'Sevim Belli, devrimin köklerini toprağında arıyor'

23 Eylül 2019
'Sevim Belli, devrimin köklerini toprağında arıyor'

Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Şukran Soner, Sevim Belli ile Cumhuriyet Arşivinde yaptığı söyleşiyi anlatıyor.

Soner, Sevim Belli'iyi 'kesintisiz 75 yılı aşkın, Marksist-feminist-enternasyonalist; Mihri Belli’nin “demokratik devrimcilik” çizgisiyle buluşmuş, partinin de devrimin de köklerini toprağında arayan savaşımcı' olarak tanımladığı yazısı şöyle:

Cumhuriyet tarihinden, solun tarihine uzanan halkalarda, en zengin arşivi ile bilinen gazetemizin yayın tarihinde bile, Belli ailesinin yaşamlarında yer alan cezaevleri, yargılanmalar, ağır suçlanmalar süreçleri dışında, savaşımlarının paylaşılması anlamında yayınlar, söyleşiler parmakla sayılacak kadar azdı. Başka yayın organlarından derlenmiş zarfta ise Sevim Belli’nin ilk röportajı başlıklı küpürün tarihi 2002 yılına aitti. Oysa Sevim Tarı, Türk solunun 1951-53 tevkifatı ile hapishanelerle tanışmış. Yaşamının 7 yılını da içerde geçirmiş. O dönemin TKP liderlerinden Mihri Belli ile içerde yazışarak tanışmışlar. Rıza Kalkavan’ın torunu, Ayşe Kalkavan’ın kızı. Babası İsmail Hakkı Bey, 1924-47 yılları arasında İstanbul’da başkomiserlikten Emniyet Müdürlüğü’ne uzanan görevlerde bulunmuş. Beylerbeyi’nde bir yalıdan enternasyonalizm cephesine geçiş yaşamında Mihri Belli ile 1955 yılında evleniyorlar.

KILINA ZARAR GELİRSE...

Cezaevi anılarında, önceden doğru dürüst bir fotoğrafını dahi görmemiş olarak, küçük kâğıtlara yazılmış notlarla örülmüş ortak düşünce ve değerlerde, “Ama Mihri Belli çok espirili, şakacı, geniş kültürlü, hayat dolu ve geleceğe hep iyimser bakan bir adam. Hapiste bundan daha güzel bir ilişki olabilir mi? Tabii biz karşılıklı döktürmeye başladık” detirten bir buluşma var.

Sıra tutuklanmasının ardından Emniyet’e giden amcasının ziyaretinden kendisine aile içinden aktarılmış görüşmenin sözlerine geliyor. Muhteşem bir karadeniz lehçesi ile amcasının konuşmasının neşeli taklidini aktarıyor.. Dönemin müdürü ile görüşen amca, “Suçu ne ise gereğini yapacaksınız. Ama kılına, bedenine zarar gelirse Emniyet’i başınıza yıkarım..” uyarısını yapıyor. (Dönemin komünistlikten sorgulanan kadınları için çok yaygın, geçerli cinsel taciz uygulamalarını anımsatması tırnak içinde benden.) 
Yayımlanmış az sayıdaki röportajlarında Sevim Belli, yeri geldikçe iki taraflı zengin, güçlü ailelerin kendi konumları ile uyumsuz, çocuklarının komunizme adanmış kavgalarından ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar, sahip çıkmaktan, kollamaktan vazgeçmediklerinden, destek çıkmalarının sağladığı olumluluklardan da söz ediyor. “O dönemin üst düzey komünistleri hep varlıklı galiba. Yalı komünizmi sanki. O kadar hapse girdik. İşsiz, aç gibi kaldık. Ailelerimizin yardımı olmasa çok daha zor bir yaşamımız olurdu” saptamasını yapıyor.

Kısıtlamalarla bir ömrün geçmesi ne demek? Mihri hep “Biz on yıllık demokrat parti dönemini ya hapiste ya da sürgünde geçirdik” der. Yani bir dışlanma, görmezden gelme, çok daha önemlisi çalışamamak. Doktor olduğum halde hiçbir yerde iş bulamadım. Tabii takipler, başka türlü kısıtlamalar da var. Siz gitmeden önce dedikodunuz giderdi. Komünist bir kadın, komunist bir doktor gelmiş. Bana ihtisas da yaptırmadılar. Evimiz hep dinlenirdi. En olmadık, en mahrem durumlarda bile. Mihri Belli der ki bazen “Doyasıya kavga bile edemedik...” Telefon her bağlandığında ya bozuluyor, ya çalmıyor, açıyorsun cevap vermiyor.

ÇOCUKLARINDAN AYRI KALDI

12 Eylül’de yurtdışına çıkmanın en zor yanı... Çocuklarım tam artık arkadaş gibi konuşabileceğimiz yaşa geldiklerinde İsveç’e gittik. En çok içimi yakan odur. Ben on sene dışardayım, Mihri on bir. Bu süre içinde çocukları hiç görmedik. Arkadan gelmeleri için çok uğraştım. Ama onlara pasaport alamadık. Hatta küçük oğluma ihtisas yaptırmadılar. 1989’da onlar da çıkabildiler. İlk defa o zaman görüştük. Ondan sonra da yönetim değişti. 1992’de geldik. Bir ömür mücadeleyle geçmiş. Biliyor musunuz hiçbir şey tek düze değildir. Bir yerde geriliyor, bir yerde ileri gidiyor. Her şeye rağmen insanlık gelişiyor.

Cumhuriyetin onuncu yılında, yoksul ama gelişme umutları olan bir ülke Türkiye. Cumhuriyetin seçkinleri arasında bir çatışma başlıyor. Soğuk Savaş’ın gölgesi Türkiye’nin üzerine düşüyor. Demokrat Parti’nin kuruluşuna kadar öyle pek şiddetli değildi bu çatışma. Sıradan militan 1 sene falan yatıyordu. 5 seneye çıkarıldı, 10 yıllık iktidar sürecinde üç kere şiddetlendirildi. En sonunda idam cezası getirildi. İşçi sınıfı mücadelesine şiddetle karşıydılar. Oysa ilk Meclisimizde işçi milletvekili vardı. Biz de faşizme karşı duyarlı olarak politikleştik. Benim komünizme gelişimin duygusal yanı bu. Sınıfsal bir gelişim yok. Hakkaniyet duygusuyla, insani tavır olarak komünizmi seçtim. Avrupadaki insan kıyımının o zamanlar bizde yarattığı dehşetle komünist oldum.

SOLUN EN KİTLESEL HALİ

Dönüşümde başta Kurtuluş Savaşımız, hilafetin, sultanlığın kaldırılması, Cumhuriyete dönüşme. Demokrat Parti toprağa, köylüye bağlı bir hareket olduğu için gelişini bir dönüşüm, ilerleme olarak göremem. Geriye darbeler kalıyor, onlara da dönüşüm diyemeyiz. 27 Mayıs onu gerçekleştirenlerin arzularının dışında bir Türkiye getirdi. İşçi partisi kuruldu. Gençliğin politikaya akın akın girmesi, memleket meselelerine sahip çıkmak istemesi önemli. Mihri Belli, arkadaşlarının da katkılarıyla, o dönemde Türkiye’de sol en kitlesel halini yaşadı. Cumhuriyetin bize aşıladığı bir şey var, geleceğe hep umutla baktık biz..

Günümüzde ulusal bağımsızlık konusunda bir duyarlılık var. Bu sol için yeni bir kitleselleşme alanı olamaz mı? Sınıfsal ve kültürel temellerde, güven sorunu var orta yerde. Gücün birliktelikten ve çokluktan geldiğine inanılması gerek. Partinin de devrimin de kökü Türkiye toprağındadır. Komünistlik ulusunu sevmeyi dışlamaz. Yani ırk milliyetçisi olmayacağız diye, kendi milletimizi sevmeyecek miyiz? Enternasyonalizmde yok böyle bir şey.

Yaşadıklarımızı tekrardan yaşamayacağız. Tarih tekerrürden ibaret değil. Hayat bitmedikçe mücadelecilik bitmez. Emekçi sınıfının belli bir gelişme, çıkış yolu yaratacağını düşünüyorum ve bekliyorum. Görür müyüm, göremez miyim bilinmez...

**

18 EŞSİZ ESERİ ÇEVİRDİ

Sevim Belli’nin Boğaz yalısından cezaevlerine uzanan bilinçli seçimleriyle yazılı, Mihri Belli ile özdeşleşmiş yaşam öyküsü... Suskunluğunu bozduğu “Boşuna mı Çiğnedik” anı kitabının, Türk solunun tarihinin yeniden yazılmasına da katkısı var. Ülkesinde siyasal, toplumsal seçimleri nedeniyle uzun yıllar cezaevlerinde yattı, tutuksuzken de kısıtlandı, dışlandıkları yaşam koşullarında doktorluk yapamadı, Marksizm’in, dünya solu önderlerinin, dünya ve İslam felsefesinin en önemli kitaplarının çevirileriyle, ülkemizdeki 1960’lar sonrası sol siyasal, örgütlü toplumsal patlamalara katkı sağladı, bu kitaplarla geçimini de sağladı, yurtdışındaki sürgün yıllarında, Cezayir’de, AB ülkelerinde eylemlilik içinde ancak doktorluk da yapabildi...

Sevim Belli’nin ülkenin sol örgütlülük patlaması sürecindeki çevirileriyle katkılarındaki kitap sayısının net dökümü yok. Sol ve Onur yayınlarından çıkanlar listesinden Karl Marx’tan Ekonomik Politiğin Eleştirilerine Katkı, Ücretli Emek ve Sermaye-Ücret Fiyat ve Kâr, Fransa’da Sınıf Savaşımları ve Louis Bonapart’ın 18 Brumaire, Fredrich Engels’den Ludwig Feuerch ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, Marx-Engels’den Alman ideolojisi (Feuerbach) ve Anarşizm Üzerine, V.İ.Lenin’den Sosyalizm ve Anarşizim ile Materyalizm ve Ampiryokritsizm, Politzer’den Felsefenin Başlangıç İlkeleri ve Felsefenin Temel İlkeleri, Zubritski-Mitropoloski-Kerov’dan İlkel Topluluk, Köleci Toplum, Feodal Toplum ve Kapitalist Toplum, Charles Darwin’den İnsanın Türeyişi ve Türlerin Kökeni, İbni Haldun’dan Mukaddime 1-2-3 olmak üzere toplam 18 eserin listesi var. 

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…