Aydınlanma Nedir?*

8 Temmuz 2015
Aydınlanma Nedir?*

''Benim yerime düşünen bir kitabım, vicdanımın yerini tutan bir din adamım, perhizim ile ilgilenerek sağlığım için karar veren bir doktorum oldu mu, zahmete katlanmama hiç gerek kalmaz artık.''

Dünya çoktandır yeni bir ortaçağ sürecine girdi.. Özgürleşme imkanlarının muazzam artışına karşın, -coğrafyamızda en vahşi örnekleriyle yaşamımızı kuşatan- barbarlık eğilimlerinin belirginleştiği bir süreçtir bu.. Bu süreçte insanlık, büyük bedeller ödeyerek elde ettiği görece insanca yaşam düzeyini ve özgürlüklerini yitirmektedir..

Özellikle islamın egemen olduğu toplumlar bü özgürlük yitimini adeta gönüllü olarak kabul eder görünmektedirler..

İmam Gazalî, “Bilginin kaynağı nedir? Neyi bilebiliriz?” tartışmasında İbn Sina’yı eleştirmiş, “Aklınla bilemezsin. Neyi bilebileceğini akıl yoluyla çözmeye çalışmak seni çelişkiye götürür, dinden saptırır. Bilgi ancak vahiyle gelir.” demişti. İslam dünyasında “Aydınlanma”nın önünü tıkayan, eski Yunan kültür ve uygarlığını özümseyerek Batıya tanıtan ve aktaran islam Rönesansını da yokeden temel etkenlerden biri, o günden bu güne, islam toplumlarını yöneten devletli ulema’nın hep “Gazalî haklıdır’’ düsturunu bir yönetim felsefesi haline getirmesi olmuştur.

Osmalı devletlu uleması hükmettiği 624 yıl boyunca, 44 veziriazam idam edildi, padişahlardan 17′si darbe ile gitti, sayısız şehzade boğduruldu. İslam dünyasındaki mutlakiyetçi otorite neredeyse bin yıl toplumsal gelişmeye ket vurdu. İnsanlığın karanlık çağını ifade eden bu dönem batı dünyasında Rönesans (14.yy) ile başlayarak Aydınlanma Çağı (18. yy) ile sona erdirildi. İslam dünyası ise ancak 20. yüzyılda Aydınlanma çağının geliş sancılarını yaşamaya başladı.. Ne var ki, Aydınlanmadan tevarüs eden araçsal aklın (kapitalist akıl) kesin bir hakimiyet kurduğu emperyalizm çağında.. 

Aydınlanma, erken burjuva toplumunun feodalizm karşısındaki ideolojik, siyasi, felsefi, kültürel duruşu ve eleştirisidir. Bugün neoliberal kapitalizmin Aydınlanma değerlerinden kopmuş olması ve dinsel gericiliğin şaha kalkması tekrar başa dönmeyi gerektirmez. Aydınlanmanın negativ eğilimi olan araçsal akıl üzerine temellenen ideoloji ve siyasal-toplumsal sistemlerin –iki dünya savaşı ve kanlı faşist rejimlerden geçerek- insanlığı getirdiği yerin ne olduğunu söyledik..

Ama aydınlanma, hürafeye, gericiliğe, tutuculuğa karşı aklın ilk büyük iİSYANIDIR.. Bu anlamıyla, siyasal-islam gibi, çok boyutlu bir faşist kuşatmaya karşı mücadelede, hala devrimci bir cephaneliktir.. Hurafelerle savaş, Akıl, insanın kendine güveni, tolerans, laiklik, sekülerlik ve özgürlük.. Bu kavramlar, marksizm dahil, bütün diğer modern siyasal düşüncelerin ortak kavramlarıdır..

Bundan böyle, tarihin bütün ilerici ve devrimci uğraklarına bu anlayış çerçevesinde burada yer vereceğiz. Büyük aydınlanma filozofu ve eleştirel düşüncenin kurucusu Immanuel Kant'ın Aydınlanmayı tanımladığı yazısı ile başlıyoruz..

POLİTEZ 

Aydınlanma Nedir?*

Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır.

Sapare Aude! “Bilmeye cesaret et!” sözü şimdi Aydınlanmanın parolası olmaktadır. Doğa, insanları yabancı bir yönlendirilmeye bağlı kalmaktan çoktan kurtarmış olmasına karşın (naturaliter maiorennes), tembellik ve korkaklık nedeniyledir ki, insanların çoğu bütün yaşamları boyunca kendi rızalarıyla erginleşmemiş olarak kalırlar ve aynı nedenlerledir ki bu insanların başına gözetici ya da yönetici olarak gelmek başkaları için de çok kolay olmaktadır. Ergin olmama durumu çok rahattır çünkü.

Benim yerime düşünen bir kitabım, vicdanımın yerini tutan bir din adamım, perhizim ile ilgilenerek sağlığım için karar veren bir doktorum oldu mu, zahmete katlanmama hiç gerek kalmaz artık.

Para harcayabildiğîm sürece düşünüp düşünmemem de pek o kadar önemli değildir; bu sıkıcı ve yorucu işten başkaları beni kurtaracaktır çünkü.

Başkalarının denetim ve yönetim işlerini lütfen üzerlerine almış bulunan gözeticiler insanların çoğunun, bu arada bütün latif cinsin ergin olmaya doğru bir adım atmayı sıkıntılı ve hatta tehlikeli bulmaları için, gerekeni yapmaktan geri kalmazlar.

Önlerine kattıkları hayvanlarını önce sersemleştirip aptallaştırdıktan sonra, bu sessiz yaratıkların kapatıldıkları yerden dışarıya çıkmalarını kesinlikle yasaklarlar; sonra da onlara, kendi kendilerine yürümeye kalkışırlarsa başlarına ne gibi tehlikelerin geleceğini bir bir gösterirler.
Oysa onların kendi başlarına hareket etmelerinden doğabilecek böyle bir tehlike gerçekten büyük sayılmaz; çünkü bir kaç düşüşten sonra bunu göze alanlar sonunda yürümeyi öğreneceklerdir, ne var ki bu türden bir örnek insanı ürkütüverir ve bundan böyle de yeni denemelere kalkışmaktan alıkoyar. Demek oluyor ki her birey için nerdeyse ikinci bir doğa yerine geçen ve temel bir yapı oluşturan bu ergin olmayıştan kurtulmak çok güçtür.

Hatta insan bu duruma seve seve katlanmış ve onu sevmiştir bile; işte bu yüzden o, kendi aklını kullanma bakımından gerçekten de yetersizdir; çünkü onun böyle bir deneyi gerçekleştirmesine asla izin verilmemiştir, o aklını kullanmayı denemeye hiç bir zaman bırakılmamıştır.

Dogmalar ve kurallar, insanın doğal yetilerinin akla uygun kullanılışının ya da daha doğru bir deyişle kötüye kullanılmasının bu mekanik araçları, erginleşme ve olgunlaşma için sürekli bir ayakbağı olurlar.

Biri çıkıp yürümeyi köstekleyen bu zincirleri atsa da, en dar hendekten bile hemen öyle pek kolayca atlayamaz; çünkü o henüz kendisine güven duyarak bacaklarını özgürce hareket ettirmeye daha alışamamıştır. İşte bundan dolayı da ruhlarını, zihinsel yanlarını kendi başlarına işleyip kullanarak ergin olmayıştan kurtulan ve güvenle yürüyebilen, pek az kişi vardır. Oysa buna karşılık, kitlenin kendi kendisini aydınlatması daha çok olanak taşır; hatta ona özgürlük, yani özgür olma hakkı tanınırsa bu durumun önüne geçilemez de.

Aydınlanma için özgürlükten başka bir şey gerekmez; ve bunun için gerekli olan özgürlük de özgürlüklerin en zararsız olanıdır: Aklı her yönüyle ve her bakımdan çekinmeden kitlenin önünde apaçık olarak kullanmak özgürlüğü.

Ne var ki her yandan “düşünmeyin! aklınızı kullanmayın!” diye bağırıldığını işitiyorum. Subay, “Düşünme, eğitimini yap!”, maliyeci “düşünme, vergini öde!”, din adamı “düşünme, inan!” diyorlar. (Şu dünyada yalnız bir kişi var ki o da, “istediğiniz kadar ve istediğiniz şeyi düşünün, ama itaat edin!” diyor) Her yerde özgürlüğün sınırlanışı var.

Peki hangi türde bir sınırlama aydınlanmaya karşıdır, hangisi değildir ve hangi biçimde bir sınırlama tersine özgürlüğe yararlıdır? Yanıt vereyim: kendi aklının kitle önünde, kamuoyu önünde ve hizmetinde serbestçe ve açık bir biçimde kullanılması her zaman özgürce olmalıdır; ve yalnızca bu tutum insanlara ışık ve aydınlanma getirebilir; buna karşılık aklın özel olarak kullanılışı, genellikle çok dikkatlice ve dar bir alanda kalacak bir biçimde sınırlandırılabilmiştir ve bu da Aydınlanma için bir engel sayılmaz.

“Şimdi acaba aydınlanmış bir çağda mı yaşıyoruz” sorusu sorulunca, yanıt şöyle olacaktır: Hayır, aydınlanmış bir çağda değil, fakat aydınlanmaya giden bir dönemde, bir aydınlanma döneminde yaşıyoruz. Şimdiki zamanlarda olduğu gibi, insanlığın bir bütün olarak, başkasının rehberliği olmaksızın, dinsel konularda kendi aklını iyi bir biçimde ve güvenilir bir şekilde kullanması durumunda olması ya da bu duruma getirilebilmesi için katedilecek daha çok yolumuz var.

Fakat bu yönde özgürce çalışmak için şimdi onların yolunun temizlenip aydınlatıldığına ilişkin farklı göstergelere sahibiz; böylece evrensel aydınlanmaya giden yoldaki engeller, insanın kendi suçu ile düşmüş bulunduğu bu ergin olmayış durumundan kurtuluşu ile ilgili güçlükler yavaş yavaş da olsa giderek azalmaktadır. İşte bu bakımdan çağımız bir aydınlanma çağıdır ya da Friedrich’in yüzyılıdır.

------------------------------------------------------------

*“Aydınlanma Nedir” (1784) Immanuel Kant- Türkçesi: Nejat Bozkurt Felsefe Yazıları-1983’ten kısaltılarak alınmış, evrensel.net'de 2014'de yayınlanmıştır.

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…