Bugünün ihtiyacı dayanışma, eksikliğini en çok hissettiğimiz şeyse özgürlük

28 Nisan 2020
Bugünün ihtiyacı dayanışma, eksikliğini en çok hissettiğimiz şeyse özgürlük

Dayanışma bayrağı altında buluşup iş ve geçim güvencesi, sağlık hizmetlerinden koşulsuz yararlanma ve özgürlük talebi üzerinden yeni bir hayat için sesimizi yükseltelim. Birey hukukuna dayalı demokratik bir işleyişi bugünden yarına hep birlikte kuralım.

Salgınla derinleşen ekonomik krizin yarattığı sıkıntıların toplum üzerindeki baskısı her geçen gün biraz daha artıyor. Kapanan işyerleri nedeniyle işsiz kalanların sayısına her gün yenileri ekleniyor. İşsiz kalan, ücretlerinden başka geçim kaynağı olmayıp, ondan da mahrum kalanlar,  sağlıklı beslenmenin en önemli olduğu salgın koşullarında aileleri ile birlikte açlık tehdidi ile karşı karşıyalar. Devletin sahip çıkmadığı, belediyelerin sınırlı yardım girişimlerinin de saray tarafından engellendiği koşullarda halk, duyarlı yurttaşların girişimiyle birçok bölgede “dayanışma ağları” içinde yan yana gelerek paylaşma girişimlerine başladı.

Şu ana kadar sadece İstanbul’un birçok ilçe ve mahallesinde birbirinden bağımsız yirminin üzerinde ağın, halkın acil gıda taleplerinin karşılanması için yerellerde aşını, ekmeğini paylaşmak isteyenlerle ihtiyaç sahipleri arasında köprü oluşturduğu, koruyucu maske imalatı ile hem halka hem de sağlık kuruluşlarına maske ulaştırdığı sosyal medyada duyuruldu. Dayanışma Ağları, yerellerde yaptıkları çağrılarda, yurttaşların ağlara dahil olmasını isterken, bu ağların gıda vb ihtiyaçlara kısmi çözüm sağlamasının ötesinde, toplum olarak “iyileşmemizin” de bir aracı olduğuna işaret ediyorlar.

Bir süre önce sosyal medyada paylaşılan “DAYANIŞMA YAŞATIR, HAYATA SAHİP ÇIKALIM” başlıklı aşağıdaki yazı, dayanışmanın günümüzdeki önemine dikkat çekmenin yanı sıra, içinde bulunduğumuz durumu özetleyen yanlarıyla da dikkat çekiyor;

“Küresel bir salgınla, dünya çapında bir krizle karşı karşıyayız.

Kriz ve buhran, savaş ve salgın hastalık dönemleri olağanüstü dönemlerdir.

Her olağanüstü dönem kendi yasalarını dayatır ve toplumu değiştirir: İyiye ya da kötüye doğru.

Hiçbir süreç kendi evvelinden bağımsız değildir. İyi de kötü de toplumu olağanüstü halin içine getirip bırakan süreçlerin içinde saklıdır.

Kapitalizmin küresel ısınma, iklim değişikliği ve çölleşmeyle sonuçlanan doğal hayata yönelik müdahalesi virüsleri yaşamsal bir tehdit haline getirmiştir. Uluslararası kapitalist sistemin rekabete dayalı mutlak kâr odaklı işleyişinin bir ürünü olan salgın, söz konusu sistemin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koymuştur.

Her ülke kendi meşrebince salgınla başa çıkmaya çalışmakta, değişik çevrelerce sıklıkla hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı söylenmektedir.

Ne dünyanın ne de ülkemizin Koronavirüs salgını sonrası eskisi gibi olmayacağı kesindir. Nasıl olacağını kapitalist sistemin yeniden yapılanma sürecindeki tasarrufları kadar üretim çarklarını döndürenlerin tavrı belirleyecektir.

İnsanlık bir yol ayrımındadır: Ya özgürlük ya da baskıcı, yasakçı rejimlerin egemen olduğu yeni tip bir kölecilik.

Ülkemiz de içinde olmak üzere salgının yaşandığı bütün ülkelerde kaygı, korku ve belirsizlikten beslenen bir “rıza gösterme” hali egemendir. İnsanlar, kendilerinin ve yakınlarının sağlığı için özgürlüklerine kısıt getirilmesine rıza göstermekte, “kontrol etme” esaslı bir sistem işleyişine uyum göstermeye zorlanmaktadır. Özgürlüklerin kısıtlandığı bir sosyal hayatın güvenlik gerekçesiyle meşrulaştırılma olasılığı salgın sonrası insanlığı bekleyen en büyük tehlikedir.

Ülkemiz özelinde; salgının başından beri uygulanan politikalar merkezi ve otoriter siyaset anlayışının böylesi bir dönemde bile terk edilmediğini ortaya koymaktadır. Mevcut iktidar, kutuplaştırıcı siyaset anlayışını ısrarla sürdürmekte, kendi damgasını taşımayan girişim ve yardımların vatandaşla buluşmasına engel olmaktadır.

Kendi bekasını ülkenin bekasının önünde görenlerin başta sağlık olmak üzere ekonomik, sosyal hiçbir soruna çözüm getiremeyecekleri açıktır.

Önümüzdeki dönemde gerek sağlımızı koruma gerek ekonomik ve sosyal gereksinimlerimizi karşılama anlamında hepimizi çok zor günler beklemektedir.

Bu süreç ancak ve ancak dayanışmayla, dara düşmüş hiçbir yurttaşımızın yalnız bırakılmayacağı yaygın bir dayanışmayla aşılabilir.

Dayanışma yaşatır. Çoktandır düşmanlaştırma siyasetiyle hasta edilmiş bir toplumun iyileşmesi dayanışmayla mümkündür.

Bugünün ihtiyacı dayanışma, eksikliğini en çok hissettiğimiz şeyse özgürlük.

Dayanışma bayrağı altında buluşup iş ve geçim güvencesi, eğitim ve sağlık hizmetlerinden koşulsuz yararlanma ve özgürlük talebi üzerinden yeni bir hayat için sesimizi yükseltelim. Birey hukukuna dayalı demokratik bir işleyişi bugünden yarına hep birlikte kuralım.

Bu bizim hayatımız! Hayata, özgürlüğümüze sahip çıkalım.

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…