'Halep'te Suriye ordusuna karşı Türk savaşçılar'

22 Ağustos 2012
'Halep'te Suriye ordusuna karşı Türk savaşçılar'

Independent muhabiri Robert Fisk, Halep'te Türkler dahil çok sayıda 'yabancı savaşçı' bulunduğu iddialarını değerlendiriyor. "Esad'ın generalleri, Halep'te karşılarındaki düşmanın ezici çoğunluğunun yabancı savaşçılar olduğunu, bunların başını Türklerin çektiğini anlattı. Ölü bir savaşçının üzerinden çıkan Türkiye kimliğini gösterdiler. Askerlerden uzakta Halep sakinlerinin bana anlattıkları da bunları doğrular nitelikte."

Etrafımızdaki orta sınıf sokaklara top mermileri düşüyor ve bir viyadüğün altında bir T-72 tankı pişiyor, ama Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad 'ın Halep'teki en üst düzey operasyonel komutanı, Halep'in tamamını 20 gün içinde ‘tüm teröristlerden temizleyebileceğini' iddia ediyor. Kendisi 33 yılını orduda geçirmiş, geçen ay Şam'daki muharebelerden iki kurşun yarası almış 53 yaşındaki bir tümgeneral. Bunlar çok iddialı laflar, hele de keskin nişancı ateşinin sokaklara çift daldığı Seyf el-Dovla varoşunda. Halep muharebesinin bitmesine daha çok var.

Suriyeli olmayan silahlılar
Lakin tuhaf bir his oldu, Suriye ordusunun el koyduğu, duvarlarında hâlâ 19. yüzyıldan kalma baskıların bulunduğu, tertemiz halıların serili olduğu bir evdeoturup Batılı liderlerin savaş suçlusu olmakla itham ettiği generallerle konuşmak. Tabiri caizse ‘düşmanın inine' girdim ve upuzun boylu, saçları dökülmekte olan tümgeneralin, içinde bulundukları savaşla ve düşmanlarına nasıl yukarıdan baktıklarıyla ilgili söyleyecek çok şeyi vardı, subayları da kendilerine sorulduğunda izlenimlerini aktardı. Adının açıklanmasını istemeyen general, "Fare bunların hepsi" dedi. "Keskin nişancılarla bize ateş açıyor, sonra kaçıp kanalizasyona saklanıyorlar. Yabancılar: Türkler, Çeçenler, Afganlar, Libyalılar, Sudanlılar." Ve Suriyeliler, diye ekledim. "Evet Suriyeliler de var ama kaçakçılar ve suçlular" diye yanıtladı.

Acemi askerler roketatar, tüfek, cephane ve patlayıcıların ağırlığı altında odaya yalpalaya yalpalaya girerken, isyancıların silahlarını sordum. "Al bunu" dedi general ve sırıtarak bana çift yönlü bir telsiz uzattı, iki gün önce Seyf el-Dovla'da şimdi oturduğumuz yerden birkaç yüz metre ötede ölü bir Türk savaşçının üzerinden aldıkları Hongda yapımı bir HD668. Telsizden "Muhammed beni duyuyor musun?", "Ebul Hasan duyuyor musun?" gibi sesler geliyordu. Subaylar, muhtemelen kendileriyle aynı bina silsilesinde bulunan düşmanın bedensiz sesi karşısında kahkahalara boğuldu. General, "Teröristin üzerinden bu kimliği aldık" dedi. Kartta, " Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı" yazıyordu, ince bıyıklı bir adamın fotoğrafı vardı. Doğum tarihi: 1 Temmuz 1974. Doğum yeri: Bingöl . Adı: Remzi İdris Metin Ekinci. Dini: İslam .

Böylece birdenbire, en azından popüler Baasçı imgeleminde Suriye ordusunun savaştığı ‘terörist' ordusunu dolduran ‘gizemli' yabancılardan birine isim bulduk. Ve bundan da fazla önem taşıyan pek çok isim daha... Suriyeli subayların geçen hafta ele geçirildiğini söylediği silahları kurcalarken, İsveç malı plastikle kaplı patlayıcı çubuklar buldum, imal tarihi Şubat 1999'du, imalatçısı Hammergrens, adresi 434-24 Kingsbacka İsveç , ayrıca her çubuğa ‘ ABD yapımı' yazısı basılıydı.

Bir Belçika tüfeği, el bombaları, bir Rus tüfek dürbünü, bir İspanyol tüfeği, antika bir otomatik tüfek, 1948'den kalma Sovyet yarı otomatik tüfeği, çok sayıda Rus yapımı roket güdümlü el bombası ve kutular dolusu tıbbi malzeme vardı.

Bir istihbarat subayı, "Teröristlerin her birliğinin bir sahra ambülansı var" dedi. "Eczanelerimizden ilaç çalıyorlar ama yanlarında başka paketler de getiriyorlar." Lübnan'dan ağrı kesiciler, Pakistan'dan bandajlar ve Türkiye 'den bir sürü malzeme vardı. Ganimet bunlarla bitmedi: Ahed Akrama adına çıkarılmış, süresi yeni bitmiş bir banka kartı, bir subayın ‘teröristler tarafından kaçırıldığını' söylediği Vidad Osman adına bir kimlik kartı ve binlerce kurşunluk cephane. General, silahların öldürülen ya da yakalanan Suriye askerlerinden alınmış olabileceğinde hemfikirdi.
Halep'teki çatışmaların gidişatını anlamak zor değil. Suriye ordusunun bir devriyesiyle sokakları bir saatten fazla dolaşırken, tek tek keskin nişancılar evlerden ateş açıyor ve hükümet askerleri gelmeden ortadan kayboluyor. Ordu, El Huda Camii'nin minaresinden keskin nişancı tüfeğiyle ateş açan bir adamı öldürdü. Suriyeli subay, Selahaddin semtini ‘kurtardıklarını' ve Seyf el-Dovla semtini ‘kurtarmaya' da iki blok kaldığını söyledi.

Devriye geçerken, evlerinden 12'den fazla sivil çıktı, aralarında 70'li yaşlarda emekliler, dükkân sahipleri, yerel işadamları ve aileleri vardı. Yabancı gazetecilerin kendilerini izlediğinden habersiz, askerlerin boyunlarına sarıldılar. İçlerinden biri, ‘yabancı' savaşçılar hükümet askerlerine ateş açmak için bahçesine konuşlandığından, evinden çıkamadığını anlattı. "Ben Türkçe bilirim, onların da çoğu Türkçe konuşuyordu, ama adamların bazısı Suudiler gibi uzun sakallı ve kısa pantolonluydu, Arapça aksanları bir tuhaftı" dedi.
Suriye askerlerinin işitemeyecekleri mesafede böyle pek çok Halep sakiniyle konuştum. Bana sokaklarında ‘taşradan' gelmiş Suriyelilerin yanı sıra silahlı ‘yabancıların' kol gezdiğini anlattılar, dolayısıyla Suriyeli olmayan çok sayıda silahlı adamın varlığı doğru gibi gözüküyor.

Büyük muharebe kapıda
Şehrin büyük kısmı ara ara açılan top ateşi altında hayata devam ederken, iki ateş arasında kalıp yerinden olan on binlerce sivil, Halep Üniversitesi kampüsündeki boş yurtlara yerleştirilmiş vaziyette. Ve Başkan Esad'ın düşmanları asla çok uzakta değil. Önceki gün öğlen şehir merkezine dönerken, beş yorgun Suriye askeriyle karşılaştım, yanlarında Bedreddin adlı bir siville kışlalarına gidiyorlardı. Bedreddin'in anlattığına göre, el Hattaf sokağında 10 ‘terörist' görmüş ve askerleri uyarmış, hükümet birlikleri bunların çoğunu öldürmüş, cesetler motosikletlerle taşınmış, kurtulanlar ise kaçmış. Askerler de kendilerinden daha kalabalık düşmanı nasıl yendiklerini anlatırken coştu. Halep'teki tüm operasyonları yöneten komutan bile bana, bir cami ve bir Hıristiyan okulunun bulunduğu bir semtte büyük bir muharebenin başlamakta olduğunu, adamlarının çok sayıda ‘teröristi' kuşattığını anlattı. "Suriye ordusu sivilleri öldürmez. Biz buraya onların talebiyle onları korumak için geldik" dedi general. "Savaşmak zorunda olduğumuz yerlerden sivilleri çıkarmaya çalışıyoruz, hoparlörlerle pek çok uyarıda bulunuyoruz."

Benim tercihim, çatışmalarda ayakta kalıp kalmadığını görmek için keskin nişancılar bölgesindeki evine ulaşmaya çalışan delikanlının tişörtüne basılı sözler: "Öyle şeyler görürsün ki, ‘neden' dersin. Ama ben hiç olmamış şeyler hayal ederim ve ‘neden olmasın' derim.-George Bernard Show" Bugünlerde Halep için fena bir özdeyiş değil.

Radıkal / 22 Ağustos 2012

 

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…