Diyanet’ten ‘gizli’ ibareli ‘tarikat-siyaset-ticaret’ raporu

4 Temmuz 2019
Diyanet’ten ‘gizli’ ibareli ‘tarikat-siyaset-ticaret’ raporu

Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye’de örgütlü cemaat ve tarikatlarla ilgili ‘gizli’ ibareli bir rapor hazırladı. 219 sayfalık rapor “Dini-Sosyal Teşekkürler, Geleneksel Dini-Kültürel Oluşumlar ve Yeni Dini Yönelişler” başlığını taşıyor. A’dan H’ye kadar sınıflandırılan dini oluşumlarla ilgili önemli tespitler de, Diyanet’in raporunda yer alıyor.

Türkiye’de örgütlü Sünni cemaat ve tarikatların tek tek analiz edildiği rapor; devlete bu yapılarla ilişki kurarken ‘dikkatli’ olunması, bazı yapıların ‘toplum ve devletin güvenliği için tehlikeli’ olabileceği, bazı yapıların ise önümüzdeki zamanlarda ‘Gülen Grubu’nun düştüğü pozisyona benzer pozisyonlara düşeceği ikazında bulunuyor.

15 Temmuz sonrası Türkiye’de dernek, cemaat, tarikat veya vakıf adıyla faaliyet yürüten dini yapıların derinlemesine incelenmesinin zaruri olduğu belirtilen raporda; Türkiye’de faaliyet yürüten dini yapıların bir kısmının “İslam tarihi boyunca var olan geleneksel teşekküllerin devamı niteliğinde” olduğu, bazılarının ise sosyo-politik şartların ortaya çıkardığı yeni hareketler olduğu vurgusu yer alıyor.

Diyanet’e bağlı Din İşler Yüksek Kurulu’nun İnançlar ve Dini Oluşumlar Komisyonu tarafından kaleme alınan ‘gizli’ raporda öncelikli olarak, Türkiye’deki İslami oluşumların ‘milli’ karakterine dikkat çekilerek, “Türkiye’deki cemaatler büyük oranda devlet karşıtı bir söyleme ve anlayışa zemin olmamaya özen gösterdiler” deniyor.

Türkiye’nin kuruluşundan beri dinsel örgütlenme yapısının da kronolojik olarak anlatıldığı raporda, A grubu olarak sınıflandırılan dini yapılar “Kur’an İslamı” başlığı altında toplanmış. Bu grupların temsilcileri olarak ise; Abdülaziz Bayındır, Ercüment Özkan ve İktibas Dergisi, Haksöz/Özgür-Der, Mehmet Okuyan ve Mustafa İslamoğlu sıralanmış.

Diyanet’e göre “Kur’an İslamı” söylemine uygun olarak örgütlenen bu yapılar kendilerini Hz. Muhammed’in konumunda görüyor, çünkü sünneti de yük olarak kabul ediyor. Raporda bu gruplara ilişkin şu ifadeler yer alıyor: 

“Kur’an İslam’ı iddiasıyla ortaya çıkanların, 1400 yıllık tarihi bir derinliği yok saydıkları hatta Hz. Peygamber ve ilk üç nesil döneminde oluşmuş saf ve sağlam birikimi inkâr ettikleri için sağlıklı bir dini söylem oluşturmaları ve toplumsal karşılık bulmaları pek mümkün görünmemektedir. Bu ve benzeri söylem sahiplerinin tarihte olduğu gibi günümüzde de zamanla dinin ve dini yaşayan büyük kitlenin dışına itilmek suretiyle marjinalleşecekleri tecrübeyle sabittir.”

Diyanet raporunda ‘B’ grubu olarak sınıflanan ikinci dinsel kesim ise ‘Selefi Söylem’ başlığı altında toplanmış. Diyanet’e göre Türkiye’de Selefi söylemin temsilcileri şunlar: Abdullah Yolcu, Alparslan Kuytul (Furkan Vakfı), Feyzullah Birışık, Halis Bayancuk (Ebu Hanzala), Kul Sadi Yüksel, Mehmet Balcığlu (Ebu Said Yarpuzi), Mehmet Emin Akın.

Rapora göre selefi ve radikal eğilim taşıyanların önemli bir bölümü, Ortadoğu’da eğitim almış. Ağırlıklı olarak Suudi Arabistan ve Körfez bölgesinde yetişmiş ilim adamlarının görüşlerinin etkisinde olan Selefi çizgiden olanların önemli bir kısmının itikat ve ibadetle ilgili konuları öne çıkarırken, önemli bir başka kesiminin de demokrasi, laiklik ve rejim karşıtlığı söyleminin altı çizilmiş. 

Raporda C bölümünde “Mehdici ve Mesiyanik Söylem” başlığı altında ise Adnan Oktar, Ahmet Hulusi ve İskender Evrenesoğlu grupları sıralanıyor. Diyanet bu grupları şöyle tarif ediyor:

“Mehdici ve mesihçi söyleme sahip Adnan Oktar, Ahmet Hulusi ve İskender Evrenesoğlu’nun ortak özelliği kendilerini yegâne dini otorite görmeleri ve adeta ilahi alandan bilgi alma ve fizik ötesi varlıklarla görüşüyormuş izlenimi yaratmalarıdır. Tasavvufi birtakım kavramları istismar etmeleri yine ortak yönlerini oluşturmaktadır.

Düzenli bir dini eğitim almamış olmalarına rağmen bu kişiler, kendilerini hoca veya yüce manevi bir şahsiyet gibi göstermektedir. Bu kişilerin söylem ve konuşmalarının saf, cahil ve psikolojik boşluk içinde olan kişi ve çevrelerde etkili olduğu görülmektedir.”

Diyanet, bu gibi mesiyanik ve mehdici söylem ve eylem içinde olan kişi ve gruplara karşı tedbir alınmasının, devletin güvenliği açısından hayati önemde olduğunu vurguluyor.

Raporun D bölümünde ise ‘Gelenekçi’ kişi ve akımlar sıralanmış. Bunlar İhsan Şenocak, Nurettin Yıldız ve Şahımerdan Sarı (Vasat Grubu) olarak belirtilmiş.

Nurettin Yıldız ve İhsan Şenocak’ın hatip ve davetçi yönleriyle öne çıktığı, özellikle Şenocak’ın kendisini Ehl-i Sünnet’in savunucusu olarak lanse ettiği, ciddi bir genç müntesip kitlesine sahip oldukları vurgulanarak iki ismin de İlahiyat karşıtlığına dikkat çekiliyor. Raporda Yıldız ve Şenocak ile ilgili dikkat çeken şu tespit de yer alıyor:

“Nurettin Yıldız ve İhsan Şenocak’ın özellikle konuşmalarında dini hassasiyetleri gündeme getirirken kullandığı üslubun kimi zaman maksadını aşan ifadeler, hoş olmayan ayrıntılı tasvirler içerdiği görülmektedir. Öte yandan, bu iki isim de özellikle kadın, cinsellik ve aile gibi konularda toplum tarafından yadırganabilecek söylemlere sahiptir. Şahımerdan Sarı ise önceki iki isme göre daha mutedil konuşmaları ile dikkat çekmektedir.”

Diyanet, Gelenekçi grupta yer alan Şenocak ve Yıldız’a dair devletin dikkatli olması gerektiğini söylerken, özellikle Yıldız’ın şu görüşlerinin suiistimale açık olduğunu vurguluyor:

“Kadın erkekten bir puan geride yaratılmıştır. Kadınların karma okullarda okuması caiz değildir. Kadınların tıp ve tıbbın yan dalları dışındaki alanlarda çalışmaması gerekir. Çok eşlilik övülen bir şeydir. Erkeğin karısını dövmesi ve küçüklerin evlendirilmesi meşrudur. Müzik haramdır. Düğünlerde fotoğraf çektirilmemeli ve gelin arabası süslenmemelidir.”

Diyanet raporunda E grubunda ise; ‘Dini-Siyasi Teşekküller’ yer alıyor. Bunlar da; Davet ve Kardeşlik Vakfı, Hizbu’t-Tahrir ve Mustaz’aflar Hareketi (Hizbullah) olarak sıralanıyor.

Davet ve Kardeşlik Vakfı’nın; Hasan el-Benna ve Yusuf el-Karadavi gibi âlimlerin fikirlerinden istifade ettiği belirtilen raporda, vakfın İhvan çizgisinde olduğu ve faaliyetlerini Doğu ve Güney kesimlerinde yoğunlaştırdıkları belirtiliyor.

Hizbu’t-Tahrir ise, hilafetin yeniden kurulmasını savunan bir yapı olarak yorumlanıyor ve bu grupta yer alanlara göre demokrasinin bir küfür düzeni olduğu anlatılıyor:

“Bugün için Hizbu’t-Tahrir’e göre yaşanılan dünya, darü’l-küfür ve darü’l İslam kavramlarına göre yeniden inşa edilmelidir. Tarihsel süreçte hilafetin sınırları altındaki İslam ülkeleri yeniden İslam’a dâhil edilmelidir. İslam, Cumhuriyeti de kabul etmez. Zira cumhuriyet rejimi de hâkimiyetin halka ait olduğu demokratik bir nizama bağlıdır.”

Raporda bu grup hakkında, küresel güçlerin kontrolü ve desteğiyle faaliyet yürüttüklerine dair iddialara da dikkat çekiliyor.

Hüseyin Velioğlu’nun kurucusu olduğu Hizbullah’ın tarihçesine de yer verilen raporda bu grup için, “Velioğlu’nun öldürülmesinden sonra Cemal Tutar, İsa Altsoy ve Edip Gümüş’ün harekete liderlik yaptığı belirtilmektedir” deniyor. Mustafazaflar Derneği’nin kapatılmasından sonra, 2013 yılında Hür Dava Partisi (Hüda Par) adıyla partileşen harekete dair şu yorumlar yapılıyor:

“Hareket kendini dini naslara bağlı olarak görmekte ve dinin ahlak, ibadet, itikatla ilgili bütün prensiplerini kabul etmekte, bu prensiplerin ihyasını engelleyen tağuti zulüm rejimlerine karşı mücadeleyi hedeflemektedir. Bu itibarla hareket mensupları gayrı İslami ‘laik Kemalist zulüm rejimi’ne karşı mücadelenin varlık sebepleri olduğunu iddia etmektedirler. Her ne kadar Kürt milliyetçiliğine karşı olduklarını ileri sürseler de, hareketin kurucuları ve hitap ettikleri kitle Kürtlerdir.”

Hizbullah’ın şiddet dolu geçmişinin hatırlatıldığı raporda şu notlar da düşülmüş:

“Hareket, tarihinde yaşananlardan dolayı kimilerine göre tekrar şiddete başvurma potansiyeline sahiptir. Hareketin İran’la olan ilişkisinin son tahlilde hangi nitelikte olduğu bilinmemektedir.”

Raporun F bölümünde Risale-i Nur Grupları yer alıyor. Ve bu gruplar şöyle sıralanıyor: Kırkıncılar Grubu (Mehmet Kırkıncı), Med-Zehra Grubu (M. Sıddık Şeyhanzade), Okuyucular Grubu (Zübeyr Gündüzalp), Tahşiyeciler Grubu (Muhammed Doğan), Yazıcılar Grubu (Hüsrev Altınbaşak), Yeni Asya Grubu (Mehmet Kutlular), Zehra Grubu (İzzettin Yıldırım).

Risale-i Nur grupları ve onların yollarıyla ilgili Diyanet raporunda yapılan genel değerlendirmeye göre, Risale-i Nurlar ve Saidi Nursi’nin şahsı dine göre problemli birtakım yönlere sahip. Nursi’nin kaynaklık ettiği problemler ise Diyanet’e göre şunlar:

“Nurculuk hareketin kıyamete kadar İslam davasına yapılacak hizmeti temsil etmesi ve bu hareketin ahir zamanda gelmesi beklenen Mehdi’nin görevini üstlenmesi. Manevi işaretle müjdelenmesi ve özel bir misyonla görevlendirilmesi. Müceddid olarak görülmesi. Mübalağalı ifadelerle yüceltilmesi, hatta bir peygambere gösterilecek muhabbet ve teslimiyetin ona gösterilmesi.

Kutsal ve olağanüstülüklerle dolu bir hayat hikâyesinin anlatılması (on beş senede öğrenilecek ilimleri üç ayda öğrenmesi ve ders vermeye başlaması gibi). Asr-ı Saadet’ten sonra en büyük âlim olması. Bütün ilim dünyasına meydan okuması ve hangi ilimden olursa olsun her soruya cevap vermesi. Abdulkadir-i Geylani’nin tasarrufuyla birçok bela ve musibetten korunması.”

Raporda ayrıca Risale-i Nur gruplarından Yeni Asya grubunun ise, ‘FETÖ’yü destekler’ pozisyonunda olduğu iddiası yer alıyor. Bu iddia şu şekilde ifade ediliyor:

“Politikayla yoğun ilişkisi sebebiyle diğer Nurcu gruplardan ayrılan ve siyasal anlamda ülkemizin yaşadığı onca değişikliğe rağmen ‘demokrat hareketi’ efsaneleştirip kendisini bir siyasi partiye angaje eden (DP) Yeni Asya Grubu, geldiği konum itibarıyla misyonunu önemli ölçüde yitirmiş ve farklı bir alana kaymış görünmektedir.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından hükümete yönelik aşırı muhalif tutumları ile paralel olarak FETÖ’yü destekler mahiyette yayınlar yaptıkları bilinmektedir.”

Diyanet raporunun G bölümü ise Geleneksel Dini-Kültürel Oluşumlara (Tarikatlar) ayrılmış. Nakşibendiler, Halvetiler, Rifailer ve Kadiriler olarak dört ana gruba ayrılan tarikatlar ise bu başlıklar altında incelenmiş.

Nakşibendi tarikatının alt kolları Diyanet’e göre şu isimler altında varlık sürdürüyor: Erenköy Cemaati, Hazneviler Grubu, Işıkçılar Cemaati, İskenderpaşa Cemaati, İsmail Hakkı Toprak Grubu/Somuncu Baba/Darende Cemaati, İsmailağa Cemaati, Ahmet Mahmut Ünlü (Cübbeli Ahmet), Menzil Cemaati, Norşin Dergahı, Ömer Öngüt (Hakikat Grubu), Süleyman Hilmi Tunahan Cemaati, Şeyh Seyda El-Cezeri Grubu, Yahyalı Cemaati.

Halvetiler ise; Uşşakiye ve Cerrahiye olarak iki ayrı grupta sınıflanmış.

Rifailer; Kenan Rifai ve Kubbealtı Vakfı; Kadiriler ise Haydar Baş (İcmalciler) olarak raporda ifade edilmiş.

Diyanet, ülkemizin tasavvuf merkezli din anlayışında etkili olan tarikatlardan Nakşibendilik merkezli yapılara dair şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Geleneksel tasavvufi yapılarda bulunan ve sahih İslam öğretisi bakımından eleştirilen birçok telakki ve uygulama bu gruplarda söz konusudur. Bu gruplar içerisinde örgütsel ve finansal yapısı açısından en kapalı grup, Süleyman Hilmi Tunahan Cemaati’dir. Cemaatin –bazı eski müntesiplerinin iddiaları dikkate alındığı takdirde- din, devlet ve toplum güvenliği bakımından dikkatle takip edilmesi gerekmektedir. Ağırlık ve etkisi olmakla birlikte bu oluşumların her biri için bürokraside teşkilatlandığı ve kamuda etkinliğini artırdığı yönünde kamuoyunda bir kanaat dillendirilmeye başlamıştır.”

Diyanet ‘bürokraside örgütlenme’ uyarısını Menzil Cemaati’yle ilgili bir bölümde şu cümlelerle yineliyor:

“Menzil Grubunun bürokraside teşkilatlandığı ve kamuda etkinliğini artırmasının doğru olması halinde, bu tezahürün ülkemizde orta ve uzun vadede sıkıntılara yol açacağı değerlendirilmektedir.”

Diyanetin “Cübbeli Ahmet” ile ilgili uyarıları ise şöyle:

“Ünlü, aklı kullanmanın yanlışlığı, kız çocuklarını okutmanın günah olduğu, dini ilimleri tahsilde bile sadece belli kişilerin belli kitaplarını okumakla yetinilmesini tavsiye etmek suretiyle Müslüman nesillerin ufkunu daraltarak hurafe ve menkıbeye dayalı bir din söylemini benimsemiştir. Öte yandan yaptığı faaliyetlerde dini ticari amaçlarla kullanması dikkat çekmektedir.”

Diyanetin İskenderpaşa Cemaati ile ilgili değerlendirmesi ise şöyle özetlenebilir:

“Nureddin Coşan ‘sağduyu’ kavramı etrafında şekillenen bir politik amaca sahiptir. Güncel politikaya ilgisini de başta seçim dönemlerinde olmak üzere, yeri geldiğinde yaptığı basın açıklamaları ile göstermektedir. Ayrıca cemaatin kontrolünde eğitim, basın-yayın, turizm, inşaat ve dış ticaret alanlarında faaliyet gösteren bir holding bulunmaktadır. Bu yüzden Türkiye’de tarikat-siyaset-ticaret ilişkisi bağlamında İskenderpaşa Cemaati önemli veriler barındırmaktadır.”

Şu anda Hürriyet gazetesinde etkin bir konuma geldiği gözlenen Işıkçılar grubuna dair Diyanet’in yorumu ise şöyle:

“Enver Ören’in oluşuma lider olmasıyla birlikte, yapının bir cemaat hareketinden daha çok bir şirkete dönüştüğü görülmektedir. Oluşum siyasi olarak milliyetçi-muhafazakâr bir çizgide olup, tarihte yaşamış meşhur zatları kutsamaya, aşırı şekilde yüceltmeye yönelik menkıbeci, evliyacı bir din anlayışına sahiptir.

Öte yandan oluşumun bazı söylemlerinin din istismarına kapı araladığı görülmüştür. H. Hilmi Işık’ın öğretileri doğrultusunda, devletle barışık, siyasilerle yakınlık içerisinde bir çizginin benimsendiği görülmektedir.”

Diyanet raporunda en ciddi uyarıyı alan gruplardan biri ise Süleymancılar. Bu grubun milletvekilliği ve bakanlıklar dâhil, siyasette zaman zaman üst mevkilere geldiği hatırlatılarak şu vurgular yapılıyor:

“Süleymancılarla ilgili olarak, onların birtakım yabancı istihbarat örgütleriyle bağlantısı olduğu iddialarının ciddiye alınması ve yeni bir FETÖ ile karşılaşmamak için gerekli incelemelerin yapılması, üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Zira uzun yıllar cemaat bünyesinde çalışmış, içyüzlerine vakıf olduktan sonra onlardan ayrılmış ve cemaat içinde ‘Kozan imamı’ olarak bilinen Mustafa Akyıldız oluşumun din anlayışı ve yapılanmasıyla ilgili oldukça ciddi iddialarda bulunmaktadır.

Buna göre cemaatin Türkiye genelinde bölgeler bazında ‘kolordu komutanlığı’ ismi altında yapılandıkları, kolordu komutanlığı makamında olan kimselerin maddi açıdan özel imkânlarla donatıldığı öne sürülmektedir. Sırlarını açığa vuran ya da kendilerine hasım olarak gördükleri kimseler için beddua seansları düzenledikleri, menfaatleri icabı çok kolay yalan söyleyip iftirada bulunabildikleri de belirtilmektedir.

Cemaate ait özel bir yemin bulunduğu söylenmektedir. Cemaatin devlet anlayışına ilişkin ciddi iddialar da gündeme gelmiştir. İki dönem Hatay milletvekilliği yapmış ve cemaatin güney illeri sorumlusu (kolordu komutanı) iken daha sonra oluşumdan ayrılan Hilmi Türkmen’in iddialarına göre cemaat mensupları bir kısım müesseselerde, devleti ele geçirmek, siyasi bakımdan hâkimiyet kurmak maksadıyla çalışmaktadır.”

Diyanet İşleri Başkanlığı raporunun son bölümünde ise; devletin Türkiye’deki dini hareketlerin şeffaflığını temin etmesi gerektiği vurgulanıyor ve sosyal yapıların yasaklanarak engellenemeyeceği bu yüzden, yasal bir zeminde hareket etmelerinin sağlanması gerektiği kaydediliyor:

“Eğer bu kanuni denetim mekanizması kurulmazsa, dinin kutsallarının ticaretini yapandan, din adına şantaj üretene veya menfi davranışlarını din adına meşrulaştırmak isteyen birçok kişi veya grupların oluşması kaçınılmazdır. Bu durumda, asayiş sorunu olduktan sonra fark edilen yapılara karşı, vücudun kangren olmuş bir parçasının kesilip atılmasından farklı bir çözüm sunulamayacağı aşikârdır.

Yasal zeminin evvelemirde oluşturulması, toplumun geleceği olan gençlerin bu tür yapılara eğilimi ve katılımını ciddi oranda engelleyecektir.”

Dicle Eşiyok Ahval Türkçe

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…