AKP’nin Ortadoğu politikası: çıkışlar ve sapmalar

20 Şubat 2012
AKP’nin Ortadoğu politikası: çıkışlar ve sapmalar

Müslüman Kardeşler, Vahhabi güçler ile birlikte bir emniyet merkezini kuşatıyorlar ve basıyorlar. Tam yüz yirmi Personeli Alevidir diye diri diri kesiyorlar, derilerini yüzüyorlar, kemiklerini arabalarla eziyorlar, bir toplu mezara atıp, mezarı yeniden kazıyorlar kameralar önünde ve "Devletin bir toplu mezarını daha bulduk" diye bağırıyorlar.

Düne kadar kardeş olarak lanse edilen Esad'a karşı alınan düşmanlık tavrı şöyle açıklanmıştı: "Esad halkını öldürüyor". Aslında sebep biraz farklıymış. Davutoğlu son Şam ziyaretinde Müslüman Kardeşler örgütü adına Esad ile pazarlık yapmış. Hükümetin %40'ını Müslüman kardeşlere verirse onların da gelecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendisini destekleyeceklerinin sözünü vermiş. Gazeteciye göre Esad teklifi reddetmiş. "Özgür bir seçim yapılacak, kim kazanırsa iktidara geçecek" şeklinde bir cevap vermiş.

Hatırlayacağınız gibi kısa bir süreye kadar Erdoğancı medya hep bir ağızdan klişeleştirilmiş ve aynı fabrika ürünü olan söylemlerini devam ettirmekteydi. "Ortadoğu'nun lideri", "Yeni Osmanlıcılık", "etkililik" gibi hazır cümleler çıkıyordu her gün. Başbakanın hava alanında üç - beş bin kişi tarafından karşılanmasını yeni bir fetih olarak gösterdi bu medya. Dış işleri bakanının "komşularla sıfır sorun teorisi" eklenerek tozpembe bir imaj çizilmişti. Meğer bir iç sorunumuz kalmamış, artık Dünyanın sorunlarını çözmeye başlayacakmışız. Meğer bir kaç yıla kalmaz ABD'yi devirip yerini alacakmışız.

Biz, dünyanın bir sürü haber ajansında çıkan raporlara dayanarak AKP'nin Ortadoğu politikasını analiz etmek istiyoruz. Bu vesileyle boşlukları doldurup önemli bir soruya cevap bulmak istiyoruz: Şam, Halep, Kahire, Bağdat gibi vilayetleri aramızda bölüştürmeye başlasak mı yoksa uslu uslu oturup kendi sorunlarımıza çözüm mü arasak? (Şarabıyla ünlü Lübnan dağı vilayeti için Ertuğrul Özkök'ü öneriyorum)

Tunus'ta bir konuşma yapan Başbakan Erdoğan şöyle demişti: "Laik devlet her inanç grubuna eşit mesafede durur" Tunusluları laik bir devlet kurmaya davet etmişti. Dış işleri bakanı Ahmet Davutoğlu ise Habertürk'te katıldığı özel bir programda, Suriye ile ilgili bir soruyu yanıtlarken şöyle dedi: "Bir ülkenin eski lideri pozisyonunu terk ettiği zaman sağ salim yaşayabiliyorsa o ülkede demokrasi vardır. Ya sürgündeler, ya cezaevindeler ya da mezardalar. Seçimi kazanırsanız devam edersiniz. Kaybederseniz sonraki seçime hazırlanırsınız" Bu tür örnekleri çoğaltabiliriz.

DAVUTOĞLU MÜSLÜM
AN KARDEŞLER ADINA PAZARLIK YAPIYOR

Düne kadar kardeş olarak lanse edilen Esad'a karşı alınan düşmanlık tavrı şöyle açıklanmıştı: "Esad halkını öldürüyor". Aslında bir Arap gazetecinin bana söylediğine göre sebep biraz farklıymış. Ona göre Davutoğlu son Şam ziyaretinde Müslüman Kardeşler örgütü adına Esad ile pazarlık yapmış. Hükümetin %40'ını Müslüman kardeşlere verirse onların da gelecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendisini destekleyeceklerinin sözünü vermiş. Gazeteciye göre Esad teklifi reddetmiş. "Özgür bir seçim yapılacak, kim kazanırsa iktidara geçecek" şeklinde bir cevap vermişmiş. Aslında delil yok diye mecburen geçeceğiz bunları. Ancak bir süre önce, "Son altı ayda ne oldu da bu kadar değiştiniz?" başlıklı, Dışişleri Bakanına açık mektup yazan Cüneyt Ülsever'e cevap olabilecek mahiyette bir bilgidir bu.

Şam'da bilindiği gibi iki büyük patlama oldu. İlk patlamada 36, ikincisinde 24 sivil ve emniyet mensubu hayatını yitirdi. Halep'te de iki patlama oldu, çoğu sivil yaklaşık 25 kişi hayatını yitirdi. Patlamaların şekli, üslubu ve mantıksızlığı El Kaide tipi örgütleri işaret ediyor. Belki de değil. Belki Arap basının iddia ettiği gibi Suriye rejimi kendi emniyet binalarını patlatmış, en sadık personellerini suikastlarla hedef almıştır! Ancak ne kadar gariptir ki Türkiye patlamaları hiç kınamamış (!) Esad'ın halkını öldürdüğü iddiasıyla düşman sayan AKP hükümeti, sivillerin öldürüldüğü o patlamaların hiç birisinden dolayı duyduğu "üzüntüyü" belirtmemiş. Burada durmak gerekmiyor mu? Aslında pek gerekmez. Çünkü kısa bir süre önce kendi halkını bombalayan bir orduya sahip çıkan bir hükümetten bahsediyoruz. Görüldüğü gibi ulaştığımız ilk sonuç şudur: ne sıfır soruncu hayalperest bakan ne de başbakan, hiç birisi melek değilmiş.

Suriye'de devrim koptu diye duyduk. Başbakan ona koyu bir destek verdi. ABD ile İsrail de keza (!) Bu durum biraz garip değil mi? Hele hele bu gruba El Kaide gibi örgütler eklenirse... Neden bunun bir açıklamasını hiç bir yerde duymuyoruz? Devam edelim...

TÜRKİYE; ABD, FRANSA, SUUDİ ARABİSTAN CEPHESİNDE
Sözde devrime destek verenlerin tarafından Suriye halkının tek temsilcisi kabul edilen Ulusal Konsey İstanbul'da kuruldu. Kurulmasında rol alan güçlerin başında ABD, Fransa, İsrail, Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye geliyor (Gruba bakın !) konseyin başına Burhan Ğalyun diye bir kişi getiriliyor. Çoğunluğunu Müslüman kardeşlerin azılı şahinlerinin teşkil ettiği bu konseye laik bir yüz verilmeliydi. Ama gelin görün ki Ğalyun şöyle bir demeç vermiş: "Rejim düştüğünde Alevilere hoşgörüyle bakacağız. Onlara bürokraside yer vereceğiz, ordu ve emniyet hariç". Nasıl bir hoşgörüyse bu... Davutoğlu, bu yaratıkla görüştüğünde ve destek vaad ettiğinde laiklikten konuşmamışlar mı? Başbakan Tunuslular gibi, Suriyeli muhalifleri laikliğe davet etmemiş mi?

Beşşar Esad bir reform paketi gerçekleştirdi. Bir yıldan az bir süre içerisinde dört tane genel af ilan etti. Ek olarak; medya düzenleme kanunu, parti kurma kanunu, seçim kanunu, Kürt vatandaşlara kimlik verme kararı, ismi yolsuzluğa bulaşmış çok sayıda bürokratın işine son verilmesi ve yeni bir anayasa hazırlama komitesi. Bunlar az reformlar değildir. Böylece Esad kendini, savaş açmaya gerek duymadan seçimle devrilmesine fırsat vermiş oldu. Davutoğlu'nun Haber Türk kanalındaki sözleri gerçekleşmiş oldu. Yine de Türkiye politikası değişmedi. Nedeni çok basit: çünkü Suriye İsrail'e karşı baş kaldıran tek Arap yönetimdir. Filistin, Lübnan ve Irak'ta direnişçilere hamilik yapmıştır. Alevicilikle suçlanan Esad sünni Filistin kurtuluş hareketlerine destek veren tek Arap liderdir. Diğer Sünni liderler böyle yapmamıştır. AKP'liler bunu inkar etmesin. Suriye karşıtı paktın oluşmasında bu sebep yatmaktadır.

Dahası var...

Suriye'de Hatay sınırının öteki tarafında Cisr-el Şuğur diye bir ilçe var. Hani devrim kazanırsa orası Türkiye'nin idaresi altına girecekti .Yani fetih yapmış olacaktık. Olaylar oraya sıçradığında bir sürü Suriyeli Türkiye'ye kaçıyor. Bir kısmı dönüyor. Orada ne olmuştu? Ordu halkı öldürüyorsa neden kaçanların bir kısmı döndü? Nasıl olur da özgürlük için daha kozmopolit bir yapıya sahip olan yakın Halep değil de muhafazakar Cisr-el Şuğur ilçesi baş kaldırıyor? Bu bir baş kaldırma mıdır gerçekten?

Bilinmeyen ve medyanın da ortağı olan bir katliam oldu orada. Rus, İran ve bir kaç tarafsız medya kuruluşundan başka orada neler olduğunu kimse araştırmamış. Asıl olan şudur: Müslüman kardeşler, Vahhabi güçler ile birlikte bir emniyet merkezini kuşatıyorlar ve basıyorlar. Tam yüz yirmi Personeli Alevidir diye diri diri kesiyorlar, derilerini yüzüyorlar, kemiklerini arabalarla eziyorlar, bir toplu mezara atıp, mezarı yeniden kazıyorlar kameralar önünde ve "Devletin bir toplu mezarını daha bulduk" diye bağırıyorlar. Öldürülen alevi askerlerden birisi yeni evliydi. Bir ay bile doldurmamıştı. Taziye etmek için görüştüğüm eşi bana anlattı göz yaşları arasında. Sözüm ona mücahitler onu aramış ve bir sürü alay ve küfürden sonra: "Eşinin leşinin karşılığında para ödemelisin" demişler. Genç gelinin kelimelerini size iletebildim ancak onun hıçkırıklarını tahmin etmek size kalmıştır artık.

DÜŞMANLIK TOHUMLARI EKİ
LİYOR

Bizzat Cumhurbaşkanı Beşşar Esad tarafından kabul edilmesi onu teselli etmişti biraz, devlette de ona bir iş verilmesi (Uludere katliamı sonrasında Erdoğan'ındavranışlarıyla karşılaştırabilirsiniz) Ancak genç kaybettiği eşinin yokluğunu unutturmazdı hiç.

Harekete Geçmekte geciken ordu karşısında milisler Türkiye'ye kaçtı. Türkiye'de antimilitarist ya da insan hakları savunucuları imajı veriyorlar kendilerine. Başbakanın sıkça bahsettiği Hama şehrinde ise Alevileri kesme merasimi bittiğinde Asi nehrine atılmışlardı. Humus'da ise bu merasim şimdiye kadar hemen hemen her gün sürmektedir.

Yayladağı mülteci kampından bir muhalif internet üzerinden sesleniyor. Diyor ki: "Ey alçak Aleviler, ya Esad'dan vazgeçersiniz ya da Suriye sizin mezarınız olacaktır. Yeter suskunluğunuz, yeter Sünnileri öldürdüğünüz... Yemin ederim ki bu çeteyi ve bu cinayetleri reddetmezseniz sizi Suriye'nin yer yüzünden sileceğiz". Bu kin dolu mektubu T.C topraklarından yolluyor. Ve hiç sorgu sualsiz "aktivitelerine" devam ediyor. İsmi Mamun El Humsi. Aslında muhalif değildi, hatta rejim yanlısıydı. Ancak, alevi ortağıyla (!) beraber yolsuzluk soruşturmalarına maruz kaldığında öyle oluyor.

Dönelim Şam'daki patlamaya... Medya, Suriye özgür ordusundan bahsediyor. Sözde ordudan firar edenler askeri birlikler kurmuşlarmış. Liderliklerini Riyad El Es'ad adlı firari bir albay üstlenmiş. O da şimdilik çadır kentte Türkiye'de kalıyor! Kısa bir süre önce muhaliflerle görüşen ve barışçıl yöntemler kullanmalarını söylediğini öne sürülen Davutoğlu bunu nasıl açıklayacak? O patlamalar varya Şam'da olan. Bu albay onları iki gün önce "tahmin" etmişti! Sorulmaz mı hangi falcıya gittin? Diye. Hem de yabancı medya kuruluşlarına sürekli demeç veriyor. Suriye'deki yandaşlarına talimat gönderiyor. Her samanın altında örgüt bulmada profesyonel olan siz, nasıl olur da bu adamdan haberiniz yok?

Reuters bu ordudan bahsetmişti. Raporunda ordunun (ordu denilirse artık) sadece %3'ü firari askerlerden oluşmaktaymış. Geriye kalanların hepsi başka cinayetlerden dolayı Suriye adaleti tarafından arananlardan ibaretmiş. Bunları Reuters söylüyor, Esad rejimi değil. Arabi Press adlı haber sitesinin muhabirine göre, özgür ordu Müslüman Kardeşler'in silahlı kanadından ibaretmiş. Ondan başka silahlı gruplar varmış, Vahhabilermiş. Yani El Kaide'nin kardeş örgütleri. Hani barışçıl yöntemler, laik devlet kurma davetleri.. Hani demokrat değişim sayın Davutoğlu ve sayın Erdoğan?

ORTADOĞU'NUN HONDURAS'I TÜRKİYE
Hürriyet gazetesinin 19.1.2012 tarihli sayısında, "CIA ajanından İskenderun iddiası" başlığında bir haber yayınlıyor: "CIA'nın eski İstanbul yetkilisi Philip Giraldi, NATO ile Suriye arasında Türkiye'nin ‘ABD'nin vekili' olarak başrolü oynadığı savaşın gizlice başladığını öne sürdü. Buna göre işaretsiz NATO uçakları, Suriyeli muhaliflere destek çıkmak için Kaddafi silahlarını ve Libyalı milisleri İskenderun'a taşıyormuş (...) Guardian Gazetesi yazarı Jonathan Steele de dün müdahalenin Libya örneğindeki gibi değil, soğuk savaş dönemindeki gibi yapıldığını öne sürerek şöyle yazdı: "Ronald Reagan'ın, Kontralara verdiği desteği hatırlayın. Reagan, Honduras'taki üslerinden, Nikaragua'daki Sandistalar'a saldırılar düzenleyip devirmeleri için Kontraları eğitip, silahlandırmıştı. Şimdi Honduras'ın yerine Türkiye'yi, sözde Özgür Suriye Ordusu'nun kurulduğu güvenli bölgeyi koyun. Batı medyasının bu konudaki sessizliği de dramatik. Hiçbir haberci, Eski CIA Ajanı Philip Giraldi'nin geçtiğimiz günlerde yazdığı önemli makaleyi takip etmedi". Gelin de şimdi yandaş medya her gün çığlık atmaz mı "Suriye rejimi PKK'ya destek veriyor" diye. Yahu siz değil misiniz adamı buna zorlayan?

Sıfır soruncu İran'a gitmiş. İranlılarla Irak'taki gelişmeleri tartışacak ve olası mezhepsel çatışmadan duydukları endişeyi İranlılara iletmek istemiş. İranlılar, evet haklısınız, mezhepsel çatışmaları körüklememeye Suriye'den başlanmalı şeklinde alaylı bir cevap vererek bitirmişler oturumu. AKP hükümeti bunu itiraf etmese de olay öyle olmuş. İran'a yakın bir gazetecinin söylediğine göre Abdullah Gül Tahran'da iken yanında bir asker oturmuş ve demiş ki: "Suriye'den elinizi çekin. Sadece benim emrim altında T.C'nin bütün askerleri kadar asker var. Dikkat edin davranışlarınıza". Gül afallamış, ne cevap vereceğini bilememişmiş. Burada sorulması gereken şudur: One Minute'çü Başbakan neden çıkıp dağıtmadı ki ortalığı?

İran'a karşı füze koyacaksanız, en yakın müttefikini yıkmaya çalışacaksanız böyle bir cevabı almanız gayet doğaldır. Ama bunun üstüne "Ortadoğu'nun lideriyiz" diyecekseniz güleriz size.. acı acı bakarız ama yine de komikliğinize dayanamayız. Üstüne üstün git Lübnan'daki Hizbullah ile görüş, rüşvetle Suriye'den vazgeçmesini iste. İran'da yediğiniz tokat yetmezmiş gibi.

Medya bir ara, Sarcozy'nin Erdoğan'ı kıskandığını söylemişti. Lider ya, etkili ya.. Kıskanılır tabii. Beyler Sarcozy etkililiğini kullanarak Libya petrolünün %35'ini ülkesi tarafından alınmasını sağlamıştır. Bizim padişah ne sağladı? Ben söyleyeyim: Suriye'ye ihracat durdu, Suriye'nin mazot yaptırımından sonra onun üzerinden Arap ülkelerine ihracat yapılamaz oldu, Libya'da çalışan Türk şirketler durdu. Ekmeğinden olan sade vatandaş bu etkililiği ne yapsın Allah aşkına?

Söz Sarcozy'den açılmışken buna ne dersiniz.. Bir söylentiye göre Ermeni tasarısının arkasında sadece seçim endişeleri değil de başka nedenler varmış. Meğer Libya'daki yeniden inşaa ihalelerinin bölüşümünde sorun yaşanmış, Ermeni tasarısının arkasında bu varmış. Türkiye oyun dışı edilmişmiş yine. Hatta ihalelerden birisini Suriyeli bir devlet şirketi almışmış. AKP yine eline yüzüne bulaştırmış. Sıfır soruncu duayenlik bunun neresinde acaba?

Suriye'de dönüşüm desteklenmelidir. Pazarlıklara izin verilmemelidir. Özellikle, İsrail ile barış antlaşması imzalarsan ve direniş örgütlerinden desteğini kesersen seninle sorunumuz kalmaz, şeklindeki pazarlıklar Suriye halkına zarar vermiştir. Bu dönüşüm sürecinde El Kaide rol almamalıdır. İsrail rol almamalıdır... Beşşar Esad, bir reform paketi sunmuştur, hayata geçirmesine izin verin. Ona destek çıkan milyonları bir görün. Siz istiyorsunuz diye bu milyonlar siyasi haritadan silinmez.

Ben Suriye'yi hep gezerdim. Her hafta başka bir şehir, başka bir yer dolaşırdım. Şimdi kaldığım mahallenin ve bir kaç yan mahallenin dışına çıkmıyorum. Belki eli kanlı bir Kaide'ci mezhebimi öğrenmek ister, belki özgürlüğünü benden sorar, belki laikliğim onun hoşuna gitmez, belki AKP'ye muhalif olmamı kaldırmaz. Sizin için bu görünmez bir kaza olabilir ama benim için büyük bir kayıp.

Neden öyle yaptınız Başbakan? Türkiye'de yapamadığınızı Suriye'de mi yapmak istediniz?

 SOMER SULTAN

Suriye "Arabi-Press" adlı web sitesi çalışanı 

Birgün

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…