Böyle iddianame 12 Eylül'de bile yazılmadı!

10 Eylül 2012
Böyle iddianame 12 Eylül'de bile yazılmadı!

32 gazetecinin örgüt üyeliği ile suçlandığı iddianamede, "delil" olarak, habercilerin, Van depremi, Pozantı Çocuk Cezaevi'ndeki tecavüz skandalı, THY'deki bir taciz olayı gibi konularda yaptıkları haberler gösteriliyor. En ilginç örnek ise Konya'daki Kandil kasabasının tabelası önünde çekilen bir fotoğrafın Kandil dağı sempatisine delil olarak gösterilmesi! Küpe, ayakkabı bağcıkları ve tokayı da delil olarak gösteren savcı, gazetecileri, yaptıkları haberler ile "Türk Devletini sıkıntıya sokacak, kamuoyu önünde küçük düşürecek haberler peşinde koşmak"la suçladı. 

Dicle Haber Ajansı, Özgür Gündem gazetesi ve ANF çalışanlarının çoğunlukta olduğu 36'sı tutuklu 44 gazetecinin yargılandığı Türkiye'nin en büyük gazeteciler davası İstanbul Çağlayan'da başladı. Salona alkış ve sloganlar eşliğinde giren tutuklu gazeteciler, Mahkeme Heyeti tarafından bir süre sonra duruşma salonundan çıkarıldı.

Dicle Haber Ajansı, Özgür Gündem gazetesi ve ANF çalışanlarının çoğunlukta olduğu 36'sı tutuklu 44 gazetecinin yargılandığı Türkiye'nin en büyük gazeteciler davası İstanbul Çağlayan'da başladı. Salona alkış ve sloganlar eşliğinde giren tutuklu gazeteciler, Mahkeme Heyeti tarafından bir süre sonra duruşma salonundan çıkarıldı.

İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi'nce büyük salonda başlayan duruşmaya, çoğu gazeteci 36 tutuklu sanık ile bazı tutuksuz sanık yargılanıyor. 44 sanığın, ''terör örgütü yöneticiliği ve üyeliği'' suçlarından, 7,5 ile 22,5 yıl arasında hapis cezası istemiyle yargılanmasına başlandı.

ANADİLDE SAVUNMA İSTEDİLER
Tutuklu gazeteciler, kimlik tespitine "Ez livir im" diye yanıt verirken, Yüksel Genç, 12 Eylül'de halka "Vatandaş Türkçe konuş çok konuş" dayatmasında bulunulduğunu hatırlattı. Genç, "Bunu bugün de aynı şekilde mahkeme salonunda yaşıyoruz" dedi.

Gazetecilere yönelik KCK davasının ilk duruşması görülüyor. Salon kriziyle başlayan duruşmada, tutuklu gazeteciler Kürtçe savunma talebinde bulundu.

Çağlayan Adliyesi'ndeki İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşma, tutuklu gazetecilerin geç getirilmesi nedeniyle geç başladı.

Avukatlar, tutuksuz sanıklar ve izleyiciler, duruşma salonuna turnikelerden geçerek girdi. Mahkeme Başkanı'nın salona sadece 70 kişinin alınması talimatı vermesi üzerine gerginlik yaşandı. Karar, alkışlarla protesto edilirken, tutuklu gazeteciler "Özgür basın susturulamaz" sloganını attı.

Duruşma salonunda avukatlara ayrılan bölüm yeterli gelmeyince Mahkeme Başkanı, avukatların izleyicilerin olduğu bölüme geçmesini istedi. Ancak avukatlar, bunu usule aykırı olduğu gerekçesiyle kabul etmedi. Bunun üzerine Mahkeme Başkanı Ali Alçık ve heyet, duruşmaya izleyici alınmayacağını belirtti ve salonun boşaltılmasını isteyerek, salonu terk etti. Ardından da tutuklu gazeteciler salondan çıkartıldı. Avukatlar ve izleyicilerin duruşma salonunu terk etmek istememesi üzerine duruşma salonu, polis tarafından boşaltıldı.

36'sı tutuklu 44 gazeteci ve basın emekçisinin yargılandığı dava, öğleden sonra yeniden başladı. İlk olarak kimlik tespiti yapıldı. Gazeteciler, isimlerinin okun
ması üzerine "Ez li virim" diye yanıt verdi. Bu durum tutanaklara, "Hazır oldukları görüldü" şeklinde geçti.


MAHKEME İKTİDARIN TALİMATIYLA HAREKET EDİYOR'
Kimlik tespitinin ardından söz alan Avukat Baran Doğan, mahkemenin iktidarın talimatıyla hareket ettiğini söyledi. İddianamenin de İçişleri Bakanlığı'nın talimatı ile polis tarafından hazırlandığını belirten Doğan, dolayısıyla davanın hukuksal değil, siyasi bir dava olduğunu dile getirdi. Doğan, "Burada yargılanan Kürtler ve Kürt basınıdır" dedi.

Avukat Sinan Zincir ise müvekkillerinin Kürtçe savunma yapacağını açıkladı.

Bunun üzerine söz alan Diyarbakır Fırat Dağıtım çalışanı tutuklu Ertunç Bozkurt, Kürtçe savunma yapacaklarını bildirdi.

Mahkeme Başkanı, Kürtçe diliyle savunma yapılamayacağını bildirirken, Özgür Gündem Gazetesi yazarı Yüksel Genç söz aldı. Sadece bir bildirimde bulunmak için Türkçe konuşacağını söyleyen Genç, "Dilin inkarı varsa kimlik inkarı da vardır. Dolayısıyla bir halkı inkar etme durumu vardır. Anadilde konuşmak nefes almak gibidir. Nefes alamıyorsanız zaten yaşamıyorsunuzdur" dedi.

''VATANDAŞ TÜRKÇE KONUŞ'U MAHKEME SALONUNDA YAŞIYORUZ'
Kürtçe'nin Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan beri yasak olduğunu belirten tutuklu gazeteci Genç, 12 Eylül'de halka "Vatandaş Türkçe konuş çok konuş" dayatmasında bulunulduğunu hatırlattı. Genç, "Bunu bugün de aynı şekilde mahkeme salonunda yaşıyoruz. Kürçe konuşan arkadaşımız konuşamadı, ben Türkçe konuşuyorum. Bu da 12 Eylül'den bu yana hiçbir şeyin değişmediğini gösteriyor. Mahkemelerde anadilimizde savunma yapmak istiyoruz" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan'ın "asimilasyon bitti" sözlerini hatırlatan Genç, ekledi: "Ama maalesef anadilimizde konuşamıyoruz, inkar ediliyoruz." Genç, ayrıca anadilin engellenmesinin Kürt halkını güçlendirdiğini söyledi.

Yüksel Genç, Kürtçe savunma talebini yineleyerek, tercüman istedi.

ADLİYE ÖNÜNDE AÇIKLAMA
Öteyandan, duruşma öncesi adliye önünde bir protesto gerçekleştirildi. Tutuklu gazetecilerle dayanışmak amacıyla gazetecilerin yakınları, Avrupa'dan gelen çok sayıda delegasyon üyesi, BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, Van Bağımsız Milletvekili Aysel Tuğluk, BDP milletvekilleri Hasip Kaplan, Ertuğrul Kürkçü, Sebahat Tuncel, Halil Aksoy, Sırrı Süreyya Önder, Mülkiye Birtane, İstanbul Bağımsız Milletvekili Levent Tüzel, CHP İstanbul Milletvekili ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti eski Başkanı Oktay Ekşi adliyeye geldi.

Gazetecilere destek vermek amacıyla Büşra Ersanlı, Nuray Mert, Ahmet Şık, Ertuğrul Mavioğlu, Ferhat Tunç, KESK Genel Başkanı Lami Özgen, İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Agos gazetesi genel yayın yönetmeni Robert Koptaş'ın da aralarında bulunduğu çok sayıda gazeteci, aydın adliye önündeki açıklamaya katıldı.

"Rehineleri bırakın, müzakereye başlayın" pankartı açan çok sayıda kişi, tutuklu gazetecilerin resimlerini taşıdı. Adliye çevresine çok sayıda polis ve panzer yerleştirildi.

TÜRKİYE'DEKİ GELİŞMELER KAYGI VERİCİ'
Heyet adına açıklama yapan 
Almanya Parlamentosunun eski üyelerinden Prof. Dr. Norman Paech, son dönemde Türkiye'de yaşananları demokrasi adına kaygıyla izlediklerini söyledi. "Basına yönelik baskılar, yargının bağımsız olmaması herşeyi ortaya koyuyor. 100'ün üzerinde gazetecinin tutuklu olması kabul adilebilir bir şey değildir" diyen Paech, "Özellikle siz basın çalışanları bu duruma karşı durmalısınız. Bizler de bu antidemokratik uygulamaları ve hukuksuzlukları Avrupa'ya duyurmaya devam edeceğiz" şeklinde konuştu.

'GERÇEKLERİ YAZMAKTAN DAHA NE KADAR KAÇACAKSINIZ'
BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, davanın bir utanç davası olduğunu dile getirdi. Basına seslenerek, "Gerçekleri yazmaktan daha ne kadar kaçacaksınız" dedi. Kışanak, "Sadece mesleklerini yaptıkları için gazeteci arkadaşlarımız içeride tutulmakta" diyen Kışanak, "Bu dava aynı zamanda hukuk garabetidir. Hükümet talimatıyla yürütülen bu davalar, başbakanın itirafıyla bir kez daha ortaya çıktı. Başbakan, partimiz için yargıya talimat verdiğini söylüyor. Bir devlet bakanı çıkıp, köşe yazarına 'Ben o yazıyı yediririm' diyor. Daha ne kadar susacaksınız bunca saldırıya karşı" diye sordu.

'ASKERLER NİÇİN ÖLDÜ DİYE SORMAYIN DİYORLAR'
Basının hükümetin ve Başbakan'ın tutumuna karşı en azından bir günlük boykotla tepkisini koymasının büyük bir yankı uyandıracağını söyleyen Kışanak, "Baskıların sınırı yok. Roboski katliamını yazmayın dediler. Afyon'da cephanelik patladı, 25 asker öldü. Şimdi de 'Askerler niçin öldü' diye sormayın diyorlar. O zaman gazeteci hangi gerçekleri yazacak. Basın bu dayatmalara karşı sesini çıkarmak zorundadır" dedi.

Kışanak, Kürt sorununda çözümsüzlük içerisinde bulunan hükümetin Kürt basınını susturmaya çalıştığını belirtti. Açıklamanın ardından aileler, milletvekilleri, heyet, aydın ve sanatçılar, duruşmayı izlemek için ellerinde tutuklu gazetecilerin fotoğraflarıyla, "Özgür basın susturulamaz", "Tutuklu gazeteciler serbest bırakılsın" sloganları atarak topluca adliyeye girdi.
Siyasi ve bilinçli bir dava

Bağımsız milletvekili Aysel Tuğluk da, "Bu dava iktidarın kararıyla gerçekleşen siyasi ve bilinçli bir davadır. Bizler onurlu basının, yargılanan sanıkların yanında olacağız. Bir an önce bu utanç davasından kurtulmalı Türkiye" diye konuştu.

İDDİANAMENİN DELİL YAZDIĞI HABERLER

Gazetecilerin KCK'nin "basın konseyini" oluşturduğu iddiasıyla yargılandığı davanın iddianamesi Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. 800 sayfalık iddianamede 12 sanık örgüt yöneticiliğiyle suçlanıyor. 32 gazetecinin de örgüt üyeliği ile suçlandığı iddianamede, haberciler hakkında 7,5 yıldan 22,5 yıla kadar hapis cezası isteniyor. Gazetecilerin, Van depremi, Pozantı Çocuk Cezaevi'ndeki tecavüz skandalı, THY'deki bir taciz olayı gibi konularda yaptıkları haberler Savcı Bayraktar'ın iddianamesine "örgüt üyeliğinin delili" olarak girdi. İddianamesinde küpe, ayakkabı bağcıkları ve tokayı da delil olarak gösteren savcı, gazetecileri, yaptıkları haberler ile "Türk Devletini sıkıntıya sokacak, kamuoyu önünde küçük düşürecek haberler peşinde koşmak" ile suçladı. İddianamede ayrıca tutuklu gazetecilerden Çağdaş Kaplan'ın Konya'daki Kandil kasabasının tabelası önünde çektirdiği bir fotoğraf da savcının şu sunumu ile yer almıştı: "Kandil kasabası ile Kandil dağı arasında keşfettiği isim benzerliğini fotoğrafa aktarmak suretiyle Kandil'le olan bağını bu şekilde ifşa ettiği görülmüş olup, şüphelinin örgütsel bakışını yansıtması açısından söz konusu tespit iddianameye konulmuştur."


 

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…