“Varoş Efendi”

7 Temmuz 2011
“Varoş Efendi”

Artık iktidarı destekleyen varoş efendi minimal modern sitelerde oturmaya başlamış, gerçek varoş / gecekondu mahallerinde oturan sınıf ise, evini bu modern siteler için kaybetmeye mahkum edilmiştir. 

*

Gecekondu mahallerinin büyük desteğiyle gelen yeni hükümet kentsel projeyi hayata geçirerek, varoşların yeni efendi olmasını sağlamış, ekonomik ve sosyal dengeyi tam tersine çevirmiştir

Atatürk Havalimanı’ndan Kadıköy’e arabayla geçerken ikitelli mahallesindeki çarpık ve doğal olmayan yapılanmayı izliyorum. Sağ tarafımda birden 2 bina dikkatimi çekiyor ardı ardına. Binaların caddeye doğru eğilen siyah cepheleriyle 21. yüzyılın minimal mimarı yapısının İstanbul’da oluşmaya başladığının müjdecisi olduğunu sanıyorum. Ama bu sevinç şehir içine ilerledikçe yolun sağ ve sol tarafında gördüğüm rengarenk, düzene çok aykırı olan gecekondularıyla ve özel korumalı sitelerin garip kuleleriyle İstanbul’un maksimum kapasitesini doldurduğunun sinyalini veriyor. Ve hala buna rağmen her boş yeşillik alana yapılan yeni binalar bu şehri göçe davet eden bir merkeze dönüştürüyor.

İstanbul’un şu anki yapısal kaosu ağırlıka 1980’li yılların ortasından itibaren özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadalu’dan büyük şehirlere ekonomik ve siyasi nedenlerle nedenlerle göç eden ailelerin yeni bir mahalleleşme şeklini oluşturmasından kaynaklanmıştır. Artık ne köylü ne şehirli olan göçmenler enteresan bir sentezi gerçekleştirerek varoş olarak adlandırılan bu köy ve şehir sentezinden doğan mahalleleri doğurmuştur. Bu sentez Doğu’dan kopmayan ama yenileşmeye de açık olan, Peyami Safa’nın Fatih-Harbiye kitabındaki Neriman karakterinin Doğu ile Batı arasında sıkışmış kendini bulma çabalarına benziyor. 1935 yıllarındaki bu batılılaşma sancısı ve Anadolu halkının bu değişimi kabul edemeyişi hala 2011’de de devam ediyor.

Varoş sözcüğü, şehreküstü’nün karşılığı olan Macarca város sözcüğünden gelir. Şehreküstü sözcüğünde dışlanmışlıktan ötürü şehire ve şehirliye olan hafif dargınlık, kırgınlık anlamı vardır. Gelişmiş ülkelerde varoşlar çoğunlukla durumu iyi olan, orta ve üst katmanların yaşadığı yerlerdir. Bu tip yerleşim birimleri genellikle düşük nüfus yoğunluğuna ve düşük suç oranlarınına sahip, ticari ve eğlence tesislerine toplu taşıma araçlarıyla gidilecek mesafede kurulmayan yerleşim birimleridir. Türkiye’de ise varoşlar, tam tersine bir gelişim göstermiş, alt sosyo-ekonomik toplumun özellikle büyük şehire göç ederek, gecekondu denilen temelsiz, çarpık ve yasal olmayan alanlara inşa edilen yapılardan ibarettir. Şehrin ekonomik açıdan zayıf kalmış, eğitim seviyesi çok yüksek olmayan insanları barındıran ve suç oranının yüksek olan bölümleri etrafında barınan orta ve üst sınıfı siteleşmeye; kapalı, şehir hayatından uzak yerleşim birimlerine itmiştir. Bu siteler giderek gelişmeye, alışveriş merkezleri, eğlence ve spor tesislerini de içinde bulunduran ve özellikle son zamanlarda 2 adet de kuleye sahip olan varoşlara dönüştürülmüştür. Bu varoşlar gelişmiş ülkelerdekinin aksine yapılanmalarından dolayı gecekonduyu andıran düzensiz bir şehir görüntüsü yaratmıştır.

Yıllar boyunca yanlış yapılanma politikalarıyla yönetilen İstanbul son 8 yıldır sosyo-ekonomik dengesinde ve yapılaşmasında büyük değişiklikler göstermektedir. Gecekondu mahallerinin büyük desteğiyle gelen yeni hükümet kentsel projeyi hayata geçirerek, varoşların yeni efendi olmasını sağlamış, ekonomik ve sosyal dengeyi tam tersine çevirmiştir. Artık cafeler yerine aile çay bahçeleri, modern kılık kıyafet yerine baş örtüsü, beyefendilik yerine kabadayalık, kitap yerine tesbih, tiyatro yerine televizyon dizisi, rakı yerine limonata, klasik türk müziği yerine ise arabesk oturmaya başlamıştır. Eğitim seviyesi hala düşük olmakla beraber ekonomik seviyesi artan varoş bu değişime abartılı ve komik bir şekilde ayak uydurmaya başlamıştır. Komik bir karakatüre dönüşen insan manzaraları, ağlanacak bu halimize güler hale gelmemizi sağlamıştır.

Orta Asya Türk devletlerinin ve Ortaçağ sonlarındaki Anadolu Türkmen beyliklerinin yöneticilerine verilen ‘bey’ sanı, Osmanlı timar sistemindeki toprak sahiplerine verilen bir unvana dönüşmüş, ileri düzeydeki yetkili kişilerin taşıdığı bir isim olmuştur. Dönme olarak tabir edilen, din ve dil değiştirip Osmanlı vatandaşı haline gelen bireyler ise ‘efendi’ sanıyla anılmışlardır. ‘Efendi’ sözcüğü sınıf atlama, yetkili olma anlamında da kullanılmıştır. Buna benzer bir sistemle sınıf atlayan yeni varoş efendilerinin imam hatip liselerinden mezun olmaları, modern eğitimden uzak, dini esas alan kemikleşmiş bir yapıdan gelmeleri Osmanlı dönemi toplum ve sınıf anlayışını anımsatıyor. Toplumda oluşan bu kapalılık ve  gerilemeye rağmen mimarının modern dünyaya ayak uydurmaya başlaması, parkların, caddelerin gelişmesi, güzelleşmesi seçim kazanma ihtirasıyla yapılan belediye çalışmalarıdır. Artık iktidarı destekleyen varoş efendi minimal modern sitelerde oturmaya başlamış, gerçek varoş / gecekondu mahallerinde oturan sınıf ise, evini bu modern siteler için kaybetmeye mahkum edilmiştir. Nişantaşı, Bebek, Beyoğlu, Çiftehavuzlar, Suadiye, Bostancı hiç gelişmez aynı kalırken, Kasımpaşa, İkitelli, Kağıthane, Fikirtepe İstanblul’un yeni modern yerleşim birimlerine dönüşmüş, Sulukule gibi etnik kökeni baskın mahalleler ise yok olmuştur.

“Bu şehir, hak ettiği yere gelmeli, bu şehirde yaşayan insanlar mutlu olmalı, sorunlar çözülmeli. Fikirtepe sembol bir bölge olsun. Burası, binlerce aracın geçerken gördüğü İstanbul’un en önemli noktası. Her tarafa ulaşımı var, denize, raylı sistemlere, metrobüse her yere ulaşımı olan merkezi bir noktada…İnsanca yaşayacağımız, tedirgin olmayacağımız, problemleri çözülmüş bir şehri beraber yapacağız. Özellikle deprem riskinden kurtulmanın tek yolu budur.” (1) Peki bu burda anlatılmak istenen yeni yapılaşmanın depremle ne ilgisi var? Depremde oluşacak büyük hasarları önlemek için yeni yapılaşmalar değil, eski yapıların tamiri ve depreme dayanıklılığına odaklanmak gerekmez mi?

Türkiye’de büyük bir değişim yaşanıyor, sermayenin el değiştirmesiyle beraber gündeme gelen yeniden-yapılanma, küçük nüanslarıyla heyecan verici olsa da, ne yazık ki, hasar tesbit ve onarım yerine sadece oy toplamaya, göz boyamaya ve kendi yandaşlarını zengin etmeye dayalı ‘çılgın projeler’ sunulan, kapasitesini aşmış, neredeyse kalabalıktan yaşanmaz hale gelmiş, yıllar geçtikçe enine büyüyen bir İstanbul tablosu çiziyor. Neden İstanbul’un yakasını bırakıp da biraz da Anadolu’ya yatırım yapılmıyor? Oylar bir tek İstanbul’dan çıkmıyor ki..

06/21/2011

 

(1) İstanbul Büyükşehir Belediyesi resmi web sitesi, 01.02.2011

 

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…