Adam-Der 12 Mart darbesinin yıldönümünde basın açıklaması yaptı

12 Mart 2019
Adam-Der 12 Mart darbesinin yıldönümünde basın açıklaması yaptı

ADAM-DER yönetici ve üyeleri, Kadıköy İskele meydanında 12 Mart faşizmini kınayan, katledilen ve asılan devrimcileri anan bir basın açıklaması etkinliği gerçekleştirdi.. Etkinliğe Sarp Kuray da katıldı.

12 Mart 1971 darbesinin 48 nci yıldönümünde Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği Adam-Der, Kadıköy İskel Meydanında basın açıklaması yaptı.
Demokrasi ve devrim mücadelesinde hayatlarını yitirenlerin anısına bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan açıklamanın açış konuşmasını yapan Genel Başkan Kudret Ünal ''Geçmiş darbelerden farklı olarak tek adam diktatörlüğü döneminde Türkiye’miz ne yazık ki sınırlarımız dışında bir savaşın içindedir. Amerikan emperyalizminin “Büyük Ortadoğu Projesi”nin ortağı sıfatıyla Afganistan, Irak ve Libya’daki cinayetlere katkıda bulunan iktidar, yine Amerikan emperyalizminin taşeronu olarak komşu ülke Suriye’de körüklediği iç savaşın doğrudan tarafıdır'' dedi.
 
12 Mart döneminde teğmen rütbesindeyken TSK dan uzaklaştırılan Kazım Şaroğlu söz alarak, 1960 lı yıllarda yaşanan toplumsal gelişimleri açıklayarak, 12 Mart darbesi ile nasıl bastırılmak istendiğini ve Ankara Muhabere Okulu içinde yer alan işkence merkezinde yüzlerce devrimcinin arasında askerlerin de olduğunu anlattı.
 
Daha sonra söz alan 12 Mart döneminde Deniz Kuvvetlerinden uzaklaştırılan Sarp Kuray söz aldı. Darbecilerin bugün de iktidarda olduğunu söyleyen Koray, 12 Mart ve 12 Eylül'de TSK dan uzaklaştırılmış askerlerin bugün burada toplanmış olmasını çok anlamlı bulduğunu belirtti ve sözlerini, geçmişte yayınladıkları bildirinin sonucunda yer alan şiirle, Devrimciler Ölür, Devrimler Yaşar diyerek bitirdi.
 
Etkinlik sırasında İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek, Darbeciler Halka Hesap Verecek sloganlarının atıldığı, Genel Başkan Yardımcısı Kemal Süreyya Çakıroğlu tarafından okunan Adam-Der'in basın açıklamasının tam metni şöyle;
 

Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği ADAM-DER çatısı altında toplanmış,

12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbecileri tarafından sol görüşlü olduğumuz için Türk Silahlı Kuvvetleri’nden atılmış askerler olarak,

Solkırımcı 12 Mart 1971 darbesini 48’nci yıldönümünde bir kez daha lanetliyoruz.

Kırk sekiz yıl önce, “sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aştı” gerekçesiyle darbe yapıldı, sol muhalefet sıkıyönetim balyozuyla ezildi. Devrimci gençler, aydınlar, sanatçılar zindanlara dolduruldu, işkencelerden geçirildi, kurşuna dizildi, asıldı; sol yayınlar yasaklandı, yakıldı.

Ülke çapındaki solkırım, kışlaya da yansıdı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden 600 dolayında subay, astsubay ve öğrenci asker, işkenceden geçirilerek, işsizler ordusunun saflarına atıldı.

12 Mart faşizminin ülkenin pek çok yerinde açtığı işkence merkezlerinden biri de İstanbul Erenköy’de Zihni Paşa Köşkü’nde kurulmuştu. Bu köşkte ve Ankara Mamak Muhabere Okulu yerleşkesindeki Keçikıran villasında çok sayıda yazar ve sanatçının yanı sıra darbeci cuntanın kıydığı askerler de işkenceden geçirildi.

Ülkemizin demokrasi belleğine katkı olmak üzere, ADAM-DER’in önerisiyle, Zihni Paşa Köşkü’nün bulunduğu Kuşluk Parkı’nda, Kadıköy Belediyesi tarafından İşkence Kurbanlarına Saygı Anıtı dikildi. ADAM-DER üyeleri olarak, darbelerin yıldönümlerinde İşkence Kurbanlarına Saygı Anıtı önünde toplanarak, darbeleri ve işkenceyi protesto ediyorduk. İstanbul Valiliği, bu yıl Kuşluk Parkı’nda toplanmamıza yasak getirdi. Valiliğin yasaklama kararını darbeci zihniyetin tezahürü olarak görüyoruz, kınıyoruz ve protesto ediyoruz.

Darbecilerden gerçek anlamda hesap sorulmadığı için ülkemiz tarihinde darbeler eksik olmadı. Nihayet 15/16 Temmuz 2016 gecesi ülkemiz Cumhuriyet tarihinin en kanlı askeri darbe girişimine sahne oldu.15 Temmuz askeri darbe girişiminin bastırılmasıyla ülkemiz iç savaşın eşiğinden döndü. Ne yazık ki, 15 Temmuz askeri darbe girişimi “Allah’ın lütfu” sayılarak bu kez sivil darbe yapıldı, tek adam diktatörlüğü kuruldu.

***

Ülkemiz bugün Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi adı altında fermanlarla yönetilmektedir, TBMM işlevini kaybetmiştir. TBMM ve mahkemeler hak arama kapısı olmaktan çıkmıştır. TBMM kendi üyelerine bile sahip çıkamaz haldedir. Yargı organları tek adam diktatörlüğünün tam denetimi altındadır. Üniversitelerde geçmiş darbe dönemlerindekini kat kat aşan sayıda akademisyenin görevine son verilmiş; hiçbir idari soruşturma olmaksızın 130 bin dolayında kamu görevlisi işten atılmıştır. Tek adam diktatörlüğüne biat etmeyen yüzlerce medya kuruluşu kapatılmış, cezaevlerindeki gazeteci yazar sayısı 100’ü geçmiştir.

12 Mart 1971 darbesi “sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aştı” gerekçesiyle yapılmıştı.

12 Eylül 1980’de darbeci Genelkurmay Başkanı, garsonun bile kendisinden fazla maaş almasından yakınarak sendikal hakları kısıtlamış, patron sendikasının başkanı da “Yirmi yıldır işçiler güldü, şimdi gülme sırası bizde” diyerek sevinmişti.

Bugün de yürütmenin başı ve AKP Genel Başkanı, yerli yabancı patronların rahat edebilmeleri için grevleri yasaklamakla övünmektedir.

12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbecileri tarafından sol görüşlü olduğumuz için Türk Silahlı Kuvvetleri’nden atılmış, işkence edilerek sorgulanıp yargılanmış, işsizliğe ve açlığa mahkûm edilmiş askerler olarak, patronları güldürmek için yapılmış darbeleri lanetlediğimiz gibi patronları rahat ettirmek için gerçekleştirilmiş tek adam darbesini de tel’in ediyoruz!

*** 

Geçmiş darbelerden farklı olarak tek adam diktatörlüğü döneminde Türkiye’miz ne yazık ki sınırlarımız dışında bir savaşın içindedir. Amerikan emperyalizminin “Büyük Ortadoğu Projesi”nin ortağı sıfatıyla Afganistan, Irak ve Libya’daki cinayetlere katkıda bulunan iktidar, yine Amerikan emperyalizminin taşeronu olarak komşu ülke Suriye’de körüklediği iç savaşın doğrudan tarafıdır.

Hatırlatmalı ki, eski bir Başbakan Yardımcısı’nın ifadesiyle “Türkiye’nin Suriye politikası başından itibaren yanlışlıklarla doludur.” Bu itirafa karşın, ülkemizin kaderine hükmeden iktidar, yanlışta ısrar etmektedir. Çünkü, iktidardaki zihniyetin saygısı ve muhabbeti, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi niteliğindeki “Yurtta barış dünyada barış” ilkesine değil, “Keşke Yunan galip gelseydi, ne hilafet yıkılırdı ne de şeriat kaldırılırdı” zihniyetinedir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine aykırı savaşçı dış politika ülkemizin iç barışını da tehdit eden bir seyir izlemektedir. Savaşçı iktidar bloku, diktatörlüğü sürdürebilmek uğruna, etnik ve dinsel farklılıklar üzerinden halklarımızı cepheleştirmekten, kendisine yandaş görmediği geniş halk yığınlarını ötekileştirmekten çekinmemektedir. Daha vahimi, savaşçı iktidar blokunun başı, kendisine biat etmeyen herkesi kin ve nefret diliyle itibarsızlaştırmakta hatta demokratik muhalefetin ülkeyi terk etmesi gerektiğini bile söyleyebilmektedir. İnsanlarımızı bu kin ve nefret söylemini reddederek, barış içinde bir arada yaşamak için 31 Mart’ta gereken yanıtı vermeye çağırıyoruz.

***

Darbelerin temel hak ve özgürlüklere, emek barış ve demokrasi güçlerine verdiği zararın bilinciyle, her türlü askeri/sivil darbeye, diktatörlüğe, savaşa karşı olduğumuzu, siyasal İslamcı faşizmin karanlığına teslim olmayacağımızı bildiriyoruz.

ADAM-DER olarak, kültürler ve halklar coğrafyası ülkemizin gerçekten demokratikleşmesi ve barışa kavuşması için, tüm emek barış ve demokrasi güçleri ile birlikte mücadeleyi sürdüreceğiz.

Saygılarımızla.

AskeriDarbelerinAskerMuhalifleri Derneği

 

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…