Tüm çocuklar için biraz umut ve Rabia Naz için de Adalet.

Gamze Şimsek

24 Nisan 2019
Tüm çocuklar için biraz umut ve Rabia Naz için de Adalet.

Dün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramıydı. 23 Nisan, neşe doluyor insan diye başlamak isterdim ama sokaklarda ayakkabı boyayan küçücük çocukların boyalı elleri geliyor aklıma, okul sıralarında olmaları gerekirken tezgâh başlarında, oto tamirhanelerinde yağlı tulumlarının içinde ekmek parası derdinde olan çocukları düşünüyorum. Çocuk olamadan yetişkin olan çocukları…

Anneleri çalıştığı için evde küçük kardeşlerini büyütmek zorunda kalan abla anneleri, kamplarda toz ve toprağın birbirine karıştığı alanlarda ne yaşadıklarını bilmeden etrafa gülümseyen mülteci çocukları. Okula gitmek isteyen ama cinsiyetinden ötürü okula gönderilemeyen kız çocuklarını. Kurslarda tacize uğrayan çocukları, oyun çağında evlendirilen 12-13 yaşlarındaki kızları bir de.

Çocuk tecavüzlerinin, cinayetlerinin, çocuk hak ihlallerinin hız kesmeden her gün artarak devam ettiği günümüzde “neşe” kelimesi, anlamından soyut, havada asılı alelade bir kelam işte…

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramında; okula gidebilme şansı olan çocuklar anneleri tarafından özenle hazırlandılar, çocuklarının saçlarını örerken, kim bilir kaç anne kendi hayallerini de düğümledi o saç örgülerine, çocuklarını kucaklarken bu sabah ve okulda çıkacağı müsamerede evladına başarılar dileyen kaç baba yaşadığı ülkede çocuğunu koruyamamanın acizliğini hissetti acaba?

Peki ya Şaban Vatan ne hissetti acaba dün sabah? 1 yıl önce kapısının önünde yerde acılar içinde yatan kızının elini tutup, ”kızım elimi tut, yanındayım” dediğinde elini sımsıkı tutan Rabia Naz’ın avuçlarında kalan sıcaklığını hissetti mi acaba tekrar?

Şimdi uzun zamandır gündemde olan bir Matruşka hikâyesi anlatacağım. Olayın üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen aydınlatılmamasının nedeni ise olayın faillerinin siyasi aktörler olmaları. Baba Şaban Vatan’ın iddiasına göre, kızına araba ile çarpılıyor, daha sonra da kızının evlerinin terasından atladığı iddiası ile intihar süsü verilerek olayın üstü örtülmeye çalışılıyor.

Bu 1 yıl içerisinde neler olmuyor ki; Baba Şaban Vatan’ın, kardeşi Muhammet Vatan’ın “kardeşinin akıl sağlığının yerinde olmadığı” yönündeki ifadesine dayanarak mahkeme aracılığıyla hastaneye sevki talep ediliyor. Yani kısaca, Şaban Vatan susturulmaya çalışılıyor. Olayın aydınlatılmasında çok önemli bir delil olan ve baba tarafından kızının götürüldüğü iddia edilen ve “metruk ev” diye bahsedilen yapı polisin yaptığı olay yeri keşfi sonrası alelacele yıkılıyor. İki ayrı Adli Tıp Kurumu’nun raporları birbirini tutmuyor. Biri olayın atlama sonucu ölüm olduğunu raporlarken, diğer kurum ise trafik kazasına bağlı olduğunu belirtiyor.

Baba, TV’de Tatlı Sert programını sunan Müge Anlı ile iletişime geçiyor. Müge hanım geçtiğimiz yılın Eylül ayında ilçeye ekip gönderiyor. 2 günlüğüne gelen ekip evde ve dışarıda çekimler yapıyor. Konu derinleşince birkaç gün daha kalma kararı veriliyor ama bir telefonla aniden tüm ekip ilçeden ayrılıyor. Haber yapılmıyor.

Düşünün, bu ülkede bir baba çıkıyor ve evladının ölümünün aydınlatılması için “ evlat mitingi” yapıyor. Kızının mezar taşının fotoğraflarını olayın ortaya çıkmaması yönünde irade koyduğunu iddia ettiği AKP Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Canikli’ye gönderiyor.

Bir baba düşünün, varını yoğunu, kaybettiği biricik kızının adalet arayışına adamış bir baba. Sürekli ölüm tehditleri almasına rağmen kendisine koruma tahsis edilmeyen aksine, kardeşi Muhammet Vatan’a ve eski Belediye Başkanı Hüseyin Somuncuoğlu’na korumaların tahsis edildiği bu babanın adalet arayışı, bu dava aydınlatılana, gerçekler ortaya çıkana kadar daha çok konuşulacak gibi gözüküyor.

Olayın örgüsünde kimler var?

Giresun’a bağlı Eynesil ilçesi eski Belediye Başkanı Hüseyin Somuncuoğlu… Rabia Naz’ın ölümünde baba tarafından bizzat sorumlu olduğu iddia edilen, Somuncuoğlu’nun yeğeni Mehmet Ali Somuncuoğlu… Vatan’ın iddiasına göre olayın üstünü örtmeye çalışan iki siyasi aktör de AKP Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Canikli ve AKP Giresun Milletvekili Cemal Öztürk.

Baba Şaban Vatan’ın iddiaları çok kuvvetli delillere dayanıyor, peki bu deliller neler?

İki farklı Adli Tıp Kurumu ve bir yaman çelişki

İstanbul Adli Tıp Kurumu, Giresun'un Eynesil ilçesinde evinin önünde yaralı bulunduktan sonra kaldırıldığı hastanede hayatını kaybeden Rabia Naz Vatan'la ilgili raporunda;

"…çocuğun ölümünün genel beden travmasına bağlı omur, pelvis ve ekstremite kemik kırıkları ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğunu” belirterek, Oy birliği ile hazırlanan raporda Rabia Naz'ın "ölümünün trafik kazasına bağlı olmadığı, çatıdan koşarak aşağıya atlaması durumunda da sundurmaya çarpmadan düşebileceği kaydedildi." sonucunu açıklıyor.

Oysa babanın talebi üzerine 17.09.2018 tarihinde Hacettepe Tıp Fakültesi Adli Tıp’tan alınan rapor da ise olayın trafik kazasına bağlı çarpma sonucu meydana gelmiş olabileceği belirtiliyor.

İstanbul Adli Tıp Kurumu, raporunda çatıdan koşarak atlaması durumunda sundurmaya çarpmadan düşebileceğini söylüyor. Kısaca, Rabia Naz’ın hem de 70 kilo ağırlığında yaşıtlarına göre atletik olmayan bir vücut yapısına sahip olan bu kız çocuğunun, uzun atlamacı gibi zıplayarak atladığı algısı oluşturulmaya çalışılıyor.

Çocuk, 16 metre yükseklikten atlıyor, baş ve boyun bölgesinde hasar oluşmuyor. Bir ayak bileği kopmak üzere, sadece deri tutuyor. Bu ayakta ayakkabı yok, ama ayakkabı ayağın yanında düzgünce duruyor. Atardamar tamamen kesilmiş ama kan akmamış.

Peki, Buraya kadar bu şekilde olduğunu düşünelim, çocuk 70 kilo, Bu durumda Şaban Vatan soruyor tabi ki, “Bu kilodaki bir çocuğun 5. Kattan düşmesi durumunda, düşmenin şiddetine istinaden yüksek bir ses oluşması lazım, Sesi duyan var mı? Yok…” Bunun üzerine bir fizik uzmanı geliyor ve çocuğun intihar ettiği iddia edilen terastan çocuğun ağırlığında bir çuval aşağı atılıyor ve çıkan sesin şiddetinin 300 metreden duyulması sonucu böyle bir atlamada ses çıkmaması olasılığını olmadığı da ispatlanıyor.

Raporu değerlendiren Vatan ailesinin avukatı Emel Bodur Kılıç, "Rapordaki, ölümün yüksekten düşmeye bağlı olabileceği yönündeki kabulü asla kabul etmiyorum" diyerek, “ölümün bir cinayet olduğunu ve cinayetin örtbas edilmeye çalışıldığını” söyledi.

Raporun bulguları değerlendirirken olay yeri inceleme raporunu da dikkate almasını eleştiren Kılıç, "Bu dosyada en sıkıntılı yer olay yeri inceleme raporuydu ve olay yeri inceleme ekipleriydi. Olay yeri inceleme polisleri hakkında soruşturma başlatıldığını tüm kamuoyu bilmekte" dedi.

Olay yeri inceleme raporunda, "Olayın intihar mı yoksa kaza mı olduğu belirlenemedi" deniyordu. Bu raporda ayrıca, Rabia Naz'ın çantasında bulunan bir kitapta intihar ile ilgili bölümlerin "ataşla tutturduğu" kaydediliyordu. Baba Şaban Vatan ise, "Kızım ataş kullanmaz. Kitap ayracı kullanır" demişti.

Olay yeri İnceleme

Olay yeri incelemede video kaydı kullanılmıyor, Rabia’nın terasta bulunduğu iddia edilen çantası polisler tarafından bulunamıyor. Olay yeri inceleme 18.50’de yapılıyor… Çantayı polisin değil, yurttasın terasta kapının kenarında, olay yeri inceleme sonrası 22.50 de bulduğu söyleniyor. Çantayı bulunca vatandaşla 3 polis yukarı geliyor polislerden biri ahşap sandalyeyi çantanın üzerine koyuyor ve fotolar çekiyor. Peki, olay yeri inceleme esnasında orada olmayan çanta, saatler sonra olay yerine nasıl geliyor?

Keşif günü yapılan çekimin kayıtlarına ise ulaşılamıyor, Polis memuru “ 2-3 saatlik çekmiş ve silinmiş” diyor.

Mehmet Ali Somuncu’nun çelişkili ifadesi

Şaban Vatan’ın iddiasına göre, olayın faili Mehmet Ali Somuncu’nun ifadesi olaydan 23 gün sonra alınıyor. Somuncu ifadesinde, Rabia’yı en son kendisinin gördüğünü “dondurma yediğini ve elinde market çantası olduğunu” ifade ediyor. Hatta, Rabia Naz’ın evine başsağlığı ziyaretinde bulunan Mehmet Somuncuoğlu, orada da gene aynı şeyleri ifade ederek, Rabia Naz’ı evlerinin 400 metre aşağısında elinde dondurma ile gördüğünü tekrarlıyor. Enver Aysever’in 5 Nisan tarihindeki “Ayrıntılar” adlı TV programında konuşan Vatan ise, bu ifadelerin yalan beyan olduğunu gerekçeleri ile açıklıyor. Kızının okuldan arkadaşlarıyla çıkıp, okulun karşısındaki marketten dondurma aldıklarını ve okuldan 50 metre ilerideki bu marketin önünde ise yedikleri dondurmaları çöpe attıklarını, Mehmet Ali Somuncuoğlu’nun Rabia Naz’ı gördüğünü ifade ettiği mevkiin 20 metre gerisindeki kamera kaydında da Naz’ın geçmediğinin görüldüğünü belirterek, Mehmet Somuncuoğlu’nun verdiği ifadeleri de çürütmüş oluyor.

Ve nihayetinde, Rabia Naz kırtasiye’ye uğruyor ve ardından da annesinin çalıştığı Eczane‘ye gidiyor ve 16.40’da annesinin yanından ayrılıyor ve 17.07’de de kızın bedeni evinin önünde yerde bulunuyor. Kısaca, ne oluyorsa bu sürede oluyor.

Metruk Bina

Baba Vatan Şaşmaz, olay günü çocuğunun üzerinde talaş tozu görüyor ve bunun izini sürmeye başlıyor.Olay sonrası Rabia Naz'ın üzerindeki okul üniformasında ailesinin ve sağlık görevlilerinin tespit ettiği ve ifade tutanaklarına da giren talaş ve saman parçalarının, polisin 27 Eylül'de olay yeri keşfi yaptığı okul yolu üzerindeki metruk bir evdeki talaş ve saman parçaları ile örtüştüğü belirleniyor. 

Baba Vatan, aylar önce kızının üzerindeki toz ve talaş parçalarıyla, basına da gösterdiği, yol üzerindeki metruk evdeki toz, talaş ve vücut sıvısı ile eşleştirme yapılmasını talep etmiş ve şöyle demişti:

"Kızımın üzerinde toz ve talaş vardı. Yol üzerinde metruk bir ev tespit ettik. O eski evin incelemesinde kadın vücut DNA'sı bulundu. Kızımızın DNA'sıyla eşleştirilmesini istedik, ama hâlâ o eşleştirilme yapılmadı."

Soruşturmada önemli bir delil olan ve Rabia Naz'ın ölümündeki sır perdesini aralayacak metruk evin ise 27 Eylül'de polisin yaptığı olay yeri keşfinden hemen sonra yıkıldığı ortaya çıkıyor. Binanın belediye ekiplerince tehlike oluşturduğu gerekçesiyle yıkıldığı iddia edildi.

Babanın iddiasına göre; Kaza ardından çocuk oraya getiriliyor, sol ayak kopma aşamasında ama yara tertemiz yani yara temizlenmiş, sonra orada çocuğun ölmediği anlaşılınca evinin önüne atılmış. Ayrıca savcılık dosyasında var olan sağ kolunda giysisindeki önce yeşil sonra kızıl renge dönmüş olan elbisesindeki kimyevi madde, yani temizlik esnasında kullanılan madde koluna dökülmüş, bu bunu gösteriyor. Kızın olduğu yerde yeşillik yok ama elbisede yeşillik leke var.

Bu durumda metruk bina olayın aydınlatılmasında çok önemli bir delil olduğu belli oluyor. Ama akabinde bu bina apar topar yıkılıyor.

Şaban Vatan, AKP’li Nurettin Canikli'nin de devreye girerek kazayı yeğeninin yaptığı düşünülen Eynesil belediye başkanının itibarının korunması için olayın üstünün örtüldüğünü iddia etmişti.

Şubat ve Mart aylarında AKP İstanbul Milletvekili, Nurettin Canikli twitterdan yaptığı paylaşımlarda Rabia Naz Vatan’ın vefatıyla ilgili olarak çok ağır suçlama ile karşı karşıya kaldığını belirterek, konunun siyasi bir hesaplaşma olduğunu ifade etmişti.

12 Nisan’da Hâkimler ve Savcılar Kurulu, Şaban Vatan'ın talebi üzerine müfettiş incelemesi başlattı. Konuyla ilgili açıklama yapan Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, "Soruşturmada sürecin şeffaf biçimde ilerlemesi ve tüm soruların cevap bulması yegane amacımız" dedi…

17 Nisan’da Rabia Naz için yürütülen soruşturma kapsamında 60'a yakın tanığın yeniden dinlenmesine karar verildi. Öte yandan, olay yeri incelemesi yapan polisler hakkında da 'görevi ihmal' suçlamasıyla soruşturma başladığı kaydedildi…

19 Nisan’da ise AKP Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Canikli, Rabia Naz Vatan'ın ölümüyle ilgili Meclis araştırması talebinde bulundu.

Peki neden Şimdi?

Ortada suç teşkil edecek olayların olduğu ve bu suçun üstünün birileri tarafından organize bir şekilde kapatılmaya çalışıldığı çok bariz.

Asıl mesele, Suç ve suçun oluşumuna destek sağlayanların bu ülkede neden korunduğu?

Çok uzağa gitmeye gerek yok, Adana'nın Aladağ ilçesinde 29 Kasım 2016'da 10'u öğrenci 12 kişinin hayatını kaybettiği, çok sayıda öğrencinin yaralandığı yangınla ilgili görülen duruşmada, 2 yıl içinde olayın sorumluları tahliye edilmediler mi?

Ensar Vakfı’nda 45 çocuğa tecavüz vakası ortaya çıkartıldığında, “bir kereden bir şey olmaz” demediler mi?

Adıyaman Gerger’de bir müstahdem ’in 76 çocuğa tacizini sonucu, müstahdemi kollayanların peşine düşmek yerine olayı ortaya çıkaran gazetecinin evini basıp, yazının yayınlandığı internet sitesi kapatılarak, gazetecilere gözdağı verilmedi mi?

Peki ya sırf çocuklar ölmesin dediği için Ayşe Öğretmen hapse gönderilmedi mi?

İşte bir tarafta Soma’da 301 madenciyi göz göre göre ölüme gönderen, 15 yıl hapis cezası verildiği halde 5 yılın sonunda tahliye edilen Can Gürkan gibileri koruyan bir sistem. Diğer tarafta ise, ölümlerine göz yumulan maden işçilerinin, yaşam haklarını sonuna kadar savunan avukatları mahkûm eden sistem.

Suçluların korunup, suçların örtbas edilmesine rağmen, bari bu sefer…

Tüm çocuklar için biraz umut ve Rabia Naz için ise Adalet.

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Diren Sanat, Mutlu Yıllar Türkiye…
    Bu ülkede heykellere tecavüz girişiminde bulunuluyor mesela. Şaka değil bu. Türkiye’nin ilk balerini Meriç Sümen heykeline saldırıda bulunup tecavüz etmeye kalkmadılar mı? Hatırlarsınız, Bursa Cumhuriyet Caddesi’ndeki Kitap Okuyan Kız Heykeli “kızları…
  2. Mağduriyet soslu bir masal: Nafaka
    Siz bugün nafaka konusunda mağduriyetleri gidermek adına düzenleme yapacağız derseniz. O zaman hangi mağduriyet diye sormamız gerekir. Bu kadınlar neden boşanıyorlar bir kere ona bakmak lazım. Bir Varmış, bir yokmuş……
  3. Karma eğitim karmaşası
    Karma eğitim karmaşası
    15 Eylül 2018
    Bazı vatandaşların tercihlerine saygılı olmak adına karma eğitime alternatif olarak Haremlik- Selamlık uygulaması ile eğitimde tercihleri çoğaltıyoruz demenin, kadına şiddeti önlemek adına onları pembe otobüslere tıkmayı bir seçenek olarak sunmaktan…
  4. Adnan hoca basın özgürlüğüne bir darbe daha indirmenin kılıfı oldu
    Hükümet televizyon kanalları üzerinde kurduğu kuşatmayı internet üzerinden yapılacak olan yayınlara da uygulayacak. Halkın muhalif yayınlara ulaşması engellenecek. Bir zamanlar Altın Nesil yetiştirme çabaları vardı, şimdi de Bilal Erdoğan’ın deyimiyle ‘Erdoğan…
  5.  'Eyy' ve 'Ulan', kadına yönelik şiddet ve cinsel istismar
    Kadına yönelik şiddet ve cinsel istismarın artışında “Eyy” ve “Ulan”la başlayan cümlelerin yarattığı iklimin bir ilintisi olabilir mi? Her güne aklımızın sınırlarını zorlayan yeni bir haberle uyanıyoruz. Yürek kaldırmıyor artık. İki…

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…