Ülkücü-İslamcı faşistlerin gerçekleştirdiği Çorum Katliamını unutma!

28 Mayıs 2020
Ülkücü-İslamcı faşistlerin gerçekleştirdiği Çorum Katliamını unutma!

8 Mayıs 1980 günü ırkçıların faşist saldırılarda “Kana Kan İntikam-Kanımız aksa da zafer İslamın” haykırışlarıyla başlayan Çorum Katliamı 10 Temmuz 1980’e (yaklaşık 1 buçuk ay) kadar devam etti. Saldırılarda 57 Alevi yurttaş öldürülürken; 300’e yakın yurttaş yaralandı. 300’e yakın ev ve işyeri ise tahrip edilerek yıkıldı.

Çok eski bir yerleşke olan Çorum, Hitit uygarlığının merkezlerinden biri olarak bıarktığı yapılarla onun izlerini taşır. Hattuşaş, Şinova, Boğazkale, Alacahöyük’ü gördüğünüz zaman tarihin o sayfasına gidersiniz. Hoşgörü şehri olan Çorum'un 1980’lere gelindiğinde suyu zehirlendi. Alevilerin ve Sünnilerin bir arada yaşadığı bu şehirde kargaşa ya da nefret yayılması istendi. Böylece dış mihraklar ve iç mihraklar sağ ve sol olarak ayrıştıramadıklarını; mezhepsel olarak ayrıştırmaya başladı. Çorum'da farklı mehzepleri barındırdığı için nefret yaymaya uygundu. Yıllardır sorunsuz yaşayan kapı komşular birbirine düşman kesildi.

MARAŞ’IN DEVAMI BİR KATLİAM

Maraş’taki senaryonun aynısı şimdi de Çorum üzerinde yapılacaktı. Bunu fark eden Çorum’daki Alevi halkı, bu kez tedbirini sıkı bir şekilde almaya çalıştı.

Ramazan ayının başlamasıyla birlikte, belediye hoparlöründne Komünistlerin suları zehirlediğini, "sakın su içmeyin"  diye bir anons yapıldı. Artık yavaştan yavaşa halk galeyana getirmek için çalışmalar başlatılmıştı. Amerika Ajanı Alexader Pech'in Maraş katliamında olduğu gibi Çorum’ katliamında da rol oynadığı, çoğu devlet adamı tarafından bilindiği haldeengellenmediği söylenir. Ajan Pech, Çoruma geldiği zaman Ülkücü Ocağı Başkanı Abdullah Çatlı ile görüştüğü de iddialar arasındadır.

27 Mayıs 1980 günü MHP’li bakanlardan Gün Sazak’ın öldürülmesinin arkasından Çorum’da ülkücü ırkçı-faşistler tarafından karışıklıklar çıkartıldı. Ancak, Maraş olaylarının etkisiyle halkın sokaklara barikatlar kurarak kendilerini savunmaları sonucunda o gün saldırganlar istedikleri sonucu alamadı.

1 Temmuz 1980 Çorum’da ırkç-faşistlerin yeniden saldırılara başlaması sonucunda yer yer çatışmalar oldu. Alevi ve sol görüşlü yurttaşların evlerine girişilen saldırılar sonucunda 4 kişi hayatını kaybetti. Saldırıların genişlemesinden sonra, 2 Temmuz sabah saat 06.00’da başlamak üzere Çorum’da yeniden sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

IRKÇILAR KOLLANIYOR

2-3 Temmuz günleri sokağa çıkma yasağına rağmen, saldırganlar bombalı ve silahlı saldırılarını sürdürdüler. Olaylarda 3 kişi daha öldü ve 5 kişi yaralandı. Bu 3 kişinin 2’si İskilip yolu üzerinde ölü olarak bulunmuştu. Irkçı-faşistler çok sayıda işyerini ateşe verdiler. Her yerde arama yapılmasına rağmen, faşistlerin saldırı üssü olarak kullanıldığı mahallelerde güvenlik kuvvetleri hiçbir arama yapmadılar.

KÖYLÜLERDEN PROTESTO EYLEMİ

Bu arada 2-3 Temmuz günlerinde Çorum’un Alaca ilçesinde de bin kişilik bir grup saldırıya geçerek 50 işyerini tahrip etti ve 8 kişiyi yaraladı. Mecitözü’ndeki olaylarda da Hisarkavak köyünden bir kişi tabancayla vurularak öldürüldü, 3 kişi yaralandı. Hisarkavaklılar ilçeye gelerek protesto gösterilerinde bulundular.

4 Temmuz Cuma günü saldırgan güruh, Çorum’da sokağa çıkma yasağı kaldırıldıktan sonra uzun menzilli silahlar ve bombalarla topyekün bir saldırıya geçtiler; ikinci bir Maraş katliamı yaratmayı amaçladılar. Önceden planladıkları saldırılarla Çorum bir savaş alanı oldu.

CAMİ BOMBALANDI YALANI

Bugün nasıl bizzat AKP'li cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından cami hoparlöründen Çav Bella' çalınmasını solculara, demokratlara isnat edip bir provokasyon yaratılmak isteniyorsa, o günlerde de devletin TRT'si benzer şekilde Alaattin Camisinin bombalandığı yalanını seslendirmiş, ülkücü-faşistler de ‘komünistler camileri bombalıyor’ kışkırtmasına başvurmuştu.

Cuma günü olaylar, TRT’nin Milönü Mahallesi’nde bulunan Alaaddin Camisinin bombalandığı ve kurşunlandığı şeklinde yalan haberleri yaymasıyla doruk noktasına çıktı. TRT Çorum muhabiri bu haberi kendisinin yapmadığını söylese de, TRT polis kaynaklı olduğunu söylediği haberde ısrar etti. Aynı anda bütün camilerde benzer propagandalar yapıldı. Camilerden boşalan vatandaşların büyük bir kısmı haberin yalan olduğunu anlayınca faşistlerin peşinden gitmedi. Ancak, “Komünistler camileri yakıp yıkıyor” söylentileri şehirde yoğun bir şekilde işlendi ve bir kısım yurttaş tahrik edildi. Sigortaevleri, Terlemezevler semtlerinde başlayan olaylarda bazı polisler de kalabalık faşist topluluklara öncülük ettiler. Gösteri ve saldırılar daha sonra sol görüşlü kişilerin oturduğu mahallelere yayıldı ve yüzlerce ev çıkarılan yangınlar sonucu hasar gördü. Saldırıların yöneldiği semtlerde, faşistlerle halk arasında yoğun çatışmalar oldu.

57 ALEVİ VATANDAŞ KATLEDİLDİ

Saldırganlar her seferinde barikatların ardındaki halk tarafından püskürtülmesine karşın olaylar sonlandığında  korkunç manzara gün ışığına çıkmıştı. Olaylar süresince, 57 sol görüşlü-Alevi yurttaş katledilmiş, 300’e yakın yurttaş yaralanmıştı. 300’e yakın ev ve işyeri ise tahrip edilerek yıkılmıştı

ZAMANIN VALİSİ: OLAYLAR PLANLIYDI

12 Eylül askeri darbesiyle ilgili soruşturma kapsamında, ‘kanlı Çorum olayları’ sırasında kentte valilik yapan Rafet Üçelli’nin ifadesine başvuruldu. Üçelli olaylar çıkması üzerine Amasya’daki tugaydan yardım istediklerini ancak gelen askerlerin olaylara müdahale etmeden kışlalarına geri döndüğünü söyledi.

Savcı Kamel Çetin’e talimatla ifade veren Üçelli, olaylar sırasında askerlerin takındığı tutuma ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Amasya’da bulunan Tugay Komutanlığı’ndan yardım istediklerini belirten Üçelli, “Ancak kente gelen askerler müdahale etmeden geri döndü. Paşanın tutumunu anlayamadık. Arkadaşlarla birlikte çareler aradık.

Durumu telefonla İçişleri Bakanlığı’na arz ettim. Yozgat’tan gönderilen 60 jandarmanın çok yetersiz olduğunu belirterek başka birlikler gönderilmesi istendi. Polisin çok yorgun düşmesi, sayısı ve rütbelilerin azlığı nedeniyle toplum zabıtası ile desteklenmeyi ve iki emniyet müdür yardımcısı görevlendirilmesini de arz etmiştik. Olayların ciddiyetini muhafaza ettiğini de vurgulamıştık. Taleplerin sonucunu göremeden Çorum’daki görevimizden alındık” dedi.

Çorum olayları sürerken, benzer olayların Merzifon’da da patlak verdiğini anlatan Üçelli, “Doğal olarak elimizdeki kolluk kuvveti bölündü. Merzifon’a da sıçraması, bu olayların planlı bir şekilde yapıldığı kanısını uyandırdı bende” dedi.

Emekli Vali Üçelli, olaylar sırasında kentte kurulan barikatların kaldırılması için verdiği talimatın dönemin askeri yetkilileri tarafından yerine getirilmediğini de anlatarak, “Cuma günü barikatların kaldırılması talimatını verdim.

Ancak Tugay Komutanı Paşa, bu kararın çok önemli olduğunu, silahlı bir çatışmaya neden olabileceğini ifade ederek, bir defa daha belediye başkanı ile görüşmek istediğini kararın bu sebeple bir süre ertelenmesi talebi olduğunu iletti. Bunun üzerine bir süre bekleme kararı alındı” şeklinde konuştu.

Komutan ‘Kan akar’ dedi

Vali Üçelli, cumartesi sabahı yanına aldığı 15 asker ve bazı vatandaşlarla söz konusu barikatları kaldırdığını ifade ederek, şunları kaydetti:

“3 saat içinde Samsun-Ankara yolu açıldı. O arada İçişleri Bakanı beraberindeki zevatla meşgulken CHP milletvekilleri ile polis arasında tartışma çıkmış ve polis CHP milletvekilinin silahını almış. Bu olay Milönü’ne intikal etmiş ve barikatlar yeniden kurulmuştur.

Bu barikatların yeniden kaldırılması talimatını Jandarma Komutanı’na bildirdim. O da cevaben bunun birkaç saat içinde mümkün olmayacağını iletti. Jandarma Komutanı, bu işe girişmesinde ciddi bir risk bulunduğunu, silah kullanmak gerekebileceğini, kan akabileceğini, halkın itiraz ettiğini ve kalabalık olduğunu söylüyordu.

Ben arkadaşımın o an hangi şartlarda bulunduğunu bilemezdim. Benim barikatları kaldırma emrim, mahalle belirtmeden genel anlamdaydı. İtirazları da paşanın bir gün önce yaptığı itirazlara benziyordu. O sabah yaptığımız çalışmada barikatların kaldırabileceğini de hep beraber görmüştük. Demek ki bu mümkündü. Ayrı bir yöntem ve yolla kaldırılabilirdi.”

Ertem Dinçer (Dönemin Çorum Başsavcısı): Çorum, Maraş ve Sivas olaylarının bütün olarak incelenmesinde fayda var. Çünkü bu olaylar spontane değildi. Bir tertibin mahsulüydü. Çorum özeli itibariyle ise olayları münferit almayacaksınız.

Biz bunu beceremedik, her olayı aynı değerlendirip sıkıyönetim savcılarına gönderdik. Münferit gönderiliyorduk. Sıkıyönetim savcılığı bunları birleştirip bütün olarak ele almalıydı. Bu basit bir yangın ve katl olayı değildi. Yeni soruşturma iyi olur diye düşünüyorum.

Sadık Eral (Çorum Olayları Mağduru ve Avukatı): Gerçeklerin ortaya çıkmasından yanayız. Fakat son dönemde davalar toplumu dizayn etmek amacıyla kullanılıyor. Bu çekincemiz var. Eğer soruşturma bu amaçla, yani toplumumuzu dizayn amacıyla açılıyorsa daha kötü olur; suçlular aklanır.

İyi niyetli bir çalışma için şu andaki sistem tarafından değil, bağımsız ve tarafsız, hatta uluslararası bir yargı sistemi tarafından yapılması isabetli olur. Gerçeklerin ortaya çıkması için öncelikle mağdurlar dinlenmeli. Devlet görevlileri değil, olayları yaşayanlar dinlenmeli. Soruşturma, parça parça değil toplu yürütülmeli; uzaktan değil, bizzat mahallinde yapılmalı.

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…