Öğrencilere de KHK: Kafelerde bile çalışamıyorlar

26 Şubat 2019
Öğrencilere de KHK: Kafelerde bile çalışamıyorlar

“Ben bugün kime oy verirsem vereyim bu uygulamalara ses çıkartmayacak. Ne demokrasiye ne de sandığa karşı bir güvenim kaldı. Nitekim yerel yönetimlerin hiçbir hükmü kalmamış. Benim Türkiye vatandaşı olarak bir turistten farkım yok şuan. Benim bu ülkeye dair aidiyet duygum elimden alındı. Bize bunu yapmaya ne hakkınız var? Kendine muhalifim diyen, öğrenci dostuyum diyen belediyeler bile baskıya karşı sessiz kalıyor.”

CHP İzmir Milletvekili Ednan Arslan’ın verdiği soru önergesi doğrultusunda Milli Eğitim Bakanlığı’nın yanıtına göre son beş yılda 1 milyon 115 bin 530 öğrenci büyük umutlarla kazandığı üniversitelerinden ya kaydını sildirdi ya da kaydını dondurdu.

Resmi verilere göre, 2013-2014 eğitim öğretim döneminde 135 bin öğrenci üniversiteden ayrılırken bu sayı devam eden sonraki yıl 161 bine, bir sonraki yıl 197 bine, 2016-2017 döneminde de 212 bine çıktı.

2017-2018 döneminde ise üniversiteyi bırakan öğrenci sayısı bir önceki yıla göre yüzde 92.2 gibi olağanüstü düzeyde artarak 408 bini aştı. Sayının bu denli artmasındaki en büyük sebep ise ekonomik kriz olarak görülüyor. Öğrenciler ise zaman zaman "Geçinemiyoruz" etiketi ile sosyal medya üzerinden yaptıkları paylaşımlarla zaman zamansa kurdukları platformlarda sorunlarını dile getiriyorlar.

Maddi imkânsızlıklar nedeniyle eğitim hayatlarını yarım bırakan öğrencilerin sayısı her geçen gün artarken, hem okuyup hem de çalışmak isteyen öğrencilerin önündeki en büyük engel ‘güvenlik soruşturmaları’ oluyor.

Ahval'den Ceren Karlıdağ'ın haberi..

“Öğrenci dostu belediye” sloganı ile sık sık öğrencileri desteklediğini dile getiren CHP’li Bornova Belediyesi geçtiğimiz yıllarda Büyük Park mevkiine üç tane kafe açtı. Bornova Belediye şirketi İZBAŞ’a bağlı olarak açılan kafeler, gerek fiyatların ucuzluğu gerekse öğrencilere sunduğu yarı zamanlı iş imkânı ile örnek bir çalışma haline geldi. Her üç ayda bir yenilenen ve toplamda 11 ay boyunca süren sözleşmeler doğrultusunda çalışan öğrenciler uygulamadan oldukça memnundular.

İş saatlerinin çalışan öğrencinin ders saatine göre belirlenmesi ve sigorta primlerinin ödenmesinden kaynaklı adeta okurken çalışanların gözdesi haline gelen İZBAŞ’a ait bu kafeler, son dönemde güvenlik soruşturmasından geçemediği gerekçesi ile birçok öğrencinin sözleşmesini yenilemedi. Belediye yetkilileri, bu uygulamanın sebebini 680 Sayılı KHK ile tanımlıyor. Fakat güvenlik soruşturmasının geçemeyen öğrenciler “Devlet, daha öğrenciyken garson olarak çalışmamıza bile izin vermiyor. CHP’li belediye bile bu uygulamaya ses çıkarmıyorsa biz mezun olduğumuzda ne yapacağız?” diye soruyor.

Güvenlik soruşturmalarını geçemeyen bazı öğrenciler ise hem KHK sonucu maruz kaldıkları anti demokratik uygulamayı eleştirdi hem de yerel seçimler öncesi CHP'li belediyeye seslerini duyurmak istedi.  

Öğrencilerden Ahmet Karabela Ege Üniversitesi 4.sınıf Uluslararası İlişkiler Bölümü öğrencisi. Karabela, İZBAŞ’a bağlı kafelerde çalıştığı dönem “Yeni yasaya göre güvenlik soruşturmasına girmeniz lazım” denilerek soruşturmaya tabii tutulduğunu ve beş aylık bir bekleme sürecinin ardından sonucu öğrendiğini söylüyor. Güvenlik soruşturmasını geçemediğini ifade eden Karabela, sözlerine şöyle devam ediyor:

“Belediye yetkilileri bize neden bu soruşturmayı geçemediğimizi açıklayamıyor. Elimizde resmi bir evrak bile yok. Sözde bir suç var ama bu suçun ne olduğunu bilmiyorum. Bu zamana kadar ne gözaltına alındım ne de hakkımda bir dava var. Fakat bu soruşturmayı yürütenler nerelerden ve nasıl elde ettiklerini bilmediğimiz bilgilerle bizi yargısız infaza mahkûm ediyorlar.

Elbette demokratik eylemlere katılmış olabilirim ve bu benim hakkımdır. Ben muhalif olduğum için bu soruşturmayı geçemediğimi düşünüyorum. Güvenlik soruşturması uygulaması 'devlet sizi gözetliyor' anlamına geliyor. Çünkü hakkımda yasal bir sorun olmamasına rağmen veya aile üyelerimin hakkında bir dava veya ceza olmamasına rağmen hangi sebeple bu soruşturmayı geçemiyorum?”

Karabela’ya göre bu sorun her ne kadar KHK ile gelen anti demokratik bir uygulamanın sonucu gibi gözükse de belediyenin buna sessiz kalması da aynı derecede anti demokratik...  Mezun olmasına kısa bir süre kalmasına rağmen geleceğe dair hayaller kuramadığını ifade eden Karabela, şöyle diyor:

“Ben bu kafelerde toplamda sekiz ay çalıştım. Fakat şu an dava bile açamıyorum. Çünkü sözleşmeler üç ayda bir yenileniyor ve bana şunu diyorlar: ‘senin sözleşmeni yenileniyoruz. Burada hiç çalışmamışsın gibi gözüküyorsun ve hakkını da arayamazsın.’ Olaya buradan baktığınızda ihraç edilmek bile daha iyi çünkü en azından dava hakkınız var. Şimdi ben bir genç olarak düşünüyorum... Muhalif belediye bile bu uygulamaya boyun eğiyorsa, ben ileride nerede çalışabilirim, bu ülkeye dair nasıl hayal kurabilirim?”

Güvenlik soruşturması uygulaması ile öğrenciyken karşı karşıya kalmasının kendinde yarattığı motivasyon düşüklüğünü de anlatan Karabela, yetkililere şöyle sesleniyor:

“Benim bu ülkenin vatandaşı olarak iki hakkım var. Biri oy vermek biri de kamuda çalışmak. Hiç bir somut gerekçe yokken çalışma hakkım gasp edildi. Bu beni vatandaşlıktan çıkartmakla eş değer bir durum. Madem fiilen vatandaşlıktan çıkmış gibiyiz seçimde de oy falan istemesinler.”

Bu uygulamanın mağduru olan öğrencilerden biri de Ege Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü üçüncü sınıf öğrencisi Adar İlhan. İlhan, hem iş saatlerinden dolayı hem de ücretinden dolayı işe başvurduğunu fakat güvenlik soruşturması sonucunu aylar sonra kendi ısrarı ile öğrendiğini söylüyor. Defalarca İZBAŞ’a gittiğini fakat “Biz size haber vereceğiz” diyen yetkililerin kendisine geri dönüş yapmadığını ifade eden İlhan, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Ben daha önce okuduğum üniversitede 107 öğrenci ile yargılandığım davadan beraat ettim. Beraat demek ‘bu kişi suçsuzdur’ demek. Peki, neye göre bu güvenlik soruşturmalarına takılıyoruz? Bu soruşturmalar belediyenin etki alanının dışında olabilir. Fakat kendini muhalif olarak tanımlayan bir belediye nasıl böyle hukuk dışı, insan haklarını ayaklar altına alan bir uygulamaya sessiz kalabilir?”

Bornova Belediyesi’nin bu uygulamaya karşı çıkıp öğrencilerin haklarını savunamadığı sürece kendini ‘öğrenci dostu belediye’ olarak tanımlamaması gerektiğini söyleyen İlhan, “Türkiye geneline zaten bir beklentimiz kalmadı. Ben Türkçe öğretmenliği bölümünü de bitirdim. KPSS puanım çok yüksek ama baraj altında bırakıldım. Böyle bir ülkede nasıl kendimizi güvende hissedelim ki? Kendine muhalifim diyen belediye bile dik duruş sergileyemiyor bizi işsizliğe mahkûm ediyorken nasıl geleceğe dair hayal kuralım?” diye soruyor.

Peyzaj Mimarlığı dördüncü sınıf öğrencisi olan Ezgi Yılmaz ise mevcut ekonomik kriz sonucu eğitim masraflarını karşılamakta zorlandığını ve bu nedenle iş başvurusunda bulunduğunu söylüyor. “Hem rahat rahat okula giderim hem de para kazanabilirim diye burayı tercih etmiştim” diyen Yılmaz, güvenlik soruşturması sonucunda hissettiği duyguyu şöyle açıklıyor:

“Garsonluk için başvurdum ama hiçbir kamu kurumunda çalışamayacağımı da öğrenmiş oldum. Özel firmaların da benzer uygulamalara boyun eğildiğini biliyoruz. Yani okumak için yaptığım her şey bir nevi boşunaymış diye düşündüm.”

Yılmaz, Türkiye’de demokratik bir eyleme veya etkinliğe katılmanın bedelinin işsiz kalmakla eşdeğer anlam taşıdığını söylüyor ve ekliyor:

“Saçma olan ne biliyor musunuz? Neden bu soruşturmayı geçemediğimizi somut bir şekilde açıklamıyorlar. ‘Muhalif bir insan olduğunu biliyoruz ve bu yüzden işsizliğe mahkûmsun’ diyemiyorlar. Hakkımda bir ceza vs. yok. Bu istihbarat neye göre yapılıyor? Bizim oy verdiğimiz insanlar da inisiyatif kullanıp hakkımızı savunamıyor.”

Türkiye’de parasızlık yüzünden okul bırakan öğrenciler olduğunu hatırlatan Yılmaz şöyle devam ediyor:

“Krizden önce de çok kaygılıydım. Fakat hem artık kamuda çalışamayacağımı biliyorum hem de mezun olduktan sonra işsiz kalacağımı biliyorum. Mezun olmama yarım dönem kaldı ama ‘nasıl geçineceğim?’ diye düşünüyorum. Çünkü bu sene kriz hepimizi çok ciddi etkiledi ve hem çalışıp hem okulu bitirmek zorundayız.”

Bu sürecin ‘suya sabuna dokunmayayım’ şeklinde düşünen insanları da etkileyeceğini ifade eden Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bu işin ucu, KHK’lere boyun eğen belediyelere de hiçbir şeye sesini çıkartmayan insanlara da dokunacak. Faşizm ve baskı saklandığımız her yere girecek. Birileri saraylarda yaşarken öğrenciler parasızlıktan okulu bırakıyor. 21.yüzyıl Türkiye’sinde konuştuğumuz şeylere bakın…  Tüm bu yaşadığımız süreç trajikomik geliyor artık.”

Önümüzde yerel seçimler olduğunu hatırlatan Yılmaz, son olarak şöyle konuşuyor:

“Ben bugün kime oy verirsem vereyim bu uygulamalara ses çıkartmayacak. Ne demokrasiye ne de sandığa karşı bir güvenim kaldı. Nitekim yerel yönetimlerin hiçbir hükmü kalmamış. Benim Türkiye vatandaşı olarak bir turistten farkım yok şuan. Benim bu ülkeye dair aidiyet duygum elimden alındı. Bize bunu yapmaya ne hakkınız var? Kendine muhalifim diyen, öğrenci dostuyum diyen belediyeler bile baskıya karşı sessiz kalıyor.”

C.B ise üç ay bu kafelerde çalıştığını söylüyor. Yeniden çalışmak için başvurduğunu ve güvenlik soruşturması evraklarında hem aile üyelerine dair soruların, hem nüfus bilgilerinin hem de 'devam eden siyasi bir mahkemeniz var?' şeklinde bir soru sorulduğunu ifade ediyor. Bu soruyu 'evet' şeklinde yanıtladığı için soruşturmayı geçemediğini söyleyen C.B'nin katıldığı demokratik eylemlerden dolayı çok sayıda mahkemesi var.

C.B, ismini vermek istemiyor çünkü yakın zamanda Avrupa'ya gitmek ve yaşamına orada devam etmek istiyor. Türkiye'de çalışamadığını, okulu bitirse bile iş bulamayacağı için okulu da bırakacağını söyleyen C.B, "Garsonluk için belediyeye başvuruyorsun fakat soruşturmaya takılıyorsun. İleride ne olacak peki? Bu korku iklimi içerisinde tüm baskıların yanı sıra bir de işsiz bırakılıyoruz" diyor.

İZBAŞ yetkilileri ise güvenlik soruşturması sürecinin belediyenin bir uygulaması olmadığını hatırlatıyor ve “Bu kararı biz vermiyoruz. Valiliğin içindeki Güvenlik Müdürlüğü’nün kararı bunlar. Bizim öğrenciler için yaptığımız uygulama zaten Türkiye’de bir ilk, biz yasaya uymak zorundayız. Sonuç bize kapalı bir zarf içinde geliyor. Sadece 'geçti' veya 'geçemedi' yazıyor. Bizim elimizden bir şey gelmez” şeklinde kısa bir açıklama yapıyor.

Öğrenciler ile haber sonrası yaptığımız sohbette ise zihinlerinde ve dillerde şu soru dolaşıyor:

“Mart ayında yapılacak olan yerel seçimler gerçekten ne kadar ‘yerel’?” 

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…