12 Eylül faşist darbesi ile neler oldu, darbe kime hizmet etti?

12 Eylül 2019
12 Eylül faşist darbesi ile neler oldu, darbe kime hizmet etti?

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesi olan 12 Eylül Askeri Darbesi'nin üzerinden 39 yıl geçti. Türkiye’yi tamamen değiştiren müdahale sonrasında 650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, 50 kişi idam edildi, 171 kişinin ‘işkenceden öldüğü’ belgelendi. Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı. 30 bin kişi siyasal sığınmacı olarak yurt dışına kaçmak zorunda kaldı. 388 bin kişiye pasaport verilmedi. Yargılanan gazeteciler toplam 3 bin 315 yıl 6 ay hapse mahkûm oldu. 300 gazeteci saldırıya uğrarken, 3 gazeteci silahla öldürüldü. 12 Eylül 1980-6 Kasım 1983 arasında gözaltında veya cezaevinde ölenlerin sayısı 183, açlık grevinde ölenlerin sayısı 5 olarak kayıtlara yansıdı.

Hazırlık dönemi: provokasyonlar, katliamlar

12 Eylül 1980’deki darbe, birçok kişi tarafından kabul edildiği gibi bir hazırlık döneminin ardından gerçekleşti. Özellikle 1977’de Taksim’de yüzbinlerce emekçinin katıldığı coşkulu 1 Mayıs kutlamasına The Marmara Oteli’nden sıkılan kurşunlar, 1978 yılının Aralık ayında Kahramanmaraş’ta solculara ve Alevi yurttaşlara dönük olarak devlet-MHP işbirliği ile gerçekleştirilen katliam ve 1980 yılında Çorum’da yine solcu ve Alevi yurttaşlara dönük olarak ve yine devlet-MHP işbirliği ile gerçekleştirilen katliam darbeye ortam yaratmak amacıyla düzenlenmişti. Kahramanmaraş ve Ço­rum’da gerçekleştirilen katliamlar günlerce sürmüş ancak devlet olaylara ısrarla müdahale etmemişti. Maraş katliamı sonrasında verilen sıkıyönetim kararı, katliamın amacına ulaştığının bir kanıtıydı.

Darbenin ekonomik programı da darbeden önce hazırlanmış ve bir ölçüde uygulanmaya başlanmıştı. Ekonomik krizle geçen dönem ihracata ve ucuz işçiliğe dayalı program, patronların temel taleplerinden olmuş ancak solun ve emekçilerin direnci nedeniyle programın uygulanmasında ciddi sıkıntılar yaşanmıştı. 24 Ocak’ta Süleyman Demirel’in başbakanlığındaki Milliyetçi Cephe hükümeti döneminde kabul edilen ve DPT müsteşarı Turgut Özal tarafından hazırlanan 24 Ocak kararları da darbenin ekonomik programı olarak 12 Eylül sonrasında, yani solun ve işçi sınıfının direncinin kırılmasının ardından tam anlamıyla uygulanabilmişti.

22 Temmuz 1980 yılında DİSK Başkanı Kemal Türkler’in öldürülmesi, diğer yüzlerce cinayetle birlikte darbe öncesinin mantığına bir örnekti. Darbenin dış bağlantıları ise yine hazırlık dönemi konusunda net fikir verecektir. Afganistan ve İran’da sorun yaşayan ABD ve NATO’nun Türkiye’yi de kaybetmekten korktuğu ve darbeye her türlü desteği verdiği biliniyor. Dönemin ABD Başkanı Carter’a, Ankara’daki Amerikan diplomatik kaynaklarından geçilen “Bizim çocuklar başardı” cümlesi, Kenan Evren ve arkadaşlarından böyle bir darbenin dört gözle beklendiğinin bir kanıtı niteliğindeydi.



  • TRT Radyosunda, 12 Eylül sabahı İstiklal Marşı'nın ardından çalınan Harbiye Marşı ve dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren imzalı Milli Güvenlik Konseyi "bir numaralı" bildirisinin okunmasıyla demokrasiye darbe resmen ilan edildi. 

    12 Eylül karanlığına giden sürecin hazırlıkları Haziran 1980'den itibaren Genelkurmay Başkanlığı Karargahı'nda yapılmaya başlandı. Kod adı "Bayrak Harekatı" olarak belirlenen darbe planının uygulanması için ordu komutanlarına 11 Temmuz saat 04.00'te harekete geçilmesi emri verildi.

    2 Temmuz'da Süleyman Demirel'in Başbakanlığındaki hükümetin güvenoyu almasıyla darbeciler bu planı erteledi. Tarihler 12 Eylül'ü gösterdiğinde söz konusu plan, aynı isimle sabaha karşı uygulandı ve darbeciler ülke yönetimine el koydu. Emir-komuta zinciri içinde gerçekleştirilen bu darbe, 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü kez açık müdahalesi olarak tarihteki yerini aldı.

    Meclis lağvedildi, anayasa kaldırıldı

    Meclis lağvedildi, anayasa kaldırıldı

    Darbeciler Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun'dan oluşan Milli Güvenlik Konseyi, bütün yetkileri ele aldı. Anayasayı uygulamadan kaldıran darbeciler, ardından TBMM'yi lağvederek antidemokratik faaliyetlerine devam etti. Ülke genelinde sıkıyönetim ilan edildikten sonra sivil toplum kuruluşlarını hedef alan darbeciler, Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışındaki derneklerin faaliyetlerini durdurdu. Siyasi partilerin kapısına kilit vuran darbeciler, Süleyman Demirel ile Bülent Ecevit'i Hamzakoy'a, Necmettin Erbakan ile Alparslan Türkeş'i ise Uzunada'ya sürgüne göndererek, siyasi yasaklar getirdi.

    Darbeci Kenan Evren: ''Asmayalım da besleyelim mi? / Elim bile titremedi"

    'Asmayalım da besleyelim mi?

    Ülkeye karanlık günler yaşatan darbeciler, acısı yıllarca hafızalardan silinmeyecek idam kararlarının da mimarı oldu. Darbeden sonra ilk idamlar, 9 Ekim 1980 tarihinde gerçekleşti. Sol görüşlü Necdet Adalı, ardından ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu idam edildi. Darbe öncesinde bir askeri inzibat erini öldürdüğü gerekçesiyle hüküm giyen 17 yaşındaki Erdal Eren, 19 Mart 1980'de idama mahkum edildi. Darbeci Kenan Evren'in 17 yaşında astırdığı Erdal Eren için söylediği "Asmayalım da besleyelim mi?" sözü ise hafızalardaki yerini koruyor. Eren'in idam kararı, Yargıtay tarafından iki kez iptal edilmesine rağmen, Milli Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan kararla ve yaşı büyütülerek 13 Aralık 1980'de Ankara Ulucanlar Cezaevi'nde infaz edildi.

    Faşist darb lideri Genelkurmay ve Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Kenan Evren, katıldığı bir televizyon programında, imzaladığı idam kararlarına ilişkin olarak " İdamları imzalarken elim bile titremedi" ifadelerini kullanmıştı.

    Kanlı uygulamaların yanı sıra demokrasinin askıya alındığı süreçte 650 bin kişi gözaltına alındı, açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 binden fazla kişi için de idam cezası istendi. 517 kişinin "ölüm cezasına" çarptırıldığı süreçte, 50 kişi idam edildi. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından 14 bin kişinin çıkarıldığı bu dönemde, yaklaşık 100 bin kişi "örgüt üyesi olma" suçundan yargılandı, 30 bin kişi ise "sakıncalı" olduğu iddiasıyla işlerinden edildi. Kültür ve sanat hayatının da hedef alındığı bu dönemde, yaklaşık bin film yine sakıncalı bulunduğu için yasaklandı, 4 bine yakın öğretmen ve yüzlerce üniversite görevlisinin işine son verildi. Onlarca gazeteci için de binlerce yıla varan hapis cezaları istendi. İnsanlık onurunu hiçe sayan uygulamaların mimarları sözde Milli Güvenlik Konseyi üyesi darbeci generallerin belirlediği Danışma Meclisinin hazırladığı anayasa, 1982'de "güdümlü" referandumla yüzde 92'lik "evet" oyu aldı. Darbenin baş aktörü Evren ve diğer darbecilerin ömür boyu yargılanmasını engelleyen "geçici 15'inci madde" de darbe anayasasına dahil edilmişti.

    Darbenin sorumluları ilk kez hakim karşısında

    "Milli Güvenlik Konseyi üyelerinin yargılanamayacağı"na dair anayasanın geçici 15'inci maddesi, 12 Eylül 2010'daki referandumun ardından kaldırıldı. Ardından Türkiye'nin dört bir tarafından, darbenin sorumluları ile bu kişilerin emir ve talimatlarını uygulayanlar hakkındaki suç duyuruları yapıldı. O dönem hayatta olan Evren ile eski Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldı. Evren ve Şahinkaya hakkında hazırlanan iddianamenin Ankara 12'nci Ağır Ceza Mahkemesince 10 Ocak 2012'de kabul edilmesiyle Türkiye tarihinde ilk kez bir darbenin sorumluları yargı önüne çıkarıldı.

    İki darbeci, ''Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın tamamını veya bir kısmını değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya ve anayasa ile teşekkül etmiş olan Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasına engel olmaya cebren teşebbüs etmek'' ile suçlandı. Sağlık gerekçesiyle duruşmalara katılmayan Evren ve Şahinkaya, telekonferans aracılığıyla yaptıkları savunmalarında suçlamaları kabul etmedi, kurucu iktidar olduklarını, mevcut mahkemelerin kendilerini yargılayamayacağını öne sürdü. Devam eden dava, Ankara 12'nci Ağır Ceza Mahkemesi yasayla kapatılınca dosya Ankara 10'uncu Ağır Ceza Mahkemesine devredildi.

    Mahkeme, 18 Haziran 2014'te Evren ve Şahinkaya'yı, 1979'da verdikleri muhtırayla "anayasa ve TBMM'yi ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs", 1980'de de cebren "anayasayı tağyir, tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül eden TBMM'yi ıskat ve cebren men" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme, takdiri indirimle cezayı müebbet hapse çevirdi. Evren ve Şahinkaya hakkında, Askeri Ceza Kanunu'nun "askeri rütbelerin sökülmesi"ne ilişkin 30'uncu maddesinin de uygulanmasına karar verildi. Hükmün ardından sanık avukatları, kararı temyiz etti. Dosya Yargıtay'dayken Evren, 10 Mayıs 2015'te 98 yaşında, Şahinkaya ise 9 Temmuz 2015'te 90 yaşında öldü. Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesi, temyiz incelemesinde, sanıkların ölümleri nedeniyle davanın düşürülmesine karar verdi.

    Yargıtayın ikinci bozma kararı

    Dosyayı yeniden görüşen yerel mahkeme, karara uyarak düşme kararı verdi ve dosya tekrar Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesine geldi. Daire, yerel mahkemenin kararını bu kez de usul yönünden bozdu. Bozma kararında, yerel mahkemenin gerekçesinde lehe olan kanunun 765 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) hükümleri olduğu belirtilmesine karşın, hüküm fıkrasında 5237 sayılı TCK ve Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca karar verilmesi suretiyle gerekçe ile hüküm arasında karışıklığa neden olunmasının kanuna aykırı olduğu belirtildi. Ceza dairesinin bozma kararına uyan mahkeme, Evren ve Şahinkaya hakkındaki kamu davasının ölüm nedeniyle "ortadan kaldırılmasına" karar verdi.

    Dosyayı yeniden görüşen yerel mahkeme, karara uyarak düşme kararı verdi ve dosya tekrar Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesine geldi. Daire, yerel mahkemenin kararını bu kez de usul yönünden bozdu. Bozma kararında, yerel mahkemenin gerekçesinde lehe olan kanunun 765 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) hükümleri olduğu belirtilmesine karşın, hüküm fıkrasında 5237 sayılı TCK ve Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca karar verilmesi suretiyle gerekçe ile hüküm arasında karışıklığa neden olunmasının kanuna aykırı olduğu belirtildi. Ceza dairesinin bozma kararına uyan mahkeme, Evren ve Şahinkaya hakkındaki kamu davasının ölüm nedeniyle "ortadan kaldırılmasına" karar verdi.

    **

    12 Eylül'de darbe kime karşı, kimden yana?

    12 Eylül darbesi kuşkusuz 'piskopat askerler tarafından sivillere karşı' yapılmadı, 'sağ-sol kavgasına son verelim' diye de yapılmadı. Darbenin siyasi-ekonomik-ideolojik bir programı vardı. Bu programın uygulanması için solun gücünün ciddi bir biçimde geriletilmesi gerekiyordu. 

    Sol örgütlere ve sendikalara sınırsız operasyonlar, gözaltılar, işkenceler, hapis cezaları ve idamlar ülkededen solun temizlenmesi için yapılmıştı. 

    12 Eylül öncesinde 45 milyonluk Türkiye'de 4 milyonun üzerinde sendikalı işçi varken bugün bu sayının 900 bin civarında olması, darbenin bu konuda bir ölçüde başarılı olduğunun kanıtı.

    Yine darbenin ardından kurulan YÖK, üniversitelerden solcu akademisyenlerin ve öğrencilerin kazınması amacı taşıyordu. 

    Darbe ile beraber sendika konfederasyonlarının tamamı kapatıldı ancak sonrasında gerçekleşenler yine darbenin mantığı hakkında fikir veriyor. 

    Sağcı sendika Hak-İş kapatılmasından birkaç ay sonra 1981 yılında açılırken, yine devlet sendikası olarak bilinen Türk-İş, 1982 yılında Genel Kurul toplayacak duruma gelirken DİSK yöneticileri ise idamla yargılanıyordu. DİSK üyesi Deri-İş Sendikası Genel Başkanı Kenan Budak, 25 Temmuz'da polis tarafından kurulan bir pusuyla sokak ortasında öldürüldü.

    Darbenin anayasası, din derslerinin zorunlu hale getirmesi, seçimlerde yüzde-10 barajı, Siyasal İsalamın yükslmesinin ve siyasi iktidarı ele geçirmesinin yolunu açtı..

    Darbe sermaye egemenlğinin gerekirse siyasla islamla devam ettirilmesine hizmet etti. Bugünkü siyasal rejimin köşe taşları !2 Eylül hukuku ve uygulamaları ile döşendi..

    12 Eylül’ün ideolojisi: Türk-İslam sentezi 

    12 Eylül Darbesinin en önemli ürünü “Türk İslam Sentezi” oldu. Darbe sonrası siyasetten kültüre, eğitimden idari yapıya kadar tüm alanlar, bu ideoloji ekseninde biçimlendirildi. 12 Eylül Darbesinin baş aktörü Kenan Evren gerek Milli Güvenlik Konseyi Başkanı sıfatıyla, gerekse cumhurbaşkanı sıfatıyla yaptığı miting konuşmalarında sık sık dini motifler kullandı. Meydanlarda Kuran’dan ayetler okuyan Evren, imam hatip liselerinin yaygınlaşması, din dersinin zorunlu hale getirilmesi gibi uygulamalarıyla muhafazakarlığın gelişmesinin yolunu açan isim oldu. Gülen Cemaati, darbeyi en hararetle destekledi. Gülen’in bu desteği kısa zamanda karşılığını görmüş ve Gülen Cemaati darbe sonrası hızla büyüdü.

    Evren, darbe sonrasındaki pek çok konuşmasında dine ve Kuran’a referans verip, “İslami değerler” ile “milli değerlerin” birliğinin altını çizmişti. 19 Ekim 1981 tarihinde okullarda din dersi zorunlu hale getirildi. İmam Hatip liselerinin ve öğrencilerinin sayısı arttırıldı. 1983 tarihinde imam hatip lisesi çıkışlılara, üniversitelerin ilahıyat her bölümüne girme hakkı tanındı.

    Türkiye toplumunu atomize eden bireyci liberal politikalarla birleşen Türk-İslam sentezi ideolojisi, cemaatlerin gündelik yaşam içerisinde etkinliğinin artmasına neden oldu.  Cemaatler giderek güçlendi ve tüm alanlarda büyük bir belirleyiciliğe sahip oldular. 12 Eylül Darbesini sevinçle karşıladılar. O dönemde adı yeni duyulmaya başlayan Fethullah Gülen Cemaati, darbeyi ve uygulamalarını açıktan destekledi. Darbenin hemen ardından cemaate ait Sızıntı dergisinin başyazısında “Ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz” sözleri dikkat çekiciydi. Askeri darbenin desteğiyle yükselen cemaatler, Özal döneminde de yükselişlerini devam ettirdiler.

    !2 Eylül darbesinin gelişimi ve sonuçalrına baktığımızda, ABD emperyalizminin Yeşil kuşak porejesinin bir türevi olarak Ilımlı İslam proojesinin başlatılmasıdır. Daha sonra Özal, Refahyol ve AKP iktdarları ile ete-kemiğe bürünmüştüri

    ---------

    Manşet resmi 'marksist tutum'dan alınmıştır

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…