HDP'li Beştaş: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, vekillere kayyım olarak atandı

25 Kasım 2019
HDP'li Beştaş: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, vekillere kayyım olarak atandı

Şu anda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, milletvekillerine kayyım olarak atanmıştır. Özel yetki verildi fezleke hazırlamak konusunda. Son 2 haftadır Hakkari milletvekilimize 2 defa 15 fezleke geldi. Bir kayyım gibi her konuşmayı izliyor. Dolayısıyla Meclis’teki millet iradesine de kayyım atanmıştır. 

HDP Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş, Meclis’te devam eden bütçe görüşmelerinde Adalet Bakanlığı bütçesi üzerine değerlendirmelerde bulundu.

Beştaş şunları söyledi:

Adalet Bakanlığı ile ilgili günlerce konuşabiliriz. Çünkü sorunlar bütün yaşamımızı kuşatmış halde. Devletleri çetelerden, mafyalardan ayıran en önemli kriter hukuka bağlılıktır.  Bu salonda bulunanlar dahil hiçbirimizin hukuk güvenliği yoktur. 

Gelelim ülkenin içinde bulunduğu ahvale: Trump’la başlayalım. Trump tüm dünyaya Türkiye’de yargının bağımsız ve tarafsız olmadığını ilan etti. En son Serkan Gölge için tüm dünyanın önünde Cumhurbaşkanına teşekkür etti. Geçen yıl da Rahip Brunson için Erdoğan’a teşekkür etmişti. 

GARABET BİR DÖNEMİ YAŞIYORUZ

Yargı paketleri adı altında çokça düzenleme geçiyor. Bir gün “ak” dediğine ertesi gün “kara” diyor. Suçun bir miras gibi aile fertlerine isnat edildiği, aileden birisinin cezaevinde olmasının diğerinin yargılanmasına sebep kılındığı, gazetecinin işini yapmasının suç addedildiği, avukatın savunmasını yaptığı kişinin kimliğine göre cezaevine konulduğu, halk iradesi yok sayılarak seçilmiş belediye başkanlarının cezaevine, vali-kaymakamların ise kayyım olarak belediyelerin başına geçtiği, YSK’nin seçim sonuçlarını bölgeye, kişiye ve partiye göre uyguladığı, ‘işsizlik var’ demenin yahut ‘dolar yükseldi’ demenin suç olduğu, cezaevlerinin nüfusunun her geçen gün arttığı, çocuk öldüren polisin değil, düşüncesini ifade eden muhalifin yargılandığı, cezaevlerindeki hasta mahpuslar yerine iktidarın sahiplendiği isimlerin tahliye edildiği, ‘subliminal’ ifadesinin net bir şekilde suç konusu edildiği, halkı kin ve düşmanlığa tahrik edenler yerine barış savunucularının cezaevinde olduğu garabet bir dönemi yaşıyoruz. 

Hukukun bir ahlaki sorundan öte toplumu dizayn mekanizması olarak işlevselleştirildiğine tanıklığımız ilk değil elbette. 90’lı yıllarda bunu çok acı bir şekilde yaşadık. O tarihlerde avukatlık yapıyordum. Hukukun katlettiği bir dönem olarak tarihe geçti. Ama bugün de devletin en azından kanuna uymak konusundaki kaygısı artık yok. Anayasayı dahi tanımayan bir yönetim anlayışının hâkim olduğu bir coğrafyada hukuktan söz etmek mümkün değil. Adalet Bakanlığı olarak sizler toplumsal adaletin sağlanması yolunda öncülük etmeyecekseniz göreviniz nedir? Yoksa bakanlığın görevi çeşitli suçların temize çekilmesine aracılık etmek midir?

Mesela birden fazla tutuklama birden fazla tahliye kararları verilmeye başlandı. Bir kişi bir suçtan 3 defa tutuklanıyor, 3 defa tahliye ediliyor. Bunun en somut örneği İdris Baluken. İki defa tutuklandı iki defa tahliye dildi. Ne tesadüf ki bu kararları alan mahkeme başkanları ya rapor almış oluyor ya da görevinden alınmış oluyor. Leyla Güven milletvekili seçildiğinde tahliye edildi ama daha cezaevinden bile çıkmadan 1 saat içinde tutuklama kararı verildi. ÇHD’li avukatlarla ilgili aynı mahkeme heyeti 5 gün süren bir yargılama yaptı, tahliyelerine karar verdi. Daha sonra aynı mahkeme heyeti kararını değiştirdi, tutuklama kararı verdi.

DEMİRTAŞ VE YÜKSEKDAĞ İLE İLGİLİ 'SAHTECİLİKLE' KARAR VERİLDİ

Selahattin Demirtaş 3 defa tahliye edildi. Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile ilgili sahtecilikle tutuklama kararı verildi. Mükerrer yargılama yapılamaz. Demirtaş ve Yüksekdağ davasında tahliyelerine saatler kala Erdoğan’ın talimatıyla yeni bir tutuklama karar verildi. Mahkeme başkanı avukatların gözüne bakamadan salonu terk etti. Özgürlüğüne saatler kalmıştı. Şu anda Demirtaş da Yüksekdağ da tüm arkadaşlarımız da rehin durumunda. Çünkü yargıya bu kararlar verdiriliyor. Örneğin AYM, Sırrı Süreyya Önder’le ilgili olumlu bir karar verdi. Ama aynı gün başvuru yapan Demirtaş ile ilgili AYM henüz bir karar vermedi. 

Meclis’e de kayyım atandı. Bakan olarak bunu duymalısınız. Şu anda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, milletvekillerine kayyım olarak atanmıştır. Özel yetki verildi fezleke hazırlamak konusunda. Son 2 haftadır Hakkari milletvekilimize 2 defa 15 fezleke geldi. Bir kayyım gibi her konuşmayı izliyor. Dolayısıyla Meclis’teki millet iradesine de kayyım atanmıştır. 

Ahmet Altan’ın tahliyesi meselesinde de 26. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ne tesadüftür ki 1 gün önce değişmiş. Tahliye veren hakimler ya hastalanıyor ya görevleri değişiyor. Bir sonraki gün tam tersi karara imza atılıyor. Bu nedenle yargı tarafsız değil. 

Osman Kavala dosyası yine gerçekten dehşetli kesitler sunuyor yargılama mekanizmasına ilişkin. 16 ay sonra iddianame hazırlanıyor ve şu ana kadar hala hakkında bir tahliye kararı verilmemiş. Tutuklandığı dönemde bizzat Cumhurbaşkanının bu işin müdahili olduğunu bütün dünyaya ilan ettiğini unutmadık tabii.

 IŞİD ÜYELERİ TAHLİYE EDİLİYOR

Bu anlattıklarım tutuklama kararlarına ilişkin. Tabii yargı her zaman tutuklamıyor, bazen de gerçekten çok ilginç tahliye kararlarına imza atıyor. Mesela IŞİD üyeleri sabit ikametgah sahibidir diye tahliye edilebiliyor. Ya da İçişleri Bakanlığının başına ödül koyduğu IŞİD üyeleri böyle arada arafta tahliye edilebiliyor. Tesadüfe bakın ki bütün Hizbullah sanıkları tahliye edildi. Ama aynı hukuki durumda, aynı şartlarda diğer tutuklular, hükümlüler tahliye edilmiyor. Yargı tek yargı değil. Yargı çifte uygulamalarla, ayrımcı uygulamalarla aslında tarafını da belli etmiş oluyor.

ADALET BAKANLIĞI DA KAYYIM DARBESİNİN ORTAĞI

HDP’li belediyelere, partimizin belediyelerine kayyım atanması meselesi de tabii ki çok önemli bir yerde duruyor. Kayyım darbedir ve bu darbe aralıksız devam ettiriliyor. Yargının tarafsız ve bağımsız olmadığı bir ortamda zaten darbeci darbe yapıyor ama Adalet Bakanlığı da bu darbenin ortağı oluyor. 

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eşbaşkanımız hakkında ifade veren tanık; 3 yıl önce tutuklanmış olan bir sanık aslında. Seçime 20 gün kala ifadesi alınıyor ve üstelik onun sahteliği SGK kayıtlarından ortaya çıktı. İfade veren tanık, o tarihlerde “birlikte çalıştığım” dediği Selçuk Mızraklı ile birlikte çalışmamış. SGK kaydı yok. Yüksekova Belediye Eşbaşkanlarımızın tutuklanmasına gerekçe olan tanık ifadeleri 9 yıldır içeride olan sanıklardan alınıyor. 9 yıldır bu ifade verilmemiş, 9 yıl sonra ne hikmetse Yüksekova Belediye Başkanları aleyhine “işte ifadeleri” deniliyor. Yargı bağımlıdır dediğimiz durum işte budur. Yargı suç üretiyor. Yargılama yapılmadığını, yargılamada sahte deliller üretildiğini söylemeye çalışıyorum.

Diğer bir mesele, hasta mahpuslar meselesi. 1400 civarında hasta mahpus var. Anneleriyle birlikte cezaevinde kalan bebeklerden, çıplak aramaya kadar bir dizi kötü uygulama, işkence uygulaması var. Ve bu karne işte bakanlığınızın eserlerinden; başka bir bölüm sunuyor. Tüm toplumsal krizlerin sebebi adaletten uzaklaşılan iklimdir. Hukukun olmadığı yerde ekonomi de dibe çöker, toplum da! Adaletin olmadığı yerde huzursuzluk, kargaşa, kavga ve ölümlerin olması da günümüzde yaşadıklarımızla sabittir ki muhtemeldir, mümkündür, tabiidir. 

Selçuk Mızraklı, ve Demirtaş, Yüksekdağ ve daha bir çok arkadaşımız bulundukları ilden binlerce kilometre ötede cezaevlerine naklediliyorlar. Bunu bize izah eder misiniz? Bunun eziyetten, kendilerine ve ailelerine işkenceden ve kötü muameleden bir farkı var mı? Amaç nedir? Bu da bir düşman hukuku uygulaması mıdır? Neden Diyarbakır’da cezaevi mi yok da Elazığ’a, Kandıra’ya, Edirne’ye Kayseri’ye götürülüyor.

Şu anda Osmaniye cezaevinde 13’üncü gününde bir açlık grevi var. 30 kişi açlık grevinde. Hapishanede yaşanan kötü koşullardan dolayı bir açlık grevi başlatmış durumdalar. Bu çok önemli bir yerde duruyor. Bu açlık grevinde var olan taleplerin bir an önce karşılanmasını istiyoruz. İşkence uygulamaları konusunda da sorularımıza hiçbir şekilde yanıt verilmiyor. Daha iki hafta önce gençlik meclisi yöneticilerimiz, üyelerimiz İstanbul’da işkence gördüler. Avukatlara yönelik uygulama ile işkence bir birinden bağımsız değil. İnsan Hakları Komisyonunda avukatlara ‘it sürüsü’ diyebilecek kadar bir siyaset var. 

YARGI BAĞIMSIZ AMA ADALETTEN, HUKUKTAN, HAKTAN, BAĞIMSIZ

Son olarak tecrit ile ilgili, İmralı adasına yönelik tecrit ile ilgili sizin bir açıklamanız vardı Sayın Bakan. Dediniz ki "Çözüm Süreci ile ilgisi yok, İstanbul seçimiyle de ilgisiz. Mahkeme kararı ile görüşmeye ilişkin hukuki engel kalkmış oldu". Bir hukuki engel yok şu anda ne engel var? Neden avukatlar görüşemiyor? Bu konuda en üst düzeyli yetkili olarak "Engel kalkmış oldu" dediğiniz halde avukatlar ve aileler neden görüştürülmüyor? Tecrit konusundaki ısrarın amacı nedir? 

Bu ülkede yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını iddia edenler, gerçekten başlarını kuma gömmüşlerdir. Bunu söylemek zorundayım. Evet, yargı bağımsız ama neden bağımsız biliyor musunuz? Adaletten, hukuktan, vicdandan, haktan bağımsız ama bağımsız olması gereken erkten, Saray'dan, hükümranlıktan bağımsız değil. Yargı sonuna kadar taraflı ve bağımlı ve emir ve talimatla çalışıyor. Yargı kendisini güvende hissetmiyor, hukuk güvencesi onlar için de yok bizim için de yok.

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…