Bir insan, bir devrimci: Hüseyin Aydın

22 Mart 2013
Bir insan, bir devrimci: Hüseyin Aydın

Böyle insanları anmak, hatırlamak sadece onun yakınları, dostları ve mücadele arkadaşlarının bir özlem ifadesi değildir. İnsanın insana yabancılaşmasının katmerleştiği, görünüşte aynı idealleri paylaşanların bile nicesinin özgeci (diğerkam) duyguları, insani değerleri körelen, nihayet "yükselen değerlerin" çekim alanına kapılan, Tanrısı para olan bir dünyada görevdir de.

Hüseyin, sadece devrimcilerin, sosyalistlerin geçmişinde yer alan bir figür değil. Anaolu insanının olumlu özelliklerini idealleriyle harmanlayarak kişiliğinde bütünleştiren, dolayısıyla, yalnızca mücadelesi ile değil, yaşam tarzı ile de örnek bir insandı..

Böyle insanları anmak, hatırlamak sadece onun yakınları, dostları ve mücadele arkadaşlarının bir özlem ifadesi değildir. İnsanın insana yabancılaşmasının katmerleştiği, görünüşte aynı idealleri paylaşan insanların bile nicesinin özgeci (diğerkam) duyguları, insani değerleri körelen, nihayet "yükselen değerlerin" çekim alanına kapılan, Tanrısı para olan bir dünyada görevdir de.

1955 yılında Dersim'in Hozat ilçesinde dogan Hüseyin Aydın, 70'li yılların ortasından itibaren devrimci mücadele içerisinde yer aldı. Faşizme karşı mücadeleye demokratik lise mücadelesi yürüten Dev-lis saflarında katıldı. Militan tutumu ve yoldaşça ilişkileri ile herkesin sevgisini ve güvenini kazandı. Daha sonra Kurtuluş grubu içinde faaliyet yürüttü. İstanbul'da özellikle Kadiköy-Göztepe'de anti-faşist mücadelenin ön saflarında oldu.Göztepe'de halk ve arkadaşları tarafından "Zaza" yada "Panzer" adları ile çagrılırdı. İlk tutuklanışıbu dönemde oldu ve bir süre cezaevinde yattı.

Ulusal sorun (Kürt sorunu) ve başka düşünce farklılıkları nedeniyle 1978'de Kurtuluş'tan ayrıldı. Dönemin Kürt sosyalist örgütlerinden Tekoşin'in kuruluşunda üst düzeyde sorumluluk üstlendi. 12 Eylül darbesinden hemen sonra yeniden İstanbul'da tutuklandı. Üç ay boyunca, 1. Şübe (Gayrettepe) ve Samandıra Askeri kışlasında ağır işkenceli sorgulamalardan geçti. Fakat işkenceciler onun agzından tek bir kelime bile alamadılar. Askeri mahkeme tarafından idam cezasına çarptırıldı. Cezaevi koşullarında kansere yakalandı. Ancak 7 ay boyunca tedavi görmesi engellendi. Uzun süre Selimiye kışlasındaki hücrelerde tutuldu. Burada bulunduğu süre içinde Gayrettepe işkence merkezinden Selimiye kışlasına gelen devrimcilere moral vermekten geri durmadı. Yaptırımlara karşı direniş ruhu kazandırmayı görev bildi.*

O şartlarda bile neşe saçan bir insandı. O dönem oradan geçenler, onun hücrelere yankılanan kahakahalarını unutmazlar. Bu nedenle nakledildildiği Sağmalcılar Askeri Cezaevi'ndeki devrimci tutsakların eylemi sonucunda hastaneye kaldırıldı. Ancak artık çok geçti. Hüseyin'in ölecegi kesinleşince serbest bırakıldı. Tahliyesinden üç ay sonra, 1985 yılının 21 Mart'ında, bir Newroz günü sonsuzluğa intikal etti.

12 Eylül Faşizminin sicili sayılarla anlatıldığında şu kadar insan asıldı, şu kadarı işkencede öldürüldü, nicesi çatışmada ölü olarak ele geçirildi diye kayıtlar düşülür. Ama faşist darbecilerin cezaevlerinde kaç devrimci tutsağı bilerek ölüme sürüklediğinin bir kaydı yoktur. Hüseyin işte bu kaydı tutulmayan, yokedilen onlarca devrimciden biri.

Diger devrimciler gibi, o da; sömürünün, insanın insana kulluğunun, yoksullugun ve zulmün dünya üzerinden kaldırılabileceğine; insanların-halkların eşit ve özgür olduğu barış içinde bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyordu. Faşizmin işkenceleri ve ölüm mangaları bile onu bu inancından vazgeçiremedi.

Hüseyin Aydın mücadeleye coşkulu inancı, insan ilişkilerindeki sevecenliği, kararlılığı ile herkesin sevgisini, hayranlığını kazanan güzel bir insan-inançlı bir sosyalistti. Geçmişimizin unutulmaz simaları arasında yer almayı hakediyor, Newroz ateşinin kıvılcımlarından biri olarak. (Mehmet Özgen)

 *1982'nin Temmuz başında ben de Gayrettepe'den Selimiye'ye getirlmiştim.. Hüseyin'i son kez orda gördüm.. İki-üç kez konuşma fırastımız oldu.. Havalandırmaya çıkarken, bizim koğuşun önünden geçişlerinde.. Hüseyin bu görüşmelerle de yetinmemişti.. Bana mektuplar yazdı.. Mektuplarda bir idam hükümlüsünün duyarlılığı, dostluk ve yoldaşlık bilinci, 'düşmana inat bir gün daha fazla yaşamak' dusturuyla yaşama bağlılılığı, devrim davasına sarsılmaz inancı vardı.. Ve tabi hepsinin ardında elveda deyişi.. Ne yazık ki bu mektuplar, Metris tutukevindeki operasyonlarda 'zula'larımdan alındı..

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…