Savaş ilanı gibi..

8 Aralık 2014
Savaş ilanı gibi..

Erdoğan'nın bu konuşması, cumhuriyetle, demokrasiyle, özgürlükle, çağdaşlıkla, bilimle, akılla arasındaki köprüleri, attığının göstergesi. Takiyyeyi bıraktığı tarih.. Liberaller için, konformistler için, aydın geçinenler için, izleyiciler ve kayıtsızlar için 'hayırlara vesile' olsun..

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Osmanlıcayı bu ülkenin evlatlarının öğrenmesinden rahatsız olanlar var. ‘Mezar taşlarının okunmasını mı öğreteceğiz’ diyor. O mezar taşlarında bir tarih yatıyor, medeniyet yatıyor. Bir neslin kendi mezarında kimlerin yattığını bilmemesinden daha büyük cehalet, acz olabilir mi? Bu bizim şah damarlarımızın koparılmasıydı, bizim şah damarlarımız koparıldı. İsteseler de istemeseler de bu ülkede Osmanlıca da öğrenilecek ve öğretilecek” dedi.

Erdoğan, Bilkent Otel’de düzenlenen 5. Din Şurası’nda yaptığı konuşmada, yaptıklarının, “bir yanlışın yerine başka bir yanlışı, bir baskının yerine başka bir baskıyı ikame etmek” olmadığını söyledi.

“BİR DİNİN YERİNE YAPAY DİN KURMA, HELVADAN PUT YAPMA ZİHNİYETİ”

Normalleşme istediklerini, normalleşmenin mücadelesini verdiklerini belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

“Bu mücadele hak, hukuk, adalet, hakikat mücadelesidir. Kilise ile devlet ilişkisini taklit ederek, bize sanki din devlete tehdit gibi bir anlayışı dayattılar. Biz ise bugün sanal bir tehditten yola çıkıp devletin din üzerinde on yıllardır kurduğu baskının artık sona ermesi gerektiğini savunuyoruz. İslam dinine ve onun kamusal alandaki görünümüne karşı büyük husumet besleyenler yarın yazacaklar, biliyorum ama söylemek durumundayız. Aslında kendi elleriyle kendi dinlerini icat etmiş olduklarının farkında değiller. Bunlar bilinçli ya da bilinçsiz, yurttaşlık dini benzeri dinler inşa ederek, İslam karşısına kendi yapay dinlerini koymanın çabası içinde olduklarını bilmiyorlar veya bilmek istemiyorlar. Din ve devlet işleri ayrı olsun diyerek dine yönelik her saldırıyı meşru görenler, kendi yapay dinlerini devlete egemen kılmanın mücadelesini verdiklerinin bilicinde değiller. Bu ülkede ‘sipariş şairleri’ çıktı bunların, ‘Kabe Arap’ın olsun bize Çankaya yeter’ dediler. Bu zihniyet, bir dinin yerine yapay din kurma, helvadan put yapma zihniyeti değil de nedir? Kendileri yaptılar kendileri taptılar. Bunu hala ikame etmek isteyenler var. İşte bunun için normalleşme, özgüven, cesaret diyoruz. Demokrasi, özgürlük diyoruz. Devlet eliyle her türlü ret, asimilasyon, inkarı biz de reddediyoruz.”

“BİZİM ŞAH DAMARLARIMIZ KOPARILDI”

200 yıldır yaşanan baskılara rağmen Türkiye’nin alimlerinin ayakta olduğunu kaydeden Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“İşte 5 gündür süren Milli Eğitim Şurası’nda Osmanlıca gündeme geliyor. Osmanlıcayı bu ülkenin evlatlarının öğrenmesinden rahatsız olanlar var. Bu eskimez Türkçedir. Yabancı bir şey değil bu. Bununla gerçekleri öğreneceğiz. ‘Mezar taşlarının okunmasını mı öğreteceğiz’ diyor. Zaten sıkıntı burada. O mezar taşlarında bir tarih yatıyor, medeniyet yatıyor. Bir neslin kendi mezarında kimlerin yattığını bilmemesinden daha büyük cehalet, acz olabilir mi? Bu bizim şah damarlarımızın koparılmasıydı, bizim şah damarlarımız koparıldı. İsteseler de istemeseler de bu ülkede Osmanlıca da öğrenilecek ve öğretilecek. Bu dinin bir sahibi var. Sahibi bu dini dünya var oldukça muhafaza edecektir. Bize düşen ise emanetin hakkını vermektir. Emanetin hakkını verebilirsek mezhepler arası çatışma sona erecektir. Bize biçilen rolleri atıp kendimiz olabilirsek adaletin yeryüzüne egemen olması mümkün hale gelecektir. Hiç tereddüt etmeden, korkmadan, çekinmeden gerekli soruları sorun. Defanstan çıkın, ileriye koşun. Her zaman arkanızda olacağız. Unutmayın, bu millet her zaman sizin yanınızdadır, sizinle birliktedir.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, siyasi hayatı boyunca ulusal ya da uluslararası çok sayıda saldırıya, operasyona maruz kaldığını belirterek, “Bugün hala bu operasyonlar devam ediyor; çünkü biz, bu millete özgüven aşılamanın mücadelesini verdik ve veriyoruz. Eğer hedef yapılıyorsak, boşuna yapılmıyoruz. 200 yıldır sorulamayan soruları sorduğumuz için içeride ve dışarıda hedef yapılıyoruz” dedi.

Erdoğan, son 200 yıldır Türkiye topraklarında yaşanan tartışmaların önemli bir çoğunluğunun merkezinde açık ya da gizli şekilde din olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:

“Bu meseleler; siyasetten sosyolojiye, idareden iktisata, eğitimden sanata kadar hemen her alanda gizli ya da açık özne olmuştur. Batılılaşmanın bir taklit şeklinde, sorgusuz sualsiz kabul şeklinde ilerlediği son 200 yıllık süreçte Türkiye’nin de Batı’daki tartışmaları yaşaması istenmiş; ancak çok bariz bir doku uyuşmazlığı ortaya çıkmıştır. Batı’da yaşanan tartışmalar Türkiye’de yaşanmadığı için, ülkemiz 200 yıldır devam eden tartışmalara, ayrışmalara zemin olmuştur. Türkiye’de ve tüm İslam coğrafyasında, din hep terakkiye mani olarak anlatılmıştır. İslamofobi denilen faşizmle eşdeğer olan hastalık, sadece Batı’dan Doğu’ya yönelen bir sorun değildir. Türkiye’de ve İslam coğrafyasında bizzat içeride idareciler, siyasetçiler, bilim insanları ve medya yoluyla İslamofobi, sürekli körüklenmiştir. İslamofobiklere göre, İslam dünyasının geri kalmasının sebebi, dindir. Bunlara göre, İslam coğrafyasının kanla, gözyaşıyla, terörle anılmasının sebebi de budur. Bilimde ve teknolojide geride kalmanın sebebi de dindir.”

“VATANINA İHANET ŞEBEKESİ KURAN, DİN ADAMI MASKESİ ALTINDAKİ ŞARLATANLAR”

Türkiye’de Kur’an okunmasının, öğretilmesinin, türbanın, din eğitiminin yasaklandığını, camilerin kapatıldığını vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:

“Kimi camiler ahır olarak kullanılmıştır. Din ve dindarlar söz konusu olduğunda her türlü tasarruf yapılabilmiştir. Dindarların en tabi haklarını savunan siyasetçiler, gerici yaftalarına maruz bırakılmıştır. Sahte hocaların, sahte dindarların adeta toplumu zehirlemek için yaptıkları mücadele, bu ülkede maalesef desteklenmiştir, hatta teşvik edilmiştir. Resmi ideolojinin dar kalıpları içinde kalan sözüm ona alimler teşvik edilmiş, sırtları da sıvazlanmıştır. Vatanına ihanet şebekesi kuran, din adamı maskesi altındaki şarlatanlar, ulusal ya da uluslararası teşviklere mazhar olabilmiştir. Dini özünden, ruhundan kopartmayı çalışanlar, dini sinsice çarpıtmaya çalışanlar, dini özel menfaatlere dönüştürmeye çalışanlar ekranlar yoluyla bu ülkede imkanlarına imkan katmışlardır. Siyasi hayatımız boyunca ulusal ya da uluslararası çok sayıda saldırıya, operasyona maruz kaldık. Bugün hala bu operasyonlar devam ediyor; çünkü biz, bu millete özgüven aşılamanın mücadelesini verdik ve veriyoruz. Eğer hedef yapılıyorsak, boşuna yapılmıyoruz. 200 yıldır sorulamayan soruları sorduğumuz için içeride ve dışarıda hedef yapılıyoruz. Yakın bir geçmişte ‘dindar nesil’ dediğim için, eğitimde 4+4+4 modelini getirdiğimiz için çok ağır eleştirilere, hakaretlere hatta saldırılara maruz kaldık. ‘Zorunlu din dersini tartışıyorsunuz da zorunlu fizik dersini neden tartışmıyorsunuz?’ dediğim için saldırıya maruz kaldık. ‘Amerika kıtasına Müslümanlar daha önce ulaşmıştı’ dediğimiz için saldırıya maruz kaldık.”

“İSLAM DÜNYASINDA SÖYLEM BİRLİĞİ YOK”

Erdoğan, şunları ekledi:

“Darbeyle işbaşına gelmiş bir zat çıkıyor, İnterpol’e talimat veriyor. Talimatla Müslüman Alimler Birliği Başkanı Yusuf el-Karadavi’nin kırmızı bültenle aranması üzere adım atılıyor. Bu nasıl bir iştir? İlim, siyasetin emrinde olmaz; siyaset, ilmin hizmetkarı olur. İşler tersine dönmüş vaziyette. Bu gelişmeler dünyanın kötüye gittiğinin alametidir. İslam dünyasında bir söylem birliği yok, beklenen, aranan o dayanışma yok. Bizim bunu başarmamız lazım. Türkiye burada öncü bir rol oynayabilir.”

ANKA

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…