Adnan hoca basın özgürlüğüne bir darbe daha indirmenin kılıfı oldu

Gamze Şimsek

15 Şubat 2018
Adnan hoca basın özgürlüğüne bir darbe daha indirmenin kılıfı oldu

Hükümet televizyon kanalları üzerinde kurduğu kuşatmayı internet üzerinden yapılacak olan yayınlara da uygulayacak. Halkın muhalif yayınlara ulaşması engellenecek. Bir zamanlar Altın Nesil yetiştirme çabaları vardı, şimdi de Bilal Erdoğan’ın deyimiyle ‘Erdoğan nesilleri' yetiştirilecek.

Küçücük çocukların telefonlarına pornografik mesajlar ve görüntüler gönderen kuran kursu hocalarına yargı sürecinde iyi hal indirimi verilir bu ülkede. Fakat dizilerde küfürlü konuşmalar BİP’lendiği halde dudak hareketinden küfür edildiği anlaşılır diye, TV dizilerini yayımlayan kanallara ceza kesilmesi gündeme getirilir RTÜK tarafından.

Dizilerde küfür edilmesini savunacak halimiz yok elbet, özellikle de medya kanalıyla yaygınlaştırılan cinsiyetçi bir dili kabul etmek mümkün değil. TV programlarında şiddet kol geziyor, nitelik ararsanız maalesef ki yok. Hemen hemen her kanalda benzer bir dizi. Bu dizilerde sorunları silahla, kabadayılıkla "çözen" ağır abiler görüyoruz sık sık.  Ve kurgu olduğunu düşündüğümüz diziler kanalıyla aslında bir toplumun kodlarıyla nasıl oynandığının farkına varmak istemeyerek, toplumda gün be gün artan cinayet haberleri karşısında şaşkınlık yaşıyoruz. Halkın yumuşak karnına dokunarak, yurt savunması adı altında çoğu zaman kahramanlık sosuna bulanmış dizilerle, toplum şehadete özendirilerek adeta ölüm kutsanıyor.

Peki, radyo ve televizyonları Avrupa Sınır Ötesi Televizyon Sözleşmesi gibi taraf olunan milletlerarası antlaşmalara uygunluk açısından denetlemekle görevli olan RTÜK ne yapmakta ya da ne yapmaya çalışmaktadır?

İnsan haklarına saygılı, ifade özgürlüğüne önem veren, farklı fikirleri ekranlara taşıyarak birey ve toplum gelişimine katkı sağlayacak çalışmalara imza atmak ve yayımlanan tüm programları bu minvalde denetlemek diye özetlenebilecek şekilde tarif edilmiş bir görevi bulunan RTÜK, tüm görev tanımlarını ihlal ederek, mevcut hükümetin sözcülüğü görevini layıkıyla yürüterek devlet eliyle hakim kılınmaya çalışılan ideolojiyi toplumun hafızasına dantel inceliğiyle işlemek için çalışmaktadır. RTÜK, temsil ettiği ideolojik formatla çelişen tüm düşünce biçimlerini ötekileştirerek işine gelmeyen yayınlara ceza keserek ve yasaklayarak, farklı seste yayın yapan kanalları maddi temelli susturma politikası gütmekte. 

İspanya’da Diktatör Franco’nun, ülkedeki baskıcı rejimden bunalan halkını ‘onları yüz binlik beşiklerde uyutuyorum ‘ diyerek futbol maçları ile oyalaması gibi bizde de insanlar RTÜK tarafından diziler ve TV programları aracılığıyla uyutuluyorlar.

***

Malum kedicikleriyle ünlü Adnan Hoca lakaplı Adnan Oktar’ı tanımayanımız yoktur. Oktar’ın internet üzerinden yayın yaptığı kanalı A9’un kapatılması için Diyanet İşleri Başkanı Ali Şeker RTÜK’ü göreve çağırmış, Adnan Oktar’ın akli dengesinin yerinde olmadığını iddia etmişti. Bunun üzerine Adnan Oktar Diyanet’e çok sert sözlerle çıkışarak "Kumarhanelerden, içki fabrikalarından alınan paralarla, vergilerle maaşlarınız ödeniyor. Bir kere bunlar hakkında açıklama yaptınız mı, bunlara sesinizi çıkarttınız mı? Gıkın çıkmıyor hoca efendi’’ demişti.

Açıkçası Adnan Oktar’ın bu çıkışının AKP ve cengâverlerinin nezdinde infial yaratacağı düşünülmüştü. Fakat olay Diyanet’in Adnan Oktar‘a ‘daha fazla prim yaptırmak istememesiyle’ kapatılmıştı. Yani en azından polemik kısmı sonlandırılmıştı. Oysa çok daha önemsiz konular yandaş medyada günlerce manşetlerden inmezken Diyanet’in bu konuyu ‘Oktar’a prim yaptırmama bahanesiyle ‘noktalaması, bizlere ancak siyasi hegomanyanın belirlediği sınırlar içerisinde düşünme ve konuşma imkânı verildiğinin en açık örneğidir. Ne yazık ki, gerçekler gün ışığı gibi parlamakta iken, bizleri ona ulaştıran tüm yollar sistematik şekilde kapatılmakta ve halk olarak, gerçeklerin tersyüz edildiği tartışmalarla oyalanmaktayız.

Her olumsuz olayda, her sorunda çözüm adına bizleri çözümsüzlük sarmalına yuvarlayan hükümet, Alaattin’in sihirli lambası gibi gördüğü torbaya başvurdu gene ve torbadan herkesi ilgilendiren, özgürlüklere bir darbe daha vurup aynı zamanda muhalif basını susturma gayesi güden bir yasa önerisi daha geldi. Hoş, kar lastiği için bile torbaya başvuran hükümetin böyle bir konuda torbayı karıştırmaması büyük bir eksiklik olurdu.

Havuz medyasının istilası altında nefes bile alamayan halkın, şimdi de internet ortamında gerek dünya, gerekse yurtiçindeki haberlere özgürce ulaşmasının önü kesilmeye çalışılıyor.

Yani aslında tüm olay minareye kılıf mantığında ilerliyor. Yeter ki, kafalarındakini uygulamak için şartların oluşturduğu zaman gelsin.

Peki, nedir AK torbadan çıkan? Ne işe yarar, neden böyle bir yasa tasarısına gerek duyulmuştur?

Meclise sunulan yeni torba içinde yer alan yasa tasarısıyla, yurtiçi ve yurtdışından Türkçe olan ve olmayan, internette düzenli olarak yapılan her tür ses ve görüntü yayını için lisans almak gerekecek. Lisans almak için yüklü miktarda ücret ödenmekle birlikte, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve Emniyet’in güvenlik soruşturmasından geçmek gerekecek. Lisans ile izin verilmiş olan internet yayınları da RTÜK tarafından içerik denetimine tabi olacak. Denetimden geçemeyen yayınların lisansı iptal edilecek ya da erişime engelleme kararı alınabilecek. Alınan kararlar ise sulh ceza hâkimleri kararıyla uygulanacak.

İnternet yayınlarının RTÜK’ün denetimine tabi olması hususundaki Alt metini okuyalım o halde. Kısaca Hükümet televizyon kanalları üzerinde kurduğu kuşatmayı internet üzerinden yapılacak olan yayınlara da uygulayacak. Halkın muhalif yayınlara ulaşması engellenecek. Bir zamanlar Altın Nesil yetiştirme çabaları vardı, şimdi de Bilal Erdoğan’ın deyimiyle ‘Erdoğan nesilleri' yetiştirilecek. Tek tip düşünceye dayalı Erdoğan nesilleri.

Bin bir türlü manipülasyonla yalanı gerçek, haklıyı haksız kılmak mümkündür elbet fakat gerçeğin öyle bir’’ fıtratı’’ vardır ki her ne kadar engellemeye çalışsanız bile eninde sonunda gün yüzüne çıkar.

 ***

6 Şubat 2018 tarihinde, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) koordinasyonunda gerçekleştirilen "Güvenli İnternet Günü 2018" etkinliğinin ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, internet üzerinden yapılan televizyon yayınlarına ilişkin herhangi bir düzenleme olmadığını ve bu nedenle bazı yanlışlar yapılabildiğini belirterek, "Amacımız bir yasal düzenleme getirmek ve bu yanlışlığın önüne geçmek. Kesinlikle kimsenin yaptığı doğru yayına, 'değer yargılarımız’ çerçevesinde yaptığı çalışmaya müdahale etmek değil." dedi.

Şimdi bu açıklamayı duyan, okuyan, dinleyen birçok vatandaş ne var ki bunda? Basın özgürlüğüne herhangi bir müdahale söz konusu değil, diyecek belki de. Fakat gerçekler okunmadığı için ya da gerçeklerin halka ulaşması engellendiği için bu tarz karşı çıkışlarla karşılaşmak tabi ki doğal.

Aslında muhafazakâr rejimlerle yönetilen ülkelerde yapılan uygulamalar hep birbirinin aynısı ve uygulamaların halka sunulma biçimleri de tamamen aynı. İran, ülkedeki muhalif sesleri baskı altında tutmak için ülkenin internet gereksinimini karşılayacak devasa bir ağ kurma çalışmalarına 2010 yılında başlamış ve bu ağın adını da "helal İnternet" olarak adlandırmıştı. Tabi bu kararın alınma nedenini halka olası bir savaş durumunda dışa bağımlılık duymamak olarak açıklamışlardı.

10 Ocak 2018 tarihinde, İran insan hakları merkezi tarafından İran internet kullanımı üzerinde devletin genişleyen kontrolünü ve İran hükümetinin sanal dünyayı kontrol etme yaklaşımı ve internet kullanım özgürlük ve gizlilik ihlalini açıklayan 76 sayfalık bir rapor yayımlandı.

Rapor, kapsamlı olarak İranlıların internete erişimi ve monitörlere on-line iletişimini yeni eklemelerle genişleten devlet kontrollü ulusal internet ağı (NIN) çerçevesinde İran’ın internet politika ve açılımlarını sunuyor.

NIN, devlet onaylı yerel site ve servislere erişimi koruyarak İranlıların global ağa erişimini engelleyecek şekilde devlet yetkililerine yerel internet trafiğini uluslararası internet trafiğinden ayırmaya olanak sağlamaktadır. Hükümet bu yetkiye sahip olduğunu ilk defa 2017 Aralık ayında ülkedeki huzursuzluklar başladığında tüm dünyaya da göstermiş oldu.

Yetkililer internet erişimini yavaşlatarak ve önlem ekipmanlarına erişimini engelleyerek yerel NIN ağının engelsiz kalacağı şekilde,  30 Aralıkta protestocular tarafından kullanılan instagram, sosyal medya siteleri ve telegram mesajlarına erişimi kestiler.

Hiçbir yargı gözetimi olmaksızın İran NIN ağı, devlet güvenlik ajanları tarafından özel hesapların heklenip bu hesapları kullananların kimliklerinin belirlemesi için kullanılabiliyor.

İnternet kullanımı söz konusu olduğunda devlet tarafından onaylanmayan on-line iletişim kanallarını kullanan İranlılar çok uzun tutukluluk cezaları ile karşı karşıya kalıyorlar.

NIN ayrıca, devlete çok etkileyici filtreleme yetkisi vererek on-line içeriği ustalıkla kontrol etme imkanı sağlıyor. İran’ın arama motorları, bazı kelime ve sözcükleri engelleyerek, bunları arayan kişileri, devlet onaylı ve çoğu zaman yalan haber yayan sitelere yönlendiriyor.

Şimdi aynı çalışmalar bizde de yapılıyor işte. Yani hedeflenen yol aynı ise o yola ulaşmak için kullanılan araçlar da hep aynı oluyor. Bir de şu PTT Messenger konusu var. Milli mühendislik ürünü PTT Messenger’ın, Whats App’a rakip olması bekleniyor ve tıpkı İran’da olduğu gibi Milli ve güvenli kurumsal anlık mesajlaşma aracı olarak kullanılarak, bilgi güvenliği kapsamında milli çözüm olduğu için güvenli iletişimle dışa bağımlılığı gidermesi öngörülüyor diye takdim ediliyor

PTT Messenger, Başbakan Binali Yıldırım tarafından 5 Şubat 2018 tarihinde tanıtıldı. PTT Messenger ile Hatay’daki Harekât Merkezi’ne görüntülü konuşma gerçekleştiren Yıldırım 2. Ordu Komutanı İsmail Metin ile görüşerek  ‘Programın tanıtımını yapıyoruz, bu vesileyle sizin aracılığınızla, Zeytin Dalı Operasyonu’nda görev alan bütün Kahraman Mehmetçik’e başarılar diliyoruz. Selamlarımızı gönderiyoruz’ dedi.

Tüm taşlar birer birer yerinden oynatılırken insanların zihinlerine her gün doz doz milli ve millileştirme kavramları nakış gibi işleniyor. 

Bakalım Ak torba ilerleyen günlerde bizlere daha neler getirecek…

 

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Karma eğitim karmaşası
    Karma eğitim karmaşası
    15 Eylül 2018
    Bazı vatandaşların tercihlerine saygılı olmak adına karma eğitime alternatif olarak Haremlik- Selamlık uygulaması ile eğitimde tercihleri çoğaltıyoruz demenin, kadına şiddeti önlemek adına onları pembe otobüslere tıkmayı bir seçenek olarak sunmaktan…
  2.  'Eyy' ve 'Ulan', kadına yönelik şiddet ve cinsel istismar
    Kadına yönelik şiddet ve cinsel istismarın artışında “Eyy” ve “Ulan”la başlayan cümlelerin yarattığı iklimin bir ilintisi olabilir mi? Her güne aklımızın sınırlarını zorlayan yeni bir haberle uyanıyoruz. Yürek kaldırmıyor artık. İki…

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…