HDP:İdlib'deki kayıplardan savaş tezkeresine onay verenler sorumludur

3 Şubat 2020
HDP:İdlib'deki kayıplardan savaş tezkeresine onay verenler sorumludur

HDP Grup Başkanvekili Fatma Kurtulan Meclis'te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.-- Coğrafi Bilgi Sistemleri Kanun Teklifi'inde  Çevre ve Şehircilik Bakanlığı üzerinden belediyelerin imar alanındaki yetkilerini TOKİ'ye devretme girişimi görülüyor.

Hükümetin Suriye politikasını eleştiren Kurtulan, “Hem bugünkü kayıplara hem mevcut komşuluk ilişkilerine hem de Kürtlerle ilgili politikalara baktığımızda Türkiye, yararına olmayan bir savaş içinde. Oradaki kayıplardan da, sonuçlardan da sorumlu olan bu hükümettir, güle oynaya bu savaş tezkeresine onay verenlerdir. Muhalefetin de bunda payı vardır. Yapılması gereken Türkiye'nin tekrar Suriye politikasını gözden geçirmesi, evine dönmesi, oranın çözümüne barış ve diyalog yoluyla katkı sunması, tüm komşularıyla düşmanlık ilişkilerini gözden geçirmesi, tüm komşuluk ilişkilerini güçlendirmesi ve çözümün halklarla birlikte olmasını talep etmesidir” dedi.

Kurtulan, şu ifadeleri kullandı:

Ne yazık ki İdlib'den kayıp haberleri geldi. Aslında bu sonucu önceden görmüştük. Özellikle savaş tezkeresi Genel Kurul'a geldiğinde dile getirmiştik. AKP'nin Orta Doğu politikasına, özelde de Suriye politikasına muhalefet ettiğimizi hep söyledik. Türkiye'nin orada bir kanlı kumar içinde olduğunu ve bunun ülkeye bir yararı olmadığını defalarca dile getirmiştik. Bunun sonuçlarını da bugün görüyoruz.

İDLİB'DEKİ KAYIPLARDAN HÜKÜMET VE SAVAŞ TEZKERESİNE GÜLE OYNAYA ONAY VERENLER SORUMLUDUR’

Hem bugünkü kayıplara hem mevcut komşuluk ilişkilerine hem de Kürtlerle ilgili politikalara baktığımızda Türkiye, yararına olmayan bir savaş içinde. Oradaki kayıplardan da, sonuçlardan da sorumlu olan bu hükümettir, güle oynaya bu savaş tezkeresine onay verenlerdir. Muhalefetin de bunda payı vardır.

Yapılması gereken Türkiye'nin tekrar Suriye politikasını gözden geçirmesi, evine dönmesi, oranın çözümüne barış ve diyalog yoluyla katkı sunması, tüm komşularıyla düşmanlık ilişkilerini gözden geçirmesi, tüm komşuluk ilişkilerini güçlendirmesi ve çözümün halklarla birlikte olmasını talep etmesidir.

‘DEPREME İLİŞKİN SÜREÇLERİ YÖNETEMEYEN VE GÜVEN VERMEYEN BİR HÜKÜMET VAR’

Diğer bir başlık da Elazığ depremi. Biz hala depremi konuşuyoruz, tartışıyoruz. Tartışmakta da haklıyız. Ülkemiz bir deprem ülkesi. En çok İstanbul'a dikkat çekilse de ülkenin pek çok yerinde her an deprem bekleniyor. Bunu biliyoruz ama bu süreci yönetemeyen ve güven vermeyen bir hükümet var karşımızda. HDP olarak bunu çok kez gündeme getirdik. Bu konuda AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedilen önergelerimiz var. En son deprem vergilerinin nereye gittiği araştırılsın dedik, bunun için önerge verdik. Ancak reddedildi, bu konunun üzeri örtülmeye çalışıldı.

‘ONLAR RAHATSIZ OLSA DA BİZ SORMAYA DEVAM EDECEĞİZ’

Cumhurbaşkanı toplanan vergilerin 5 mislinin depreme harcandığını, genel bütçeden de harcama yapıldığını söyledi. Ama özellikle deprem bölgeleri bunu hissetmiyor. Elazığ depremindeki sonuçlara baktığımızda; yapıların güçlendirilmesinden tutun, insanların deprem sonunda korunaklı yerlerde barınmasına kadar görüyoruz ve bu nedenle deprem için toplanan vergilerin nereye harcandığına dair soruları sormak durumundayız; onlar rahatsız olsa da.

‘İNSANLARIN YARDIM ETME İSTEĞİ PARTİLERE GÖRE AYRIMA UĞRADI’

Depremle ilgili dünyanın her yerinde benzer bir durum daha var, insanlık hemen yardıma hazırız mesajı verir. Bizim Türkiye toplumu olarak da darda olana yardım etme gibi bir kültürümüz var. Bu Marmara depreminde, Van depreminde çok iyi görüldü. Nerede olursa olsun, vatandaşlarımız darda olan vatandaşlara yardım etme gerekliliğini hisseder ve harekete geçer. Partiler organize etmese de kendi aralarında organize olurlar. Elazığ depreminde her ne kadar "Elazığ Kürt mü" diye soranlar olsa da insanların her yerden yardım götürdüğünü görüyoruz. Partimiz öncülüğünde de başlayan girişimler var ancak yardımların engellendiğini sizinle paylaşmıştık. Belediyelerimizden direkt giden yardımların İçişleri Bakanı talimatıyla engellendiğini söylemiştik.

Hala topladığımız yardımlar engelleniyor. MHP, CHP, AKP Belediyeleri üzerinden giden yardımların yerlerine ulaştırıldığı görülüyor. Ancak ne yazık ki bizim yardımlarımız engelleniyor. En son Bodrum'da arkadaşlarımızın düzenlediği yardım kampanyasında toplanan yardımlar engelleniyor. Bu insanlık suçudur. İnsanların yardım etme isteğinin partilere göre ayrıma uğradığını görmekteyiz.

Bu anlamda tekrar söylemek gerekirse hem depremle ilgili tedbirlerin ne olduğunu hem de deprem vergilerinin nereye harcandığına dair önergelerimiz reddedilse de biz halklar adına bunu sormaya devam edeceğiz.

‘AKP İMAR PLANLARI ÜZERİNDEN OYUN OYNUYOR, HESAP YAPIYOR’

Önümüzdeki günlerde Meclis'te yarım kalan Coğrafi Bilgi Sistemleri Kanun Teklifi görüşülmeye devam edilecek. Komisyon ve Genel Kurul aşamasında parti olarak muhalefetimizi ortaya koyduk, koymaya devam edeceğiz. Hep şunu söyledik: AKP'nin seçimle elde edemediği belediyeleri artık değişik yasal düzenlemelerle kendine dönük kazanıma yöneltme yönünde girişimleri var. AKP'nin belediyeleri kendisi için bir rant alanına dönüştürdüğünü de görüyoruz. Şimdi de imar planları üzerinden oyun oynadığını ve hesap yaptığını görüyoruz. Bu teklifte de daha çok Çevre ve Şehircilik Bakanlığı üzerinden belediyelerin imar alanındaki yetkilerini TOKİ'ye devretme girişimi görülüyor. Bir rant alanı açma durumuyla kamuoyu karşı karşıya kalacak.

‘DEPREMDEN HEMEN SONRA AHLAT SARAYINI MECLİS GÜNDEMİNE GETİRDİLER’

Aynı zamanda kamuoyunda çok tartışılan Ahlat Sarayı var. Depremden hemen sonra Meclis gündemine geldi. Ertelenebilirdi ya da biraz bunun üzerinde düşünebilirlerdi. Depremden sonra insanların barınacak yeri olmamasına rağmen bunu gündeme getirmeleri saray sevdalarını açığa çıkarmıştır. Uçan saraydan tutun, kışlık - yazlık saraylar, şatafatlı yaşam tarzı, AKP'nin özdeşleştiği durumlardır.

Ancak Ahlat'ta saray yapmak bir saray daha çoğaltmanın ötesinde bir anlam taşıyor. Bitlis, Ahlat gibi alimliğe, aydınlanmaya hizmet eden topraklarda tek adam rejiminin sembolü olan bir sarayı inşa etmek; halkların birlikte yaşam, kardeşlik tarihine bir darbe olarak nitelendirilebilir. Orada yapılması gereken tekçi zihniyetin sembolü olan bir saray değil; halkların kardeşçe, birlikte, kendi geleneklerine, kültürlerine sahip çıkacağı ve o kültür üzerinden inşa edeceği bir demokratik yönetim şeklinin oluşmasıdır. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde de bu maddeye ve teklifin sorunlu tüm bölümlerine muhalefet edeceğiz.

‘BELEDİYELERİN YETKİLERİNİ KISITLANDIRARAK KENDİLERİNE DAHA ÇOK RANT ALANI AÇMA PEŞİNDELER’

Aynı zamanda birkaç gündür kamuoyuna ve basına yansıyan bir yerel yönetimler yasa taslağı var. Henüz içeriğini tam bilmiyoruz. İçeriğini tam olarak bilemiyoruz. Ancak yine yerel yönetimlerin dokusuyla oynayacakları, alamadıkları belediyelerin yetkilerini kısıtlandırarak kendilerine daha çok rant alanı açacak düzenlemeler üzerinde durdukları görülüyor.

‘HALKA YENİ VERGİLER YANDAŞA VERGİ KAÇIRMA’

Aynı zamanda AKP’nin sık sık yaptığı gibi vergi sistemiyle oynuyorlar. Halka vergi içinde vergi, verginin vergisini ödetmeye çalıştıklarını yasanın kamuoyuna yansıyan halinden görüyoruz.

Vergilerle ilgili daha fazla yasa çıkarıyor, aynı zamanda yandaşların nasıl vergi kaçıracaklarının hesapları ortalıkta uçuşuyor.

Çok yakında zamanda Başkentgaz’ın Kızılay üzerinden çocuk istismarı ile ün yapmış Ensar Vakfı'na ve ABD’deki TURKEN Vakfı'na kadar giden bir hırsızlığın şerefiyesi ile karşı karşıya kaldık. Böyle bir hırsızlık haritası Türkiye’nin önüne serildi.

Halka vergi yüklerken yandaşların da daha çok nasıl vergi kaçıracağının haritasını birlikte çiziyorlar. Bununla ilgili de HDP her zaman yaptığı gibi hırsızlıktan beslenen bu hükümetin karşısında muhalefetini sürdürmeye devam edecektir.

‘BEKÇİLERLE İLGİLİ YASA KABUL EDİLEMEZ’

Aynı zamanda önümüzdeki günlerde Genel Kurul'a komisyondan geçen kamuoyunda Bekçiler Yasa Teklifi olarak bilinen teklif gelecek. Bununla ilgili HDP olarak komisyon aşamasında itirazlarımızı sunduk. Bu kabul edilemez.

AKP’nin siyasal programının bir parçası olarak karşımızda duruyor. Bu kabul edilir bir durum değil. Bekçilik 2 yıldır uygulanıyor ve İstanbul, Ankara, Mardin ve İzmir gibi yerlerde yaptıkları pek çok hak ihlalleri biliniyor.

AKP neden böyle bir şeye ihtiyaç duydu? Erdoğan'ın 2 Ocak’ta yaptığı konuşmada, “İçerideki düzeni de kolluk gücü ile sağlayamayız” diyor. Neden?  Hangi anlamda kolluk gücü zaafiyet gösterdi? Neye yetmiyor? Bunlar kamuoyunun cevap beklediği sorulardır.

‘BEKÇİ DÜZENLEMESİ AKP'NİN PARAMİLİTER, BASKICI GÜÇLERİ SOKAĞA SALMASININ ADIDIR’

Burada öyle görülüyor ki, AKP önümüzdeki zamanlarda güçlü bir toplumsal muhalefet ağı öngörüyor. İnsanların evlerinin önüne kadar bile giderek bekçiler üzerinden halkın itirazlarını engellemeye çalışacaklar.

İşsizliğin, yoksulluğun, ekonomik krizin, geçinememenin, kadın cinayetlerinin, kimliklerin inkarının ve demokrasi talebinin bir itiraza dönüşeceği ve bekçileri mahallere sokarak bunu bastırmanın yöntemi olarak kullanacağı görülmektedir.

Dolayısıyla bu risklidir, tehlikelidir. İtiraz eden herkese karşı aslında kendine bağlı ve AKP il başkanları tarafından istihdam edilecekleri tahmin edilen bekçiler toplum için bir risk olarak önümüzde duruyor.

Tüm toplumsal muhalefete sesleniyoruz; bu bekçilik yasası sıradan bir şey değildir, AKP'nin paramiliter, baskıcı güçleri sokağa salmasının adıdır ve buna müsaade etmemek lazım. Buna karşı hem Meclis'te hem dışarıda itirazları ve mücadeleyi büyütmek lazım.

‘GEÇEN YIL 50 TUTUKLU CEZAEVİNDE YAŞAMINI YİTİRDİ’

Sık sık Genel Kurul'da dile getiriyoruz. Cezaevlerini toplumun kanayan yarası olarak hep değerlendirdik. Ne yazık ki bu yara kanamaya devam ediyor. Bunu hem çeşitli bakanlık düzeyinde görüşmelerimizde ve aynı zamanda Genel Kurul'da araştırma önergesi olarak gündeme getirmemiz durumunda hep şununla karşılaştık:

HDP bu konuyu istismar ediyor. Hasta tutukluların infazlarının durdurulmasına ve cezaevi koşullarıyla ilgili taleplerimiz AKP'ce istismar konusu olarak görülüyor. Oysa hem avukatlar üzerinden hem de bizzat bize ulaştırılan taleplerden biliyoruz ki, işkenceye varan kötü muameleler var. Hasta tutsakların tedavi edilmemesi, kelepçeyle muayenenin dayatılması, çıplak arama, gazete ve kitap gibi ihtiyaçların verilmemesi veya kısıtlanması durumu var. Kadınların üstü erkek gardiyanlar tarafından aranmak isteniyor, banyolara bile kameralar konuluyor.

Bunlar bir bütün olarak birçok cezaevinde yaşanıyor. İHD verilerine göre 220 bin kapasiteli cezaevlerinde mevcudun 280 bine ulaşması başlı başına bir işkence ve ihlaldir. Dolayısıyla bu sorunun bir an önce gündeme alınması 1334 hasta tutukludan ağır olan 457'nin durumunun gözden geçirilmesi ve infazlarının durdurulması gerekmektedir. Hasta tutukluların tedavi edilmeden koğuşlarına gönderilmesi sonucu yakın zamanda vefat edenler oldu. Tekirdağ Cezaevi’nde hasta tutuklu Hüseyin Polat hayatını kaybetti.

Kimi STK’ların verilerine göre geçen yıl yaklaşık 50 tutuklu cezaevinde yaşamını yitirdi. Afyon, Tarsus, Türkoğlu, Elazığ, Osmaniye, Bolu, Rize Kalkandere, İzmir Şakran, Kayseri Bünyan kötü muamelede ün yapmış cezaevleridir. Cezaevlerine düşman hukuku uygulanmasını doğru görmüyoruz. Adalet Bakanlığını sorumluluğa çağırıyoruz. Tutukluların sağlığından ve güvenliğinden hükümet sorumludur. Bu görevi yerine getirmek zorundadır. HDP olarak bu durumu hatırlatmak isteriz.

‘SON ZAMANLARDA 4 KİŞİ KAYBOLDU; İNSANLAR KAYBOLMAZ, KAYBETTİRİLİR’

Son zamanlarda ülkemizde 4 insan kayboldu. Bize göre insanlar kaybolmaz, kaybettirilir. Hükümetin bu konuda sorumlu olduğunu bilerek Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun nerede olduğunu sormak istiyoruz.

Neden Gülistan Doku 5 Ocak’tan bu yana bulunamıyor. İntihar ettiği üzerinde duruluyor. Genellikle kadın cinayetlerinde savcılar ve kolluk olaya böyle yaklaşır. Olay intihar mı, başka şüpheler üzerinde durmak gerekmez mi?

Gülistan Doku’nun bir an önce bulunmasını talebini kadınlar olarak yinelemek istiyoruz. Dersim gibi bir yerde, adım başı kameraların olduğu, herkesin tek tek izlenebildiği bir ilde bir üniversite öğrencisine ne olabilir? Bunun iyi araştırılması lazım.

Beytüşşebap'ta yaşayan Hürmüz Diril ve Şimoni Diril adlı vatandaşlarımız da 11 Ocak’ta beri kayıp. Bu insanlar için gerekli arama girişimleri var mıdır? Ne olmuştur bu insanlara? Bu hala muğlak bir durum olarak önümüzde duruyor.

Aynı zamanda 11 gündür Batman’dan İstanbul’a gelen Mehmet Bal adındaki vatandaş da bulunamıyor, kayıptır. Ama dediğim gibi insanlar kaybolmaz, kaybettirilir. Bunun için gerekli çalışmanın şeffaf bir şekilde yapılması ve bu vatandaşlarımızın akıbetleri hakkında kamuoyuna bilgi verilmesi gerekmektedir.

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…