’e yakın gözaltı yapıldı 

19 Ağustos’tan bugüne başta Amed, Mardin ve Van olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanında gerçekleşen darbe karşıtı eylemlerde 500’e yakın gözaltı yapıldı. Bu gece yine İstanbul’da polis operasyonunda biri gazeteci 8 kişi daha gözaltına alınmış. 

Bu haklı direnişe yönelik polis saldırısı da, her ne kadar Türkiye medyası tarafından görmezden gelinse de, tüm şiddetiyle devam etti. Sadece kayyım atanan 3 il değil, Türkiye’nin dört bir yanında kayyım darbesine ses çıkaranlara her yerde polis olanca gücüyle saldırdı. Onlarca kişi yaralandı, yüzlerce kişi gözaltına alındı.

Milletvekilleri, avukatlar, gazeteciler linç edilircesine darp edildi

Milletvekillerimiz linç edilircesine darp edildi, yaralandı. İnanın vücutları jop izleriyle dolu. Avukatlar, akademisyenler, gazeteciler darp edilerek gözaltına alındı. Onlarca vatandaş işkence ile gözaltına alındı. Defalarca yakın mesafeden plastik mermiler sıkıldı. 

İnsanlara sokaklarda işkence edildi, bu nasıl bir düşmanlıktır?

İnsanlara sokaklarda resmen işkence edildi. Sokaklardaki tabloya baktığımız zaman, bu nasıl bir kindir, nasıl bir nefrettir, nasıl bir düşmanlıktır? Bu duygu nereden besleniyor? Öyle ki zihinsel engelli bir gence bile tahammül edemediler. Bu anlayışı kınıyoruz, lanetliyoruz. Türkiye’nin böyle bir anlayışa ihtiyacı yoktur. 

Saldırı emrini verenler hesap verecek 

Polis bu pervasız ve öldüresiye saldırı yetkisini ve cesaretini kimden alıyor? Bunun peşini bırakmayacağız. Saldırı emrini verenler ve bu suçu işleyenler er ya da geç yargı önüne çıkacak ve hesap vereceklerdir.

AKP, MHP ve Perinçek dışında darbeye destek veren yok 

Bu siyasi darbeye AKP, MHP ve onların koltuk değneği Perinçek dışında Türkiye’nin tüm kesimlerinden tepkiler geldi. Yapılanın bir saray darbesi ve irade gasbı olduğu konusunda herkes görüş birliği içinde. Türkiye halkları 19 Ağustos Kayyım Darbesine karşı çok önemli bir demokratik tavır aldı, HDP’yi yalnız bırakmadı. Darbe gününden itibaren dayanışma ziyaretlerinde bulunan, mesaj yayımlayan onlarca kişi, kurum ve partinin desteğini, dayanışmasını HDP olarak yanımızda gördük.

Şimdi dayanışmayı büyütme zamanı 

Sadece Türkiye değil dünya da bu darbeyi, bu faşizmi gördü. Amerika’dan İtalya’ya, Rusya’dan Şili’ye yüzlerce ülkeden destek mesajları geldi, gelmeye devam ediyor.

Uluslararası camia da, Türkiye muhalefeti de, demokrasi güçleri de sessiz kalmadı. Sesimize ses katan, dayanışma gösteren tüm kişi ve kurumlara teşekkür ediyoruz. Şimdi bu sesi ve dayanışmayı büyütme zamanı. 

Siyasi darbe neden yapıldı? Bunun yanıtı çok önemli. Bize göre 31 Mart yenilgisini sindiremeyen iktidar bloku, kayyumları silip süpüren Kürt halkının iradesine bir kez daha saldırarak intikam almaya, Türkiye halklarının barış, demokrasi ve özgürlük umutlarını yok etmeye çalışıyor.

İktidar zorbalıkla ayakta duruyor 

Bu iktidar 23 Haziran’da İstanbul’da da bir kez daha görüldüğü gibi toplumun çoğunluk desteğini yitirerek azınlığa düşmüş, meşruiyet krizine sürüklenmiş bir iktidardır. Bu iktidar toplumsal rıza üretebilecek kapasiteden yoksun, zorbalıkla ayakta durmaya çalışan bir iktidardır. Yağma ve talan üzerine inşa ettikleri bu soygun ve savaş düzenini siyasi darbe yöntemlerinin dışında sürdüremeyeceklerine adları kadar emindirler.

31 Mart’ta başlayan yeni siyasal süreci kesintiye uğratmak istiyorlar

HDP ile demokratik siyaset zeminlerinde mücadele edecek yetenekten ve birikimden, politikadan ve kapasiteden yoksun olan bu iktidar, yan yollara saparak, darbe gibi, zorbalık gibi gayri meşru yöntemlere başvurarak HDP’yi kriminalize etmeye ve etkisizleştirmeye çalışmaktadır. Böylece 31 Mart’ta başlayan yeni siyasal süreci kesintiye uğratmak, açılan demokratik değişim kapısını kapatmak ve bu soygun ve savaş düzenini sürdürmek istiyorlar. Onların bütün kini, nefreti düşmanlığı bu nedenledir. 

Sadece Kürt illerini değil batıyı da tehdit ediyor

Bu üç büyükşehire yönelik yapılan bu siyasi darbe bugün Türkiye’de kayyım, darbe ve zorbalık aynı zamanda bu iktidarın hakim yönetme biçimi ve temel siyaset felsefesi haline gelmiştir. Demokratik yollardan elde edemediklerini hukuk dışı yollardan elde etmek istiyorlar. İşte bu nedenle Kayyım Darbesi sadece Kürt illerini değil, Batı’yı da doğrudan ve dolaysız bir biçimde tehdit ediyor. Eğer bu tehdit zamanında önlemez, saldırı zamanında püskürtülemezse İstanbul, Ankara belediyelerini de kapsayacak şekilde genişleyeceğine kimsenin kuşkusu olmamalıdır. 

Darbeden medet uman iktidar güçlerinin sevinci kursağında kaldı

Ne var ki, bu seferki yanlış hesap demokrasi duvarına tosladı ve ters tepti. 2016’daki kayyım zorbalığı karşısında sessiz kalan çevreler, Soylu’nun yalanlarına inanmadılar. 19 Ağustos darbesine karşı sert tepki göstererek protesto seslerini yükselttiler. Darbeden medet uman iktidar güçlerinin sevinci kursağında kalmış oldu. 

Türkiye halkları darbecilere boyun eğmedi

Çeşitli yalanlarla, iftiralarla HDP’yi tecrit ederek yalnızlaştırmak ve etkisizleştirmek isteyen AKP-MHP iktidarı tecrit olmuş oldu. Türkiye halkları darbecilere boyun eğmedi, bir kez daha darbeyi reddetti ve darbecileri mahkum ettiğini çeşitli biçimlerde ortaya koydu. Tecrit olan emek, barış, demokrasi, özgürlük için mücadele eden HDP değil, savaşta, şiddette, zorbalıkta ısrar eden iktidar güçleri oldu.

Darbenin belgesi burada

Bunların siyasi darbenin birer temsilcileri ve sözcüleri olduklarının belgesi işte bakın burada. Bu belge 19 Ağustos 2019 tarihli İçişleri Bakanlığının görevden alma tebliğ belgesi. Bunun altında iki tane ek var. Bakın bu ek Diyarbakır’a şu an kayyım olarak atanan Diyarbakır Valisinin daha 1 Nisan’da kaleme aldığı bir yazı. Okuyorum: Diyarbakır Valiliğinin 01.04.2019 tarihli yani 1 Nisan 2019 tarih ve 8195 sayılı yazısı ile 07.08.2019 tarih ve eklerinde diye devam eden bu yazının son bölümünü sadece size okumak istiyorum. Gerekçelerini sıralıyor orada, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı Adnan Selçuk Mızraklının geçici bir tedbir olarak görevden uzaklaştırılmasını müsaadelerinize arz ederim. 

Bu yazı 1 Nisan’da yazıldı. Seçimler ne zaman yapıldı? 31 Mart’ta. 31 Mart’ta Diyarbakır, Mardin ve Van’da ve pek çok kayyım atanmış Kürt illerinde seçimi kaybedeceklerini bildikleri için anında harekete geçmişler. Bir kayyım darbesini o zamandan beri planlamışlar. Buna rağmen bu belge ortadayken, İçişleri Bakanı bir televizyon programında darbenin gerekçesini açıklarken resmiyetten ve samimiyetten uzak bir şekilde “Adam parayı dağa gönderdi” diyor. Milyonlarca izleyicinin karşısında utanmadan sıkılmadan yalan söylüyor. Soruyoruz ‘adam’ dediğin kim? Bir içişleri bakanı bir siyasi darbe kararının altına imza atıyor ise ve attığı imza da darbeye gerekçe yaptığı ismi açıklayamıyor. Bu çok utanç verici bir durumdur. Buradan Süleyman Soylu’ya açık çağrı yapıyoruz. Belediye eşbaşkanlarımızı ne ile suçluyorsunuz? Somut delilin nedir? Tüm Türkiye kamuoyu önünde demagoji yapmadan, yalana başvurmadan hukuki gerekçelerini açıkla başkanlarımız ne ile suçlanıyor. Somut, hukuki bir açıklama istiyoruz. Bu açıklamayı yapmayacaklar, yapamayacaklar. Çünkü bu toz duman arasında biraz önce söylediğim bu belge her şeyi ortaya koyuyor. 

Darbenin seçimden önce kurgulandığı belgelendi 

Bu konunun üzerinde bir kez daha durmak istiyorum. Bu belge darbenin seçimlerden önce kurgulandığının kanıtıdır. Zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan daha seçimler yapılmadan önce defalarca, “Sandıktan çıksanız bile kayyım atayacağız” diyerek halk iradesini tanımayacağını beyan etmemiş miydi?

Belediye bütçeleri kayyımın şatafatına gitti

Belediye bütçesi nereye gitmiş diye soruyorlar? Çok açık değil mi? Belediye bütçesi Saray’a gitmiş. Van, Amed ve Mardin belediyelerini talan eden kayyım, halkın milyonlarca lirasını haraç verircesine, Saray mensuplarına, bakanlıklara verdiğine dair belgeleri belediye eşbaşkanlarımız daha önce paylaşmıştı kamuoyuyla. Kayyımın özel odasına, özel banyosuna, şatafatına, çarçur ettiği eş dostuna, kadayıfına, tatlısına gitmiş. Bunlar açıklandı.

2016’da söyledikleri de yalandı

Bir şeyi hatırlatmakta fayda var. Bazen tarih herkesin yüzüne sert bir rüzgar gibi çarpar. 2016’da da DTP’li belediyelere kayyım atarken, “belediyelerin kasasında para vardı, o paraları dağa göndereceklerdi” diye propaganda yapmıyorlar mıydı? E sonra ne oldu? Hiçbir usulsüz harcama bulamadılar, tek bir dava açamadılar. Çünkü hepsi yalandı. Bunların içerisinde tek doğru olan belediyelerin kasasında para olduğuydu. Çünkü o belediye başkanları halkın parasını ihtiyaç dışında harcamıyorlardı. Şimdi belediye kasaları tam takır. Milyarlarca borç da cabası. Belediye başkanlarımız bunları çarşaf çarşaf açıkladılar. 

Soylu’ya soruyoruz: Kayyımlardan yüz binlerce liralık hediye aldın mı? 

Bakınız geçen günlerde Mardin Eşbaşkanımız Ahmet Türk açıkladı: Cumhurbaşkanı Erdoğan’a 136 bin 944 lira, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya biri 40 bin, diğeri 42 bin liralık iki kez hediye faturasının olduğunu söyledi. Bu faturalar var, iftira değil, yalan değil faturalar görülebilir. Dün bu konu ile ilgili bu konuyla ilgili Eş Genel Başkanımız Sezai Temelli, Süleyman Soylu’ya bir sordu ama bir cevap gelmedi. 

Bir kez daha soruyoruz: Kayyımlardan yüz binlerce liralık hediye aldınız mı, almadınız mı? Almadıysanız Cumhurbaşkanı’na, bakanlara verilen yüz binlerce liralık hediye faturaları neyin nesidir? Sizden cevap bekliyoruz. Aldıysanız rüşvetçisiniz. Almadıysanız kayyımlarınız büyük bir yolsuzluk çukurundalar. Bunu kamuoyunun bilmesinde fayda var. 

Bütün dert Kürtlerin iradesini gasp etmek miydi?

Hamasetle, milliyetçi duyguları kaşıyarak bu yolsuzluk çukurunun üstünü örtmeye çalışan Bahçeli, “Diyarbakır, Mardin, Van Büyükşehir Belediye Başkanlıklarının idaresi egemenliğin yegane sahibi Türk milletinin doğrudan kontrolündedir” demiş. Yahu gerçekten bütün dert bu muydu? Kürtlerin seçme ve seçilme hakkını, siyasi iradesini gasp etmek miydi bütün derdiniz? Kürtlerin belediyelerde yetki sahibi olmamasını sağlamak mıydı? Bütün dert ırkçı fikirlerinizi uygulamaya dökmek miydi? Bütün bu alavere, dalavere niye? 

Bahçeli’nin zihniyeti ırkçıdır 

Bu zihniyet ırkçı bir zihniyettir. Türkiye Türklerden ve Kürtlerden ibaret bir ülke değildir. Bu memlekette dünyada olan 72 milletin 72’sinden de bu topraklarda yaşamaktadır. Mezopotamya ve Anadolu, halklar bakımından diller ve kültürel bakımından zenginliğin beşiği olan bir coğrafyadır. Bu zihniyet ırkçıdır ve 1930’lardan bir farkı yoktur. Sadece hatırlatmak istiyorum. 

İktidarın büyük ortağı Bahçeli’nin sözlerini iyi düşünsün

Dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt ne demişti? ‘Türk bu ülkenin yegane efendisi, yegane sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır, hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı.’ Bahçeli’nin zihniyeti 1930’ların ırkçı zihniyetidir ve bugün yaşadığımız bütün bu sorunların temelinde bu ırkçı ve arkaik zihniyet yatmaktadır. Kürtlerin siyasi haklarının, seçme seçilme gasbından büyük bir haz duyan Bahçeli’nin izinden yürüyen iktidarın büyük ortağı iyi düşünsün bu sözleri. Vaktiyle 28 Şubat post-modern darbesinin altına imza atan generaller de o zaman Erdoğan şahsında ‘ya bunlar muhtar bile seçilemezler’ diyen kibirden ve üstencilikten ne farkı var bunun?

Bahçeli’ye en güzel cevabı Türk halkı vermiştir 

Bahçeli’nin bu sözlerine en sert cevabı 19 Ağustos’tan itibaren Batı’da yaşayan Türkler vermiştir. Türk halkı bunun cevabını yüksek sesle veren bir iradeyi ortaya koymaktadır. Bu ırkçı, yıkıcı ve bölücü zihniyet karşısında Türkler ve Kürtler dahil, Türkiye’nin bütün halkları eşit haklar temelinde birlikte yaşamayı başaracaklardır.

İktidar kararını geri almalı 

HDP iktidarın yalan ve iftiralarıyla baş edecek bir iradeye sahip bir partidir. Çünkü HDP gücünü haklılığından ve demokratik meşruiyetinden almaktadır. HDP olarak, iktidarı bu kararı geri almaya, belediye eşbaşkanlarını görevlerine iade etmeye ve bu ülkenin alnına bir kez daha sürdükleri bu kara lekeyi temizlemeye çağırıyoruz.

Ahmet Türk’e söz söyleyenler hadlerini bilmeli 

Bedia Özgökçe Ertan, Ahmet Türk ve Adnan Selçuk Mızraklı hâlâ seçilmiş meşru belediye eşbaşkanlarımızdır. Ahmet Türk, bu ülkede 6 dönem milletvekilliği yapmış, sadece Kürt demokratik siyasetinin değil aynı zamanda Türkiye demokratik siyasetinin de duayenlerinden biridir. Bugün iktidar sahipleri Ahmet Türk’e söz şey söyleyecek hadde sahip değildir, hadlerini bilmelidirler. 

Bedia Özgökçe Ertan ve Selçuk Mızraklı bizim aynı zamanda milletvekillerimizdi. Hala belediye eşbaşkanımız olmaya devam etmektedirler. Bu üç arkadaşımız seçimlere girerken YSK prosedüründen geçmiştir. Bir milletvekilinin de belediye başkanının da aday olması da seçilmesi de yasalarda belidir, kimse kendisinden bir gerekçe uyduramaz. Keyfi niyetlerini kendi tutumlarını, siyasi anlayışlarını bu kuralların yerine ikame edemez.

Meşru direnişimizi büyüteceğiz 

HDP olarak halkımızın gasp edilen siyasi iradesine sahip çıkacak ve belediyeleri kayyımlardan geri alacağız. Er ya da geç bu olacak. Çünkü tarihte her zaman haklı ve meşru olan kazanmıştır. Bunun için bütün darbe karşıtı demokrasi güçleriyle demokratik ve meşru direnişimizi kararlılıkla sürdürmeye ve büyütmeye devam edeceğiz. Barış, demokrasi ve özgürlük arayışı içinde olan bütün güçlerle demokratik ittifak zemininde buluşacak ve yeni bir demokratik siyasal sürecin inşası için çalışmayı sürdüreceğiz.

İktidarın yalanlarına inanmayın 

Sizin vasıtanızla Türkiye halklarına sesleniyoruz: İktidarın yalanlarına inanmayınız, iftiralarına itibar etmeyiniz. Türkiye’deki bütün hakların eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşamasının önünde bu iktidardan ve onun ırkçı zihniyetinden başka bir engel yoktur. 

Diyarbakır, Van ve Mardin’in kaderiyle Ankara, İstanbul ve İzmir’in kaderi ortaktır 

Türkiye halklarının kaderi ortaktır. “Devlet kimdur, yaylamı istiyorum” diyen Havva Ana’nın kaderiyle “Hırsızsınız, oyumu istiyorum” diyen Kürt anasının kaderi ortaktır. Nasıl ki, Kaz Dağlarıyla Hasankeyf’in kaderi ortaksa Diyarbakır, Van, Mardin belediyesinin kaderiyle Ankara, İstanbul, İzmir belediyesinin kaderi de ortaktır.

Bilinmeli ki, darbeyle gasp edilen Diyarbakır, Van ve Mardin belediyelerini özgürleştirme mücadelesiyle, darbe tehdidi altındaki İstanbul, Ankara, Mersin, Adana, Antalya belediyelerini savunma mücadelesi birleştiği, aynı kanala aktığı zaman darbeleri ve zorbaları tarihin çöplüğüne göndermek mümkün olabilir.

Vicdan sahibi her yurttaşı dayanışmaya davet ediyoruz 

Bu vesileyle hak, hukuk, adalet ve vicdan sahibi her yurttaşı bu onurlu mücadeleye ve demokrasiye sahip çıkmaya çağırıyoruz. Amed’e, Mardin’e ve Van’a Belediye eşbaşkanlarımızla dayanışmaya davet ediyoruz. 

 

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…