Amazonlar yaşadı mı gerçekten?

Turhan Kayaoğlu--Ahval

21 Mayıs 2018
Amazonlar yaşadı mı gerçekten?

Truva Savaşı’nın en dramatik anı, yenilmez kahraman Achilles ile Amazonların bir o kadar savaşçı ve güzeller güzeli kraliçesi Penthesilea arasındaki düellodur. Penthesilea’nın başında altın kalpak, bir elinde kalkan ve diğer elinde savaş baltası vardır.

penthesilea_kleinÇarpışmayı Achilles kazanır ama aynı zamanda da kaybeder. Bir erkekle savaştığını sanır. Ölmek üzere olan rakibinin altın kalpağını kaldırır ve Penthesilea’nın güzelliği karşısında dili tutulur, içi geçer, ağlamaklı olur. Dünyada en kısa süren yıldırım aşkıdır bu. Ancak ölümden dönüş yoktur. Kahrolur!

Amazonlardan ilk kez M.Ö. VIII. yüzyılda Homer’in İlyada’sında söz edilir. M.Ö. V. ve IV. yüzyıllarda dram yazarları Aischylos ve Euripides,  şair Pindaros, tarihçi Herodot, retorikçi Lysias bu acı öyküyü yeniden işler. Milattan az önceki ve sonraki yıllarda tarihçi Diodoros, yazar Plutarkhos ve Romalı bilge Yaşlı Plinius bu tema üzerine yazmaya devam eder.

Ancak konu orada bitmemektedir. Amazonlar mitolojiden kaynaklanan bir kavram, fantezi, edebiyat ve sanat objesi olarak, örnek alınan kadınlar olarak ve bilimsel araştırma konusu olarak hâlâ güncelliğini korumakta.

İnsanlığın tarih ve kültür mirasının bir parçası olan Amazonlara ilişkin yazılı belgeler birbirinden farklı ve çoğunlukla da tamamen zıt bilgiler vermekte. Gerçekte var oldular mı, nerede yaşadılar, nasıl yaşadılar, gibi sorulara henüz tek ve doğru bir yanıt verilemiyor.

Homer, İlyada’sında Amazonları “erkeksi” olarak betimler. Ondan yüzlerce yıl sonra Herodot onlara “erkek öldürücüsü” der. Antik Dünya’da erkekler silahlıydı ve sürekli savaşırdı, kadınlar da ev işleriyle uğraşırdı. Amazonlar ise erkekler gibi silah taşıyıp, at sürüp, savaşırlardı. Bu yüzden aykırıydılar ve Yunanlıların başdüşmanıydılar.
Ancak onları kimse görmemişti. Varlıkları hep söylenceye dayanıyordu. Ülkeleri hep Yunanlıların sınırlarının ötesindeydi. Yunanlılar sınırlarını genişlettikçe Amazonlar da daha uzağa gidiyordu.

Kimi anlatılara göre Trakya’da yaşıyorlardı. Kimilerine göre Themiskyra, bugünkü Samsun-Terme, bölgesini yurt tutmuşlardı. Kendisi de Pontuslu olan coğrafyacı-gezgin Strabon, Amazonların çocuklarını terbiye edilmek üzere bakıcı ailelere bıraktıklarını anlatır. Daha geç dönem metinlerde Amazonların Karadeniz’in kuzeyinde, İskitlerin ülkesinde yaşıdıklarından söz edilir. Diodoros’a göre asıl ülkeleri Libya’dır.

Söylenceye göre Amazonların soyu, Efes şehrini kuran kraliçe Otrere’den geliyordu. Gözü kanlı savaş tanrısı Ares ile mercimeği fırına vermiş ve ondan üç kız çocuğu doğurmuştu: Phentesilea, Hippolyte ve Antiope. Bunların üçü de daha sonra ünlü Amazon kraliçeleri olacaktı. Achilles’in kucağında son nefesini veren Penthesilea, kızkardeşi Hippolyte’yi bir avda kazayla öldürmüştü. Bir başka söylenceye göre Hippolyte’yi babası Ares’in armağan ettiği insan üstü güç veren altın kemerini ele geçirmek üzere gelen Herakles (Herkül) öldürmüştü. Antiope ise Atina kralı Thesus tarfından kaçırılmış, bunun üzerine Amazonlar Atina’ya saldırmış, ancak Antiope Thesus’la evlenip orada kalmıştı.

Ares’in sayıları öyküden öyküye bin ile yüzbin arasında değişen bütün Amazonların babası olduğu söylenir. Bunlar şeytan gibi dövüşen, rüzgâr gibi at süren iri yapılı, güçlü ve güzel kadınlardı.

Antik Dünya’da mitler tarihi gerçekler kadar önemliydi. Bu nedenle Amazonlar sürekli olarak insanların ilgisini ve hayranlığını çekmiştir, suretleri heykellerde, relieflerde, kâselerde, amforalarda ve vazolarda binlerce kez vücut bulmuştur.

Amazonlar resim, heykel ve kabartmalarda genellikle uzun ve kıvrımlı pantolon giymiş olarak betimlenmiştir. Bu kıyafet Yunanlı kadınlarınkinden çok farklıdır ve onların gözünde çok egzotiktir. Amazonlar hep silahlıdırlar ve sıklıkla da miğferlidirler. Resimlerde erkeklerin bedenleri koyu renklidir, Amazonlar ise beyaz tenlidir ve kadınsı kıvrımları göze batar.  

Bu eski sanatsal betimlemeler, Amazonlar hakkında yaygın olan bir görüşü yalanlamaktadır. Buna göre Amazonların küçük yaştayken sağ memeleri dağlanır ve böylece büyüyünce ok ve yay kullanmalarını engellemeleri ortadan kaldırılmış olurdu. Amazon sözcüğünün a-mastos’tan (memesiz) geldiği ileri sürülürdü. Ancak Antik dönemin bütün vazolarında Amazonların memelerinin ikisi de yerli yerindedir. Bunlardan biri çıplak resmedilirken diğeri giysinin altındaki kabartısıyla kendini gösterir. Bir başka söylenceye göre Amazon sözcüğü Kafkas dillerindeki maza’dan (ay) gelmektedir.

Amazonlar Antik dönem Yunanlıların fantezi dünyasında yüzyıllarca neden bu kadar büyük bir yer aldı? Tahayyül ettikleri Amazonlara özgü hayat, kendilerinkinin tam tersiydi oysa. Ayrıca bu silahlı ve savaşçı kadınlar onların katı cinsiyetler ayrımına dayalı kültürüne ve toplumsal kurallarına karşı tehlike oluşturuyordu. Yanıt, belki de hayatın nasıl yaşanmaması gerektiğini ispatlayan bir örnek olarak gösterilmeleriydi. Belki de Yunanlı erkeklerin karılarının kıskançlığı ya da “yetersizliği”ne karşı fantezilerinde geliştirdiği ideal kadınlardı bunlar.

Kesin olarak bilinen bir şey varsa, Amazonları düşman olarak görmeleriydi. Parthenon’daki frizlerde ve Atina’daki diğer kamusal alanlarda betimlenen Truvalılar, Persler ve sentorlar gibi düşmanların arasında yer alıyorlardı. Sonunda Yunanlılar bunlara hep galip gelmişlerdir.

0_Amazzone_ferita_-_Musei_Capitolini_(1)

Bazı araştırmacılara göre bu da anlaşılır bir şeydir. Çünkü Yunanlılar kurdukları ataerkil düzene karşı tehlikeli bir düzen alternatifi oluşturan bu kadınların hakkından gelmeliydiler.

Ancak düşmanın hakkını verecek erdeme sahip olduklarını da vurgular Yunanlılar. Örneğin Amazonların Anadolu’daki Efes, Kyme, Smyrna, Priene, Myrina, Pitane şehirlerini kurduklarını kabul ederler. Yunanlılara göre Atina’dan da eski olan bu şehirler, onların çok önem verdikleri toplumsal bir geleneği temsil ediyordu. 

Dünyanın yedi harikasından biri olarak göedükleri Efes’teki Artemis tapınağı, Amazon heykelleriyle donatılmıştı. Bulunan birçok madeni parada Amazon resimleri vardı.

Amazonların kökenine ilişkin en akla yatkın teori, bunların Karadeniz’in kuzeyindeki Ukrayna’dan Kafkaslara kadar uzanan İskitlere ait coğrafyada yaşamış olmaları. Herodot, doğu Karadeniz’e inen İskitlerin Samsun-Ordu yakınlarında Amazonlarla savaştıklarını ve esir aldıkları Amazonları üç gemiye doldurup denize açıldıklarını anlatır.

Amazonlar İskitleri “döve döve öldürürler” ve gemileri ele geçirirler. Ama dümen nasıl tutulur, kürek nasıl çekilir, yelken nasıl açılır, bilmedikleri için rüzgârların götürdüğü yere kadar gidip İskitlere ait bir kara parçasına çıkarlar. Önlerine gelenle savaşıp ortalığı talan ederler

İskitliler savaş alanında yatan düşmanlardan birini yoklayınca kadın olduğunu anlayıp şaşkına dönerler. Hayatlarında hiç böyle bir yaratık görmemişlerdir. Sonra Amazonların kamp kurduğu yere bir oğlan gönderip bir Amazonu kaçırmasını isterler. Delikanlıyı gören bir Amazon kaçmaz, ondan hoşlanmıştır. Orada sarmaş dolaş olurlar. Kız oğlana el kol hareketleriyle ertesi gün aynı yere bir arkadaşıyla birlikte gelmesini söyler. Kendisi de Amazonlardan birini getirecektir.

Böylece Herodot’un birçok hikâyesinde olduğu gibi iş tatlı biter. Amazonlarla İskitli delikanlar evlenip büyükçe bir koloni oluştururlar.

Karadeniz’in kuzeyinde, Ukrayna’daki kazılarda ulaşılan bulgular, daha M.Ö. 4000 yıllarında buralarda savaşçı kadınların yaşadığını gösteriyor. Yeni DNA tekniklerine göre M.Ö. 700’lerden kalma yüzden fazla mezardaki iskeletlerin kadınlara ait olduğu saptanmıştır. Bu kadınların 16-30 yaş arasında olduğu görülmüştür. Mezarlarda yalnızca mücevherler, ev araçları, aynalar ve kozmetik eşya değil, ok uçları, yaylar, kalkanlar, kamalar, mızraklar, kılıçlar ve taş sapanları da bulunmuştur.

Bu kadınların Amazon olma olasılığı var. Ancak unutmamalı ki, İskitler hayvancılıkla uğraşan atlı göçebe topluluklardı. Hayatta kalabilmek için kadınlarında ata binmeleri ve silah kullanmaları şarttı.

Amazon sözcüğüne Antik dönemden yüzyıllar sonra iki ayrı bağlamda daha rastlanıyor. Bunlardan birincisi Güney Amerikalı kızılderililer. İspanyol kaşifi Francisco de Orellana 1500’lerin ortasında Latin Amerika’ya geldiğinde düşmanca davranan savaşçı Kızılderili kadın kabileleriyle karşılaşır. Bunların Amazon olduğuna inanan bu kaşif şimdiki Amazon nehrine bu adı koymuştur.

İkincisi Afrika’da 1700’lerden 1890’a kadar var olan Dahomey Krallığı’dır. Kralın beş bin karısı vardı. Bunlar aynı zamanda Amazondular ve onun silahlı koruma muhafızlarıydılar.

Avrupa’da Ortaçağ’da Amazonların varlığına inanılıyordu. 1460’a kadar olan haritalarda Amazonların ülkesi, o zamanki bilinen Avrupa’nın dışında bir yerlerde gösteriliyordu.

Primitif feminizm içeren ilk Amazon edebiyatı da Ortaçağ’da ortaya çıkmaya başladı. 1405’de Christine de Pizans’ın Amazonların yaşadığı bir kadınlar şehrini anlatan “Le cité des dames” adlı kitabı yayımlandı. 1578’de Catherine des Roche “Pour une mascarade d’amozones” adlı feminist ütopyasını yazdı. Onun kitabında yalnızca fizik güç değil, moral, bilgelik ve beceriklilik de önemle vurgulanır.

İlk feministlerin biraz ironiyle karışık Amazonlar olarak adlandırıldığı bilinir. Bunlar devrimci ve ilerici bağlamda her zaman önemli bir rol oynamışlardır. Amazonlar, resim-heykel sanatı, tiyatro, film, müzik ve spor alanlarında hâlâ büyük bir esin kaynağıdır. Ata binen kadınlar bugün de hâlâ Amazon olarak adlandırılırlar.

Amazonların evrensel kültüre yaptığı etkiler varlığını sürdürmeye devam edecek gibi görünüyor. ABD’li psikolog William Moulton Marston’un eseri “Wonder woman” da Pentheselia ve kızkardeşleri örnek olarak gösterilir ve bir Amazonun “Afrodit kadar büyüleyici, Athena kadar bilge, Hermes kadar hızlı ve Herkül kadar güçlü” olması gerektiği belirtilir. Bugünkü popüler kültürde boy gösteren Lara Croft ve Xena figürlerine bakılırsa Amazonlar bugün de geçerli bir ideal olarak görülüyor.

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…