Sivas’ın Dumanı

1 Temmuz 2011
Sivas’ın Dumanı

Sivas Katliamı İçin KIm Ne Demişti

Zafer Köse / Sol Kültür

Burası Beyazıt Kütüphanesi. Böyle bir yere gelip hiç çalıştın mı? Örneğin bir konuyu, bir olayı incelemek için eski tarihli gazeteleri gözden geçirdiğin oldu mu? Mutlaka yapmalısın. Araştırdığın bir konu yoksa bile gelmelisin, böyle bir yere.

Şu katalogdan bakarak, geçmiş yıllardan bir gazete seçmelisin. Seçtiğin gazetenin gününü, yerini, numarasını not ederek, işte buradaki formu doldurmalısın. Sonra, şu geniş masalara dağılmış diğer araştırma yapan inanların arasına oturup sessizce beklemelisin.

Biraz sonra kalın bir dosya getirip bankonun üzerine koyarlar. Sessiz adımlarla kalkar alırsın. Yerine dönünce açarsın sayfaları. Elinin altında, getirilmesini istediğin o gazetenin yüzlerce günlük sayıları vardır.

Sayfaları sessizce çevirdikçe bu dünyada söylenmiş hiçbir sözün, yazılmış hiçbir yazının yok sayılamayacağını hissedersin.

Şimdi, 1993’te yaşanan Sivas olaylarından sonraki birkaç günde yayımlanan gazetelere kısaca bakalım.

Göreceğin gibi yorumlar, hatta haber verme görüntüsü altında yapılan yorumlar, bir Aziz Nesin düşmanlığı barındırıyor.

Olumlu örneklerin yanı sıra, ne yazık ki, kendilerinden beklemediğin birçok köşe yazarının Sivas’taki bu vahşeti, “ama”sız kınayamadıklarını, içlerindeki Aziz Nesin düşmanlığının buna engel olduğunu göreceksin.

Sadece birkaç örnek… Yoksa bu, hakkında kitaplar yazılacak geniş bir konu. Çok daha geniş açıdan bakılarak ve bu konuda yapılmış çalışmaları da anarak, onlarla bir bütünlük oluşturacak şekilde üzerinde durulabilir.

***

4 Temmuz 93 Cumhuriyet manşeti: “Devlet seyirci kaldı”

Gazetenin 5. sayfasında Hikmet Çetinkaya, “Gözü Dönmüş Caniler...” başlıklı yazısında soruyor: “Bakalım kimler, ‘Asıl suçlu Aziz Nesin’di’ diyecek?

Oysa bu sorunun cevabı, bir gün öncesinden verilmeye başlanmıştı.

*
3 Temmuz 1993, Hürriyet’in manşeti: “Sivas’ta ‘Aziz Nesin’ İsyanı”. Yanında ise siyah bir fonda, “35 Ölü” yazmışlar.

Sayfanın sol alt köşesinde, “Ankara’dan Tepkiler” başlığıyla kısa notlar yer alıyor. Bunlardan en ilginci, her zaman olduğu gibi Demirel’in sözleri: “Devlet güçleri ile halk karşı karşıya getirilmemeli.”

Demirel’in “halk” dediği, oteli yakan yobazlar; “devlet güçleri” dediği ise, on yıllardır hak arama eylemlerinde tüm silahlı güçleriyle halka saldıranlar...

Aynı günlerde, Çiller’in, “halka bir zarar gelmemiştir” yönündeki açıklaması da tarihe geçiyor.

*

4 Temmuz 1993 günkü Hürriyet’in 5. sayfasında, Emin Çölaşan’ın “Sağduyuya Çağrı” başlıklı bir yazısı yayımlanıyor. Yazının başlarında Çölaşan klasiği bir cümle:

“Şunu artık açıkça biliyoruz; Türkiye’nin ve milletimizin başının sürekli belada olmasını isteyen iç ve dış güçler var.”

Aynı gazetenin 29. sayfasını çevirelim. Ertuğrul Özkök’ün “Hükümetin İlk Değerlendirmesi” başlıklı yazısından şu bölümü okur musun?

“Böylece, bir tahrik, başka bir tahrikle büyüyor. Aziz Nesin’in hassasiyet yaratan, tahrike varan sözleri, karşı tahrikle birleşiyor ve hepimizi ciddi şekilde endişelendiren bu sonuç ortaya çıkıyor.”

Bu yazının bir de son kısmını okuyup geçelim:

“Ama bir gün tarih yazıldığı zaman, bu katliamı gerçekleştirenler kadar, buna psikolojik zemin hazırlayan insanlar da sorumlu tutulacaktır. Bu, elinde benzinle otel lobisini yakan için de geçerlidir, ne yazık ki, Aziz Nesin için de...”

*

7 Temmuz 1993 tarihli Cumhuriyet çok önemli.

Aziz Nesin’in tahrif edilerek tahriklere gerekçe yapılan Sivas konuşmasının tam metni yayımlanıyor, 6. sayfada.

Bu konuşmayı okuyunca, “halk tahrik oldu” diyenlerin ezbere konuştuğuna iyice emin olursun. Anlarsın ki, konu üzerinde yorum yapanların bir kısmı, hâlâ bu metni okumamıştır.

Aynı metin, Express Dergisi’nde de yayımlanıyor. Bir de “Müslüman Kamuoyuna” başlıklı bir bildiri yayımlanıyor bu dergide. Aziz Nesin daha Sivas’a gitmeden, orada konuşma falan yapmadan çok önce Sivas’ta dağıtılmış olan bir bildiri, o.

Yani, gerçekten de ortada bir tahrik var. Önceden planlanmış, hazırlıkları yapılmış bir tahrik...

*

Şimdi, bir açıklama göstereceğim sana. Yavaşça oku lütfen. Deminden beri elimin altında tutuyorum. Böyle hızlı göz atmaların arasında kaybolmasın istiyorum. Çünkü bu satırları okurken, bütün hareketler yavaşlıyor benim için.

Yaşadığı onca acıya rağmen, sesine hiçbir zaman kin ve nefret bulaşmamış, ince ruhlu ama çok dirençli bir insanın, Rıfat Ilgaz’ın satırları bunlar:

“Artık hiçbir şeye inanmıyoruz. Yaşama da inanmıyoruz. Artık yaşam yalama oldu. Evden dışarı çıkmamak mı lazım? Bizim aklımız ermez oldu. Asım benim çok eski dostum. Benim için yıllarca çalışıp değerli kitaplar yazan bir yazar.

Yazar, kitapları yalnız kendisi için yazmaz. Kitaplar birer sevgi derlemeleridir.

Asım aylarca yıllarca benimle yattı, kalktı. İyi günlerimde gülmüş; hapishanelerde, kelepçelerde ağlamış. Gözlerinin önünde 81’de kelepçeliyim. Asım yanımda.

Türkiye’de, yaşama da ölüme de inanılmıyor. Asım Bezirci yaza yaza kayboldu gitti işte. İnsanca yapabileceğimiz tek şey, şimdi Asım’ı saygıyla anmak.”

Direncin, umudun, yaşama sevincinin sembol isimlerinden Rıfat Ilgaz’ı da böyle konuşturdular sonunda.

*

4 Temmuz 1993, Cumhuriyet 2. sayfa. İlhan Selçuk yazıyor: “Hiç kimse Sivas’taki olayları ‘halkın infialine’ bağlamaya kalkmasın.

— Halk Aziz Nesin’e kızdı, yazarın kışkırtıcı yazılarına tepki gösterdi...

Humeyni kafası bu!..

Bir yazarın yazılarına kızarak “katli vaciptir” fermanı çıkaran kafayla yola çıkarsak, uygarlığın aydınlanmasına değil, Ortaçağ’ın karanlığına ulaşırız.”

*

4 Temmuz Sabah, manşet: “Tahrik, İhmal”

Aynı gün ve ertesi günkü “Pir Sultan’ın Dördüncü Ölümü” başlıklı yazılarında, aynı gazetenin 5. sayfasında ise Zülfü Livaneli şöyle diyor:


‘Tur edip âlemi gezdim cihanı
Yok Anadolu’dan güzel yurt bana’

Yukarıdaki dizeler Âşık Nesimi Çimen’e ait.

Bu halk aşığını yaktılar.

Onunla birlikte birçok yazar, şair, müzikçi alevler içinde kaldı.”

Yazının bir de şu bölümünü oku istersen:

“Deniliyor ki, Aziz Nesin’in sözleri halkı kışkırtmış.

Konuşması kışkırtma tonu taşısa bile Aziz Nesin o sözleri cami meydanında halka karşı söylememiş ki...

Perşembe günü yapılan bir kapalı toplantıda düşüncesini belirtmiş.

Ertesi gün toplanan kalabalığı tahrik edip üstünden 24 saat geçmiş sözler üzerine galeyana getirenler başkaları...

Pir Sultan Abdal, hangi görüşte olursa olsun, hangi mezhebi benimserse benimsesin her Sivaslı için onur kaynağı olmalıdır.

...

Aklı başında Sivaslılar birleşip büyük bir Pir Sultan Abdal heykeli dikmelidirler.

Yoksa şair ve ediplerinin heykellerini kıran ilkel bir ulus olarak anılmaya devam edeceğiz.

Bu Pir Sultan’a değil bize yapılan bir kötülüktür. Çünkü o 16. yüzyıldan şöyle sesleniyor:

Ben Musayım sen Firavun
İkrarsız şeytan-ı lain
Üçüncü ölmem bu hain
Pir Sultan ölür dirilir.”

*

Şimdi aynı gazetenin 17. sayfasını açalım. Mehmet Barlas yazıyor:

“Tabii ki, insanlar ve aydın insanlar, düşündükleri her şeyi özgürce açıklamalı. Fakat bunun sonuçları da, mekânı da, zamanı da bilinip buna göre adım atılmalı.”

*

Cengiz Çandar ise, aydınların otelde yakılmasına, devletin bu olayları önleyememesine, yetkililerin tuhaf açıklamalarda bulunması karşı yapılan halk gösterilerini, bir tuzak olarak görüyor.

Daha önceki benzer gösterileri de öyle gördüğünü hatırlatarak, 6 Temmuz günü Sabah’taki yazısının başlığını “Müslümanlara Çağrı...” koyuyor.

“Ankara’da bugünkü cenazenin kontrolden çıkmaması için, büyük bir İslam karşıtı meydan okumaya dönüşmemesi için ne gerekiyorsa yapılmalıdır. ‘Uğur Mumcu cenazesi’, bir vakur cenaze boyutlarını aşıp Türkiye’de sahnelenmek istenen bir başka oyunun provası haline büründürülmüştü.”

*

Çandar’ın 4 Temmuz 1993’te Sabah’ta yayımlanan yazısından bir bölümü de ayırdım şuraya. Altını çizdiğim bu satırlara bak.

“Olayların tetiği, Aziz Nesin’in provokasyonu ile çekiliyor ve başka provokatörlerin de olayların içine girmesi ve devletin acziyle beslenerek, Madımak Oteli’nin kundaklanmasına, 35 kişinin yanarak ve boğularak can vermesine işler varıyor…”

Ertuğrul Özkök’ün az önce okuduğun sözlerini hatırlatan satırlar bunlar. Evet, bir gün tarih yazıldığında, bu yazılar da incelenecek. Elbette, yazanları hakkında fikir veren belgeler olarak da on yıllarca kütüphanelerde kalacak bu sözler.

*

Ama halk, hiç olmazsa, utanılacak bir olayın suç ortağı olmadığını, kitlesel gösterilerle kanıtlıyor. İşte 9 Temmuz tarihli Sabah Gazetesi’nin 27. sayfasında bir haber:

“Sivas olaylarında ölen yazar-edebiyatçı Asım Bezirci ile halk ozanı Nesimi Çimen’in cenazeleri 100 bin kişinin katıldığı dev törenle toprağa verildi. Törende bir konuşma yapan Yaşar Kemal, ‘Yakanları da yaktıranları da lanetliyorum’ diye konuştu.”

*

Şimdi bir de şu satırlara bak:

“Bir insan ‘ben Allah’a inanmıyorum, bence Allah yok, dolayısıyla peygamberler bu konuda aldanmıştır’ dese, bu inananlar açısından yanlış da olsa insanca bir yorum ve eleştiri yapmış olur.

Ama Allah’a küfreden, kahrolsun İslam diyen birinin insanca bir yorum ve anlayış sergilediği söylenemez, sözlerine ve eserlerine değer verilemez.”

Bu satırlar, Necati Doğru’nun. Bunun, Aziz Nesin’den söz ettiği bir yazısı olduğunu söyleyeyim de, sana konuyla ilgisi olmayan bir yazı okuttuğumu sanma. İçeriğinden pek anlaşılamıyor çünkü. Bak, işte bu satırlar, 5 Temmuz 1993’te yazmış Doğru, uysa da uymasa da...

E tabii, Aziz Nesin’in ne zaman Allah’a küfrettiğini, nerede “kahrolsun İslam” dediğini açıklama gereği duymuyor. Ama okurların en azından bir kısmı, asıl Necati Doğru’nun bu yaptığının sövgü ve iftira olduğunu düşünüyordur.

*

Ah, burada bir ölüm haberi daha... Rıfat Ilgaz... Biraz önce, yavaşça okuduğun satırları hatırlıyor musun? Ilgaz’ın basına yansıyan son sözlerini. Artık hiçbir şeye inanmadığını. Yaşama da inanmadığını. Nasıl yaşayabilirdi ki artık... Çok acı. Çok...

Elbette yaşayacak Rıfat Ilgaz. Kendi son sözlerine rağmen. Umudun, sevginin, duyarlığın yumuşak ve dirençli sesi...

*

Biz devam edelim. Biraz hızlanalım istersen.

Milliyet, 4 Temmuz 1993, Metin Toker:

“Sivas’ta halk ‘Din elden gidiyor!’ diye ayaklanmamıştır. Türkiye’de dinin bir yere gittiği yok ki… Gündemde kalmak için çırpınan, abuk sabuk sözlerle üzerine dikkat çekmek isteyen, gazetesini okuyan olmadığından orada burada şova girişen, Salman Rüşdi’nin bile hırsızlama yapmakla suçladığı bir eskimiş şöhret var.”

*

Milliyet, 4 Temmuz 1993, Yalçın Doğan:

“Önce, Aziz Nesin’e “artık dur” demek gerekiyor."

*

Sabah, 4 Temmuz 1993, Ahmet Vardar:

“Zamanında eserleriyle milletin gözbebeği haline gelmiş, 80 yaşına merdiven dayamış ve akli melekesi herhalde pek yerinde olmayan, son günlerde Uğur Mumcu’yu kıskanırcasına büyük olaylar yaratıp, kendini öldürtmek için uğraşan bir yazarın oyununa gelindi. Adından başka hiçbir tarafı “Aziz” olmayan bu insana da lanetler yağdırıyorum. Şimdi için rahat mı Aziz Efendi?”

*

Hürriyet, 4 Temmuz 1993, Oktay Ekşi:

“Halkta bir hazırlanmışlık olmasa, Aziz Nesin’in Pir Sultan Abdal şenliklerinde söylediği birkaç münasebetsiz cümle bu kadar tepkiye yol açmazdı. Nihayet, ‘Beyin damarların kireçlendiği’ izlenimi veren, öte yandan da bir ‘hırs-ı piri’ ile yanıp tutuşan birinin hezeyanları olarak değerlendirilir biterdi.”

*

Tercüman, 5 Temmuz 1993, Başyazı:

“Aziz Nesin yaşasa ne olur, yaşamasa ne olur?

***

Ne iş yapıyor olursa olsun, her insanın böyle bir kütüphaneye en az bir kez gelmesi, bu atmosferi hissetmesi gerekir. Ertesi gün, bir mekanik teknisyeni fabrikada çalışırken bir cıvatayı sıktığı sırada, yaptığı o işin yıllar sonrasına etkisini de düşünecektir. Bir anne, anlık bir davranışının bile çocuğunun üzerinde kim bilir kaç yıl etki edeceği bilgisini hatırlayacaktır. Bir öğretmen, bir çiftçi, bir hekim…

Hayatın sorumluluğu, sanırım yaşanan anların etkisinin anlık olmadığını hissedince algılanıyor. Ve ancak o zaman yaşanan anın değeri kavranıyor. Hayat ‘an’lardan ibaret olmadığı için, bir süreç olduğu için.

Özellikle de gazeteciler, yazarlar, işleri yazıyla ilgili olanlar, buradaki sessiz, ürkütücü, yüceltici atmosferi, bir an bile aklından çıkarmamalılar.

Bir yazar olduğunu düşün. Ya da bir gazetecisin veya bir gazete yöneticisi. Yıllar önce yaşanmış, tarihsel önemi olan bir gün ile ilgili olarak bir kişinin araştırma yaptığını öğreniyorsun. Bu diyelim ki, senin de o zamanlar üzerinde durduğun, haber yaptığın, yorum yazdığın, tavır aldığın bir konudur. Bunu öğrendiğinde hiç huzurun kaçmıyorsa, içinde yaprak kımıldamıyorsa, ne mutlu sana.

 

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…