'Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti devletini siyasal İslama dönüştürüyor'

31 Ocak 2020
'Erdoğan, Türkiye  Cumhuriyeti devletini siyasal İslama dönüştürüyor'

IŞİD ile ilişkileri, son dönemde Suriye’deki cihatçıları Libya’ya nakletmesiyle Batı kamuoyunun gündeminden düşmeyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın manşet konusu olmayan üç önemli gelişme ile Türkiye’yi geri dönüşü mümkün olmayan bir değişime hazırladığı belirtiliyor. 

DeSales Üniversitesi Ulusal Güvenlik Merkezi Direktörü Ahmet S. Yayla, ‘Erdoğan, Erdoğanistan’ı mı hazırlıyor?‘ başlıklı makalesinde Erdoğan’ın Türk devletini Politik İslam’a dönüştürmenin sinyallerini verdiğini belirtiyor. 

Son dönemde yaşanan üç önemli gelişmeyi sıralayan Yayla, ilk gelişme olarak Emniyet Genel Müdürlüğü’nde gidilen değişime işaret ediyor: 

17 Ocak 2020’de Cumhurbaşkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) İstihbarat Dairesi‘nin statüsünü Direktörlüğe yükselten bir kararname yayınladı. Bu ofis terör eylemlerine karşı istihbarat operasyonları gerçekleştiriyor. Emniyet İstihbarat, Erdoğan’ın sırdaşı Hakan Fidan’ın başında bulunduğu Milli İstihbarat Teşkilatı ile karıştırılmamalı. EGM bünyesinde 300 kişi çalışıyor. 

"2013’te Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan, Erdoğan’ın yakın çevresi ve dört bakanına yönelik yolsuzluk operasyonlarından sonra Erdoğan polise artık güvenmeyeceğini düşündü. Yolsuzluk operasyonlarından yıkılmayınca hemen EGM’yi yeniden dizayn etmeye başladı, 2014 yılı sonuna kadar istihbarat, terörle mücadele, organize suçlar gibi önemli birimler de dahil tüm birimlerin başındaki  polisleri ya görevden aldı ya da değiştirdi. 2016’daki başarısız darbe girişiminden sonra eline geçen bahane ile muhalif olduğunu düşündüğü 35 bin polisi daha görevden aldı ve yerlerine de kendisine sadık seksen bin memuru işe aldı. 

EGM, 2014’ten itibaren Erdoğan’a oldukça sadık. Ve Ekim 2015’te Erdoğan’ın istihbarat memurları Ankara tren garında yürüyüş yapacak olan solcu gruplara yönelik IŞİD’in terör eylemi gerçekleştireceğini sekiz gün öncesinden öğrendi. Kilit faillerden birini takip ediyorlardı, ancak saldırıya engel olmadılar. 10 Ekim’deki saldırıda 109 kişi öldü ve 500 kişi yaralandı. Avrupa Birliği İstihbarat ve Durum Merkezi (EUINTCEN) yayınladığı bir raporda Ankara’daki IŞİD saldırısının iktidardaki AKP’nin emirleri doğrultusunda gerçekleştirilmiş olabileceğini belirtiyor.

Yeniden yapılandırılan EGM, rejimin düşmanları olarak adlandırılan insanlara odaklanarak hızla siyasallaştı. Histeri Temmuz 2016’da zirve yaptı ve 500 bin kişi soruşturulurken, 100 binden fazla kişi de tutuklandı. 300 bin kişilik personeli ve daha güçlü istihbarat bölümü ile toplumu daha iyi kontrol edecek EGM İstihbarat Direktörlüğü bundan sonra çok daha önemli bir rol oynayabilir."

Yayla 2016’da Kongre’ye bilirkişi olarak tanıklık ettiğinde, Erdoğan’ın iktidarda kalabilmek için Türk İslam Cumhuriyeti kurmaya teşebbüs edebileceğini söylediğini de aktarıyor. 

Yayla ikinci önemli gelişmenin ise Erdoğan’ın 2 Ocak’taki konuşmasında yer aldığını belirtiyor. Erdoğan o konuşmasında, ‘“Artık şehirlerimizin güvenliğini sadece kolluk gücü ile sağlayamayacağız bir duruma gelmiş durumdayız. Bu yeni duruma karşı yeni yöntemler geliştirmemiz gerekiyor” demişti.

O dönemde kimsenin Erdoğan’ın ne demek istediğini anlamadığını vurgulayan Yayla daha sonra bir dönem Abdullah Gül’ün  danışmanlığını yapan Ahmet Takan’ın olayı açıkladığını belirtiyor: 

"Takan köşesinde Erdoğan’ın bu sözüyle TÜRGEV‘in (Erdoğan ailesinin işlettiği vakıf) bir kolluk gücü olarak faaliyet göstermesini ya da SADAT ordusunu kastettiğini yazdı. SADAT Erdoğan’ın yedek güvenlik gücü olarak hizmet veriyor. Pentagon’dan bir yetkiliye göre SADAT, Suriye ve Kuzey Afrika‘daki Selefi Cihatçı terör örgütlerinin silahlanması ve eğitiminde aktif rol oynadı. Türkiye’yi 1936 Almanyası’na benzeten Takan, polis adaylarının bir videosunu da paylaştı. Videoda polis adayları ‚‘İntikam! İntikamımız daim olsun!"

"16 Aralık 2019’da anayasa profesörü Kemal Gözler, ‘İslam hukuku, Batı hukukuna alternatif olabilir mi? başlıklı makalesinde İlahiyat fakültelerine kaydolanların oranının son dokuz yılda beş kat arttığına işaret  ediyor. İlahiyat fakültelerinin sayısının 24’ten 92’ye, bu fakültelerdeki öğretim görevlisi sayısının 407’ye yükseldiğini aktaran Gözler, Türk anayasasının temelini oluşturan Roma hukuku bölümlerinde ise sadece 24 öğretim görevlisi bulunduğunu belirtiyor. Gözler, tüm bu gelişmelerin Erdoğan’ın Türk yargı sistemini İslami temelli bir sisteme dönüştürme isteğinin açık belirtileri olduğunu ifade ediyor."

Üçüncü bomba gelişme olarak ise Yayla, IŞİD’in 20 Ocak’ta yeni liderlerinin kimliğini açıklamasını gösteriyor. Irak Türkmen asıllı Amir Muhammed Abdurrahman el Mawli el Selbi’nin IŞİD’in kurucularından olduğunu ve Türkler tarafından yakından tanındığını vurgulayan Yayla, kardeşi Adil el Selbi’nin MİT tarafından yönlendirilen Irak Türkmen Cephesi temsilcisi olduğunu ifade ediyor. İngiliz The Guardian gazetesine göre IŞİD’in yeni lideri halife ilan edilinceye kadar kardeşi ile ilişkilerini devam ettirdi. MİT, Irak Türkmen Cephesi arasındaki ilişkilere işaret eden Yayla şunları söylüyor: 

"MİT’in Irak Türkmen Cephesi ile PKK’ye karşı Irak ve Suriye’de ortak operasyonlar düzenlediği ve finanse ettiği göz önünde bulundurulursa bu kardeşlik bağı gerçekten şaşırtıcı hale gelecektir. Selbi kardeşlerin bağlantısı Türkiye-IŞİD bağlantısı ile ilgili endişeleri güçlendiriyor. Bu endişeler arasında, Suriye’de Türkiye sınırına yaklaşık beş kilometre mesafede ve Türk gözlem noktalarının görüş alanındaki bir yerde öldürülen IŞİD Lideri Ebu Bekir el Bağdadi’nin bir eşi ve ailesine Ankara’nın neden ev sahipliği yaptığını sorgulamak da bulunuyor. 

Bu üç gelişmeye ek olarak Erdoğan’ın sivil alanı İslamlaştırma çabalarına yönelik önemli işaretler de bulunduğunu aktaran Yayla özellikle 1996 yılında İslamcı hareketlerle bağlantısı nedeniyle 1996’da ordudan emekli edilen SADAT Lideri Adnan Tanrıverdi’ye vurgu yapıyor:  

23 Aralık 2019’da Erdoğan’ın askeri danışmanı Adnan Tanrıverdi, İslam Birliği Kongresi’ndeki oturumdan sonra Erdoğan yanlısı Akit TV’den yaptığı açıklamada uzun süredir beklenen Mehdi’nin yolunu açmaya çalıştıklarını söyledi. Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASSAM) Başkanı ve kurucusu olan Tanrıverdi aynı zamanda paramiliter Uluslararası Savunma Danışma şirketi SADAT’ın da kurucusu.  

İlginç bir şekilde Tanrıverdi, açıklamalarından iki hafta sonra 8 Ocak’ta görevinden istifa etti. Ancak ASSAM hala Erdoğan’ın gelecek planlarında kritik rol oynamaya devam ediyor. 

Tanrıverdi’nin öncülüğünde 23-24 Kasım 2017’de düzenlenen Birinci Uluslararası ASSAM İslam Birliği Kongresi’nde, ‘İslam Birliği için İslam Devletleri ASSAM Konfederasyonu Bildirisi’ imzalandı ve buna ‘İslam Ülkeleri Konfederasyonu Anayasası’ eşlik etti. Bu gelecekteki İslam Halifeliği’nin kuruluşunun öncü işaretleriydi. Şunu unutmamak gerekir ki ASSAM tamamen Erdoğan tarafından destekleniyor ve Erdoğan’a yakın örgütler tarafından finanse ediliyor. ASSAM Konferansı’nda 44 ülkeden katılımcılar yer aldı."

Herkes, Tanrıverdi de dahil hiç kimsenin artık Erdoğan’ın onayı olmadan Mehdi gibi kritik konularda kamuoyuna görüş belirtemeyeceğini anladığını vurgulayan Yayla, Erdoğan’ın kabul ettiği her mevzuatın geleceğe yönelik büyük hazırlığın birer parçası olduğunun altını çiziyor ve ekliyor:

"EGM istihbaratın statüsünün yükseltilmesi gibi son gelişmelerden yola çıkarak, Erdoğan’ın polisin büyük şehirleri koruyamayacağına yönelik yaptığı atıflar, sistemin tek adam rejimine göre yeniden dizayn edilmesi, Erdoğan yanlılarının hızla silahlanması ve Tanrıverdi’nin Mehdi referansları Erdoğan’ın bir çatışmaya hazırlandığının açık göstergesi. 

Erdoğan’ın yeni bir seçimi kazanamayacağını anladığı yönünde tartışmalar var. Bununla birlikte Erdoğan seçimi kaybetmesi durumunda insanlığa karşı suçlar ve yolsuzluklar da dahil çeşitli suçlardan yargılanacağını biliyor. Bunun için de ya bir devrime hazırlanmak ya da İslami yönetim olarak adlandırılacak yeni bir değişime gitmek onun tek seçeneği. Onun ordudan yüzde yüz emin olmadığına dair iddialar var."

"Bütün işaretlerin Erdoğan’ın iktidarda kalabilmek için en kötü senaryoya hazırlandığını gösteriyor" diyen Yayla  seçimlerde hile yapsa dahi Erdoğan’ın demokratik teamüllerle koltuğunu koruyamayacağının ortaya çıktığını, bunun için de Erdoğan için geleceğini garanti etmenin en kısa yolunun Türkiye Cumhuriyeti’ni bir tür Sünni İslam Devleti’ne dönüştürmek olduğunu ifade ediyor. 

Erdoğan’ın uluslararası toplumu ve dahili düşmanlarını yaşanan problemler ve kendisiyle ilgili iddialardan dolayı suçlayacağını yazan Yayla, "Bu gelecekteki Erdoğanistan’ın İran’daki gibi bir İslam Cumhuriyeti olarak adlandırılmasına gerek yok, ancak onun taraftarları sürecin nereye gittiğini biliyorlar ve bu sona ulaşmak için kendilerini feda etmeye hazırlar" diyor.

Alıntı: Ahval

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…