İzmir ve '397 yıl'

25 Ocak 2012
İzmir ve '397 yıl'

İzmir Büyükşehir Belediyesine açılan davaKılıçdaroğlu’na yönelik fezleke büyük bir tasfiye planının yavaş yavaş CHP'ye de dayandığının bir göstergesi. İzmir CHP'nin kalesi konumunda. 30 belediyeden 28'İ CHP'li ve İzmir Ege'nin merkezi. Mızrağın ucunda şimdilik Kürt siyasal hareketinin temsicisi BDP ve onun müttefiki sosyalistler var.. Ordu, ve yargı gibi devlet aygıtlarının işi bittikten sonra sıra siyasal alanın "ileri demokrasi" denilen islami rejim için şekillendirilmesine geldi. Özel Yetkili Mahkemeler ve Savcılıkar bunun aracı olarak işlev görüyor. CHP'lilerin bunu görmesi ve anlaması ve de safını belirlemesini umud ederiz..

CHP'li İzmir Büyükşehir Belediyesi operasyonunun siyasi niteliği ağır basıyor. Operasyonun 22 Kasım 2011'de çete suçlamasıyla yapılan ikinci dalgasında 44 kişi gözaltına alındı. İlk 2 günün nöbetçi hâkimi İsmail Sahin'di...Karşısına çıkan bürokratların büyük bölümü tutuklandı. Sonra Şahin, aniden rapor aldı. Geri kalan şüpheliler de "tutuklama istemiyle" mahkemeye gönderildi. Ancak dosyaya bakan yeni hâkim serbest bırakılmalarına karar verdi.

Peki kimdir İsmail Sahin?

Erzincan'daki Ergenekon soruşturmasından biliniyor. Artık CHP'nin Denizli Milletvekili olan o dönemin savcısı İlhan Cihaner'in makamının ve evinin aranması emrini veren, tutuklama kararını da alan nöbetçi hâkim...

"Operasyonun savcısına gelince..."Habur savcısı" diye bilinen eski Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı Durdu Kavak...Kavak'ın İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'na atanmasıyla belediyenin bir kez daha hedef tahtasına oturtulduğu iddia ediliyor. 

Bu iddia haksız da değil. İddianamenin içeriği bunu gösteriyor. İçinde tek bir yolsuzluk iddiası yok! İzmir Büyükşehir belediye başkanı Aziz Kocaoğlu'nun 7,5 yıllık hizmet süresinde belediye ihaleleri üzerinden bir kuruş zenginleştiğini iddia etmiyor savcı. Başkan ve arkadaşlarının devlet malını zimmete geçirdiklerine, rüşvet aldıklarına dair ya da tutuklanan, hakkında işlem yapılan hiçbir belediye bürokratı hakkında bu türden bir iddia yok! İddianame, organizasyon, konser, tanıtım filmi, atkı-şal alımı, mandalına alımı, Çankaya Otopark'ı, Durak ihalesi gibi işlerde kamunun zarara uğratıldığını savunuyor. Onu da maliye bakanlığı bürokratlarının yazdığı tartışılabilir raporlara dayandırıyor. Kamu zarara uğramış ama menfaat çetesi olarak tanımlanan Büyükşehir bürokratları da bu işten menfaat sağlamamış. Peki bu nasıl bir menfaat çetesi... 

İzmir Büyükşehir Belediyesine açılan davaKılıçdaroğlu’na yönelik fezleke büyük bir tasfiye planının yavaş yavaş CHP'ye de dayandığının bir göstergesi. İzmir CHP'nin kalesi konumunda. 30 belediyeden 28'İ CHP'li ve İzmir Ege'nin merkezi. Mızrağın ucunda şimdilik Kürt siyasal hareketinin temsicisi BDP ve onun müttefiki sosyalistler var.. Ordu, ve yargı gibi devlet aygıtlarının işi bittikten sonra sıra siyasal alanın "ileri demokrasi" denilen islami rejim için şekillendirilmesine geldi. Özel Yetkili  Mahkemeler ve Savcılıkar bunun aracı olarak işlev görüyor. CHP'lilerin bunu görmesi ve anlaması ve de safını belirlemesini umud ederiz..

**

Altan Öymen'in yazısı İzmir Büyükşehir Belediyesine açılan davanın kapsamı hakkında, okurlarımızla paylaşmak istediğimiz önemli bir yazı.

Endişeli.org

***

İzmir ve '397 yıl'


İzmir ve '397 yıl'

ALTAN ÖYMEN

Politika / 25/01/2012

"İzmir Belediyesi kadrosuna karşı açılan davanın benzeri, tarihimizde yok. Bakalım, arkası nasıl gelecek?"

İzmir... Sadece ülkemizin değil, dünyanın da en güzel kentlerinden biri... Uluslararası değerlendirmelere göre de, dünyanın en hızlı gelişen dördüncü kenti. 
O İzmir'in ülke gündemindeki yerini şimdi, bir özel yetkili mahkeme savcısının iddianamesi belirliyor. İddianameye göre, soruşturmada şu sonuca varılmış: Kentin ‘Büyükşehir Belediyesi'nin yöneticileri aynı zamanda bir ‘çıkar amaçlı suç örgütü'nün üyeleriymiş. 
Açılan davanın sanığı 130 kişi. 30'u tutuklu. 
Örgütün ‘şef'i diye nitelenen birinci sanığı, Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu. Hakkında istenen ceza 397 yıl... 
Öteki sanıklar için istenen cezalar, hiyerarşideki yerlerine göre ‘azalıyor'. Genel Sekreter Perver Şenel için 261 yıl, üçüncü sanık Sait Ersu için 123 yıl... Sonuncu sanıkta ceza süresi 6 yıla kadar iniyor. 
İddianame 324 sayfa... Hepsini okumak için bol vakit gerekiyor. Ben ancak birkaç bölümüne göz gezdirebildim. İlk gözüme çarpan konular arasında, belediyenin kültürel etkinliklerine çağrılan ses sanatçıları için ödenen ücretlerde haksızlık olduğu iddiası var. Tanesi 1.30 kuruştan sandviçlerin kimlere ikram edildiği sorusu var. Ayrıca, belediyeyle ilgili kuruluşların açtığı ihalelere katılanların kendi aralarında yaptıkları telefon konuşmalarının kayıtları var. 
Tabii, bunların ayrıntıları üzerinde görüş sahibi olmak ayrı bir iş. Zaten bugün onlar üzerinde duracak değilim. Ama bu konunun nasıl olup da, ‘özel yetkili' savcıların konusu haline gelebildiğini merak ediyorum, ona değineceğim. 

*** 

‘Çıkar amaçlı suç örgütü' denilince, bu, malum, ‘özel yetkili mahkeme' savcılarının görev ve yetki alanına girebilen üç örgüt tipinden biri. O alana giren diğer iki tip örgüt şunlar: 
Biri ‘uyuşturucu' imalatı veya ticaretiyle uğraşan suç örgütleri... 
Öteki, Ergenekon davaları, KCK davaları gibi, Ceza Kanunu'nun ‘devlete karşı işlenen suçlar' bölümündeki suçlarla ilgili davalar... 
Biz bu İzmir'dekinin konusu olan ‘çıkar amaçlı'lara bakalım. O tip örgütlerin varlığının kanıtlanması için üç unsur gerekli: 
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250'nci maddesinin (b) fıkrasındaki suç tarifi şöyle: 
"Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlar." 
Yani, üç unsurun bir arada olması gerekiyor bir suç iddiasının özel mahkemelerin alanına girebilmesi için: 
a) Bir ‘örgüt' kurulmuş olacak. 
b) Örgütün ‘amacı', ‘haksız ekonomik çıkar sağlamak' olacak. 
c) Örgüt, faaliyette bulunurken ‘cebir' ve ‘tehdit' uygulayacak. 
Eğer bu üç unsur var olmazsa, suç iddialarının normal mahkemelerde görülmesi gerekiyor. 

*** 

Peki var mı bu üç unsurun da belgeleri iddianamede? 
Savcı ‘var' diyor. Daha soruşturmanın başlangıcında o kanıya varmışlar. Mahkeme de savcının iddianamesini kabul etmiş. 
İddianameyle suçlananların avukatları ise diyorlar ki: 
"İddianamede ‘örgüt' denilen şey, belediye örgütünden ibaret. Çünkü belediyenin ne kadar yöneticisi varsa sanık haline gelmiş. 
‘Çıkar' denilen şey söz konusuysa, bunun soruşturma sırasında sanıklara sorulmuş olması gerekir. Ayrıca mal beyanları da ortada, kontrol edilebilir. 
Cebir ve tehdide gelince, onun nerede olduğunu anlayamadık." 
Ama avukatlar bunları anlayamasa da, suç iddiası, artık ‘özel yetkili savcı'nın konusu... 
Tabii, bir konu ‘özel yetkili savcı' eline geçince, onun kullandığı yetkiler, genel mahkeme savcılarına göre çok daha geniş... Adı üstünde ‘özel yetkili'... Her türlü aramada, taramada, gözaltına almada, elindeki bulguları yorumlamada kullandığı imkânlar, hem yasal olarak, hem fiilen çok daha fazla... 
Karşısındaki şüphelilerin ve sanıkların ise, kendilerini savunma imkânları normal şüphelilere, sanıklara göre çok daha az. Üstelik azami tutukluluk süreleri, normal durumdaki sanıkların iki misli... 
Davanın mahkeme aşamasında da durum ‘özel' şartlar altında geçecek. Ve İzmir Belediyesi'nin 30'u tutuklu 130 sanığı, kimbilir, kaç aydaki kaç duruşma boyunca sanık sandalyesinde oturmaya devam edecek? 
İddianamenin içeriğine ve sanıkların sorgularına, savunmalarına gelince... Bunun, sadece hukukçular tarafından değil, herkes tarafından dikkatle izlenmesinde fayda var. Ve tüm Türkiye medyası tarafından da... 
Çünkü bir büyükşehir belediye başkanı ile yöneticilerinin, böyle bir ‘130 kişilik' suç örgütü olmakla suçlanması ve bir ‘özel yetkili mahkeme' önüne çıkarılması, ülkemizde ilk defa görülüyor. 
(Konuya yeniden değineceğiz.)

Radikal

 

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…