Varlıkları Türk varlığına armağan olsun! / Nuray Mert

30 Ocak 2013
Varlıkları Türk varlığına armağan olsun! / Nuray Mert

"Türkiye ve Kuzey Irak Kürt Yönetimi ittifakı ve Türkiye'de kısmi reformlar karşılığında büyük ölçüde ortaklaşacak, bu kez daha ılımlı bir süreç içinde PKK ve ona yakın Kürt çevreleri siyasal formülden çıkacak. Diğer taraftan, PKK'nin Suriye'deki Kürt bölgesine (o da kısmen) yönlendirilmesi ile Türkiye ‘Kürt derdi'nden kurtulacak ve bölgesel güç olma yönündeki engelleri aşıp, taşacak.."

İmralı süreci' dediğimiz yeni barış imkanını sonuna kadar zorlamaktan yana olanlardan biriyim. Bu süreçte, iktidar partisinin de, ana muhalefet partisinin de gel-gitler yaşayacağı, bazen iki adım ileri bir adım geri, bazense bir adım ileri, iki adım geri gideceğini tahmin etmek zor değildi. Hala, bir çokları gibi ben de, her şeye rağmen sebat etmek, muktedirleri barışa zorlamak gerekir diye düşünüyorum. Ama, hemen hemen tüm eskimiş (ama bir türlü eskimeyen) yaklaşım ve taktiklerin yeniden ortalığı kaplamaya başlamasını izlemek gerçekten çok bunaltıcı.

Kürt meselesinin çözümünü, Türkler ile Kürtler adına kurgulanan ortak bir ‘megalo-idea' üzerine bina etmek anlayışının tarihi Özal dönemine kadar gider. Bu ‘megalo-idea'nın özeti, ABD himayesinde Türkler ile Kürtlerin ittifak ederek bölge gücü haline gelmesi fikridir.

Bu anlayışın, yeniden gündeme gelmesi ve bir yandan, Türkiyeli sağ libareller ve muhafazakarları, diğer yanda Kuzey Irak'da iktidar olan sağ Kürt milliyetçisi siyasi çevrelerinde karşılık bulması şaşırtıcı değil. Türkiyeli sağ liberaller, siyaseti büyük ölçüde büyük ekonomi çerçevesinden görüyor, muhafazakarlar arasında dindarlığı ağır basan kesimler bile ‘büyük Türkiye' hayali kuran millieyetçiler oldukları için işin içinde Türkiye'nin şahlanışı olabilecekse, Kürt meselesine biraz daha ılımlı bakmaya eğilim gösterebiliyorlar. Irak Kürdistanında ağır basan sağ Kürt milliyetçiliği de, ekonomik zenginlik ve olabilirse tam bağımsızlık adına Türkiye ile pazarlıklara açık gibi görünüyor.

Dahası, son olarak Suriye Kürt bölgesi de artık tarih sahnesinde yerini almaya başlıyor.

Bu koşullar altında, bir takım yorumlardan anlaşıldığına göre, bazı ‘Türk-Kürt' ortak yapımı, bir taşta çok kuş vurma kurguları dolaşıma giriyor. Bunlara göre, kabaca söylersek, Türkiye ve Kuzey Irak Kürt Yönetimi ittifakı ve Türkiye'de kısmi reformlar karşılığında büyük ölçüde ortaklaşacak, bu kez daha ılımlı bir süreç içinde PKK ve ona yakın Kürt çevreleri (yani Türkiye'deki politik Kürt toplumu ve onun siyasi aktörleri) siyasal formülden çıkacak. Diğer taraftan, PKK'nin Suriye'deki Kürt bölgesine (o da kısmen) yönlendirilmesi ile Türkiye ‘Kürt derdi'nden kurtulacak ve bölgesel güç olma yönündeki engelleri aşıp, taşacak. Kuzey Irak Kürt Yönetimi bazı yorumcuların tabiri ile ‘Kürt Dubai'si olacak, Suriye'deki Kürt bölgesi de, bu iki kıskaç arasında, orta vadede aynı kervana katılmak üzere, bir süreliğine PKK çizgisi esintili bir geçiş alanı olacak.

Arzu Yılmaz'ın (Radikal II, 27 Ocak) ifadesi ile, ‘Anlaşılan, 1990'lardan bu yana gündemde olan Türkiye'nin büyüme sevdasını gerçekleştirmek için aranan çağdaş İdris-i Bitlisi de Abdullah Öcalan olacak'. Zaten son zamanlarda, ‘Kürt meselesi olmasa Türkiye küresel yıldız olacak' tezi yerini, iktidar çevresinden bir yazarın, daha gönül alıcı tabiri ile ‘Ortak kaderimiz Büyük Türkiye' türü yorumlara bıraktı.

Dünyaya ‘insanı yaşat ki DEVLET YAŞASIN' gözüyle bakanların, Kürt meselsinin çözümüne de, ‘Türkiye büyüsün, güçlensin diye Kürtler ile barışalım' şeklinde bakmaları şaşırtıcı değil. Sonu barış olsun da nasıl olursa olsun diyebilirsiniz, diyebiliriz. İşte asıl mesele burada, bir kere, Türkiye büyüsün güçlensin diye tenezzülen girişilen işten barış çıkmaz. İkincisi, Türkler ile Kürtlerin demokratik bir gelecek ufku ile barışması başka şey, birlikte bölgesel karanlık hesaplar içine girmek için el sıkışmaları başka şey.

‘Karanlık hesaplar'dan neyi kastettiğimi de hemen açayım ki, komploculara gün doğmasın. Bu türden bir barış, ne Türkiye'de ne de Irak Kürt Federe Bölgesinde demokratik bir gelecek değil, ekonomik zenginlik ve siyasal nüfuz hesapları adına bir pazarlık demektir. Türkiye'deki Kürt siyasal hareketi'nin ufku, daha eşitlikçi ve özgürlükçü bir gelecek ile belirlenmiştir, bunu görmemek bu hareketi başarısız tasfiye hamlesinden başka bir sonuç vermez. Dahası, alınmak istenen sonuç, ekonomik zenginleşmeye karşın daha da otoriterleşen bir Türkiye ile onun küçük Kürt havarileri modelinden başka bir şey olamaz.

Diğer taraftan böyle bir hesap, hali hazırda bölgesinde yalnızlaşan Türkiye'nin Kürtleri de kendi yalnızlığı yanına çekmekten, orta ve uzun vadede ise bölgedeki diğer aktörler ile karşı karşıya getirip kendine mahkum etmesi sonucu verir, kimseye hayrı dokunmaz. Oysa Türklerin de, Kürtlerinde kendi güç hesapları içinde boğulmak yerine, bölgesel aktörler ile barışcıl ve uzun vadeli gelecek tasarlamaya girişmeleri herkes için daha hayırlı olur.

Ve nihayet, söylemeden edemeyeceğim, Kürtler ile barışmaya çalışırken bile, ‘ya benim olacaksın, ya kara toprağın!' maraziliğine yol vermek nasıl bir şeydir? ‘Ortak kaderimiz büyük veya güçlü Türkiye' gibi şeyler söylemenin ‘varlıkları Türk varlığına armagan olsun!' demekten ne farkı var? Çocuklarına her sabah okuttunuz yetmedi, şimdi işi büyüklerinden icraat beklemeye mi vardırdınız? Bu kadarı ayıp olmuyor mu? / 
Birgün

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…