Dünyayı tanımak ve değiştirmenin bir aracı olarak İşçi Tiyatrosu..

4 Ocak 2016
Dünyayı tanımak ve değiştirmenin bir aracı olarak İşçi Tiyatrosu..

“Değişen dünyayı anlamadan, bu değişiklikleri kavramadan, bu duruma uygun araç ve yöntemleri geliştirmeden, ona karşı mücadeleyi, onunla birlikte sanatı nasıl tarif edebiliriz ki? ”

DİSK’e bağlı Birleşik Metal İş Sendikası’nın 19ncu Olağan Genel Kurulu, 26 ve 27 Aralık günlerinde İstanbul’da yapıldı. 2015 yılının en dikkat çeken eylemlerine sahne olan metal iş kolunda, işçilerin faşist Türk Metal Sendikası’ndan topluca istifa ettikleri bu süreçte Reno işçileri özel bir yere sahip oldular. Türk Metal’den istifa eden Reno işçileri, Birleşik Metal İş’e üye oldular ve Sendika Genel Kurulu’na da büyük bir coşku kattılar.

Genel Kurul’un dikkat çeken bir diğer özelliği de, toplantının işçi tiyatrosu ile başlaması oldu.

Kongre delegelerinin ilgiyle izlediği, Tiyatro Akis tarafından sergilenen “Deniz, Deniz” adlı oyunun tanıtım broşüründe yer alan şu sözler dikkatimizi çekti;

Andrey, Tanya ve Jozef..

ya da John, Mary ve David…

ya da Ahmet, Gülizar ve Hasan…

Dünyanın tüm halklarında bu listeyi uzatmak mümkün..

Ülkeleri farklı…isimleri farklı….

ama öylesine ortak bir yanları var ki, onları birbirine bağlayan, her şeyde ortak kılan..

sanki hepsi aynı ülkenin, tek bir ailenin fertleri gibiler..

“Anamız amele sınıfıdır.. yurdumuz bütün cihandır bizim..”

…………

Andreyler’in kaygıları, tereddütleri ile Ahmetler’in korkuları bir..

Tanyalar’ın sevinçleri, özlemleri ile Gülizarlar’ın coşkuları bir..

Her birinin duyguları bir yerde kesişiyor, birleşiyor ve

derelerin nehirlere, nehirlerin ırmaklara, ırmakların denizlere kavuşması gibi

Onlar da birbirinin içinde çoğalarak, büyük insanlığın özlemine yürüyorlar.

El ele, kol kola, yürek yüreğe.

Dünyada ve özellikle Ortadoğu’da etnik ve dini temelde çatışmalarla halkların birbirine kırdırıldığı günümüzde işçi sınıfının uluslar arası dayanışmasını hatırlamamıza vesile olan bu broşürün yazarı ve oyunculardan Çetin Ali Nergis ve oyunun yazarı Orhan Kazbek’le görüştük.

Politez- Bir sendika genel kurulunun bir tiyatro oyunu ile açılmasına ilk kez tanık olduk. Bu nasıl oldu, anlamı nedir?

Çetin A. Nergis: Elbette çok güzel ve anlamlı bir tercih. İstek sendika yönetiminden geldi. Genel Kurul öncesinde Orhan Kazbek’in girişimi ile sendikayı ziyaret ederek çalışmalarımız ve hazırlamakta olduğumuz oyun hakkında bilgi vermiş, birlikte neler yapabileceğimize dair sohbet etmiştik. Güzel bir buluşma oldu. Tiyatroya bakışımız, sanat sınıf ilişkisine dair görüşlerimizi kısaca sendika yöneticileri ile paylaşmış ve provalara davet etmiştik. Sağolsunlar, seyircili bir genel provaya gelip izlediler ve ardından Genel Kurul’a davet ettiler.

Politez- İşçi tiyatrosu üzerine çalıştığınızı ve bu konudaki oyunlarınızı “Deniz, Deniz” adlı kitapta topladığınızı biliyoruz. Niçin işçi tiyatrosu?

Orhan Kazbek: Bilgiyi kullanmadıktan ve özellikle ihtiyacı olan, onu kullanabilecek durumda olanlarla paylaşmadıktan sonra bilgiye sahip olmak tümüyle hamallıktır. Bu oyun özellikle grevdeki işçiler, mücadele içindeki işçiler için yazıldı. 1989 yılında İskenderun’da greve çıkan Demir Çelik işçileri ile yapılmış sohbetler sonrasında yazıldı ve ilk kez onlara oynandı. Tiyatronun, seyircisini seçerek tercihini yaptığını düşünüyorum. Benim seçimim, emekten, işçi sınıfından yana oldu. Adı üzerinde işçi tiyatrosu yapıyor, bu yöndeki çalışmalarla temas içinde olmaya, elden geldiğince deneyimlerimi paylaşmaya çalışıyorum.

Politez- Neden Birleşik Metal-İş? Bunun bir nedeni var mı, yani bilinçli bir tercih mi?

Orhan Kazbek: Elbette. Öncelikle, işçi sınıfı mücadelesinde 2015’e damgasını vuran eylemlerin metal işçisinden geldiğinin altını çizelim. Aynı dönemde maden işkolunda da Soma sonrasında gelişen önemli direnişler oldu ancak Metal işkolunun etkisi farklıdır. Sadece eylemlerin başladığı Bursa ile sınırlı kalmayıp birçok ile birden yayıldı. Ve ayrıca burada işçiler, sadece MESS’de örgütlü patronlara değil, aynı zamanda bağlı oldukları sendikaya karşı da mücadele ettiler. Biliyorsunuz Türk Metal Sendikası, sarı sendikadan da öte mafyalaşmış ilişkiler içinde tam bir patron örgütü gibi işçilere karşı tavır aldı ve alıyor. Halen Birleşik Metal-İş’ e üye olmuş işçilerin tehdit edildiklerini bizzat işçiler genel kurul sırasında kendileri dile getirdiler. Oyunun dili, seçilmiş seyirciye –işçi seyirciye- özellikle de mücadele içinde olanlarla oyunu paylaşmak bilinçli bir tercihti. Bu anlamda metal işçisi en doğru adreslerin başında geliyor.

Politez- Oyunu izledik ama kısaca okuyucularımıza da biraz anlatır mısınız?

Çetin A. Nergis- Orhan’ın da söylediği gibi oyun, grevdeki işçiler için yazılmış. Rusya’da grevdeki bir işyerinde çalışan bir işçinin ailesi ve iş arkadaşları çevresinde geçiyor. Herşeyden önce evrensel bir konu ve elbette dili de evrensel. Greve çıkan bir işçinin her ülkede, her iş yerinde yaşadığı ve yaşamakta olduğu sorunlar. Benzer çelişkiler; dayanışma duygusunun verdiği coşku ya da bireysel kurtuluş düşüncesinin yol açtığı yalnızlık. Mücadele içindeki arkadaşlarıyla, omuz omuza sıkıntılara göğüs germek ya da oyundaki sözlerle ifade edecek olursak; “döneklik yaftasını boynunda taşımak”. Kıyasıya bir mücadele içinden gelen metal işçileri için ilginç bir konu olduğunu düşünüyorum. Genel Kurul sırasında görüştüğümüz birçok kişiden duyduğumuz övücü sözler, tüm eksikliklerimize rağmen iyi bir iş yaptığımız düşüncesini pekiştirirken, gelecek açısından da bize cesaret ve umut verdi.

Politez- Genel Başkan teşekkür konuşmasında, Tiyatro’yu sendika şubelerine ve işyerlerine de taşımak arzusunda olduklarını dile getirdi. Bu konuda tasarlanmış bir plan var mı?

Çetin A. Nergis - Sendikanın sanatla ve özellikle tiyatroyla sınıf mücadelesi arasında bir bağ kurma çabası çok yerinde. Tabi bu beraberinde içerik ve yönteme dair bir tartışmayı da gündeme getiriyor ki bununla birlikte düşünmek gerekir. Bu konuda sendikayla bir görüşmemiz henüz olmadı. Öncelikle grup içinde konuşmamız gereken bir konu ve ben burada sadece kendi görüşlerimi ifade edebilirim. Başkanın bu talebi, işçi tiyatrosu yapmak isteyenler için heyecan verici bir şey elbette. Ancak dediğim gibi bunu önümüzdeki süreç gösterecek.

Politez- Anlıyorum, grup adına konuşmak istemiyorsunuz, ancak Tiyatro Akis hakkında da okurlarımıza biraz bilgi versek.

Çetin A. Nergis- Elbette. Tiyatro Akis yeni amatör bir grup. Oyuncuların tamamı iş ve öğrenciliklerinin yanı sıra tiyatro için emek veren arkadaşlar. Benim grupla tanışmam Deniz Deniz oyunu dolayısıyla Orhan vasıtasıyla oldu. Başlangıçta bir oyunculuk düşüncesi yoktu. Tiyatro ile oyunculuk düzeyindeki ilk deneyimim oldu bu. İhtiyaçtan doğan bir oyunculuk da diyebiliriz. Tiyatro Akis ilk kez geçtiğimiz Kasım ayında Gri Sahne’de bir genel prova niteliğinde seyirciyle buluştu. Arkadaşların geçmiş sahne deneyimleri var ancak bu, grubun birlikte sahnelediği ilk oyun. Şişli’de o salondaki seyirci ile bu genel kurulu izleyen işçi kitlesi apayrı bir atmosfer tabi. Oyun metal işçileri vasıtasıyla izleyicisiyle buluştu demek yanlış olmaz sanırım.

Politez- Kapitalizmin gelmiş olduğu noktada genel olarak sanat, özel olarak da İşçi Tiyatrosu ne yapabilir, ne yapmalıdır?

Orhan Kazbek- Kuşkusuz kapitalizmin bugün gelmiş olduğu düzeyi hesaba katmadan, ondan bağımsız bir bakışla bir sanat anlayışı, bu anlamda bir mücadele çizgisi belirlemek mümkün değil. Kapitalizm içinde sınıf mücadelesi iki büyük kırılma yaşadı. Birincisi 1917 Ekim devrimiyle olurken, ikincisi 1980 lerin sonundan başlayarak birkaç yıl içinde sosyalist sistemin çözülerek dağılması ile yaşandı. Her iki kırılmanın da sanata ve sanatçılara etkileri oldu. Bu kaçınılmaz birşey. Günümüzde emperyalizm, işçi sınıfının örgütlülüğünü dağıtabilmek için üretim süreçlerini emeğin aleyhine darmadağın etti. Büyük işletmelerin yerini onlarca küçük taşeron işletme aldı. Üretim, ülkeler düzeyinde dünya ölçeğinde yeniden yapılandırıldı. Bu değişen dünyayı anlamadan, bu değişiklikleri kavramadan, bu duruma uygun araç ve yöntemleri geliştirmeden, ona karşı mücadeleyi, onunla birlikte sanatı nasıl tarif edebiliriz ki?

Çetin A. Nergis- Sosyalistler açısından günümüz dünyasını anlamak, emperyalizmin geldiği düzeyi kavrayıp buna göre bir mücadele stratejisi çizmek ne kadar büyük bir ihtiyaçsa, sanatçılar açısından da bu yeni dünyanın kavranması, bu dünyanın yeni ahlaki ve kültürel ortamını kavrayıp ona karşı eleştirel bir duruş sergilemek de o kadar önemli görünüyor. Hayatın hiçbir evresine, hiçbir sürece, eski durduğumuz yerden bakamayız. Eski çözüm önerileri ile halkla, sınıfla ilişki kuramayız. Reel sosyalizmin yıkılmasından sonra ortaya çıkan yepyeni bir dünya var. Bu yenilik, ilerici değil tam tersine gericiliği, kapitalist dünyanın en karanlık dönemlerinden birini temsil ediyor. Kapitalizmin temel çelişkileri daha da derinleşerek yerli yerinde duruyor. Sermaye yerli yerinde ve üstelik eskisinden daha yoğunlaşmış, merkezileşmiş ve bir o kadar da saldırgan ve acımasız bir hale gelmiş. Şimdi bu saldırılar varken, işçi sınıfı bitmiştir, artık sınıf çelişkilerini değil, başka çelişkileri öne alalım demek, sermayeyi yenebilecek en büyük gücü, işçi sınıfını sahneden uzaklaştırmak olur. Yani bu, değnekleri toplayıp, köpekleri salmaktan başka birşey olmaz. Sanat açısından da durum aynı değil mi? Tarihin bugünkü akışını nasıl değiştirebiliriz? Kimlerle değiştirebiliriz? Toplumsal sorumluluk altındaki sanatçı için de bu soruların yanıtı açık olmalı.

Orhan Kazbek- Sosyalist muhaliflik, kapitalist egemenlik karşısında hesapsız bir karşı duruşu zorunlu kılar. Bu, sosyalist sanatçı için de böyledir, sosyalist işçi önderi ya da sosyalistim diyen her kimse.. Sosyalist kimliğe sahip insanlar egemen ilişkiler karşısında eğilip bükülmemelidirler. Ayrıca, sanat eserlerinin ya da sanatsal faaliyetlerin para karşılığında sunulduğu ortamlarda yer alan sanatçıların nasıl bir tehditle karşı karşıya olduğunu düşünün. Seyircisini işçi sınıfı olarak seçen tiyatro, bu zorluklara karşı durmayı peşinen kabul etmiştir. Tüketen değil, üreten ilişkiler içinde olacaktır. Üretmek de yetmez. İşlevini yerine getirmek, değiştirmeye, dönüştürmeye, sorgulamaya katkı için sanat üretimi, değişim yaratacak güçlerle organik bağ içinde olmalıdır. İşçi tiyatrosu için bu bir tercih değil, var olması için bir zorunluluktur. Çünkü yapmak kadar paylaşmak da bir o kadar önemlidir. Yazarından oyuncusuna kadar bir bütün olarak tiyatro, bu ilişkiler içinde işçi sınıfı ile birlikte öğrenir ve kendini geliştirir.

Politez – Teşekkür ederiz. Sanat ve sınıf mücadelesi üzerine yaptığımız bu kısa söyleşiyi yine broşürden sözlerle tamamlayalım;

İşçi sınıfı bitmiştir diyerek özgürleşme mücadelesini tarihe gömeceğini sananlara, Bursa’dan Kocaeli’nden ve Manisa’dan Türkiye’nin Andreyleri ve Sokolov’ları sesleniyor bugünlerde;

Deniz…Deniiiz…Deniiiiz..!!!

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…