“Kalsın bizim davamız divana kalsın”

13 Aralık 2012
“Kalsın bizim davamız divana kalsın”

"Bugün devrimcileri ve onların bir parçası olan beni aldığınız emirlere uygun olarak yargılayabilir ve ölüm cezası verebilirsiniz. Fakat bu ilelebet sürmeyecektir. Bir gün mutlaka sizin yerinizde halkımız olacak; sizi ve koruduğunuz düzeni yargılayacak ve doğru karar verecektir." 12 Eylül davasını kimileri "yetmez ama evet", "tarihi fırsat", "tarihle yüzleşme" olarak göredursun. Tanık olduğumuz tek gerçek "büyük bir tarihi aldatmaca ve yüzsüzlük"ten başka bir şey değildir. MİT'in, kontrgerillanın, faşistlerin, ABD'nin aklanmaya çalışıldığı halk düşmanı bir iddianameye sosyalistlerin, Türkiye yurtseverlerinin yanıtı ancak, "Kalsın bizim davamız divana kalsın" olur. Ki o divan, Erdal Eren'in dedği gibi, halkın mahkemesidir.

Tarih 30 Ocak 1980.. Türkiye'nin Sıkıyönetimle yönetildiği, 12 Eylül darbesine zemin hazırlayan günler. Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesi ODTÜ'lü Sinan Suner, MHP'li Bakan Cengiz Gökçek'in koruması Süleyman Ezendemir tarafından öldürüldü. Olaydan iki gün sonra, olay yerinde Sinan'ın öldürülmesini protesto eden gençlere askerler müdahale etti. Çıkan çatışmada er Zekeriya Önge ölürken, Erdel Eren 24 kişiyle gözaltına alındı. Eren, erin öldürülmesi ile itham edildi. Bütün deliler onu aklarken tarihin belki de en hızlı yargılama süreci yaşandı ve Erdal Eren 19 Mart 1980'de idama mahkum edildi. İdam kararı okunurken "Faşizme ölüm, halka hürriyet!" diye haykırdı. 13 Aralık 1980'de Ankara Merkez Cezaevi'nde idam edildi. Henüz 16 yıl 2 ay 2 gün yaşındaydı. YAŞI BÜYÜTÜLEREK idam edilmişti. Evlat acısına dayanamayan Erdal'ın babası da bir yıl sonra öldü.

Faşist Askeri Konsey ve onun "asmayalım da besleyelim mi?" sözüyle tarihin alçaklar hanesine adını kazıtan lideri Evren, Erdal'ı devrimcilere gözdağı vermek için kurban ettiler. Erdal o günlerde şöyle dyecekti: "Benim hakkımda peşin bir yargılama yapıldığı son derece açıktır. Nitekim, Genelkurmay Başkanı'nın "Çoktandır idam olmuyor, bazı kişilerin idam edilmesi gerek' şeklinde demeç vermesi benimle ilgili idam kararıdır."

Günümüzde AKP eliyle adeta 12 Eylül'ü aklama şovuna dönüşen yargılamalarda Eren'in ailesinin müdahillik talebi dâhi kabul edilmedi. Erdal Eren anmaları hâlâ soruşturma konusu ediliyor. Katillerin müdahil olarak aklandığı, devrimcilerin "terörist" olarak gösterildiği bir yargılamada Eren'in son mektubunda seslendiği gibi, (Erdal Eren'in katillerine karşı) "mücadele devam ediyor." "Başımdan geçenler, kinimi binlerce kez daha arttırdı ve mücadele azmimi körükledi. Halka ve devrime olan inancımı yok edemedi..." demişti mektubunda Erdal Eren.

Ölümünün 32. yılında bir kez daha saygıyla andığımız Erdal Eren'in ailesine yazdığı ve soL.org'un yayınladığı mektubu şöyle:

"Sevgili annem, babam ve kardeşlerim;

Sizlere bugüne kadar pek sağlıklı mektup yazamadım. Ayrıca konuşma olanağımız ve görüşmemiz de olmadı. Zaten dışarıdayken de birbirimizi anlayacak şekilde konuşamadık. (Bu konuda sizlere karşı büyük oranda hatalı davrandım. Ancak bunu size karşı saygı duymadığım, bu nedenle böyle davrandığım şeklinde yorumlamamanızı dilerim) bu nedenle sizlere anlatacağım, konuşacağım çok şey var. Ancak olanak yok. Düşüncelerimi bu mektupla anlatmaya çalışacağım. Şu anda ne durumda olacağınızı tahmin ediyorum. Ama çok açıklıkla söylüyorum ki benim moralim çok iyi ve ölümden de korkum yok. Çok büyük bir ihtimalle bu işin ölümle sonuçlanacağını çok iyi biliyorum. Buna rağmen korkuya, yılgınlığa, karamsarlığa kapılmıyorum ve devrimci olduğum, mücadeleye katıldığım için onur duyuyorum. Böyle düşünmem, böyle davranmam, halka ve devrime olan inancımdan gelmektedir. Ölümden korkmadığımı söylemem, yaşamak istemediğim, yaşamaktan bıktığım şeklinde anlaşılmamalı. Elbette ki hayatta olmayı ve mücadele etmeyi arzularım. Ancak karşıma ölüm çıkmışsa, bundan korkmamam, cesaretle karşılamam gerekir. Biliyorsunuz ki bu ceza işlediğim iddia edilen suçtan verilmedi. Asıl amaçlanan böyle bir olayla gözdağı vermek ve mücadeleyi engellemek hedefine dayalıdır. Bu nedenle sizinde bildiğiniz gibi, kendi hukuk kurallarını çiğneyerek bu cezayı verdiler.

Cezaevinde yapılan (neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlık dışı zulüm altında inletildik. O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. İşte bu durumda ölüm korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. Böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi işten bile değildir. Ancak ben bu durumda irademi kullanarak, ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm. Hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile. Sizlere bunları anlatmamın nedeni yaşamaktan bıktığım ya da meselenin önemini, ciddiyetini kavramadığım gibi yanlış bir düşünceye kapılmamanız içindir. Bütün bu yapılanlar, başımdan geçenler, kinimi binlerce kez daha arttırdı ve mücadele azmimi körükledi. Halka ve devrime olan inancımı yok edemedi. Mücadeleyi sonuna kadar, en iyi bir şekilde yürütmek ve yükseltmekten başka amacım yoktur. Mesele benim açımdan kısaca böyle. Ancak sizin açınızdan daha farklı, daha zor olduğunu biliyorum.

Anne, baba ve evlat arasındaki sevgi çok güçlüdür, kolay kolay kaybolmaz. Ve evlat acısının da sizin için ne derece etkili olacağını biliyorum. Ama ne kadar zor da olsa bu tür duygusal yönleri bir kenara bırakmanızı istiyorum. Şunu bilmenizi ve kabul etmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. Bunlardan daha niceleri katledilecek, yaşamlarını yitirecek, ama yok olmayacaklar. Mücadele devam edecek ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar. Sizlerden istediğim bunu böyle bilmeniz, daha iyi kavramaya çaba göstermenizdir. Zavallı ve çaresiz biriymiş gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. Bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz. Hepinize özgür ve mutlu yaşam dilerim.

Devrimci selamlar, oğlunuz Erdal."

"SON BAKIŞ"

Eren'i idamından on altı saat önce ziyaret eden Gazeteci Savaş Ay, Eren'in son fotoğraflarını çekti. Ve o fotoğraflar bir Sezen Aksu şarkısına, 'Son Bakış'a ilham oldu.

Savaş Ay, 'Son Bakış'ın hikayesini şöyle anlatıyor: "Erdal Eren'i son anlarında çektiğim o fotoğrafları, milyonlarca kişi gibi Sezen Aksu da görmüş ve çok etkilenmiş. Anlatırken, "Öylesine masum, öylesine ölümden uzak, öylesine genç ki... Hikayesini de okudum. Ama beni esas vuran o 'son bakış' fotoğrafıydı Savaş.

'AĞIT GİBİ'

Aysel Gürel'e gösterdim o fotoğrafı. Birlikte bir şeyler yazdık. Onno'ya verdik besteledi (Tunç). Şarkıdan çok ağıta benzedi. Yürekten kopup gelen, saf, duru, sahici..." dedi.

'O Ağıt' daha sonra bir Sezen Aksu şarkısı 'Son Bakış' olarak karşımıza çıktı.

 

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…