Saray-MHP-Ergenekon, Libya'daki içsavaşta SADAT'la İhvancı yönetimin yanında

30 Aralık 2019
Saray-MHP-Ergenekon, Libya'daki içsavaşta SADAT'la İhvancı yönetimin yanında

Suriye, Kanal, Doğu Akdeniz, Libya.. Türkiye 2019’u birbiriyle ilintili dört krizle kapatırken bunlar içinde en sıcak olanı Libya meselesi. Saray yönetimi Suriye'de İhvancı muhalefeti ve cihatçıları desteklemiş olduğu gibi, Libya'daki içsavaşta da Trablus'taki İhvancı yönetimi detekliyor. 

Erdoğan, yeni-Osmanlı hayalleriyle hem Türkiye’yi hem de Ortadoğu’yu tehlikeye atmaya devam ediyor. MHP ve Ergenekon’la ittifakın temel hedefi, Türkiye’de muhalefeti ezmek, özellikle Kürt halkının, seküler kürt hareketinin elindeki bütün kazanımları yok etmek, bunun bir devamı olarak da Rojava’yı yok etmektir. Bu saldırı politikasının ve Osmanlı hayallerinin vardığı yerlerden biri de şimdi Libya iç savaşıdır. Trablus’taki hükümeti, görünen haliyle Erdoğan dışında destekleyen kimse yok. Arap ülkeleri, Rusya dahil hepsi Hafter’i destekliyor. BM Libya’ya silah satışını yasaklayan bir karar almıştı. Türkiye bunu yok sayarak her türlü savaş malzemesini gönderiyor. Bununla Trablus’taki İhvancı hükümeti ayakta tutmanın mümkün olmadığını görünce şimdi de asker göndermeye çalışıyor.

Bu doğrultuda Türkiye ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında 27 Kasım’da imzalanan “Güvenlik ve Askeri İş Birliği Mutabakat Muhtırası”, 21 Aralık’ta Meclis Genel Kurulu’nda AKP ve MHP’li vekillerin oylarıyla kabul edildi.

Cumhuriyet'ten İpek Özbey'in sorularını yanıtlayan Emekli Tuğamiral Türker Ertürk, iktidarın Libya'ya asker gönderme planına şu sözlerle karşı çıkıyor: "Bugün Libya’da iç savaş var. 2011’de Libya’da Büyük Orta Doğu Projesi’nin Libya bacağına yönelik olarak Kaddafi’yi devirme operasyonu başlatıldı. İktidar, bu operasyonun içine girdi. Bugün Libya’da kaos var, iç savaş var, fiili olarak üçe bölünmüş durumda. Bunun sorumlularından bir tanesi de iktidar iradesi. İktidar bu kaosun içine ve iç savaşa girmek istiyor" görüşünü dile getiriyor.

'Ülkenin yüzde 96’sını kontrol eden General Hafter ile İhvancı yönetim arasında bir emperyalizm destekli iç savaş var'

İktidarın Trablus ve çevresinde egemen olan İhvancı yönetime destek için Libya'ya girmek istediğini öne süren Ertürk, sözlerine şöyle devam ediyor:

"Bizim iktidarımız biliyorsunuz geçmişin aklı olan “siyasal İslamcı” ideolojiye, “Yeni Osmanlıcı” hayale ve mezhepsel bir bakış açısına sahip. Bunun sonucu olarak bir de İhvan aşkı var. Bugün dünyada İhvan’ın iktidarda olduğu tek yer olarak Türkiye’yi gösteriyorlar. Bunu yabancı basın yazıyor, ben söylemiyorum. Siz şimdi, Türkiye’nin iki buçuk katı yüzölçümüne sahip Libya’nın sadece yüzde 6’sına egemen olan İhvancı bir yönetime destek veriyorsunuz. Bunun karşısında kim var? General Hafter, ülkenin yüzde 76’sına egemen. Ülkenin güneyini ise Araplardan ayrı bir etnik yapı olan Tebular kontrol ediyor. Bunlar da ülkenin yüzde 18’ine egemenler ve Hafter ile işbirliği içindeler. Ülkenin yüzde 96’sını kontrol eden General Hafter ile İhvancı yönetim arasında bir emperyalizm destekli iç savaş var."

"Trablus düştü, düşecek, kuşatma altında" diyen Ertürk, "Türk savaş uçaklarının destek verebilmesi için Libya’daki iç savaşta yakınlarında bir yerde hava üssüne ihtiyaç var. Libya’nın Batı komşusu Tunus’a bunun için apar topar gidildi. Görebildiğim kadarıyla Tunus bu işe yanaşmadı. Bunun anlamı: hava desteği vermemiz zor gözüküyor! Bir daha söylüyorum: Türk askerini Libya iç savaşına göndermek büyük bir yanlış olur" uyarısı yapıyor.

Katar hariç, bütün zengin Körfez ülkelerinin, Rusya, Fransa ve Mısır dahil, Hafter’i desteklediklerine dikkat çeken Ertürk, Ankara'nın Trablus yönetimine desteğinin "İhvancılıktan" başka bir nedenle açıklanamayacağını savunuyor.

'Ütopyası ‘İslam Konfederal Devleti’ olan SADAT, hep Libya’daydı'

Ahval'den Dicle Eşiyok, Libya ile ilgili derlediği haber-yorumda, SADAT'ın başından beri içsavaşta rol almak üzere Libya'da bulunduğuna işaret ediyor. Eşiyok'un haber-yorumu şöyle:

Türkiye’nin, iç savaşın devam ettiği Libya’da Trablus merkezli UUH ile 27 Kasım’da imzaladığı “Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası” 16 Aralık’ta TBMM Dışişleri Komisyonu’nda görüşüldü ve muhalefetin itirazlarına karşın kabul edildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM açılır açılmaz Libya’ya asker gönderme tezkeresinin Meclis’e geleceğini açıkladı. Mutabakatta yer alan başlıklardan biri de ‘misafir personeller’.

‘Misafir personel’ için “Taraflardan herhangi birinin bu mutabakat muhtırasının uygulanması amacıyla diğer tarafa gönderdiği personel veya güvenlik kuruluşları mensubu sivil şahıslar” tanımı yapılıyor. Muhalefet partileri “Bu maddeyle, Rusya’nın önünü açmış olduğu milis güçleri Wagner gibi Türkiye’den de SADAT gibi oluşumlar sivil şahıslar adı altında bu ülkeye mi gönderilecek?” şeklinde sorular sormuştu.

Meclis Dışişleri Komisyonu'nun CHP'li üyesi Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer ‘sivil şahıslar’ imasına dair şu yorumu yaptı:

“Anlaşmada Türkiye’den Libya’ya ‘savunma ve güvenlik kuruluşları mensubu sivil şahıslar’ adı altında bazı kişilerin gideceği belirtiliyor. Türkiye’nin başka ülkelerle imzaladığı benzer hiçbir anlaşmada böyle ucu açık, örtülü bir tanım olmaması düşündürücü. Bu tanımlamaya dayanarak, yabancı basın organlarında; başkanlığını Cumhurbaşkanlığı’na yakın bir eski tümgeneralin yaptığı SADAT isimli savunma şirketinden ya da benzer özel kuruluşların şemsiyesi altında hükümeti koruma amacıyla Libya’ya grupların gönderileceği iddiaları çıkmakta.“Mutabakat muhtırasında bahsedilen bu savunma ve güvenlik kuruluşları kimlerdir, bunlara mensup sivil şahıslar kimlerdir, bu sivil şahısların kontrolünü kim üstlenecek? Bu soruların yanıtları kamuoyu ile paylaşılmadan böyle ucu açık bir anlaşmanın yürürlüğe girmesini doğru bulmuyoruz.”

SADAT’a bağlı güçlerin Libya’ya gönderileceğinin konuşulduğu bugünlerde, kaçırılan en önemli detay, SADAT’ın en başından Libya’da olduğu. Kuruluşundan hemen sonra Libya’da faaliyet geçen SADAT,  Esad rejimine karşı Suriyeli isyancılara eğitim veriyor ve ekipman sağlıyordu. Ve SADAT’ın bu faaliyetleri pek çok gizli servisin de radarındaydı.

Arap Baharı hareketlerinin ortaya çıktığı neredeyse tüm ülkelerde aktif olan SADAT’a ilişkin rapor hazırlayan Rus Gizli Servisi’nin belgeleri doğrultusunda Rusya, SADAT için BM’ye başvuru yapmış ve cihatçıları eğittiği ve donattığı Suriye savaşındaki rolünden şikâyetçi olmuştu. Rusya o dönemde SADAT'ı “ülkeleri istikrarsızlaştırmayı amaçlayan paramiliter bir grup” olarak nitelendirmişti.

SADAT’ın faaliyetlerine ilk dikkati çeken de Fransız istihbaratı olmuştu. Fransız istihbarat raporlarında, SADAT’ın Libya, Suudi Arabistan ve Pakistan’da askeri eğitim ve danışmanlık faaliyetleri için görüşmelerde bulunduğuna dikkat çekilerek “Bunun için de dini imajı ve de Başbakan Erdoğan ile yakın ilişkilerini ön plana çıkarıyorlar” değerlendirmesinde bulunulmuştu. Aynı raporlarda, SADAT’çı subayların büyük çoğunluğu irticai faaliyetler nedeniyle TSK’den ilişiği kesilen özel harpçilerden oluştuğuna dikkat çekilmişti.

 “SADAT’ı kurmamızı AKP istedi” diyen şirketin kurucusu ve şu anda Erdoğan’ın başdanışmanı Adnan Tanrıverdi’nin kariyerinin önemli bir bölümünü Özel Harp Dairesi’nde geçmiş. Genelkurmay Özel Harp Daire Başkanlığı Lojistik ve Harekât Şube Müdürlükleri, Kurmay Başkan Vekilliği görevlerinde bulunan Tanrıverdi; 28 Kasım 2004 tarihinden itibaren de Adaleti Savunanlar Derneği’nin (ASDER) Genel Başkanlığı görevini üstlendi. ASDER’de, SADAT’ın altyapısı oluşturuldu.

Dünya basınında yer alan bilgilere göre 15 Temmuz Darbe Girişimi’nde SADAT sahadaydı. AKP’nin genç üyelerini milis olarak eğittiği söyleniyordu. Aynı iddiayı İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de ileri sürdü, SADAT'ın eğitim kamplarının olduğunu söyledi. Akşener geçen yılın ocak ayında yaptığı açıklamada “Tokat ve Konya’da silahlı eğitim kampları bulunduğunu duyuyoruz, bu iddialar söyleniyor. Araştırılırsın ve bize bilgi verilsin. Bunların seçim döneminde rol alacakları, istenmeyen bir sonuç çıkması halinde karışıklık yaratacakları yolunda yoğun söylentiler var. Bunlardan birisi de SADAT (Uluslararası Savunma Danışmanlık Ticaret Şirketi) diye bir yapı” demişti.

SADAT’ın Kürt kentlerindeki şehir savaşları döneminde türeyen Esadullah Timleri’nin arkasındaki güç olduğu iddiaları sık sık ileri sürüldü ve “ ideolojik profilinin, paramiliter deneyiminin ve hükümetle olan yakın bağlarının; onu muhalefet gruplarına karşı 'kirli savaş' için ideal bir müttefik haline getirdiği” yorumları yapıldı.

SADAT ile ilgili eski ABD Başkan Danışmanı Michael Rubin de önemli bilgiler kaleme aldı. Rubin, 2016’daki darbe girişiminin bastırılmasında SADAT’ın etkin görev aldığını ileri sürdü. SADAT’ın Suriye ve Libya'da faaliyet gösteren yaklaşık 3 bin yabancı savaşçı yetiştirdiğini ve bunun için Türk hükümetinden hibe aldığını söyledi. Michael Rubin, IŞİD ve El-Nusra'nın SADAT'tan askeri eğitim alan gruplar arasında olduğunu da iddia etti.

SADAT’ın, Suriye savaşında özellikle Esad muhaliflerini eğittiğine dair pek çok haber yayınlandı. Şirket, Marmara Bölgesi'nde bu amaçla bir dizi tesis kurdu. Aydınlık gazetesinde 2012 yılında yayınlanan bir rapora göre, bu eğitim tesislerinden en az biri daha önce Türk Donanması tarafından eğitim merkezi olarak sürdürülen Kocaeli'nin Gölcük ilçesinde bir Türk askeri üssünde yer alıyordu.

Zaten Adnan Tanrıverdi de Özgür Suriye Ordusu ile ilişkilerini hiç inkâr etmedi. Ancak iddialar; bu ilişkilerin ÖSO’yu aşıp El Kaide bağlantılı Cephet el Nusra’ya uzandığına ilişkin.

Türkiye’nin Kuzey Suriye’ye yönelik operasyonlarını organize eden güvenlik zirvesinin de aktif bir üyesi olan Adnan Tanrıverdi, 21 Şubat’ta kendi başkanlığında yapılan ve Stratejik Adalet Savunucuları Araştırma Merkezi ( ASSAM ) tarafından desteklenen ikinci "Uluslararası İslam Birliği Kongresi"nde, en büyük hayalinin ‘İslam Konfederal Devleti’ olduğunu anlattı. Tanrıverdi o toplantıda şöyle konuştu:

“İslam Ülkeleri Savunma Bakanları, 'savunma işbirliği' olanaklarının incelenmesi gereken acil bir toplantıya davet edilmelidir; Türkiye, İran, Suriye, Irak Direniş Örgütü ve Filistin bu işbirliğinin merkezinde yer almalıdır. Amfibi bir tugay, zırhlı bir tugay ve bir hava indirme tugayından oluşacak İslam'ın hızlı konuşlanma gücü teşvik edilmelidir. İslâm ülkelerinin bir parlamentosu olsun, bu parlamento İslâm birliği nasıl olur, bunun üzerinde çalışsın. Parlamentonun olması için de birinci şart her İslâm ülkesinde bir İslâm Birliği Bakanlığı olsun. O bakanlık sadece şunu düşünsün: “Benim ülkem İslâm birliğine nasıl katılır?” Sonra bu bakanlar belirli periyotlarda toplansınlar. İstişare etsinler. Bir yönetim şekli ortaya çıkarsınlar. Sonra da bu olabilir, bizim tasavvurumuz, etnik ve coğrafi yapı düşünüldüğü zaman 8 ayrı grupta İslam ülkeleri gruplandırılabilir. Bunlar federal bir yapı içerisinde olabilir. Bölgesel İslâm Ülkesi Federasyonu diyoruz. Bunlar konfederal bir İslâm Birliği devleti ortaya çıkarabilir. ”

SADAT'ın kuruluşundan dört yıl sonra, muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekili Necati Yılmaz, o zamanki Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım'a SADAT'ın faaliyetlerini ve uluslararası bağlantılarını sorgulayan yazılı bir meclis önerisi sundu ve şu soruları sordu:

"SADAT resmi web sitesinde 'İslam dünyasında kendi kendine yetecek askeri bir kuvvet kurulmasına yardımcı olmaya' çalıştığını belirtiyor. SADAT'ın hangi ülkelerle bağlantıları var? SADAT'ın askeri ve istihbarat eğitimi verdiği başka bir ülke var mı, başka ülkelerde kampları var mı? SADAT’ın El Nusra, El Kaide ve IŞİD ile bağlantıları olduğu doğru mu? SADAT'ın IŞİD militanlarını eğittiği doğru mu?"

Binali Yıldırım görev süresi boyunca harekete cevap vermedi, ancak SADAT'ın yurtdışındaki cihatçı örgütlere ve Türkiye'deki "gizli askeri kamplarda" bazı Erdoğan yanlısı gruplara askeri eğitim sağladığı iddiası azalmadı.

CHP eski Milletvekili Fikri Sağlar da SADAT’ı gündeme getiren isimlerden biriydi. SADAT’ın varlığının endişe verici olduğunu söyleyen Sağlar, bağımsız bir yargı olmadığı için bu türden kuruluşların eylemlerinin soruşturulamadığına dikkat çekti. “Yarın Gezi benzeri bir hak arayışında veya sendikal bir hak arayışında, bunların ortaya çıkıp, ‘terörist’ diye bu insanları öldürmesi AKP eliyle meşrulaştırıldı” diyen Sağlar, dünyada benzer örneğin Kongo’da olduğunu belirtiyor ve orada da Cumhurbaşkanı’nın kendi askeri yerine, bir İsrail firmasından özel askeri hizmet alarak yeni bir kuvvet oluşturduğunu ifade ediyor.

Tanrıverdi'nin İsrail ile savaşmak için bir "İslam ordusu" hayali henüz gerçekleşmemiş olsa da, şirketi SADAT, İsrail'i hedefleyen Filistin-Arap cihatçı örgütlerine yardım ediyor gibi görünüyor. Örneğin, Şubat 2018'de İsrail'in iç güvenlik servisi Shin Bet, Hamas'ın Türkiye üzerinden Batı Şeria ve Gazze'ye terör fonu yarattığını açıkladı. Shin Bet ayrıca Türkiye'yi SADAT aracılığıyla Hamas'ın askeri oluşumuna yardım etmekle suçladı. İsrail’in iddiasına göre 2018’in Ocak ayında İsrail’de tutuklanan akademisyen Cemil Tekeli, HAMAS’ın kara parasını aklıyordu. İsrail basını, Tekeli’nin Tanrıverdi’nin ortağı olduğuna yönelik iddiaları içeren haberler yayınladı.

SADAT’ın Gladyo’nun yeni hali olduğunu söyleyen Aydınlık yazarlarından Hasan Böğün de, bu iddiaları doğruluyor. SADAT’ın faaliyet alanını Müslüman coğrafyalar olarak belirlediğini hatırlatan Böğün; Suriye’de bu uğurda binlerce teröristin bu yapı tarafından eğitildiğini de vurgulayarak şunları söylüyor:

“TSK içine yuvalandırılmış olan Gladyo örgütlenmesi, SADAT’ı oluşturanlardan ibaret değil elbette. 12 Eylül’ün “bizim oğlanları” başta olmak üzere başkaları da var. Ancak, tıpkı Eşbaşkanlığın Büyük Ortadoğu Projesinin (BOP) memuriyetine gönüllü olması gibi, SADAT da ABD’nin İslami görünümlü yeni Gladyo örgütünün uzantısı olmaya gönüllüdür. Bu yönde bağlantıları vardır, örgütlüdür. Kendisinin ilan ettiğine göre, SADAT’ın en iddialı olduğu alan gayri nizami harp. Hem gerilla harekâtı, hem kontrgerilla harekâtı eğitimi veriyor.”

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…