Kazova işçileri: Hedefimiz patronsuz bir hayat

18 Ekim 2013
Kazova işçileri: Hedefimiz patronsuz bir hayat

Ocak ayından beri direnen Kazova işçileri, iki ay önce patronsuz üretime başladı ve "direniş kazakları"nın sayısı şimdiden bini buldu. Patronsuz üretim yapan ve ürettikleri kazakları forumlarda satan işçiler, üretim sürecinde yaşadıklarını anlattı.

Onlar aylarca alamadıkları ücretleri için direndiler ve sonunda kendileri üretip kendileri satma kararı aldılar. İstanbul Bomonti'de bulunan Kazova Tekstil işçileri, 2 aya yakın süredir patronsuz üretimi sürdürüyor. Üretime geçmeden önce pek çok yol denediler. Patron Ümit Somuncu ve oğlu Umut Somuncu fabrikadan kaçıp gitti, işçiler 31 Ocak günü işsiz kaldı. Bunun üzerine direniş başladı fabrikada, çadır kuruldu... Şişli'nin her yerine patronun ve oğlunun resmi asıldı ama "insaniyet namına" arananlar bir türlü bulunamadı. İşçiler bunun üzerine fabrikayı işgal etti. "Gerekirse ölüm orucuna başlarız" dediler ve açlık grevi başladı.

Bütün bu olanların ardından bambaşka bir deneyim yaşadı Kazova... İşçiler "Patronlar olmadan da üretiriz. Zaten onlar varken ne oluyordu ki, sadece baskı, hakaret" dediler ve başladılar patronsuz üretime. Şu ana dek bine yakın kazak üreten işçiler, halen çağrıldıkları forumlara "direnişin kazakları"nı götürüyor.

Biz de gittik Kazova Tekstil'e ve bu üretimi bir de onlardan dinledik...

Çadır nöbetlerini oğlum Yusuf'la birlikte tutuyoruz
Direnişin en başından beri hakkını alabilmek için mücadele eden Aynur Aydemir'in 2 çocuğu var. Biri 3 yaşında, diğeri ise 9... "Küçük olanı mecbur birine bırakmak zorunda kalıyorum" diyor Aydemir ve ekliyor: "9 yaşında olan oğlum Yusuf'la beraber tutuyoruz bazen nöbetlerimizi, ‘Anne ben de seninle beraber çadırda kalacağım' diyor, birlikte tutuyoruz nöbeti."
Aynur Aydemir, işten çıkarılma ve direniş sürecini şu sözlerle anlatıyor: "31 Ocak'ta işten çıkarıldık. 1 hafta sonra haberimiz oldu. 27 Şubat'tan beri direnişimizi sürdürüyoruz. Patronun fabrikadan mal kaçırdığını öğrendik. Çadır kurduk. İşgal eylemi gerçekleştirdik. Makinaları çıkarırken polis müdahale etti. Açlık grevine başladık. Farklı birşeyler yapmalıydık... Çatıya çıktık. Patronun bile varlığından haberi olmadığını kazakları bulduk. Üretime başladık."

‘Sabahın beşinde kazak sattık'
Makinaların patron tarafından parçalandığını anlatan Aydemir, sattıkları kazaklardan kazandıkları parayla makinaları tamir ettiklerini belirterek, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Hedefimiz patronsuz bir hayat. Başımızda patron olmadan da üretim yapabileceğimizi biliyoruz. Sabahın 5'inde kazak sattım. Halkta sağduyu varmış. Yurtdışından bile siparişler geliyor. Başbakan her konuşmasında ‘Benim işçim, benim emekçim' diyor. O zaman neden kan emicilerin yanında yer alıyor?"

‘Annem ailesi için direnişte'
Aydemir'den sonra 9 yaşındaki oğlu Yusuf'la konuşmaya başladık. Duygulandığı büzülen dudaklarından belli: "Annem hakkını almak için direniyor. O işsiz kalınca, kendimi çok kötü hissettim ben" diyor... "Kardeşimle annemizi göremediğimiz için çok üzüldük. Bana oyuncak ve daha birçok şey alamadılar" diyor. Okul hayatının da çok etkilediğini anlatıyor Yusuf: "4. sınıfa gidiyorum. Geçen sene etütlere giderken, bu sene parasızlık yüzünden gidemedim. Annem ailesi için bu direnişte."

Bize resmen ‘yaşama' diyorlar!
Makinaların başından, patronun eski odasına gidiyoruz. Ama bu defa içeride, patronların yerine işçi Dursun Ceylan var.

Eskiden iplik deposunda çalışan Ceylan "patronlu dönemi" şu sözlerle anlatıyor: "Burası patronun odasıydı. Patron kendini tam bir padişah zannediyordu. İşçiler bu odaya girince el pençe divan dursun isteniyordu. Ustalara sürekli hakaret ediliyordu. Düşünün, patron 30 senelik bir ustaya ‘Gel çabuk şunu yap' diye bağırıyordu. Belalarını buldular, gittiler. Çok yavaş konuşuyordu patron, ne dediğini anlayamıyorduk. ‘Anlamadık' dediğimizde, ‘Sağır mısınız' diye bağırıyordu. İşçiler onlara göre köle. Bize o zamanlar şimdiki halimizi anlatsalar, gülerdim. Kendi başımıza üretim yapacağımız aklımıza bile gelmezdi."

Kazova'da 10 sene boyunca çalışan ve bin 200 lira ücret alan Gülay, İstanbul'da bu parayla nasıl geçinileceğini soruyor: "600 lira kiram var benim. 08.00-18.00 çalışıyorduk güya fakat bir kere bile saat 18.00'de eve gittiğimi hatırlamıyorum. Emekli oldum, 720 lira maaş bağladılar. İtiraz ettim. ‘Nasıl olur, 25 sene işçilik yaptım ben' dedim. ‘Primin düşük yatmış bu yüzden' dendi. Bize resmen ‘yaşama, öl' diyorlar. İstanbul'da bu parayla nasıl yaşarım?"

Kooperatif kuracağız
Deniz ve Eylem adında 2 kız babası olan Bülent Ünal'la konuşmaya başlıyoruz. Fabrikanın aşağı bölümünü kafeterya yapacaklarını anlatıyor Ünal: "Haftanın bir günü sinema gösterimleri olacak burada. Kitap okuma günleri yapacağız. Hafta sonları da çocuklar için bale eğitimi olacak. Burası bizim evimiz gibi oldu artık." Çok yoğun bir kazak talebi olduğunu belirten Ünal, bir kooperatif kurmayı planladıklarını anlatıyor.

Ünal'ın 2 küçük kızından Deniz'le konuşmak istiyoruz ama o konuşmak yerine ezberlediği sloganları sayıyor bağırarak: "Kazova işçisi yalnız değildir", "Sık bakalım, sık bakalım, biber gazı sık bakalım, kaskını çıkar, copunu bırak, delikanlı kim bakalım...."

Önceden başımızda zebaniler vardı
Direniş çadırından sonra, fabrikanın içine giriyoruz. Makinaların başında Yaşar Gülay'la laflıyoruz. Gülay, kendisinin ve işçilerin buradan ayrılmak istemediğini ifade ediyor. "Sürekli çalışmak istiyoruz. Sipariş verenler ‘Bize direnişin mallarını yollayın' diyorlar. Biz kazanırsak bütün işyerleri kazanır. Patron tam bir asalaktı. Bir kazağı 200 liraya satıyordu. Biz 30 liradan veriyoruz. Makinalarımız tamamen düzelince, daha uygun fiyatlarla satacağız" sözleriyle üretimi anlatan Gülay, gelen siparişlerden korktuklarını söylüyor, gülerek...

Daha önceden aynı fabrikada çalışırken hissettikleri ile şimdi hissettikleri arasında dağlar kadar fark olduğunu belirtiyor: "Önceden başımızda zebaniler vardı. Sürekli baskıya uğruyorduk. Bu şekilde çalışarak verim alıyoruz" diyor.

Dilem Taştan - soL

 

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…