Eril Dikta altında Kadın..

3 Şubat 2019
Eril Dikta altında Kadın..

Dünyanın her yerinde artan faşizan eğilimler sonucu kadınlar tüm engellere rağmen "gergedanlaşmamak"ta kararlılar ve kadın hareketi tüm gücüyle mücadelesini sürdürmeye devam ediyor, sesleri kesilmeye çalışılsalar dahi…

PoliTez -- Mayın tarlası gibi kadınların dünyası, yönümüzü hangi tarafa çevirsek bomba şiddetinde başka bir haberle sarsılıyoruz, bazen de yetişemiyoruz haberlerin hızına ve daha da kötüsü hızla unutuyor ve normalleştiriyoruz birer birer…

Bu unutma durumu bana Eugen Ionescu’nun Gergedan isimli eserini çağrıştırıyor. Gergedan adlı eser; 1930’larda herkesin Faşizme teslim olmasına istinaden, insanların gergedanlaşmaya alışmasının irdelendiği absürt bir tiyatro oyunudur.

Herkesin teker teker gergedanlaştığı ve bu durumun artık kanıksandığı oyunda, oyun kahramanı Berenger, tek başına kalsa da insan olarak kalacağını haykırır.” Son insanım ben, sonuna kadar da insan kalacağım! Teslim olmuyorum" der.

Dünyanın her yerinde artan faşizan eğilimler sonucu kadınlar tüm engellere rağmen gergedanlaşmamakta kararlılar ve kadın hareketi tüm gücüyle mücadelesini sürdürmeye devam ediyor, sesleri kesilmeye çalışılsalar dahi…

İşte bu seslere ses olmak adına, bu hafta Dünya’da ve Türkiye’deki kadınların dünyasından Politez’in süzgecine takılanlar…

Çocuktan gelin olur mu?

TCK 142. Maddeye göre 17 yaşını doldurmamış çocukların evlenmesi kesinlikle mümkün değildir. Bazı olağanüstü durumlarda ise hâkimin takdir yetkisine bağlı kalmak kaydı ile 16 yaşını doldurmuş olan çocukların evlenmelerine izin verilir. Kanun maddesi çok açık, peki ya uygulanabilirliği?

  

2017 yılında, Türkiye’ye gelen Suriye vatandaşı -o tarihte 13 yaşında olan- Ceylin, akrabaları olan 27 yaşındaki Hasan ile evlenir. Evliliklerinin ardından Ceylin hamile kalır ve hastaneye gitmeleri sonucu bu durum polise bildirilir ve kamu davası açılarak yargıya intikal eder. Hasan ifadesinde ;“Ben Suriye’deki görgü ve bilgime göre huzurdaki mağdurla evlilik yaptım. Yanlış bir şey yapmadım. Suriye vatandaşı olarak Türkiye’deki ceza mevzuatını bilebilecek durumda değilim. Suriye insanı olarak Suriyeli bir kadın ile Suriye’deki düzene göre evlendim. Suç kastım yoktur” der ve beraatını ister. Fatima, kızı 13 yaşını doldurduğu için, kızını ‘korusun kollasın diye’ sanık ile evlenmesine müsaade ettiğini söyler ve “Bizim yaptığımız Suriye mevzuatına göre bir evliliktir. TCK’yı bilecek durumda değilim. Suç kastım yoktur” der.

13 yaşında hamile çocuk Ceylin ise kendi rızasıyla evlendiğini, Hasan’ın cezalandırılmasını istemediğini belirterek: “Bu yaştaki bir genç kız Suriye’de evlenebilir. Evlendiğim tarihten itibaren kocamla birlikte yaşıyorum. Hamile kaldıktan sonra hastaneye gittiğimizde bu olaya ilişkin tutanaklar düzenlenmiştir. Şikâyetçi değilim” der. Peki, Türk yargısı bu durumda nasıl bir sonuca varır? Savcı mütalaasında şöyle yazar: “Sanıkların atılı suç kastıyla hareket etmedikleri, kendi ülke kanunları ile ülkemizde de devam etmekten ibaret olan eylemlerinin hata kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek atılı suçların yasal unsurlarının oluşmaması sebebiyle sanıkların beraatları yönünde karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur.” Kısaca Mahkeme, sanıkların ‘yasal unsurları bilmeden hareket ettikleri’ kanaatine vararak beraat kararı verir. Bu habere paralel olarak, geçtiğimiz günlerde Diyarbakır’da 15 yaşında bir çocuk telli duvakla düğünle evlendirildi. Diyarbakır barosunca yapılan ihbar göz ardı edildi ve Kulp Cumhuriyet Başsavcılığınca tüm şüphelilerin ifadesi ve çocuğun beyanı alındıktan sonra TCK 104. Madde gereği çocuk ve ebeveynleri tarafından şikâyette bulunulmadığından şüpheliler serbest bırakıldı.

Bir tarafta kanun maddesinde yazılanlar, diğer tarafta ise fiilen uygulananlar…

Mağduriyet yaratıp sonra da bu mağduriyeti yaratanları kurban olarak göstermek ve tecavüzcüleri aklamak için mağdurların tecavüzcüsü ile evlendirilmesi konusu neden ısıtılarak önümüze getiriliyor düşündünüz mü hiç? 2016 yılında Bekir Bozdağ “3000-4000 masum insan var içeride” diyerek tecavüz yasasını normalleştirmeye çalışırken aradan geçen 3 yıllık süreçte mağdur insan sayısı 10,000 olarak beyan ediliyorsa bu aslında bize pratikteki uygulamaların kanun maddesine aykırı olarak yapıldığını ayan beyan göstermiyor mu? Kısaca sözde Medeni Kanun, uygulamadaki ise şeriat kanunları değil mi?

1 yıl 6 ay ne ifade ediyor sizlere? Toplam 18 ay, şimdiden başlarsak önce ilkbahar, sonra yaz, ardından sonbahar, kış sonra gene ilkbahar ve… Bazıları içinse; hasret kalmak sevdiklerine, evinde içilecek sıcak bir çaya... en beteri de haksızca içeride tutulmak... Kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’nin nöbetçi Genel Yayın Yönetmeni kampanyasına katıldığı için tutuklanan feminist yazar Ayşe Düzkan’dan bahsediyorum. Tutuklandı Ayşe… Neden? Tutuklanmak için nedenlerin geçersiz sayılıp, neden yaratıldığı bir ülkede yaşadığı için. "Ne zaman bir ülkede saklanacak bir şey varsa, o zaman basın özgürlüğü kısıtlanır" diyen Düzkan, 18 aylık cezasını çekmek için aramızdan geçici bir süreliğine ayrılırken dahi her şeye rağmen gülümsüyordu, hoşça kal Ayşe, nasılsa geçecek bu günler de…

Şule Çet Davasının geldiği akıl almaz nokta

Centilmenlik, centilmen olma durumu toplumun belli kesimlerince takdirle karşılanan bir durumdur, hatta erkeklerin bu centilmenlik kisvesi altında takındığı davranışlar kolaylıkla yerini flörtüz davranışlara bırakıp kadınların taciz edildiği vakalarla da sonuçlanabilir. Peki ya tam tersi olsa? Centil(wo)men kadınlar türese mesela birden bire etrafımızda… Eril zihniyet kabul etmez tabi bunu değil mi? Namusun kadınların boynunun borcu olduğu bir ülkede ne mümkün? Hemen yaftalanır kadın, “kuyruk salladı” denir. Oysa tacizci erkekler hiç sorgulanmazlar hatta iyi hal indirimleriyle sebebiyet verdikleri trajediler normalleştirilmeye çalışılır. Bir kurgudan bahsediyor olabilirim belki ama kurgularımız gerçek hayatta yaşanan acımasız ve akla sığmayan gerçeklerin tezahürü oluyor çoğunlukla. Tıpkı Şule Çet davasının geldiği akıl almaz nokta gibi…

Üniversite öğrencisi Şule Çet geçtiğimiz yılın Mayıs ayında Ankara’da bir plazanın 20. katından atılarak öldürülmüştü.Şule’nin otopsisinde 9 parmağının tırnak altında Çağatay A’ya ait DNA izleri bulunmuş. Ayrıca cinsel saldırıya uğradığı ve kanında uyumayı tetikleyen uyarıcı maddeye rastlandığı tespit edilmişti.

Çağatay A. ve Berk A’nın kasten öldürme, cinsel saldırı ve hürriyetten yoksun bırakma suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 39’ar yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istendiği davada adli tıp doktorları tarafından fiyasko sayılacak bir rapor hazırlandı geçen hafta.

Şule Çet davasının avukatı Umur Yıldırım’ın sosyal medya hesabından duyurduğu rapora göre; “bir kadın, bir erkekle tenha bir yerde alkol içmeyi kabul etmiş ve hele erkeğin yalnız yaşadığı evine, odasına giderek birlikte içmiş olursa cinsel ilişkiye rıza göstermiş sayılır.” Ey insanlıktan nasibini almamış para ile satın alınmış zavallılar, size en iyi cevabı Av. Adem Umur vermiş aslında,Şule`nin yaşadıkları senin de başına gelirse biz senin gibi davranmayacağız, senin de hakkını sonuna kadar savunacağız.”diyerek.

Erkek egemen siyasete devam

Gene bir seçim öncesi yok sayılan kadınlar. Bıyıklı siyaset hız kesmeden devam ediyor. Mart 2019’daki yerel seçimlerde belediye başkanlıkları için 4 partinin açıkladığı adaylar arasında kadının yeri yok. AKP, CHP, MHP ve İYİ Parti’nin açıkladığı toplam 793 adaydan sadece 26’sı kadın.

Diğer taraftan Almanya’nın Brandenburg eyaletinde düzenlenecek seçimlerde 2020 yılından itibaren eşit sayıda kadın ve erkek aday gösterilecek. Karar, Eyalet Meclisi’ne Yeşiller Partisi tarafından sunulan yasa tasarısının oy çokluğuyla kabul edilmesiyle alındı. Kadınların temsiliyet oranının yetersizliğinin önüne geçmeyi amaçlayan yasaya Yeşiller ’in yanı sıra Sol Parti ve Sosyal Demokrat Partili (SPD) vekiller de destek verdi. Almanya Adalet Bakanı Katarina Barley, yeni yasanın ülke genelinde geçerlilik kazanması gerektiğini vurguladı.

Kadınlara temsiliyet şansı tanımayan zihniyet, sığınma evlerindeki kadınlara oy hakkı da tanımıyor.137 Kadın sığınma evinde, 12 binden fazla şiddet mağduru kadın var ve bu kadınların “güvenlik” nedeniyle oy kullanma hakları ellerinden alınıyor. Kadın sığınma evleri Şiddet Önleme ve İzleme(ŞÖNİM) merkezlerine bağlı. Bu merkezler de Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlılar. Kaldı ki, 6284 sayılı kanuna göre; şiddet mağduru kadınlar kimlik bilgilerinin değiştirilme ve gizlenmesini talep edebilirler. Engelliler için gezici sandık uygulaması yapan hükümet sığınma evlerindeki kadınların oy kullanmasını da çok kolaylıkla sağlayabilir. Fakat maalesef ki “sözde güvenlik” uygulamalarıyla, kadınların en temel vatandaşlık hakları ellerinden alınıyor.

Eşini Öldüren Kocaya Ağır Tahrik İndirimi 

2016 yılında Kocaeli İzmit İlçesinde geçen olayda; Neslihan Gönültaş, kocası Mehmet Gönültaş(24) tarafından silahla vurularak öldürüldüğünde 19 yaşındaydı. Sanık Mehmet Gönültaş müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Fakat karısının kendisine tokat attığını iddia ettiği için, mahkeme ağır tahrik indirimini uygulayarak müebbet hapis cezasını 20 yıl cezaya çevirdi.

Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine İlişkin 6284 Sayılı Kanun'daki “Kadının beyanı esastır” maddesine istinaden erkeğin evden uzaklaştırma almasına kafayı fena halde takmış olan yandaş basının, erkeğin ölmüş karısının ardından, hiçbir şekilde ispatlanma olasılığı olmayan sadece sanık erkeğin beyan ettiği sözlerle ağır tahrik indirimi ile ödüllendirilmesi karşısında zafer çığlıkları atması tabi ki kaçınılmaz olur. Peki, hepsi bir kenara internet üzerinden silah satın almanın bu kadar kolay olduğu, mermi hakkının 2018 yılında yapılan düzenleme ile 5 katına çıkarılması sonucu artan bireysel silahlanma daha kaç canın kıyılmasına neden olacak? Hiç mi sızlamaz yürekler?

Diskar işsizlik raporu açıklandı

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu araştırma raporu açıklandı. Ekim 2018 TÜİK verilerine göre kadın işsizliği yüzde 14,7 olarak açıklanırken, kentsel kadın işsizliği ve genç kadın işsizliği yüksek oranda seyretmektedir. Tarım dışı kadın işsizliği yüzde 18,8 olarak açıklanırken, genç kadın işsizliği yüzde 27,9, kentsel genç kadın işsizliği ise yüzde 32,9’a yükseldiği belirtildi.

Raporun değerlendirme ve öneriler kısmında; kadın istihdamının artırılması ve işsizliğinin azaltılması için işgücü piyasalarındaki cinsiyetçi uygulamalara son verilmesi, ev içi bakım hizmetleri devletin gereken nitelikli, yaygın ve ücretsiz bakım hizmetlerini sağlaması ile kadının üzerinden alınması gerektiği belirtilmişti.

“Kadının yeri evidir, ailesinin yanıdır” düşüncesini besleyen politikalar üretilmeye devam edildikçe, kadınlar da hem ekmeklerinin hem de özgürlüklerinin peşinden gitme yolunda mücadelelerinden asla vazgeçmeyecekler.

8 Mart’a doğru…

Alanlar ve meydanlar gene kadınların sesleriyle çınlayacak. Berlin’de 8 Mart Dünya Kadınlar günü, resmi tatil ilan edilirken, Türkiye’de feminist hareket, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için çalışmalarını başlattı. 5-6 Ocak’ta İstanbul Fulya Sanat Merkezi’nde yapılan Türkiye Kadın Buluşması’nın ardından yayınlanan sonuç bildirgesinde 8 Mart kadın grevi konu edilmişti.

 

8 Mart Kadın Grevinin Türkiye’de uygulanabilirliği tartışmaları devam ederken İsviçre’de yirmi sekiz yıl aradan sonra gerçekleşecek olan ikinci kadın grevinin, 2019’un en büyük politik olaylarından biri olacağı iddia ediliyor

Gamze Şimşek derledi 

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…