HDP'den Kanal İstanbul ÇED raporunun iptali için dava

21 Ocak 2020
HDP'den Kanal İstanbul ÇED raporunun iptali için dava

Dilekçede, ÇED Raporunun önemli aşamalarından biri olan halkın katılım hakkının ihlal edildiğine işaret edildi. Anatasanın 17. ve “Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemenin Devletin ve vatandaşların ödevi” olduğunu belirten 56. hükümlerine yer verildi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hukuk ve Ekoloji Komisyonları, Kanal İstanbul Çevre Etki ve Değerlendirme (ÇED) Raporunun iptali istemiyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığına karşı İdare Mahkemesi'ne dava açtı. Dilekçede HDP’nin davanın tarafı olduğu vurgulanarak, “Kanal İstanbul ve Yenişehir Rezerv Alanı Projesi; siyasi iktidarın dayatması, varoluş nedeni haline gelmiştir” denildi.
 
Kanal İstanbul Projesi için hukuksuz ve gayrimeşru bir şekilde verilen ÇED olumlu kararı verildiğini belirten HDP, bu davanın tarafı olduğunu vurguladı. HDP adına İstanbul İdare Mahkemesine verilen dilekçede HDP’nin ekoloji ve doğa hakkını savunan bir kitle partisi olduğuna işaret edildi. HDP’nin ilgili tüzük ve program hükümlerine yer verilerek, “Parti tüzük ve programında yer alan bu amaç ve hedefler doğrultusunda Halkların Demokratik Partisi'nin dava konusu Kanal İstanbul projesi için verilen hukuksal ve bilimsel-teknik açıdan yok hükmündeki ÇED olumlu kararın iptali istemiyle dava açmakta hukuksal menfaati vardır” denildi.
 
Anayasa’nın 17'nci maddesinde yer alan “herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme” hakkına sahip olduğu, 56'ncı maddesinde yer alan “herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yasama hakkına” sahip olduğu “çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemenin Devletin ve vatandaşların ödevi” olduğu hükümlerine yer verilen dilekçede, çevre hakkının dünyanın pek çok ülkesiyle birlikte Türkiye’de de anayasal güvenceye alındığına işaret edildi.

"Halkın katılım hakkı ihlal edildi"

ÇED Raporunun önemli aşamalarından biri olan halkın katılım hakkının ihlal edildiğine işaret edilen HDP dilekçesinde şu görüşlere yer verildi: “ÇED Yönetmeliği'nde düzenlenen halkın katılımı süreci, çevre hakkının temel unsuru olan katılımı ilkesinin bir sonucudur. 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun ‘ilkeler’ başlıklı 3'üncü maddesinin e fıkrasında; ’Çevre politikalarının oluşmasında katılım hakkı esastır. Bakanlık ve yerel yönetimler; meslek odaları, birlikler, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşların çevre hakkını kullanacakları katılım ortamını yaratmakla yükümlüdür.’ hükmü yer almaktadır. Dolayısıyla ÇED Yönetmeliği'nin dayanağı olan Çevre Kanunu'na göre halkın karar alma sürecine katılımı yasal bir zorunluluktur. Ancak başta İstanbul halkı olmak üzere Kanal İstanbul projesine karşı yükselen halk tepkisi dikkate alınmamıştır.”

"Kanal İstanbul, siyasi iktidarın dayatması, varoluş nedeni haline gelmiştir"

ÇED Olumlu raporunun yok hükmünde olduğuna işaret edilen dilekçede, projenin siyasi nedenleri de şöyle anlatıldı:
 
“Kanal İstanbul ve Yenişehir Rezerv Alanı Projesi; siyasi iktidarın dayatması, varoluş nedeni haline gelmiştir. Kuzey ormanları ve sulak alanlar üzerinde inşa edilen, yüzlerce işçinin ölümüne ve yüzlercesinin iş göremez hale gelmesine, sayısız yabanıl için yaşam alanlarının yok olmasına neden olan 3'üncü Havalimanı ve 3'üncü Köprü ve bağlantıları bu projenin parçalarından birkaçıdır.  Yeni şehir rezerv alanı içinde pek çok yapılaşma her geçen gün doğal alanların üstüne doğru daha da genişleyerek yapılmaktadır. Kanal İstanbul projesi kapsamında yapılacak köprü, otoban, yol bağlantıları altında ve kanal güzergahında kalacak konutların sahiplerine TOKİ konutlarından kredi ile ev önerileri, Çevre Ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından, idareye çağrılarak yer göstermeler, teklifler yapılırken, Küçükçekmece Lagününün çevresine lüks gökdelenler, siteler konuşlanmakta, bir taraftan da projenin farklı aşamaları uygulamaya sokulmaktadır. Dava konusu ÇED olumlu kararı ile imara açılan tarım alanları ve su havzaları, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi'nce kabul edilen ve Belediye Başkanı tarafından 15 Haziran 2009 tarihinde onaylanan ve halen yürürlükte olan 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planına göre koruma altındadır. Bütün bu siyasi hedefler için ‘ÇED makyajı’ oluşturulması amacıyla dava konusu işlem tesis edilmiştir. Oysa dava konusu işlemin dayanağı olan Nihai ÇED Raporu, ne teknik içeriği ne de hukuksal dayanağı itibariyle ÇED Raporu olarak kabul edilemez. Doğal alanları, arkeolojik yapıları ve alanları, İstanbul’un belleğini yok edecek bu uygulamanın durdurulması için Sayın Mahkemenizin iptal kararı vermesini diliyoruz.”
 
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da Kanal İstanbul'un asla şahsi ve siyasi bir mesele olmadığını belirterek, "Bizim için hayati bir mesele. Dolayısıyla İstanbul için bu hususta tümüyle hukuka dayalı bir şekilde en son noktasına kadar mücadelemizi vereceğimizi, halkımızın da yoğun şekilde eşlik edeceğini, itirazlar, mahkemeler, hukukçuların önderliğinde yapacağımızı söylüyoruz" ifadelerini kullanmıştı.

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…