Esad: 'Türkiye hükümeti, Suriye'de dökülen kanda doğrudan rol sahibidir.'

21 Ocak 2013
Esad: 'Türkiye hükümeti, Suriye'de dökülen kanda doğrudan rol sahibidir.'

Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed, İran'ın Nesim haber ajansına verdiği röportajında ülkede yaşanan krize, savaşın seyrine ve ülkenin geleceğine dair açıklamalarda bulundu. AKP iktidarının tutumuna özellikle vurgu yapan Esad "Bu ülkedeki bazı politikacıların cahilliği sebebiyle geçmişe dönmek istemiyoruz. Biz, Türkiye halkıyla ilişkilere dikkat ediyoruz. Türkiye halkı olayların başından beri bize destek verdi, dev harcamalara ve büyük medya savaşına rağmen yolundan dönmedi." dedi.

- Kriz, ülkenin çeşitli bölgelerinde devam ediyor, siz genel olarak durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Öncelikle bir bölgedeki, bir kentteki kriz, ülkedeki genel durumun değerlendirilmesinde uygun bir kriter olmaz. Bir şehirdeki vatandaşlar, kendi kentlerinde kriz olunca ülkenin tamamında krizin olduğunu, kendi kentlerinde sükunet olunca da tüm ülkede sükunet olduğunu düşünüyorlar. Ama bu algıyı değerlendirmeye esas almamak gerekir.

Ordunun operasyonları sonucu bir kentte huzur ve sükunet sağlanabilir veya sükunet içindeki bir bölge, oraya giren silahlı gruplar sebebiyle kriz yaşayabilir. Dolayısıyla bir bölgedeki huzursuzluklardan dolayı tüm ülkede kriz olduğu yargısına varmamak gerekir. Ben mevcut savaşın iradeler savaşı olduğuna inanıyorum.

Muhalifler, tüm çabalarını ülkeyi yok etme yönünde kullanıyor. Onlar önce Dera'dan başladılar, daha sonra Humus'a ve Şam'a gittiler, oradan Halep'e yöneldiler ve şu anda da sürekli bir intikal halindeler.

Onlar şu an çeşitli kentleri ve bölgeleri deniyorlar tüm bu yerlerin önemini ve ülkenin tamamına yönelik etkilerini inceliyorlar. Teknolojik, teknik ve stratejik açıdan karşı karşıya olduğumuz çatışmalar, en karmaşık ve sorunlu çatışmalardır. Fakat tüm bunlara rağmen silahlı kuvvetlerimiz bu çatışma bölgelerinde birçok zaferler elde ettiler.

Bazıları, çatışmaların birkaç saat, birkaç gün veya en fazla birkaç hafta içerisinde sona ereceğini bekliyordu. Fakat bu bakış açısı mantıksızdır. Çünkü Suriye kendisine yönelik bir bölgesel ve uluslar arası savaşla karşı karşıyadır. Bizim bu saldırılara karşı uzun bir zamana ihtiyacımız var. Söylediklerimi tek bir cümleyle şöyle özetleyebilirim: Biz şu an ilerliyoruz. Şu anki durumumuz geçmiştekine nispetle çok daha iyi; ama somut bir neticeye varmak için zamana ihtiyacımız var.

-Sayın Başkan, bazı ülkelerin muhaliflere resmen destek verdiği, onları siyasi ve mali açıdan desteklediği, sınırlarını silahlı gruplara açarak onlara silah ve lojistik verdiği biliniyor, Suriye hükümetinin bu devletlere karşı tutumu nedir?

- Bazı komşu ülkeler, bizim yanımızda yer aldılar; fakat bunlar sınırlarını silah ve militan geçişi konusunda tam olarak kontrol edemiyor olabilirler. Bazı ülkeler, bunlara müsamaha ediyor, bazıları ise bu meseleye doğrudan müdahil oluyorlar.

Bizim bu ülkeler, hükümetler ve bu ülkelerin halkları arasında fark gözetmemiz gerekiyor. Bu durumda bizim de acaba onlara karşı aynı şekilde davranmamız mı yoksa ilişkilerimizi sürdürmemiz mi gerekir?

Örneğin Türkiye hükümetinin Suriye'deki olaylarla ilgili tutumu tamamen açıktır. Türkiye hükümeti, Suriye'de dökülen kanda doğrudan rol sahibidir.

Ancak biz Ankara ile ilişkilerimizi başlattığımızda kişilerle ilişkiyi esas almadık; çünkü kişiler geçicidir. Türkiye ile 90'lı yıllardaki gerginliklerle dolu ilişkilerimize bakıyoruz ve istikrarın sürmesini istiyoruz.

Bu ülkedeki bazı politikacıların cahilliği sebebiyle geçmişe dönmek istemiyoruz. Biz, Türkiye halkıyla ilişkilere dikkat ediyoruz. Türkiye halkı olayların başından beri bize destek verdi, dev harcamalara ve büyük medya savaşına rağmen yolundan dönmedi. Bizim halkları düşünmemiz gerekiyor; çünkü devletlerin sorunları geçicidir. Dolayısıyla aceleci ve ölçüsüz tepkiler vermememiz gerekiyor, halklar bizim destekçimiz olabilir ve toplumsal tabandan yoksun olan hükümetler ise her zaman zayıf kalır.

- Sayın Esed, o halde bu halklar neden hükümetlerine karşı bir adım atmıyor, halbuki bu ülkelerin hükümetlerinin Suriye'ye yönelik müdahaleleri, halklarının saygınlığına ve onuruna da darbe vuruyor?

- Doğrudur; ama bunun için zamana ihtiyaç var. Şunu unutmamalıyız ki bu halkların bazı kesimleri, hükümetleriyle siyasi mücadele halindeler. Bundan netice alınması için ise zamana ihtiyaç var, bizim özenli olmamız gerekiyor. Bu mesele bir kazanma ve kaybetme meselesidir. Halklarla ilişkilerimizi geliştirmemiz gerekiyor; gerçekleri anlamaları için onlara yardım etmemiz gerekiyor. Halklar Suriye'de yaşananların gerçekliğini ve kendi hükümetlerinin tutumunu anladığı zaman, siyasi mücadelelerini daha da güçlendirecekler ve bu tür hükümetlerin siyasi ömrü de daha az olacaktır. Kısa vadede buna sabır göstermeli ve tahammül etmeliyiz.

- Sayın Başkan, Suriye içindeki duruma geri dönelim; herkes Humus'tan söz ediyor. Humus, olayların başından beri silahlı çatışmalara sahne oldu. Bu kentteki bunalım neden sonlandırılamıyor?

- Bir kez daha tekrar edeyim, Humus'taki krizin Suriye'nin diğer kentlerindekinden bir farkı yok. Güvenlik güçleri çatışmalar için kentlere girdiğinde iki noktayı göz önünde tutmak zorunda birincisi halkın can güvenliğinin korunması, ikincisi de malının korunması...

Güvenlik güçleri tüm gücünü kullanmak istediğinde çok geniş bir bölgeyi ateş altına alabilir. Ama bu yasaktır ve istenen sonucu da doğurmayacaktır. Bunun için yeterli zamana ihtiyaç var. Öte yandan teröristlere dışarıdan verilen destek sürmektedir. Özellikle de Humus'ta. Çünkü onlar Humus'un diğer bölgelere ilerleme ve zafer kazanma yeri haline getirilebileceğine inanıyorlar. Lübnan sınırında olması dolayısıyla Humus'un hassas bir konumu bulunmaktadır.

- Sınır bölgelerinde bir tampon bölge kurulması ihtimali var mı?

- Tampon bölge, Humus, İdlib, Lazkiye, Deyr ez-Zor, Haseke, Rakka, Halep, Suveyda vs.de kurulması gerekiyor. Çünkü bu illerin tamamı sınırlarda bulunuyor. Fakat bu bölgelerdeki durumu birbiriyle aynı görmek de mümkün değil.

Bir gözlemci olarak ben bu konuda kesin görüş belirtemem; çünkü tampon bölge, iki ülke arasında yapılacak bir anlaşmayla kurulabilir. Bizim ülkemizde, devlet kontrolü dışında bir yer bulunmamaktadır.

Ordu, her bölgeye operasyon izniyle giriyor. Muhalifler, Suriye'deki birçok bölgenin devlet kontrolünden çıktığına inanıyor. Halbuki ordu, hiçbir sorunla karşılaşmadan o bölgelere girebiliyor ve silahlı gruplar şimdiye kadar tüm bu bölgelerde orduyu yenmeyi başaramadılar. Dolayısıyla bu tür bölgeler kesinlikle mevcut değildir. Hatta şu an Suriye'ye karşı faaliyet içerisinde olan düşman ülkeler açısından da bu bölgeler sadece bir kuruntudan ibarettir.

- Sayın Başkan, şu an siz silahlı kuvvetler genel komutanısınız ve tüm gelişmeleri yakından izliyorsunuz. Muhalifler, Suriye ordusunun kentlere saldırdığını; ancak Golan için tek bir kurşun atmadığını söylüyor. Onlar, tankların kentlere değil, Golan'a hareket etmesi gerektiğini söylüyor. Bu konuda sizin görüşünüz nedir?

- Tüm dünyada orduların görevi ülkeyi korumaktır. Ülke, sadece dışarıdan gelecek saldırılara karşı korunmaz; ülkeyi koruma içerinin korunmasını da kapsar. Ülkeye nereden ve hangi düşmandan gelirse gelsin her türlü tehdide karşı koymak gerekir.

Bunu yapacak organların başında da silahlı kuvvetler gelmektedir. Düşman, bu kez, dışarıdan değil, içeriden komployla saldırıya geçmiştir. Düşmanın emirlerini yerine getirmek için harekete geçen her Suriye vatandaşı düşmana dönüşmektedir.

Düşman lehine casusluk yapan her Suriye vatandaşının idamla cezalandırılacağına ilişkin yasalarımız bulunmaktadır. Bu yasa kabul edildiğinde herhangi bir duygusal durum söz konusu değildi. Önemli olan şudur: Düşmanla işbirliği yapan her Suriyeli düşmandır. Çünkü düşman şu an içeriden hareket etmektedir, bu yüzden de silahlı kuvvetler içeriye yönelmektedir.

- Sizce bu durum, Suriye'nin direniş eksenindeki rolüne aykırı değil midir?

- Hayır, Suriye şu anda direniş düşüncesini uygulamaktadır. Bazıları ‘Suriye eğer direniş eksenindeyse Golan'a neden müdahale etmiyor' diyor. Buna cevaben diyeceğimiz şey şudur: "Direniş" hükümetin ülkeye istikrar getirme sorumluluğunu üstünden atmasından sonra harekete geçecektir. Fakat Suriye'de şimdiye kadar bu durum gerçekleşmedi.

Bu, tıpkı şuna benzer, Lübnan'da iç savaş sebebiyle Filistin'de ise hükümetin olmamasından dolayı gerçekleşti. Bu noktalarda direniş gerekliydi. Hükümet ve silahlı kuvvetler, kendi sorumluluklarını bıraktıkları an Suriye'de direniş hareketi başlayacaktır.

- Bazıları, Suriye'nin operasyonlar için başka ülkelerden onay aldığını söylüyor, bu konuda sizin görüşünüz nedir?

- Bu tür sözler sürekli olarak gündeme getirilir. Örneğin Suriye, Lübnan'a girdiğinde Suriye'nin, başka ülkelerin onayıyla Lübnan'a girdiğini söylediler. Gerçek şudur: Suriye'nin ulusal ve bölgesel egemenliği konusunda ister dost olsun isterse düşman olsun hiçbir ülkenin onayına veya yeşil ışığına ihtiyacı yoktur. Biz eğer bunu yapamıyorsak artık bize bağımsız bir ülke veya devlet denemez.

- Bazıları, Suriye'deki olayların ilk 5 ay tamamen barışçı olduğunu; daha sonra silahlı çatışmaya dönüştüğünü söylüyor. Bazıları ise sizin konuşmalarınız esas alarak Suriye'deki olayların ramazan ayında silahlı çatışmaya dönüştüğünü söylüyor. Bu konuda sizin görüşünüz nedir?

- Bu yorum yanlış; sebebi de çok basit. Eğer Suriye'deki olaylar başlangıçta barışçı idiyse neden daha ilk haftada güvenlik güçlerimizden birçok şehit verdik? Acaba bunlar halkın sloganlarıyla mı öldü? Bu, son derece mantık dışı. Onlar, silahlarla şehit edildiler.

Başlangıçta hedef, muhaliflere silah yardımı yapmak ve halk arasında gerginlik yaratmaktı. Bununla da güvenlik güçlerinin halktan daha fazla kişiyi öldürmesi ve kamuoyunda devlete karşı nefret oluşturulması amaçlandı. Teröristler, bunda başarısız olunca önceki ramazan ayında tıpkı Baba Amr'da olduğu gibi güvenlik güçlerinin giremeyeceği kurtarılmış bölgeler oluşturmak için silahlı çatışmalara başladılar.

Fakat kendileri için güvenli bölge olduğunu düşündükleri Baba Amr ve diğer yerlerdeki üsleri yok edilince hedeflerinde strateji değişikliğine gittiler ve halktan daha fazla adam öldürmeye başladılar.

Silahlı gruplar şu anda ekmek ve un gibi temel ihtiyaç maddelerinin halka ulaşmasını engelliyorlar, gaz boru hatlarını havaya uçuruyorlar. Olaylar, başından beri silahlıydı. Biz, en başında silahlı grupların göstericilere ateş açtığını gösteren görüntüler yayımladık; fakat bunlar reddettiler.

- Şu an halk arasında hükümet ve ordunun silahlı olaylara müsamaha gösterdiği yönünde söylentiler var. Ordunun operasyonları neden bu kadar uzun sürdü?

- Şunu belirtmeliyim ki olayların başında ordu, Dera kentinde gerilimin arttığını görünce hiç müsamaha göstermeden harekete geçti. Fakat hükümetin ve ordunun tüm çabalarına rağmen, silahlı gruplar güçlerini arttırarak saldırılarını şiddetlendirdiler.

Buna karşılık devlet de onların adımlarını etkisiz bırakmak için çalıştı. Bazıları, Suriye'nin şu an yaşanan olaylara ilk baştaki gibi davranmasını bekliyor, bu talep mantıksızdır. Çünkü tavırlar ve siyasi durum çok değişti.

Suriye halkının olaylar konusundaki algısı çok değişti. Örneğin başlangıçta, Suriye halkının çoğu, Suriye'nin de Arap dünyasında meydana gelen değişimden etkilendiğini düşünüyordu. Fakat şimdi halkın tutumu çok farklılaştı. Devlet açısından muhtelif halk kesimleri arasında anlayış birliğinin olmaması büyük bir sorun olarak telakki ediliyor.

Şu an devletin, silahlı gruplara karşı operasyonlarda netice almasına yardımcı olan en önemli şey, halkın gerçekleri görmesi oldu.

Şu an halkın güvenlik ve siyasi değişim konularındaki görüşlerinde büyük değişim oldu. Bunların en önemlisi halkın kavrayışıdır. Halk artık Suriye'de yaşanan şeyin devrim de Arap Baharı da olmadığını, sadece terörizm olduğunu anladı ve dış müdahaleleri açıkça gördü.

Çeviren: Alptekin Dursunoğlu /ydh


 

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…