Kadınlar: Ateş hattında Varolmak..

Gamze Şimsek

25 Kasım 2019
Kadınlar: Ateş hattında Varolmak..

25 Kasım’da Taksim Meydanında Olmak Neden Bu Kadar Önemli?-- Eril sistem gerek medya, gerek kolluk kuvvetleri, gerek eğitim sistemi ve gerekse üzerinde istediği gibi oynadığı yasalarıyla ülkedeki tüm kadınlara topyekûn savaş açmıştır. İşte bu nedenden ötürü, ateş hattının tam ortasında kalmış olan kadınlar olarak 25 Kasım pazartesi günü varlığımızın iktidarı ne denli ürküttüğünün bilincinde olarak Taksim sokaklarında olmak zorundayız.

C:\Users\casper\Desktop\mirabel kapak.jpg C:\Users\casper\Desktop\kadına şiddet kapak.jpg

Fotoğrafta bizlere gülümseyen bu üç güzel kadın katledildiklerinde tarih 25 Kasım 1960 idi. Öldürüldüklerinde Patria 36, ​​Minerva 34, Maria Teresa ise 24 yaşındaydı

Mirabel Kardeşler ve eşleri, Dominik Cumhuriyeti’nde, Trujillo diktatörlüğüne karşı Clandestina isimli gizli bir örgüt kurarak insan hakları ve demokrasi için mücadelede simge olan kadınlardı.  İçlerinden birinin kod adının kelebek olması nedeniyle tüm dünyada kelebekler olarak anıldılar. Kelebekler demokrasi uğruna mücadele ederken, diktatörlük tarafından defalarca tutuklandılar. Mal varlıklarına el konuldu. Bunlarla yetinmeyen Trujillo bir halk konuşmasında “Ülkenin en büyük iki sorunu kilise ve Mirabel Kardeşlerdir” diyerek, Mirabel Kardeşleri hedef gösterdi. Bu konuşmadan sadece 23 gün sonra, hapishanedeki eşlerini ziyaretten dönen üç kız kardeş önce arabalarından indirildiler, ardından her birine tecavüz edildi ve akabinde sopalarla dövülerek öldürüldüler. Trujillo’nun yandaşları, Mirabel Kardeşler ’in cesetlerini bir uçurumdan aşağıya attı. Devlet ve medya ise bu olayın bir trafik kazası olduğunu söyledi.

1981 yılında Kolombiya’nın Bogoto şehrinde bir araya gelen Latin Amerikalı ve Karaip’li Kadınlar Kongresinde, Mirabel Kardeşlerin anısına 25 Kasım tarihi “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak ilan edildi.

Sene 1960 katledilerek öldürülen kadınlar, sene 2019 katledilerek öldürülmeye devam edilen kadınlar… Sene 1960 ülkenin en büyük sorunlarından birini Mirabel kardeşler olarak gören eril iktidar, sene 2019 kadına karşı şiddetle mücadele etmek yerine kadınları sorun olarak görüp onların katledilmesine çanak tutan eril iktidar…

Bugün 25 Kasım dolayısıyla gene her yerde katledilen kadınlara dair istatistiki veriler yayınlanıp duracak. Bense sayılardan bahsetmeyeceğim,  merak eden açıp bakar. Hoş merak iyi bir şey de değildir zaten, ayrıca kadın cinayet oranları deprem sonrası artçı depremler gibi bugün bakmışsınız şiddeti yürek hoplatmış, ama iki gün sonra unutulmuş. Sonra popülaritesi daha az olan bir kadın cinayeti daha olmuş, medyada az yer bulmuş gündem olmamış. Bu esnada insanlar işlerine gitmiş, sosyal yaşamlarında kadınların dövüldüğü, hep ağlak olarak ya da kahramanlarını bekleyen tiplemeler olarak yansıtıldığı TV dizilerine dalmış gitmiş. Sonra arada gene hayvanın biri çıkmış bir kadını 17 saat işkence ile öldürmüş ve ellerinde kelepçeler ile cezaevine gönderilirken o andan itibaren başlamış mahkemede giyeceği takım elbisesinin rengini düşünmeye… 

Bu devran böyle sürüp giderken çok ciddi bir eril zihniyet krizi ile karşı karşıyayız. AKP iktidarı, kadın cinsine karşı sürdürdüğü uygulamalara hiç hız kesmeden devam ediyor. Çoklu bir sacayağı bu.  Kadınların yaşam ve bedenleri üzerinden inşa edilen hükümet politikaları 2011 yılında kendini daha açık olarak ifade eder hale geldi. O dönem de başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’ın,” Biz muhafazakâr demokrat bir partiyiz. Bizim için aile önemli"  demesinin ardından, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı'nın yerine Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kuruldu. Bu durum AKP hükümetinin toplumda kadını sadece aile üzerinden tanımladığının apaçık bir kanıtıydı. Sonra kız çocuklarını tecavüzcüleri ile evlendirmeye kalkıştı bu “ahlak” bekçileri. Muhalif kadın örgütleri dışında hiç kimsenin sesi çıkmadı. Ardından, kürtajı yasaklamaya çalıştılar, tepkiler sonucu yasaklanmadı, tırnak içinde tabi, gidin bakalım x hastaneye kürtaj olabilecek misiniz?

Çocuk hamilelikleri gazete manşetlerinden inmeyince bir başka pratik çözüm geliştirdiler hemen ve Müftü Nikahı devreye giriverdi. Hadi bakalım hayırlı olsun, böylece çocuk gelinlerin yolunu da bir güzel açıverdiler. Kadın sığınma evlerini bir bir kapatırlarken, Diyanete bağlı olarak çalışan ve kadınlara dini danışmanlık hizmeti veren İrşad bürolarının sayıları arttırıldı. Tavanı aktı, çivisi çıktı gibi sudan sebeplerle kadın sığınma evleri kapatılırken, atanan kayyumlar ilk olarak gözlerini kadın derneklerine diktiler.  Her gün en az bir kadın öldürülürken, Van Büyükşehir Belediyesi’nin 2014’te kadına yönelik şiddetin bildirilmesi için kurduğu ‘Alo Şiddet’ hattı kayyum tarafından kapatıldı. Kızıltepe Belediyesi Nuda Kadın Merkezi’nin adı ‘Hanımeli Kadın Merkezi’ olarak değiştirildi, şiddete maruz kalan kadınların güçlenmesine yönelik sürdürülen çalışmalar tamamen iptal edildi. Cizre ve Silopi’de kapatılan kadın müdürlüklerine ait mekânlar AKP Kadın Kolları başkanlarına tahsis edildi, ya Kur’an ve dikiş kursuna, ya da Hani’de olduğu gibi Kadın Danışma Merkezi, pastacılık ve Kur’an kursuna dönüştürüldü. Kadın parklarının adı değiştirildi, kreşler kapatılarak müftülüklere tahsis edildi. Van Büyükşehir Belediyesi’nin belediyeye ait toplu taşıma araçlarında her Perşembe günleri kadınlara ücretsiz sunduğu hizmet, kayyum tarafından iptal edildi.

Peki Neden?

Kadınların saat farkı olmaksızın sokaklarda yürürken öldürüldüğü bu ülkede, can güvenliklerinden endişe ettikleri için yanlarında taşıdıkları göz yaşartıcı gaz kullanmaları neden yasak? Kamusal alanların güvenliğini sağlamakla görevli olan devlet, “ ahlaklı” kadın imgesi üzerinden kadınları güvenli alan olan özel alanlarına yönlendirirken neden kadınlar özel alanlarında kocaları, sevgilileri tarafından katledilmeye devam ediliyorlar?

İstanbul sözleşmesi ve 6284 sayılı kanun ile kadınların şiddete karşı korunması adına yasalar varken neden bunlar uygulanmıyor da, yandaş basın tarafından İstanbul sözleşmesinin “yuva yıktığı” üzerine türküler yakılıyor? Kadının şiddet gördüğünü beyanı üzerine erkek evinden uzaklaştırılıyor ve yuvalar yıkılıyor fantezilerini hangi kafalar ile kuruyorlar?

Aslında her şey çok planlı ve bir o kadar da sistematik ilerliyor. Yani eril dünyada işler tıkırında. Çünkü Toplumsal Cinsiyet eşitliğinin olmadığı bir yerde kadın katliamları hız kesmeden devam edecek. Kapatılan kadın kurumlarıyla, kadın sığınma evleri ile kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan kadınların alanları iyice daraltılacak. Hiçbir sosyal yardım planı yapılmaksızın kadınların üç kuruşluk nafakalarına göz dikilecek ve “mağdur baba” tiplemeleri oluşturulacak. 

Kabul edelim artık, kadına şiddetle mücadele toplumsal kabul görmedikçe kadın cinayetleri bitmeyecek.  Toplum mühendisliği üzerinden kadının ekonomik ve sosyal olarak yalnızlaştırılarak erkeğe muhtaç, ona bağımlı hale gelmesi için ne gerekiyorsa yapılıyor. İşte kapımızda ikinci yargı paketi, bakalım Pandora’nın kutusundan neler çıkacak. İstismar edilenlerin tecavüzcüleri ile evlendirilmeleri, nafakanın kaldırılması çalışmaları şimdilik kulağımıza çalınanlar, acaba içinde daha neler var?

Hükümet politikaları ile yaşam alanları iyice daraltılan kadınlara bir de toplum tarafından yönlendirilen psikolojik baskılar var. Şiddet gören kadın söz konusu olunca herkesin ilk aklına gelen “neden” sorusu olur? Neden kadın olarak ilk tokadı yediğinde o evden ayrılmadın? Ya da sen ne yaptın acaba ki bu adam sana şiddet uyguladı?  Hatta işi o kadar ileriye götürüyorlar ki, “kadın erkek tarafından uygulanan ilk şiddet emaresine karşılık versin efendim, kadın sesini çıkarmadığı için, kabulün olduğu yerde o şiddet katlanarak gelir” diyerek şiddeti uygulayandan bağımsız olarak şiddet mağduru kadının omuzlarına tüm yükü bindiriyorlar.

Yahu, şiddet potansiyeli olan bir ilişkiye hangi kadın girmek ister? Şiddetle tanışmadan varsayımlarda bulunup kâhin edasıyla havada şiddet kokusu var deyip uzaklaşabilecek kaç kadın var dünyada?

Şiddeti yaşamayan hiç kimse buna kadınlar da dâhil, şiddet mağduru bir kadının yaşadıklarını anlayamaz. Çünkü bu ülke sadece metropollerde yaşayan kadınlardan ibaret değil.  Doğuda çocuk yaşta evlendirilen bir kadına muhakkak kimle evleneceği sorulmamıştır aksine evlenmesi dikte edilmiştir. Kadına beyaz gelinlik giydirilirken o evden kefenle çıkacağı söylenmiştir. Bırakın metropolleri, bırakın eğitimsiz kadınları. Eğitimli kadınlar şiddet görmüyor mu, eğitimli eşleri tarafından? Mobinge uğramıyor mu, erkek işverenleri tarafından. Cam Tavan Sendromu yaşamıyor mu bu kadınlar? 

Sosyal öğrenme kuramcılarına göre;  insan doğuştan saldırgan değildir.

Peki, neden bu erkekler bu kadar saldırganlar, neden hunharca planlanarak katlediliyor kadınlar ve neden erkekler gerek hükümet politikalarıyla, gerekse medya üzerinden oluşturulan algılarla sistematik olarak koruma altındalar?

Çünkü insanlardaki saldırganlık davranışlarında sosyal öğrenmenin rolü büyüktür. Çünkü kolektif bilincimiz yıllar içinde oluşmuştur ve arketiplerimiz o kadar kuvvetlidir ki; “göster oğlum pipini amcana denilerek sünnet törenleriyle tıpkı Antik Yunandaki Erginlenme törenlerinde olduğu gibi kutsanıyor erkek çocuklar. Çünkü daha küçücük bir çocukken pohpohlanarak onlara vakti geldiğinde tıpkı kasaptan alınacak koyun gibi hangi kızın alınacağı anlatılıyor. 

Kadınların payına düşen ise hep “öğrenilmiş çaresizlik” oluyor. Ekonomik gücü olmayan kadın, aile desteği de yoksa ya da hepsi bir yana bu toplumda yalnız yaşamaya cesaret edecek gücü yoksa… 

Dul kadın imajından korktuğundan ya da çocuklarını düşündüğü için katlanmıyor mu işkencelere, sebepsiz dayaklara, psikolojik şiddete, aldatılmaya, aşağılanmaya, hor görülmeye… 

Öz benliğine saygısı kalmayan bir kadın hayatında hiçbir şeyin değişmeyeceğine inandığı o andan sonra öğrenilmiş çaresizlik modunda, “bu iş böyle gelmiş, böyle gider” düşüncesi ile kaderci bir tutum takınarak şükretmiyor mu en azından şimdilik hayatta kaldığına?

Keşke Sistemi ve şiddeti besleyen ideal erkeklik kalıplarını yerle bir etmek kolay olsa?  Ama maalesef çok zor…

Erkekler cezaevlerine girdikleri ilk anda daha bir müddet sonra dışarı çıkabileceklerini biliyorlar. Yapılan araştırmalar, partnerlerini öldüren erkeklerin aslında çok zayıf karakterli ve kadınlarına bağımlı olduklarını, partnerleri tarafından terkedileceklerini anladıklarında kadını geri döndürmek için bin bir türlü ikna yöntemine girdiklerini ve yuvasını dağıtmak istemeyen kadının da son bir şansı onlara verdiklerini ama aslında bu son şans ile şiddetin ödüllendirildiğini kanıtlıyor.

Ve bir müddet sonra özüne dönen erkek, kadın kendisinden ayrılmak istediğinde örseleniyor, yıllar içinde hormonlanarak şişirilmiş erkeklik gururunu onarmak için de kendisini reddeden kadını ortadan kaldırarak terk edilmişliğinin içinde bıraktığı boşluğu tamamlamış oluyor. Gene araştırmaların bize gösterdiklerine göre bu adamlar kesinlikle pişman olmuyorlar, çünkü o süper egoları o kadar kıymetli ki, sadece suratlarına pişmanlık imgesini takınıyorlar sırf cezai indirimler alabilmek için. 

 6284 sayılı kanuna göre bir kadın şiddete uğradığında koruma altına alınmak zorundadır,  peki ya koruma altındayken öldürülen kadınlar diye soracak birçoğunuz…

Zaten sorun uygulanmayan kanunlar. İstanbul Sözleşmesi koruma kararlarının yansıra şiddetin önlenmesi için önleyici tedbirlerin uygulanması, yani gerekli çalışmaların gerek basın yoluyla, gerek toplumsal kampanyalarla sosyal bir boyutta yapılmasını öngörür. 

Çünkü Kültürel normları değiştirmeden, arketipleri temizlemeden toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmak maalesef ki, bu eril politikalar ve erkeği koruyan yasalarla hiç mümkün değil.  Partnerlerini öldüren erkeklerin çoğunun kendilerine “bana namusunu temizle, biraz yatar çıkarsın” telkinlerinde bulunduklarını söylemeleri, toplumda yerleşmiş bir algının tezahürüdür. Bu algı kanserli bir hücre gibi toplumsal hafızaya yerleşmiş ve hızla çoğalmaktadır. 

Neden Taksim’de olmak bu kadar önemli?

Çok karanlık dönemlerden geçiyoruz, hoş kadınlar için tarihin hangi dönemi daha rahattı diye sorsanız, mutlaka bir e şıkkına ihtiyaç duyacağımız kesin. E şıkkı, yani hiçbiri.  O halde, bir arada olmaktan başka şansımız yok. Bize tek yardım edecek olan gene örgütlü kadın mücadelesidir. O halde oturmak yok bugün evde, varsın çıkartmak istemesinler gene, varsın tomalarını diksinler adım başı sokaklara. 

2019 yılında 8 Mart Gece Yürüyüşünde “Ezanı ıslıkla susturmak istediler, ezan-ı Muhammediye saygısızlık ettiler” iftiralarını attılar kadınlara. Oysa her yıl geleneksel olarak yapılan Gece Yürüyüşü gene aynı saatte yapılmıştı geçen yıl da. Kadınların ıslıkla tepki gösterdikleri şey de polislerin yürüyüşü engelleme çabaları ve barikatlarınaydı. Burada asıl hedeflenen toplumun hassas değerleri üzerinden kadın hareketini bastırmaktı. Çünkü ülkede hükümetin politikalarına sistemli bir muhalefet sergileyen sadece kadın hareketidir desek yanlış bir şey söylemiş olmayız.  Toplum nazarında hak mücadelesindeki kadınları ötekileştirmek, kadınların potansiyel gücünü tehdit olarak gören hükümetin yaptığı bilinçli bir provokasyondu.

Kimse aksini iddia edemez artık, bir ateş hattının tam ortasındayız kadınlar olarak. Eril sistem gerek medya, gerek kolluk kuvvetleri, gerek eğitim sistemi ve gerekse üzerinde istediği gibi oynadığı yasalarıyla ülkedeki tüm kadınlara topyekûn savaş açmıştır. İşte bu nedenden ötürü, ateş hattının tam ortasında kalmış olan kadınlar olarak 25 Kasım pazartesi günü varlığımızın iktidarı ne denli ürküttüğünün bilincinde olarak Taksim sokaklarında olmak zorundayız.

Sokaklar da bizim, meydanlar da… o halde haydin Taksim’e!

 

 

 

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Tüm çocuklar için biraz umut ve Rabia Naz için de Adalet.
    Dün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramıydı. 23 Nisan, neşe doluyor insan diye başlamak isterdim ama sokaklarda ayakkabı boyayan küçücük çocukların boyalı elleri geliyor aklıma, okul sıralarında olmaları gerekirken…
  2. Diren Sanat, Mutlu Yıllar Türkiye…
    Bu ülkede heykellere tecavüz girişiminde bulunuluyor mesela. Şaka değil bu. Türkiye’nin ilk balerini Meriç Sümen heykeline saldırıda bulunup tecavüz etmeye kalkmadılar mı? Hatırlarsınız, Bursa Cumhuriyet Caddesi’ndeki Kitap Okuyan Kız Heykeli “kızları…
  3. Mağduriyet soslu bir masal: Nafaka
    Siz bugün nafaka konusunda mağduriyetleri gidermek adına düzenleme yapacağız derseniz. O zaman hangi mağduriyet diye sormamız gerekir. Bu kadınlar neden boşanıyorlar bir kere ona bakmak lazım. Bir Varmış, bir yokmuş……
  4. Karma eğitim karmaşası
    Karma eğitim karmaşası
    15 Eylül 2018
    Bazı vatandaşların tercihlerine saygılı olmak adına karma eğitime alternatif olarak Haremlik- Selamlık uygulaması ile eğitimde tercihleri çoğaltıyoruz demenin, kadına şiddeti önlemek adına onları pembe otobüslere tıkmayı bir seçenek olarak sunmaktan…
  5. Adnan hoca basın özgürlüğüne bir darbe daha indirmenin kılıfı oldu
    Hükümet televizyon kanalları üzerinde kurduğu kuşatmayı internet üzerinden yapılacak olan yayınlara da uygulayacak. Halkın muhalif yayınlara ulaşması engellenecek. Bir zamanlar Altın Nesil yetiştirme çabaları vardı, şimdi de Bilal Erdoğan’ın deyimiyle ‘Erdoğan…
  6.  'Eyy' ve 'Ulan', kadına yönelik şiddet ve cinsel istismar
    Kadına yönelik şiddet ve cinsel istismarın artışında “Eyy” ve “Ulan”la başlayan cümlelerin yarattığı iklimin bir ilintisi olabilir mi? Her güne aklımızın sınırlarını zorlayan yeni bir haberle uyanıyoruz. Yürek kaldırmıyor artık. İki…

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…