Eril Dikta Altında Kadın

18 Şubat 2019
Eril Dikta Altında Kadın

''Türkiye’de sanıldığının aksine son derece güçlü bir feminist hareket var. Bu hareket sokağa yansımıyor olabilir ama insanların diline bakın! Tercüme edilerek işlemiş olsa da neredeyse bütün siyasal partilerin diline yansıyor feminizm''

PoliTez / Gamze Şimşek --18 Şubat 2018 tarihinde Gazete Duvar’da İrfan Aktaş’ın feminist teorisyen Aksu Bora ile yapılmış bir röportajı yayımlandı. Aktaş’ın, “Türkiye’de kadınlara yönelik saldırganlık, şiddet, baskı had safhadayken, neden çok güçlü bir feminist hareket yok?” sorusuna karşılık Bora; ”Türkiye’de milyonlarca işçi de hak ihlali yaşıyor ama buna mukabil güçlü bir sosyalist hareket yok. Fakat bunun müsebbibi sosyalizm değil. En azından sadece o değil! Öte yandan bana kalırsa Türkiye’de sanıldığının aksine son derece güçlü bir feminist hareket var. Bu hareket sokağa yansımıyor olabilir ama insanların diline bakın! Tercüme edilerek işlemiş olsa da neredeyse bütün siyasal partilerin diline yansıyor feminizm.” diye yanıtladı.

Aslına bakılırsa; ülkenin çok farklı yerlerinde kadın örgütleri çok güçlü çalışmalar yapıyor. Özellikle de refleks eylemler konusunda çok da başarılı oluyorlar. Bugün Şule Çet’in davasının faillerinin tutuklanmalarının ardından hemen serbest bırakılmaları, sonra yeniden tutuklanmalarının nedeni, kadınların ısrarla bu davayı kamuoyunun gündeminde tutmalarıdır. Bir tarafta ülkenin, Aile, Çalışmave Sosyal Hizmetler Bakanı’nın sadece halka dağıtılan yardımlarla ilgilendiği, kadını güçlendirici çalışmalar yapmaktansa “sadaka kültürünün” genişlemesine yardımcı olduğu bir resim var. Diğer tarafta ise kadının kazanılmış haklarının geri alınmasına karşın, kendi kısıtlı imkânlarıyla ve sürekli devlet engellemeleriyle karşılaşan kadın örgütleri var.

'Boşanmayı değil cinayeti engelle'

Geçtiğimiz hafta bunun güzel bir örneği sergilendi gene. Mersin’de Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü önünde bir araya gelen Kadın Savunması üyeleri, Kübra Aşkın isimli öğretmenin, eski eşinin silahlı saldırısı sonucu yaşamını yitirmesi üzerine,  müdürlüğün önünde toplanarak “Boşanmayı değil cinayeti engelle”  sloganları attı. Bakanlığın görevinin kadını korumak ve kadına yönelik şiddeti engellemek olması gerektiğinin altını çizen kadınlar, görevini yapmadığı ve yalnızca aileyi kutsadığı için Müdürlüğün kapısına kilit vurdu.

-------------------------------------------------------------------------   Termik santrale karşı köylü kadınların direnişi

Aynı şey, Tekirdağ Kapaklı İlçesi’nde Kuzey Ormanları’na kurulması planlanan termik santrale karşı köylü kadınların ortaya koyduğu mücadelede de yaşanmadı mı? Bugün termik santralin yapılma kararı geri çekildiyse bunda en büyük pay eş zamanlı olarak refleks tepki sergileyen kadınların başarısıdır.

Yeter ki; kadınlar biz ne yapabiliriz demesinler ve evlerinden dışarı çıksınlar.  Yeter ki, toplumun yarısı olan kadınlar bir araya gelsinler…  Gerisini onlar zaten hallederler.

-------------------------------------------------------------------------------------------

 “Aileyi korumak için İslami mücadele!”mi!

Manevi rehberlik adı altında öğrenci yurtlarına ve hastanelere giren Diyanet, şimdi de ailelere el attı. “Ailede yıkıma yol açabilecek sorunlarla ilgili İslami değerlerden beslenen destek çalışmaları yürütmek” için vaizlere ve Kuran öğreticilere “Aile Bilinci Eğitimleri” verilecek.

İl vaizleri ve kadın Kuran kursu öğreticilerine verilecek eğitimler, “Ailem ve ben, Ailemde bir çocuk var, Ailemde bir genç var, Ailemde bir yaşlı var, Akrabalarım var, Ailemin iletişim dili, Ailede iffet ve mahremiyet” ile “Teknolojiyi bilinçli kullanıyorum” başlıkları altında sıralandı.

İlk olarak Aydın ve Giresun müftülüklerinin Aile Dini Rehberlik Büroları’nda başlatılan eğitimlerin yakın zamanda tüm illerde uygulanacağı belirtildi. Müftülüklerin belirlediği “uzmanlar” tarafından verilecek ve iki hafta sürecek eğitimlere katılan din görevlilerinin ailenin korunması için edindikleri bilgileri toplumla paylaşacağı ifade edildi. Proje çerçevesinde, aileleri tehdit eden ve yıkıma yol açabilecek sorunlarla ilgili, “İslami değerlerden beslenen” manevi destek çalışmaları yürütüleceği aktarıldı.

Verilecek eğitimlere bakınca, hepsini bir kenara atıp tek konu olarak  “Ailede bir kadın var” konulu bir çalışma yapılsaydı keşke…

Kadını güçlendirmeden sağlıklı bir aile kurumu oluşturamazsınız. Kadını özel alanına mahpus bırakıp, “elinin hamuruyla erkek işine karışma” diyerek kamusal alanın dışına iterseniz, kadının özgüvenini elinden alıp, onu haysiyet-namus gibi kavramlarla kuşatırsanız, özgüven sahibi çocukların oluşumunu engellersiniz. Yani ne yaparsanız yapın, kadını güçlendirmeden hem de dini referanslarla yapacağınız tüm çalışmalar, patriyarkanın güçlenmesine destek olmaktan öteye geçmeyecektir ve bunun ne kadınlara ne de aile kurumuna bir faydası olacaktır. 

-------------------------------------------------------------------------------------------

Erkek cinsel gücünü arttıran ilaçlara 8% vergi uygulanırken, bizler Regl olduğumuz için %18 oranında vergi ödemek zorunda değiliz

CHP PM Üyesi ve İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, kadınların ve trans bireylerin menstrüel dönemde zorunlu ve temel olarak kullanmak zorunda oldukları ped ve diğer hijyen ürünlerindeki vergi oranının düşürülmesi için kanun teklifi verdi. Kadıgil, ayrıca cezaevlerinde ped, tampon gibi ihtiyaçların ücretsiz olarak dağıtılması konusunda yasal düzenleme gerekliliğinin altını çizdi.

Kanun teklifinde, Türkiye ve dünyada “tampon vergisi” adıyla anılan hijyen ürünlerinden şu anda yüzde 18 oranında vergi alındığını belirten Kadıgil, erkekler için cinsel gücü artıran ilaçlara yüzde 8 oranında vergi uygulanıyor olmasının cinsiyet eşitsizliği olduğunu vurguladı. Kadıgil, ortalama bir kadın hayatının 2 bin 535 gününde, yani yaklaşık yedi yılı boyunca regl olduğunu ve ped ya da tampona ihtiyaç duyduğunu belirtti.”

Avrupa Birliği 2007 yılında aldığı kararla, üye ülkelerin bu hijyen ürünleri üzerindeki vergileri yüzde 5’e kadar indirmesine izin vermiştir. İngiltere, vergi oranını yüzde 5’e çekerken elde edilen vergilerin ise kadına yönelik şiddetle mücadele derneklerine bağışlanması kararını almıştır.

---------------------------------------------------------------------------------------------

Yargıtay’dan emsal karar: Cinsel saldırıya göz yumup sessiz kalan da aynı cezayı alacak.

Yargıtay, bir tecavüz ve darp davasında hiçbir eylemde bulunmayan bir sanığı da mahkûm etti. Genel Kurul’un bu kararının ardından tecavüz ve darp olaylarında sadece suçu işleyenler değil, olaya sessiz kalıp engel olmayanların da aynı suçtan cezalandırılmasının önü açılmış oldu.

Ağlanacak olaylara güleriz ya bazen, işte kanunların uygulanmadığı, çıkması gereken kararların çıkmadığı hukuk kanadından geçen hafta gelen karara da o kadar sevindik. Tecavüzcülerin aklanmaya çalışıldığı dünyamızda, tecavüzcüyü aklamak bir kenara yardımcılarının da cezalandırılmalarına dair karar bunca karanlık ve iç karartıcı haberin yanı sıra gönlümüze az da olsa su serpmiş oldu.

--------------------------------------------------------------------------------------------

Aysun Yıldırım için adalet

Şüpheli kadın ölümlerinin neden üstü örtülüyor? Yargı kimleri korumaya çalışıyor?Şüpheli kadın ölümlerinin neden üstü örtülüyor? Yargı kimleri korumaya çalışıyor?

26 yaşındaki Aysun Yıldırım'ın ölümünün ardından başlatılan soruşturma, Şule Çet davasının ardından yeniden kamuoyunun gündemine geldi. 'İntihar' denilerek üstü kapatılmak istenen dosyanın avukatı Rukiye Leyla Süren, Aysun'un işyerinden atlayarak intihar ettiği iddiasının gerçeği yansıtmadığını belirtirken, "Aysun ile Şule'nin davaları birbirine çok benziyor. Ekmeğinin peşindeyken öldürüldü Aysun. Hem kendi geleceğinin peşindeyken, hem ailesine destek olmaya çalışırken öldürüldü" diyor.

İstanbul Sefaköy’de bir gümrük müşavirliğinde ihracat - ithalat sorumlusu olarak çalışan 26 yaşındaki Aysun Yıldırım, geçtiğimiz yıl 28 Şubat’ta işyerinin üçüncü katından "şüpheli" bir şekilde "düşerek" yaşamını yitirdi. 17 metre yüksekten "düştüğü" iddia edilen Aysun Yıldırım’ın yaşamını yitirmesi kayıtlara önce '‘şüpheli ölüm’' diye geçti. Savcılık soruşturmasında olaya ilişkin “intihar” denildi ve kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi.

Aysun ile Şule'nin davaları birbirine çok benziyor. Aysun çalıştığı işyerinde 28 Şubat'ta mesaiye kalıyor. Ve mesaiye kaldığı gece önce 19.00’da annesiyle görüşüyor. Sonra 19.30'da kız kardeşi ile görüşüyor. Annesine, 'Anne yarım saate kadar geleceğim merak etme' diyor. Annesini arayıp yarım saat gecikmesinden dolayı meraklanmamasını isteyen bir insan intihar eder mi? Aysun sonrasında başka bir arkadaşı ile daha görüşüyor. Hatta arkadaşına gel yanıma diyor. İntihar eden bir kişi arkadaşını yanına çağırmaz. Arkadaşı da çok yoğun olduğunu söyleyip 'hafta sonu görüşelim' diyor. Böyle bir planlama yapan bir kişiden bahsediyoruz..."

Dosyada çelişkili birçok durum varken, davanın savcısı ise Avukat Leyla Süren’e “Ben bu davayı kapattım, boşuna uğraşıyorsunuz” diyor. Fakat görünen o ki; Kadın örgütlerinin ısrarlı çabaları sonucu bu dava da tıpkı Şule Çet’in  davası gibi kolay kolay kapanacağa benzemiyor.

----------------------------------------------------------------------------------------------

Ana akım medya Eril Dil’i nasıl destekliyor, kadın ölümleri medyada nasıl manipüle ediliyor

Ana akım medyanın toplumda şiddete dair algımızı şekillendirme ve yönlendirmeye dair gücü var. Şule Çet cinayetinde medyada verilen bazı haber örneklerinde gördük ki, medya tecavüz kültüründen beslenerek faillere gerekçe üreten, hayatını yitiren ve öldürülen kadınları, transları sorgulayan ve suçlayan, onlara rıza atayan dili üretmeye devam etti. Savunma avukatları öldürülen kadınların hayatlarını sorgularken medyanın yansıttığı bu dilden ve temsillerden güç aldı.

 Medya cinsel şiddeti kendi haber diliyle yeniden ürettiği gerçeği ile artık yüzleşmeli ve bu sorumlulukla haber yapmalıdır.

Son örnekler önümüzde; kadınlar plazalardan, işyerlerinden atılıyor fakat medya onları “intihar etti” diyerek haber yapıyor, katledilen kadınların faillerle resimleri basılıyor boy boy ve kadınların olaya rıza gösterdikleri algısı yaratılıyor. Kadının içki içmesi, failin yaşadığı mekânda olması durumları özellikle belirtilerek kadınların “suçu çağırdığı” algısı oluşturulmaya çalışılıyor. Futbol maçlarında tecavüz marşları çalınıyor. Hatırlarsınız Antalyaspor'un 3 yıl önce Fenerbahçe'yi sahasında 4-2 yendiği maçın ardından 'tecavüz marşı' olarak da isimlendirilen, John Carpenter'a ait 'The End' şarkısının çalınmasıyla ilgili açılan davanın karar duruşması görüldü geçtiğimiz günlerde.  Tutuksuz yargılanan 2 kulüp görevlisi hakkında, beraat kararı verildi.

Habertürk yazarı Abdurrahman Yıldırım, tarladan tezgâha gelene kadar fiyatı iki katına çıkan meyve sebze konusunu anlatırken bile; "Böyle bir kâr marjı hiçbir yerde yok, hiçbir kazançta yok. Bu kadın ticaretinde bile yok” diyebiliyor.

Kadın ticareti ile savaşmak yerine bu ticareti kabul etmek nasıl bir zihniyetin ürünüdür?

Kadınlar, üzerlerinde kurulmak istenen otoriteye ve sürdürülen baskılara rağmen eril diktaya karşı hayatın her alanında mücadelelerine devam edecekler.

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…