Kaz Dağları’nda Ve Diğer Yerlerdeki Tüm Arama İzinleri İptal Edilsin

Çetin Ali Nergis

18 Ağustos 2019
Kaz Dağları’nda Ve Diğer Yerlerdeki Tüm Arama İzinleri İptal Edilsin

Kanadalı maden firmasının Kaz Dağları’nın Kirazlı mevkiinde siyanürle altın arama faaliyetlerine başlarken 200 bine yakın ağaç kesmiş olmasının ortaya çıkması, ekosistem kavramını ve ekolojik mücadelenin önemini bize yeniden hatırlattı. Ağaç kıyımı ve siyanürün bölgede yol açacağı tahribata karşı tepkiler giderek artıyor.

Siyanürle altın arama denince, uluslararası maden tekeli Eurogold firmasına karşı Bergama köylülerinin 1990’ların başında başlattığı ve yaratıcı eylemlerle hafızalarda yer eden direnişi akla geliyor. Bölgede binlerce zeytin ve çam ağacının kesilmesi ile başlayan eylemler, sivil itaatsizlik, işgal gibi biçimler de alarak Bergama sınırlarını da aşmıştı. Hukuki kazanımlar elde edilmesine rağmen madenin kalıcı olarak kapatılması sağlanamadı ancak bu süreçte Eurogold firması defalarca el değiştirdi.

Kuşkusuz Bergama direnişinin deneyimleri, diğer birçok yerde sürdürülen direnişler gibi Kaz Dağları’nda başlamış olan direnişe de ilham kaynağı olacak. Yöre halkının kendi yaşamlarına ve yaşam alanlarına kararlı ve ısrarlı biçimde sahip çıkmaları, ülke genelinde de destek buluyor. Tatil ve yaz aylarının da etkisiyle çok sayıda duyarlı insan arama bölgesi ve yakınlarında kamplar kuruyor.

Kazdağları’nda maden eylemi

Tüm bu çabalar anlamlı ve önemli ancak çok geniş alanda ekosistem uzun yıllar boyunca geri dönüşü olmayacak biçimde tahrip edilmiş durumda. Bu aşamadan sonra artık altının siyanürle çıkarılması halinde hangi sonuçlara yol açacağına dikkat çekilerek bu felakete engel olmaya çalışılıyor. ( https://www.politez.com/detail/politez-/9757/bes-soruda-kaz-daglarinda-siyanur-kullanimi#.XVfRpugzbIU )

Yapılan açıklamalara göre sadece Kaz Dağları’nda binlerce hektarlık alanda maden arama izinleri verilmiş ve bunların bir kısmı Kirazlı’da gördüğümüz gibi şantiye haline gelmiş durumda. Yani Kirazlı mevkiindeki işletmeyi bugün durdurduğumuzda sorun bitmiş olmayacak. Başka noktalardan da ekosisteme ve doğrudan sağlığımıza yönelik saldırılar devam ediyor ve edecek. Ancak burada sağlanacak başarı yarın Munzur’da ve başka yerlerde yapılacak direnişler için yol gösterici olabilir.

En önemlisi, bu süreçte, ekosistemin niçin bugün onarılamaz riskler taşımakta olduğunu, bunların nedenlerini tartışabilir, bugünlere nasıl ve kimler eliyle getirildiğimizi öğrenebilir ve çıkış yollarını arayabiliriz.

Bu noktada bazı saptamaları yapmak konunun tartışılması açısından yararlı olabilir;

  1. İnsanlığın ve doğanın geleceğini önemsemeyen, kâra dayalı sermaye düzeninin ekosisteme yönelik tehditleri, dünya üzerinde yaşamın sonunu getirebilir. Bu anlamda ekolojik mücadele, bir sistem sorunu olarak ele alınmak zorunda.

(İklim değişikliğinin sonuçları için; https://www.politez.com/detail/politez-/9755/iklim-degisikligi-raporu-kuresel-isinma-gida-zincirini-tehlikeye-sokabilir#.XVfST-gzbIU )

  1. Kapitalizm, sürekliliğini sadece klasik anlamdaki artı-değer sömürüsü ile değil, kentlerde ve doğada giderek artan, hukuk dışı, el koyma ve talan yoluyla sağlıyor. Bu konuda dikkate değer bir sunuş olarak, geçtiğimiz yıl İstanbul Mimarlar Odası’nın düzenlediği “Kriz koşullarında Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Demokrasi” başlıklı sempozyumda söz alan Prof. H. Tarık Şengül’ün söz konusu lnkin 45-1,09 dakikaları arasındaki konuşması gösterilebilir. ( https://www.youtube.com/watch?v=vm3lKNX_Ar4 ) 
  1. Bu gelişmeleri, neo-liberal politikaları da içine alan, tarihsel bir sürecin bir aşaması olarak ele almak ve günümüzde tüm dünyada örnekleri görülen ve ülkemizde de tek adam diktatörlüğü şeklinde vücut bulan baskıcı rejimleri bu politikaların bir zorunlu biçimi olarak görmek gerekiyor.
  1. Kaz Dağlarında ve daha birçok yerde devam eden direnişlerin başarıya ulaşması, ülkemizde ve dünyada bu gelişmeleri topyekûn ele alan ve diğer tüm alanlardaki direnişlerle birleştiren bir mücadele anlayışı ile başarıya ulaşabilir.

Kısa başlıklar halinde sıraladığımız bu konuları ayrıca tartışmak üzere şimdilik bir kenara bırakıp, Kirazlı özelinden bir başka genel başlığa geçelim.

Yeraltı ve yer üstü zenginliklerinin tamamı doğadaki tüm canlılara aittir ama insan soyu, tüm canlıların “en akıllı”sı olarak dünyanın, üzerindeki tüm canlı cansız varlıklarla birlikte kendine bahşedilmiş olduğunu düşünür. Bazı dini inanışlar da insanın dünya üzerindeki varlığını böyle tanımlayarak bu düşünceyi destekler. Ne var ki, zaman içinde sınıflı toplumların ortaya çıkması ile birlikte bu insan topluluğunun içinden çıkan bir grup egemen, bazı şeylerin sadece bazı insanlara ait olduğunu iddia etmeye başlamışlardır. Hatta köleci toplumda, bu bir grup azınlık, diğer tüm insanların da kendilerine ait olduğunu ilan etmişlerdir. İnsanlığın özgürleşme pratiklerinin önemli aşamalarından biri olan burjuva toplumuna geçişte, tüm insanların eşitliği, özgürlüğü gibi kavramların yanı sıra, yurttaşlık kavramı da öne çıkar ki, bu kavram beraberinde yurt sınırları, bu yurdun savunulması, zenginliklerinin korunması gibi yeni bir takım değerleri de ortaya çıkartır. Bu düzende din hala tüm zenginliklerin insanlığa bahşedilmiş olduğunu ve bunun için şükredilmesi gerektiğini vaaz ededursun, burjuvazi, bundan böyle her türlü zenginliğin sadece parası olanlara ait olduğunu acı bir biçimde insanlara yaşam pratiği içinde çoktan öğretmeye başlamıştır bile.

Bu uzun insanlık serüvenini bir paragrafa sığdırmak mümkün olmasa da şimdi şu soruyu sormamız gerekmez mi?

Bu yurt için ter ve kan döken yurttaşların bu ülkenin yer üstü ve yer altı kaynakları üzerindeki hakları nelerdir? Yoksa bizlere düşen sadece ödevler midir? Tıpkı parası olmayanların askere gitme zorunluluğu, yediği içtiği her şeyden vergi ödemesi gibi bize düşen bunlar mıdır? Vatandaşın, bahçesinde yerin altından çıkardığı suyun başına sayaç bağlayan devlet, yer altı sularına kamu malı diyerek sahip çıkarken, yer altından çıkan madende kamu hakkı yok mudur?

Bize ait olanları kim ne hakla kime nasıl satabiliyor? Üstelik geleceğimizi yok etme, sağlığımızı tehlikeye atma pahasına.

Bu nedenle, sadece ağaçlar kesilmesin, altın siyanürle aranmasın gibi haklı talepleri değil, meselenin esasına dönük talepleri dile getirmeliyiz. Elbette dünya üzerindeki tüm kaynaklar tüm canlılara aittir ve bu bilinçle kullanılmalıdır. Ancak bu aşamada talebimiz, Halkın olan halka geri verilsin, olmalıdır.

Ekosistemin korunması ve yer altı ve yer üstü kaynaklarının korunarak sağlığa zararlı biçimde işletilmesinin önüne geçmenin yolu, bu kaynakların kamuya devredilmesi ve halkın yararına, halkın ve ilgili meslek oda ve kuruluşlarının denetimine açık biçimde yerel yönetimler eliyle işletilmesi olabilir.

Çanakkale'deki kirazlı altın madeni sahası, kent merkezine 25 km mesafede.

Siyanürle altın aranan maden sahası çanakkale şehir merkezine su sağlayan, binlerce insanın yegane su kaynağı olan atikhisar barajı'nın su havzasında.

Bu görselde kirazlı altın madeni ve onun gerisindeki diğer maden sahaları görülmekte.

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. AKP Yönetiminde; Sosyal Devletten, Köleci Devlete
    Havalimanı inşaat işçileri, en doğal, yaşamsal hakları için “köle değiliz” diyerek isyan ettiler. Ne var ki, iktidarda devleti ortaçağın sultanlığı haline getirmek isteyen, milleti tebaası, çalışanları da köle gören bir…
  2. Şimdi, yeniden 'Bu Daha Başlangıç..' demenin zamanıdır.
    Önümüzdeki günler, gerçek bir demokrasiden yana olanlarla eski ya da yeni biçimiyle diktatörlüğün devamından yana olanlar arasındaki mücadeleye sahne olacak. Seçime artık saatler kaldı. Türkiye yeni gelişmelere gebe. Seçimlerin sonuçları…
  3. Umut içimizde saklı
    Umut içimizde saklı
    2 Ocak 2018
    Umutsuz yaşamak mümkün mü ? En zor anlarda bile insanın direncini diri tutan, onu ayağa kaldıran, daha iyiye daha güzele olana ulaşma arzusu ve umudu değil mi?   Politeze yazı yazmayalı…
  4.  Hayır'ı Örgütlemek
    RTE nin başkanlığının reddi ya da kabulü sonrasında demokrasi güçlerinin programı nedir? Türkiye’yi içine düştüğü bu kaostan ve yıkıcı iç savaş tehdidinden nasıl çıkaracağız? Mevcut rejimin yerine dinci faşist bir diktatörlüğün kurulmasına…
  5. Şimdi Karar Verme Zamanı!
    Şimdi Karar Verme Zamanı!
    15 Aralık 2016
    Hakkında hırsızlık iddiası olan, savaş kışkırtıcılığından dolayı uluslararası mahkemelerde yargılanması istenen, halkı birbirine kırdırabilecek şekilde nefret dili kullanan ve sıklıkla yalan söylediği belgelenmiş birini bu halkın oylarıyla “başkan” seçtirecekler!  Ne…
  6. Gülay'ın ardından..
    Gülay'ın ardından..
    27 Kasım 2015
    Yazmak istediği kitaplardan birincisi, ODTÜ’lü yıllardan başlayarak, THKO ’nun kuruluşu ve Denizlerin idamına uzanan yıllardı. 1968’leri birçok kişinin yazdığını, ancak bir kadın olarak kendisinin de ayrıca aktarmak isteğinde olduğu deneyim…
  7. Haziran Seçimleri; Türkiye Solu'nun imtihanı
    Seçimler yaklaşırken Türkiye solunda ve özellikle BHH içinde sürdürülen tartışma, solun seçimlere etkisinin yanı sıra, kendi geleceği açısından da önem taşıyor. Seçim sandığında kurulacak bir ittifak, Tayyib'in değil, halkın Yeni Türkiye'sini…
  8. Bu Feryadı Duydunuz mu: 'Babamı Öldürdüler!'
    Türkiye, sorulacak hesapların fazlasıyla biriktiği bir ülke olmadı mı hala? --Devlet gözetiminde, işçiler, kadınlar ve cezaevlerinde tutuklu ve hükümlüler ölüyor.   Cezaevinden yine cinayet gibi bir ölüm haberi geldi. Bu kez…
  9. Türkiye Bölünür mü?
    Türkiye Bölünür mü?
    13 Aralık 2014
    Kürdün Kürt, Türk'ün de Türk olarak, her milletten emekçi halkın kendi kimliğini gururla taşıdığı, inançlarını özgürce yaşayabildiği, ortak vatanın nimetlerini hakça paylaşan yurttaşları olmak için mücadele ettiği bir ülkede bölünme,…
  10. Soner Yalçın neye hizmet ettiğinin farkında mı?
    7 Ekim günü Kobani'de IŞID Çetelerine karşı savaşırken yaşamını yitiren Suphi Nejat Ağırnaslı için Oda TV 'de Soner Yalçın'ın “Kobani'de Ölen Suphi Nejat'ı Kim Cepheye Sürdü” başlıklı yazısı yayınlandı. Yazının…

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…