Linç edilen İbrahim Çay'a soruşturma açıldı!

12 Eylül 2015
Linç edilen İbrahim Çay'a soruşturma açıldı!

Muğla'da linç girişimine uğrayarak zorla Atatürk büstü öptürülen İbrahim Çay hakkında suçu ve suçluyu övme suçundan işlem başlatıldı.

Muğla’nın Fethiye ilçesi Eşen Jandarma Karakolunda görevli yetkiliyle gerçekleştirdiğimiz görüşme neticesinde edindiğimiz bilgiye göre İbrahim Çay’ın ifadesinde kendisine linç girişiminde bulunduğunu belirttiği 5 kişi, ifadesi alınarak savcılık talimatı gereği serbest bırakıldı.

Evrensel'den Buak Şefkat'ın haberine göre bunun yanı sıra İbrahim Çay hakkında savcılık talimatı gereğince Facebook’ta paylaşım yaptığı peşmerge kıyafetli fotoğrafı nedeniyle suçu ve suçluyu övme suçundan işlem başlatıldı.

Çay'a yönelik saldırının örgütlü gerçekleştiğini söyleyen yetkili "Bölgemize o gün gelen şehit nedeniyle saldırının gerçekleştiğini düşünüyoruz" dedi. Savcılık talimatı gereğince işlem yaptıklarını söyleyen yetkili konuya ilişkin İbrahim Çay’ın ifadesinde geçen isimler dışında kimsenin gözaltına alınmadığını da ifade etti.

İbrahim Çay, kendisine yapılan linç saldırısını Evrensel'den Burak Şefkat'e şöyle anlatmıştı: 

Kendinizden bahseder misiniz?

1975 doğumluyum. 8 yıldır Muğla’nın Fethiye ilçesi Kumluova Mahallesi’nde seracılık yapıyordum. 2 dönümü kendi mülkümdü. Bazen başka arazi de kiralıyordum. Seracılık yapıyor, domates yetişiyordum. 3 çocuğum ve eşimle birlikte yaşıyordum.

Peki size yapılan linç saldırısı nasıl gelişti?

Temmuz ayında Tarsus’a geldim. Yöresel kıyafetimi giydim, fotoğraf çektirdim ve Facebook’tan paylaşmıştım. Tarsus’ta biraz kaldıktan sonra tekrar Kumluova’ya döndüm. Dağlıca’da yaşanan saldırının ardından Muğla’ya hayatını kaybeden askerin cenazesi gelecekti. Olay günü beni birçok esnafa sivil vatandaşlar sormuş. Bir esnaf beni aradı, ‘seni soruyorlar’ dedi. Ben de, neden acaba, diye düşünürken, Kumluova Karakol Komutanı beni arayarak, nerede olduğumu sordu, ben de evimde olduğumu söyledim. ‘Evde bekle, seni alacağım, bir şey görüşmemiz lazım’ dedi. Karakol komutanının aramasının ardından 15 dakika geçtikten sonra 2 araba, 4 motosiklet evimin kapısının önünde durdu. Olayı anladım. Hemen seraya doğru kaçtım, çünkü çocuklarımın yanında bir şey yaşansın istemiyordum.

Neden seraya kaçtınız? Başka bir şey için gelmiş olacakları düşüncesi aklınıza gelmedi mi?

Batı ’da Kürt olmak bunu gerektirir. Hele ki asker cenazesi varsa, her şeyi düşünmeniz lazım. Neyse, ben meseleyi anladım ve hemen seraların arasına doğru gittim. Sonra arkamdan bağırdılar, ‘Terörist kaçıyor’ diye. Arkamı döndüm, kişilerin hepsini tanıyorum, kapı komşum hepsi. Sonra beni seraların içinde dövdüler. Kendimden geçmiştim, beni arabaya koydular, ayaklarıyla kafama bastılar. ‘Seni öldüreceğiz’, ‘Kumluova’nın ortasında seni asacağız’ dediler ve beni Kumluova’nın merkezine getirdiler.

Orada neler yaşandı, hatırlıyor musunuz?

Orada ne kadar halk varsa hepsi bana saldırdı. Merkez olduğu için vatandaşlar vardı. Sanırım 60-70 kişi beni orada dövdüler. Daha sonra beni 4 kişi tutarak Atatürk büstüne zorla çıkardılar. Çenem yarıldı. Dünyada ne kadar küfür varsa hepsini ettiler bana. Gözümü açtığımda jandarma beni aldı.

Peki, sonra neler yaşandı?

Beni jandarma, büstün önünden aldı ve Fethiye Devlet Hastanesi’ne götürdü. Hastanede doktorundan hemşiresine kadar herkes bana hakaret etti. Bir an kime güveneceğimi şaşırdım. Bu esnada hastanenin dışında da astsubayın söylediğine göre 300 kişilik bir grup toplanmıştı yine beni linç etmek için. Sesler bana da geliyordu. Hastanede benim ısrarlarımdan sonra sadece çeneme 4 dikiş attılar. Ve doktorlar ısrarla, ‘teröriste bakmak istemiyoruz, bunu alın’ diye jandarmaya söyleniyorlardı. Sonra beni jandarma hastanede çevik kuvvete teslim etti. Çevik kuvvet ise beni Seydikemer Jandarma Karakolu'na götürdü. Bu defa da yüzlerce kişi karakolun önünde toplanmıştı. Karakolda astsubay benim ifademi almaya başladı. Sonra birden bana, ‘Bizim can güvenliğimiz yok, seni göndermek zorundayım’ dedi. Ben de gitmek istemediğimi söyledim. Can güvenliğim yoktu çünkü. Karakolun önünde insanlar birikmişti. Ben o esnada kardeşimin Tarsus’tan gelmesini bekliyorum. Kardeşim gelip beni arabayla alacak ve beni kaçıracaklardı. Bütün bunları düşünürken astsubay sürekli, ‘Seni göndermek zorundayız’ diyordu bana. Ben de çıkmamakta ısrarcı oldum. Sabah oldu, ben bir arkadaşımı aradım, ‘Bizim eve git, eşimi ve çocuklarımı alıp Seydikemer Karakolu'na getir’ dedim. Arkadaşım ailemi getirdi. Bu esnada kardeşimin de karakola 40 kilometre mesafesi kalmıştı. Arkadaşım karakoldan beni alarak kardeşime doğru götürmeye başladı. Arkadaşım yolda beni kardeşime teslim etti. Ve Tarsus’a, anne babamın evine döndük.

Şimdiki planın ne, nerede, nasıl yaşayacaksın?

Bundan sonra geri dönmeyeceğim. Nasıl dönerim bir daha ben? Bundan sonra burada yaşayacağım. Dünyam altüst oldu. Bir insanın gururuyla, şerefiyle oynamak kolay mı?

Profesörün 'Her şehide karşı bir HDP'li vekil indirilmeli' sözüne takipsizlik

Facebook'ta "Her şehide karşı bir HDP milletvekili indirilmeli" şeklinde paylaşımda bulunan profesör hakkında takipsizlik kararı verildi. Kararda, "indirilmeli" ifadesinin öldürmek anlamına gelmediği öne sürüldü.

Facebook'ta, "Her şehide karşı bir HDP milletvekili indirilmeli" şeklinde paylaşımda bulunan profesör hakkında takipsizlik kararı verildi. Kararda "indirilmeli" ifadesinin öldürmek anlamına gelmediği öne sürüldü. Türk Dil Kurumu'na (TDK) göre ise yüksek bir yerden aşağı getirmek olduğu da kaydedildi.

Prof. Dr. Ahmet Atilla Şentürk, kendisine ait Facebook hesabında paylaştığı "Bu iş böyle olmaz. Her şehidimize karşılık bir HDP milletvekili indirilmeli" diye yazmıştı. HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın da aralarında bulunduğu HDP’lilerin şikayeti üzerine Şentürk hakkında başlatılan soruşturma tamamlandı. Basın savcısı Umut Tepe, Şentürk hakkında takipsizlik kararı verdi. Takipsizlik kararında ‘indirilmeli’ ifadesinin öldürmek anlamında olmadığı ileri sürüldü. Görevden almak anlamı da taşıdığı ifade edildi.

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…