THKO militanı Tuncer Sümer 68'i ve Denizleri anlatıyor

6 Mayıs 2018
THKO militanı Tuncer Sümer 68'i ve Denizleri anlatıyor

Daha 1971'e gelmeden 69'da İstanbul'da bir Kanlı Pazar yaşandı, 16 şubat 1969. İddiaya göre, okuduklarımıza göre o zaman gençlere saldıranlar arasında Abdullah Gül de var. Eylemin içinde bugün TBMM'nin AKP'li başkanı İsmail Kahraman da. O saldırıda insanlar öldü, yaralandı. Çok ciddi silahlı bir saldırıydı. Gericiler devrimcilere büyük bir saldırı düzenlemişlerdi.

Bu yıl, tüm dünyada derin etkiler yaratan 1968 gençlik hareketlerinin ellinci yıldönümü. Türkiye'de bu süreç, 1960'lı yılların başında gelişen nisbi özgürlük ortamında işçi, köylü ve gençlik hareketlerinin içinde gelişti. 12 Mart 1971'de bir askeri darbe ile engellenmek istendi. Onlarca devrimci genç katledildi, üçü ise; Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan 6 Mayıs 1972 günü idam edildiler. O yıllara THKO 'nun kuruluş günleri de dahil içerden yaşayarak tanıklık eden, THKO'nun Nurhak dağ kadrosunda yer alan Tuncer Sümer'e, Türkiye'nin 68 'ini, 6 Mayıs'a giden günleri ve dünden bugüne yansıyanları sorduk...

Politez : 1970'li yılların sonuna doğru, Denizler ve o dönemin devrimci gençlik önderleri anılırken, Onlardan hep 68 kuşağı olarak söz edildi.. Türkiye'de o dönem yaşanan devrimci yükselişi dünyadaki 68 hareketi ile ne kadar özdeşleştirebiliriz, yoksa ayrı bir çerçevede mi değerlendirmek gerekir ?

Tuncer Sümer : Türkiye'de yaşanan 68 ile dünyada yaşanan 68 birbirinden ayrılmaz. Bütün ülkelerde ardı ardına patlayan olaylardır bunlar. Önce Fransa'da başlayıp, İngiltere'de devam eder. Amerika'ya kadar uzanıp bütün Avrupa'ya da yayılan ve yaşanan bir olaydır 68. 

Türkiye de doğal olarak bundan etkilendi. 1968 10 Haziran'ında ilk defa Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nde başladı. Oysa ki, genel olarak bilinen, İstanbul'da başladığdır. Ankara'da başlayan bir boykot olayı hatta daha çok bir protesto olayı idi.  Ama 12 Haziran'da İstanbul Üniversitesi'ndeki boykot ve işgaleylemiydi.. Daha geniş ve kapsamlı olduğu için İstanbul öne geçti. Önce öğrenci sorunlarına ilişkin taleplerle  başlayan gelişmeler daha sonra ülke sorunlarını da kapsar hale geldi ve eylemlerı değişik kentlerde ve üniversitelerde devam etti. Gençler dünyanın her yerinde değişik taleplerle ortaya çıktılar. Türkiye'nin koşulları da farklı olduğu için ülkemizde de gençlik kendine özgü taleplerle ortaya çıktı. Bu anlamda her ülkenin 68'i kendine aittir demek daha doğru olur. Sonuçta 68 düzene karşı bir tepkidir, sisteme karşı bir tepkidir. Esas olarak kapitalizme karşı bir tepkidir. Ana ekseninde o vardır.  Örneğin ülkemizde öğrenci talepleri ile başlayan tepkiler ülke sorunlarına dönüşerek devam etmiştir.

Politez :  Öğrenciler, eğitim sorunlarının çözümü için öne çıkmışken nasıl oldu da kısa sürede esas gündemleri ülke sorunları oldu?

Tuncer Sümer : Bunun için 60'lı yıllarda Türkiye'de ve dünyada neler yaşandı bunlara bir bakmak gerekir. Dünyada gördüğümüz manzara şöyle, Latin Amerika ülkelerinin hemen hemen hepsinde gerilla mücadeleleri var, bunların temel karakteri, yaşadıkları düzene karşı oluşları.  İçeriği böyle.. Bunun dışında Afrika'nın birkaç bölgesi hariç hemen hemen her yerde ulusal kurtuluş mücadeleleri var, sömürgeciliğe karşı. Afrika'da silahlı mücadele eden örgütler var. Yine 60'lı yıllar boyunca Vietnam'da kıyasıya bir ulusal kurtuluş savaşı var. Buna daha sonra Kamboçya filan da katılıyor ve 1973-74'e kadar devam eden çok kanlı ve bütün dünyanın tepki gösterdiği bir savaş var. Avrupa'nın içinde bir takım hareketler var devrimci Anti-kapitalist hareketler... Kızıl Rudi diye anılan bir hareket var.. Almanya'da Baader-Maynof var.

DEMOKRATİK TALEPLER ÖNE SÜREN DEVRİMCİLERE SALDIRI VE DÜNYA KOŞULLARI BİZİ SİLAHLI MİCADELEYE SEVKETTİ

Aynı dönemde Türkiye'de de çok önemli olaylar yaşanıyordu; en başta işçi hareketleri vardı. Kavel grevi, Sungurlar grevi, Berec grevi.. Şu anda aklımailk gelenler, çok daha fazlası var.. Bunlar çok önemli, toplumu etkileyen grevlerdi. Ayrıca aynı dönemde ülkenin bir çok yerinde topraksız köylülerin toprak talebi ile yaptıkları işgaller var. Hatta Elmalı'daki toprak işgali için giden Can Savran, ODTÜ'den bir arkadaşımızdı; yolda trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. İşgale destek için gidiyordu. Öğrenci hareketleri bu atmosfer içinde gelişti. Siyasi anlamda ise 1965'den başlayarak o yıllarda emekten yana, sömürüye karşı politika izleyen bir Türkiye İşçi Partisi var ve bizi en çok etkileyen siyasi partidir.  Birçoğumuz bu parti içinde yetiştik, bu parti ile birlikte devrmcileştik. O dönemde çıkan yayınlar vardı. Bunlar arasında en önemlisi Yön dergisi. O dönemde yasaklı olmasına rağmen her sayıda arka sayfada Nazım Hikmet'in bir şiiri yayınlanırdı. Nazım o dönemde bile yasaklıydı. Bu şiirler bizleri çok etkilemişti. 65 ile birlikte kurulan Fikir Kulüpleri Federasyonu var.. TİP’le paralel davranırken, daha sonra  bağımsızlaşan, ayrı eylemler koymaya başlayan ve ayrı bir çizgide devrimcileşen böyle bir gençlik örgütü var. Devrimcilerin, yurtsevelerin, sosyalistlerin ağırlıklı oldukları bir örgüt. Dünya ile birlikte Türkiye de o yıllarda bir değişim yaşıyordu. 1960'lı yıllarda Türkiye, nüfusunun büyük çoğunluğu köylerde yaşayan bir ülkeydi. Bugünkü gibi nüfusun büyük bir bölümü kentlerde yaşamıyordu. Kırdan şehre göçün hızlandığı, gecekondulaşmanın yoğunlaştığı bir dönemdi. Yani bugüne varan gelişmelerin başladığı ilk yıllardı 60'lar. 

Yine çok önemli bir başka konu, 1961 Anayasası.  O günün koşullarında oldukça özgürlükçü ve demokratik bir anayasa idi. Cumhuriyet tarihinin en ileri Anayasası. Onun sağladığı bir özgürlük ortamı vardı. Herkes kendisini eylemiyle sözüyle ifade edebiliyordu. Bugün olduğu gibi bir söz söylendiğinde insanlar hemen içeri alınmıyordu. Bugün Türkiye'de özgürlükler yok ama o gün nisbi de olsa bir özgürlük ortamı vardı. Bütün bunlar bizim 68 hareketini ortaya çıkaran koşullardır diyebiliriz.

Politez : THKO'nun kuruluş günlerinde Hüseyin İnan ve Deniz Gezmiş ile birlikte idiniz. THKO nasıl kuruldu?

 Tuncer Sümer : Şimdi şöyle bakalım; 1968'de başlayan öğrenci hareketleri, kitle hareketleri devam ediyor. Biliyorsunuz o yıllarda büyük bir de işçi eylemi var; 15 16 Haziran. Daha sonra THKO'nun kadroları içinde yer alacak devrimci gençler o eylemin içinde de varlar. Daha 1971'e gelmeden 69'da İstanbul'da bir kanlı pazar yaşandı. 16 şubat 1969. İddiaya göre, okuduklarımıza göre o zaman gençlere saldıranlar arasında Abdullah Gül de var. Eylemin içinde bugün TBMM'nin AKP'li başkanı İsmail Kahraman da var. O saldırıda insanlar öldü, yaralandı. Çok ciddi silahlı bir saldırıydı. Gericiler devrimcilere büyük bir saldırı düzenlemişlerdi. O topluluğun büyük bir kısmı devrimcilerdi. Çok büyük bir kitlenin üzerine saldırmışlardı. Bu eylemden hemen sonra, ya da ertesi gün İstanbul'da bir grup devrimci arkadaş toplanıyorlar ve diyorlar ki, bu böyle olmayacak, bu saldırılara karşı koyabilmek için süratle örgütlenelim ve bizim de silahlanmamız gerekir. Ülkü Ocakları denilen faşist bir grup çıkmış nerede devrimcileri görseler saldırıp öldürüyorlar. O günlerde biz silahsızsız, onlar silahlı ve devlet tarafından korunuyorlar. Buna karşı biz de silahlanalım ve kendimizi koruyalım,silah kullanmayı öğrenelim, eğitim görelim diyorlar. Yani o Kanlı Pazar, bizimkilerin silahlanma kararını vermelerinin miladıdır bana göre.

Sonra ne oluyor? İlk olarak Deniz Gezmiş ve 4 arkadaşı Filistin'e gidiyorlar.. Daha 1969 Haziranı, bir buçuk ay kalıyorlar. Filistin'de Demokratik Cephe ile kalıyorlar.. Bir süre sonra bu grupla anlaşamayıp geri dönüyorlar. Döndükten sonra Hüseyin İnan'la buluşuyorlar. İstanbul'daki birkaç buluşmada ben de vardım. Yani Deniz'le bizim ilk temasımız 1969'un Temmuz ayında oldu tahminen. O günlerde THKO mu vardı? Yoktu.. O zaman biz Hüseyin İnan öncülüğünde bir grup arkadaştık henüz. Bunların arasında Sinan Cemgil vardı, Yusuf Aslan, Alpaslan Özdoğan vardı... Kaydettiğimiz için şimdi Onların isimlerini anıyorum. Bu arkadaşların niyeti de eğitim görmekti. O dönem Kuzey Irak'ta Molla Mustafa Barzani vardı, Irak rejimine karşı silahlı eylem içindeydi. Ben Erzurum'dan Ankara'ya geldiğimde Taylan yoktu. Arkadaşlar Taylan Özgür'ü Kuzey irak'a göndermişlerdi.. O Vanlı ve Kürttü.. Kürtçe bildiği için, git bak bakalım bunlar devrimci bir hareket mi, ilerici bir hareket mi, bir hazırlık yapmak için orada eğitim görebilir miyiz, diye.. Taylan çok olumsuz düşüncelerle geri döndü... Bu adam devrimci değil faşist yargısıyla geldi...

Bunun üzerine alternatif olarak Filistin gündemimize geldi.. Aslında Vietnam'a ya da Güney Amerika'ya gitmeyi de düşündük.. Ama ne olanaklarımız ne de ilişkilerimiz bunun için yeterliydi. Sonuçta Filistin'e gitmeye karar verdik. Antepli bir arkadaş Filistin'e gidip dönmüş, Hüseyin ile görüşmüş ve karar vermişlerdi. Hüseyin bir gün bize, gidiyoruz dedi. Ben Erzurum'a mezuniyet sınavlarına gidecektim, gitmedim. Silahlı mücadeleye hazırlık amacıyla eğitim için Filistin'e gittik. 1970 Şubat ayında geri döndük ve Diyarbakır'da yakalandık. 4 aya yakın kalmış olduk Filistin'de.  Eğitim de gördük İsrail mevzilerine baskınlara da katıldık. Türkiye'de devrim yapmak için geldik ama Diyarbakır'da yakalandık. 16 kişi döndük, onbirimiz yakalandı. Diyarbakır cezaevinde ve Filistin'de hem örgütsel hem de ideolojik meseleleri çözmüştük. Yani biz 70 Ekim'inde Diyarbakır'dan tahliye olduğumuzda kafamızda ne yapacağımız belliydi, şekillenmişti. Nitekim ODTÜ'nün 201 ve 202 numaralı odalarına yerleştik Deniz ve Cihan da bizden 20 gün kadar önce Bursa Cezaevi'nden tahliye olmuş oraya gelmişler ve yerleşmişlerdi. Biz de onların yanına geldik. Kafamızda her şey netti.Silahlı mücadele için hazırlıklarımıza başladık.. Bu hazırlıklar sürerken çeşitli yerlerde bölge taraması da yaptık. Yani biz 1970'i bu hazırlıklarla tamamlamış olduk.  71 ile birlikte de eylemlere başladık. 

THKO'nun ilk eylemi 29 Aralık 1970 Amerikan sefaretinin hemen yakınındaki polis noktasının kurşunlanmasıdır. Amaç herhangi bir adam öldürmek değil, sadece gözdağı vermek ve hedef göstermektir. Nitekim sadece yaralanmalar oldu. Sonra Amerikalıların kaçırılması,  İş bankası Emek Mahallesi şubesinin soyulması. Bunların hepsi devrimci amaçlarla silahlı mücadeleye hazırlık için yapılmış eylemlerdir. Ardından kırsal alana geçip gerilla mücadelesine başlanacaktı ama 12 Mart muhtırasının gelmesiyle birlikte baskıcı bir ortamla karşılaştık. Biz yeterli donanıma ulaşamadan, gerekli hazırlığı yapamadan eylemlere başlamış olduk. Bu eylemler ve hazırlıklar arasında sıkıştık, hazırlıklarımızı tamamlayamadan kırda gerilla mücadelesini başlatmış olduk ve sonu hüsranla bitti.  

Ancak şimdi bununla bağlantılı olarak 6 Mayıs'ı anlatmak gerekiyor esas..

Politez : 6 Mayıs'a geçmeden, bir konuyu açabilir miyiz? Kanlı Pazar sonrası bir öz savunma isteği ile silahlanma ve örgütlenme kararı alındığından söz ettiniz.. O olay yaşanmasaydı da devlet tarafından geliştirilen çetelerin er ya da geç devrimci gençliğe saldıracaklarını anlıyoruz. Ancak bu örgütlenme ve silahlanma gayreti kısa süre sonra bir devrim örgütüne evrilmiş. Eğitimin amacını ve hedeflerinizi de bu şekilde netleştirmiş olduğunuzu anlattınız.  O anda, o günün koşullarında silahlı mücadele kaçınılmaz mıydı?

SLAHLI MÜCADELE KAÇINILMAZDI

Tuncer Sümer : Bence kaçırılmazdı. Çünkü demin de anlattım, dünyadaki durum uygundu, dünyanın her yerinde silahlı mücadele vardı. Avustralya hariç dünyanın dört tarafında silahlı mücadeleler vardı.

Politez : Yani bugünden o günlere bakınca da yine aynısını mı düşünüyorsunuz?

Tuncer Sümer : Evet, aynısını düşünüyorum. Yani biz devrimci gençlik olarak insanları seven, halkını seven, ülkesini seven insanlar olarak bunlardan etkilenmemiş olmamız düşünülemezdi. Dünyanın her yerinde kalkışmalar vardı ve biz bu kalkışmaların özünü biliyoruz.  Özü hepsi düzene karşı, hemen hemen hepsi sisteme karşı.. Dünyanın her yerinde, dört kıtasında.. Bir tek Avusturalya'da yok. 

Bizim öğrenci taleplerinden başlayarak silahlı eylemlere dönüşmemiz biraz da sistemin bizim üzerimizde uyguladığı baskıdan dolayı oldu. Bizi anlamak İstemediler, demokratik taleplerimizi, öğrenci hakları için mücadelemizi anlamak İstemediler.. Üstümüze geldiler.  Bunun üzerine devrimci gençler, hem kendilerini savunmak hem de taleplerini kabul ettirmek için eylemlere giriştiler. Ben mesela Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Edebiyat bölümünde okuyordum. Bizim yönetmeliğimiz o kadar kötüydü ki, iki grup ders vardı. Her biri üçer dörder tane..  Bunlardan önce yazılıya giriyorduk ayrı ayrı. Bunlardan geçersek sözlüye girebiliyorduk.. Yazılıda o grupdaki derslerden bir tanesinden kalınca hepsinden kalmış sayılıyorduk.. Yani çok zordu..  2. sınıfta baraj vardı ve baraj da böyle sonuçlanıyordu..  Öğrenci yönetmelikleri çok ağırdı.. Talepeler bunları düzeltmeye yönelikti. Bunlar giderilmediği gibi bir de devrimcilerin üzerine geldiler. Haliyle durum ister istemez devrimci mücadeleye dönüştü.  İşin bir yanı böyle. Diğer yandan da dünya koşulları ve ülkede gelişen sınıf mücadelesi; işçi ve köylü mücadeleleri.  Haliyle bütün bunlar bizi silahlı mücadeleye yöneltti..  O gün için dünya üzerindeki genel  geçerli tutum buydu. Önümüzdeki en büyük örnek Vietnamdı ve hatta bakın onu da anlatayım, bu yüzden acaba eğitim için Vietnam'a mı gitsek diye de düşünmüştük.. Ama çok uzaktı.. Hatta Latin Amerika'ya mı yoksa Vietnam'a mı gitsek diye de tartışmıştık. ama olanaklar ve ilişkiler bunun için yeterli değildi.. Bunlar olmayınca alelacele en yakın yere, silahlı mücadelenin verildiği Filistin'e gittik. 

6 MAYIS'A BAĞLAYAN GECE ARKADAŞLAR 'ZİNCİR SESLERİ VAR' DEDİLER

Politez :  6 Mayıs'a ilişkin konuşuyordunuz, sözünüzü kesmiştim..

Tuncer Sümer :  Evet.. Bunlar yazıldı çizildi ama yine söylemek istiyorum. Bu üç idam önceden kararlaştırılmıştır. Halit Çelenk kitabında bunu yazmıştı; savunmalar okunuyor.. Mahkemede sırayla savunmalarını okuyorlar.. Hüseyin okuyor, Deniz okuyor, Yusuf okuyor, Atilla okuyor..  4 kişi okuyor sırayla, okuyup oturuyorlar.. Bbu savunmalar okunurken yine Halil Abinin yazdıklarına göre aktarıyorum, bir asker elinde fotoğraf makinesi ile Hüseyin okurken Hüseyin'in fotoğrafını çekiyor, ardından Deniz okurken onun da fotoğrafını çekiyor, Yusuf okuduğunda onun fotoğrafını çekiyor.. Üçünün fotoğraflarını birkaç cepheden çekiyor ama Atilla  okurken çekmiyor.. Şöyle yazıyor Halit Abi, ''savunmalar okunurken zaten hükmü vermişlerdi''.  Yani 6 Mayıs'a böyle geldik..  Daha öncesi de var.. İdamlar meclise gitti. Önce 18 idam hükmü vardı. Sonra Yargıtay üçe indirdi. 3 idam Meclise gitti.. Mecliste görüşmeler olacak o zaman 2 kademe var, Millet Meclisi ve Senato...  Millet Meclisi'nde görüşülürken, Süleyman Demirel ve arkadaşları yani Adalet Partililer sıralara vurarak tempo tutuyorlar, üçe üç diye ısrarla.. Yani Adnan Mendereslere karşı Denizler.. Menderes'in idamı ile Denizlerin idamını karşı karşıya koyuyorlar.. Hiçbir alakası ve bağı yok ki, onlar bambaşka bir yoldalar, Denizler bambaşka. Buna rağmen sadece idam olmaları noktasında bir birliktelik sağlıyorlar. Sıralara üçe üç diye vurup tempo tutarak.. 

Tabi başka bazı iddialar da var.. 6 Mayıs'tan birkaç gün önce, 3 gün önce bir uçak kaçırıldı Bulgaristan'a..  İki gün önce de o zamanki Jandarma Genel Komutanı Kemalettin Eken kaçırıldı. İddia edilir ki, uçak kaçırılma olayı da, Kemalettin Eken olayı da bir provokasyondur. Kemalettin Eken olayı ile ilgili bir kitap hazırlığı içindeyim yakın zamanda tamamlamış olacağım.. Bu olayı bütün ayrıntılarıyla açıklayacağız.. Provakasyon olma ihtimali sıfır..  Hem bu eylemleri yapanlar devrimci arkadaşlardır, hem de inanmış arkadaşlardır... bu işleri yapmaya çalışan arkadaşlar tümüyle kendi olanakları ve iradeleriyle bu işleri yapmışlardır.  Bir iddia var ki, uçak kaçırıldı 2 saat sonra serbest bırakıldı. Halbuki 48 saat ellerinde tuttular..  Kemalettin Eken eylemi ile koordineli yapmışlardı. Sebebi Kemalettin Eken için gidenler ilk gün başaramadılar, kaçırmak için ikinci gün de gittiler ama yine başarısız oldular. Oysa Bulgaristan'a gidenler ayın üçünde bekliyorlardı eylemi. Bu yüzden beklediler uçakta.  Uçağı serbest bırakmaları insani ve doğru bir şeydir. Yoksa katliam olabilirdi..Benim tahminim böyle. Eylemler başarısız olsa da bu eylemlere provokasyondur diyenleri şiddetle kınıyorum.  Bunlarla yetinmediler, Kızıldere olayları için de provokasyon dediler.  Provokasyon olan bir olayda 10 tane devrimci birden ölmez ki.  İkisi, Saffet Alp ve Hüdai Arıkan sağ kalıp dışarı çıkmak üzereyken öldürüldüler.. 

6 Mayıs'ta ben de Ankara'da cezaevindeydim.. Gece saat 12 civarında arkadaşlar dediler ki, zincir sesleri geliyor, herhalde arkadaşları götürüyorlar.. konuşmalar da geliyordu ama tam anlayamıyorduk..  Sabaha kadar elimizde radyo bekledik..İdamların bittiğine dair haber gelinceye kadar öylece bekledik.. Ondan sonra da uzun süre uyanık kaldık. Hüzün çöktü cezaevine..

Şunu söylemek istiyorum. Uzun süre Ankara'daki anmalara katıldım. Mezarlıktaki anmalarda gördüğüm manzara şuydu; sabahleyin başlıyordu kortejler, Karşıyaka mezarlığının kapısından giren, ellerinde pankartları ile gelen binlerce insan akşama kadar mezarlıkta saygı duruşunda bulunup geçiyorlardı. 6 Mayıs günü sabahtan akşama kadar bu ziyaretler sürüyordu..  Gene bu 6 Mayıs'ta da aynı şey olacak.. ve bu anmalar Ankara ile sınırlı değil, her yerde..  Bu sene önce İzmir'e sonra Edremit'e gidip toplantılara katılacağım, 6 Mayıs anmaları için..  5-6 senedir gitmiyorum Ankara'ya ama giden arkadaşlardan da duyuyorum ki, Ankara'da her sene artan bir katılım ile bu anmalar tekrarlanıyor. Bu nedir?  Bu, Denizlerin fikirlerinin, mücadelelerinin toplum tarafından kabul gördüğünü gösteriyor.. Onlar kişisel çıkarları için ölmediler. Onlar ülkeleri için, bu toplumun insanları için öldüler.  O yıllarda mücadeleye katılan arkadaşlarımızın her biri hayatın değişik alanlarında başarılı birer insan olup kariyerlerini yükseltebilirlerdi.. Bunların hepsini ellerinin tersiyle ittiler ve devrimci mücadeleye atıldılar.. Şimdi bu özveriye bak ve bir de bugün sözde ülkeyi yöneten ama cebini doldurarak yaşayanlara bak.. Böyle bir noktaya geldik..  

BİZİM KUŞAĞIMIZ ÇOK OKUYAN BİR KUŞAKTI

Politez: 1970'lerin başında öne atılan gençlik önderleri, ayrı ayrı örgütler kurdular ve bu örgütlerin devamı niteliğindeki örgütler  de uzun bir süre Türkiye'de sosyalizm mücadelesine katılanların önemli bir bölümüne önderlik ettiler. Öyle ki, bu örgütler çok farklı biçimler almış olsa da hala o günlerin devrimci romantizmine dayanmaya, adeta o günlerin motivasyonu ile politika yapmayı sürdürüyorlar.. Bu tutumu nasıl degerlendiriyorsunuz ?

Tuncer Sümer : O dönem mücadele içindeki gençlerin neredeyse tamamı okullarında başarılı olan, üniversiteleri iyi derecelerle kazanmış, zeki, yetenekli, becerikli gençler, arkadaşlardı. Bizim kuşağımız çok okuyan, hem dergileri hem kitapları, o dönem yayınlanan ne varsa hepsini okumaya çalışan bir kuşaktı. Mesela Ankara'da Sergi Kitabevi vardı. gider o Kitabevi'nde kitap alabilmek için sıra beklerdik. İlk çıkan bir kitap en az 5 bin basardı. Dikkat edin, o günlerde nüfusu 35 milyon olan bir ülkeden söz ediyoruz. Bence o dönemin örgütlenmeleri nitelikli örgütlenmelerdi ama yeterli olmadı. Zaman da yetmedi, istenilen yeterli hazırlıklar yapılamadan harekete geçilmiş olmasının da bunda etkisi vardır. Ama bugüne bakıyorum, özellikle 70'in ikinci yarısından sonra bunların devamı niteliğinde örgütler çıktı. Önce birer birer çıktılar. Sonra bunlar da parçalara ayrıldı kendi içlerinde bölüne bölüne bir sürü fraksiyon oluştu. Benim kanaatim o dönemde dünyadaki genel durum da devrimci savaşların bittiği bir dönemdi.. Gerilla mücadeleleri geriye gitmeye başlamıştı. Diğer bir neden, 1970'lerin devrimci önderleri yok edilmişti. Onların her biri toplumu ileriye taşıyabilecek nitelikte insanlardı. Sonrasında bu örgütleri toparlamaya çalışanların bazıları onların yanında bulunmuş, birlikte çalışmışlardı ancak onlar yeterli düzeye gelememişlerdi, yitirdiklerimizin bilinç ve teorik düzeylerine ulaşamamışlardı. Ve bu hareketleri daha ileriye götüremediler. Daha sonra onların ve daha sonrasında da diğerlerinin yerini almaya çalışanların da yeterli teorik ve pratik çalışmaları yaptıkları kanısında değilim. 80'lerde, 90'larda ve şu anda günümüz örgütlenmelerinde de benzer eksiklikler olduğunu düşünüyorum.  

Son 50 yılda dünya öyle bir teknolojik gelişme yaşadı ki, manyetolu telefonlardan ceplerimizde bilgi akışı sağlayan akıllı telefonlara ulaştık. Artık uçarı kaçarı olmayan bir dünyaya geldik.. Dünün koşulları ile bugünün koşulları aynı değil..O günün koşullarında mücadele belki bugünün koşullarına göre daha kolaydı.. Bugünün daha zor olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla bu zorluğu aşabilecek bilgi donanıma ihtiyaç var. Bu ihtiyaç nasıl giderilir? Okuyarak ve mücadele ederek, teori ve pratiği birlikte geliştirerek.. Bence bugün son derece fazla sayıda örgüt var ama aynı zamanda bizim dönemimize göre mücadele etmek isteğinde de çok fazla sayıda insan var ama bugünün koşullarına ayak uyduracak o teorik donanıma sahip bir örgüt yok benim kanaatim böyle.

BUGÜN 'SOSYAL-DEMOKRASİNİN' PEŞİNE TAKILMIŞ BİR SOL VAR ORTADA

Politez : Can Yücel'in deyişiyle, " ..o en güzel 100 metre.." nin üzerinden neredeyse yarım asır geçti.. Sizce bu uzun koşunun neresindeyiz.. 

Tuncer Sümer :  Maalesef o koşu daha tamamlanmadı.. Yarım kaldığını düşünüyorum ve bugün, o günün koşullarına göre çok daha gerilerde olduğumuzu, gerisine düştüğümüzü düşünüyorum. O günün koşullarına göre o gün daha ileride idik. Bugün, eğer sol kabul edersek, sosyal demokrasinin peşine takılmış bir sol var ortada..  Benim kanaatime göre komünist anlamda bir sol yok ülkemizde..

Politez : Geçen bunca yıldan sonra o günleri aktif yaşamış biri olarak, devrimci hareketin bu süreçte hangi dersleri aldığını veya alamadığını düşünüyorsunuz..

Tuncer Sümer : Bence hiçbir ders çıkarılmadı. Çıkarılmış olsaydı bugün herhangi bir sol hareket çok daha iyi durumda olur, alternatif olabilirdi. Ben çıkarıldığı kanaatinde değilim.  Benim düşüncem 1971 sonrasında ciddi bir özeleştiri olmadı. Bir masanın etrafına oturup da, ya biz ne yaptık da Türkiye bu hale geldi, demedik. Hiçbir hareket ciddi bir özeleştiri yapmadı. Hatırladığım tek özeleştiri çabası, biz 1974'de Niğde cezaevine nakledilmiştik. Birinci THKO davasında yargılanan arkadaşlar benden önce oradaydı. Arkadaşlar orada bir değerlendirme toplantısı yapmışlar daha sonra biz gittiğimizde, biz de bir özeleştiriden geçtik. Ama daha sonrasında değerlendirdiğimde bu özeleştiri ve eleştirilerin yeterli olmadığı kanaatine vardım. Hareketimizin sonraki değişimleri ortada. Gelinen yer ortada. Halkın Kurtuluşu örgütlenmesinden sonra 1975'de ben bu örgütle ilişiğimi kestim. Sonrasında bu hareket de Emek Partisine evrildi biliyorsunuz. Yani hem yapılan özeleştiri eksikti, hem de  yapılan değerlendirmelerin neticesinde ortaya çıkan sonuç da yetersizdi.  

DEVRİMCİ OLMAK KENDİNİ SÜREKLİ YENİLEMEK VE AŞMAK DEMEKTİR

Politez : 1980'de yeni bir darbe ve yeniden dağılıp, ders çıkarmadan, özeleştiri yapmadan ayağa kalkma çabası ve yeniden bölünmeler. Sürekli aynı hatayı yapıyor olabilir miyiz ?

Tuncer Sümer : Evet 80 Sonrasında da durum çok farklı değil.. Hatta daha vahim şeyler de var. Mesela dönemi anlatan kitaplar yazılıyor ama aynı örgütteki insanlar birbirlerinin yazdıklarını kabul etmiyor, itiraz ediyorlar. Yani hem özeleştiri yapmıyorlar hem de yazdıklarını, birbirlerini inkar ediyorlar.. Olacak bir şey mi? Madem ki yazıyorsun, objektif yazmaya çalış..  Yazdığını kendini aklamak için yazacak olursan sonuç bu olur..  İşte böyle bir noktadayız. Evet biz de özeleştiri yapmadık ama arkamızda önemli bir kitle desteği vardı ve bu destekle 1975'e kadar gelebildik, 80'lere kadar da yürüdük ama 70'lerin ikinci yarısında alıp sonrasında bunu götürmeye çalışanlar hiçbir özeleştiri yapmadılar.. hiçbir şey olmamış gibi devam ettiler. Oysa ki, diyalektik düşünce neyi gerektirir.. Devrimci olmak ne demektir?  Kendini sürekli yenilemek ve aşmak demektir. 

***

Ahmet Tuncer Sümer 

21 Mart 1943 Adıyaman Besni doğumlu. İlk ve orta öğrenimi Besni’de tamamladı. Liseyi Ankara Atatürk Lisesi’nde okudu. 1962’de Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne girdi. Orada öğrenciyken 1 Ocak 1965’de devlet memuru olarak, Türkiye İstatistik Kurumu’nda (TİK) göreve başladı. Türkiye İşçi Partisi’nin Ankara Çankaya ilçesinin, memur olduğu için üye olamadan, birçok çalışmasına katıldı.1967’de TİK'in o zamanki adı Devlet İstatistik Enstitüsü temsilcisi olarak Erzurum’a atandı. Aynı tarihte Ankara Dil Tarih’teki öğrenci kaydını Erzurum Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne aldırdı, 3. ve 4. sınıfları burada tamamladı ama mezun olmaya fırsat bulamadı. Erzurum FKF (Fikir Kulüpleri Federasyonu) sekreterliğinin kuruluşuna katıldı. 1967-1969 arası Erzurum’da yaşadığı iki yıl zarfında FKF’nin tüm eylemlerinde yer aldı. Yusuf Küpeli’nin genel başkan olduğu 4 Ocak 1968 FKF kongresinde, Tuncer Sümer genel yönetim kurulu üyeliğine seçildi. Aralık ayında da Devlet İstatistik Enstitüsü’nden istifa etmek zorunda kaldı.
1969'da Hüseyin İnan ve arkadaşlarıyla birlikte El Fetih’te gerilla eğitimi için Filistin’e gitti ve İsrail mevzilerinde baskınlara katıldı. 1 Şubat 1970’de Türkiye’ye dönüşünde on arkadaşıyla birlikte Diyarbakır’da yakalandı. Yaklaşık sekiz ay Diyarbakır Cezaevi’nde kaldı. Tahliye olduktan sonra ODTÜ Yurtları’nın 201-202 numaralı odalarında arkadaşlarıyla birlikte THKO’nun (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) kırsal alan hazırlık çalışmalarına başladı.
1971’in ocak ayından 31 Mayıs’a kadar Nurhak dağ kadrosunun içinde yer aldı. Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan ve Kadir Manga’nın öldürülmesinden sonra tekrar Filistin’e gitti. Mahkeme 18 arkadaşı için idam kararı verince Türkiye’ye döndü ve bir ihbar üzerine Pazarcık’ta yakalandı. THKO-2 davasında yargılandı ve 15 yıl ceza aldı. İki buçuk yıl Mamak Askeri Cezaevi’nde kaldı, bir yıl da Niğde Cezaevi’nde. 1 Şubat 1975’de, Af Yasası ve Anayasa Mahkemesi kararıyla Niğde Cezaevi’nden tahliye oldu. 12 Eylül’e kadar iki yıl DİSK Genel-İş Sendikası’nda çalıştı. 12 Eylül darbesinden sonra bir süre ticaretle uğraştı. 90’ların başında 68’liler Birliği Vakfı kurucuları arasında yer aldı, üç buçuk sene kadar vakfın yönetim kurulu üyeliği ve genel sekreterliği görevlerinde bulundu. Dört yıl GOSB Sanayicileri Dergisi’nin editörlüğünü yaptı. Yazar, editör ve araştırmacı. THKO ve yaşamı üzerine Devrim, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun Kuruluşu ve Kısa Mücadele Öyküsü (Evrim Yayınevi, 2012) adında bir kitap kaleme aldı. Evli ve bir çocuk babası.

 

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…