Mağduriyet soslu bir masal: Nafaka

Gamze Şimsek

18 Ekim 2018
Mağduriyet soslu bir masal: Nafaka

Siz bugün nafaka konusunda mağduriyetleri gidermek adına düzenleme yapacağız derseniz. O zaman hangi mağduriyet diye sormamız gerekir. Bu kadınlar neden boşanıyorlar bir kere ona bakmak lazım.

Bir Varmış, bir yokmuş… Evvel zaman içinde kalbur saman içinde pireler berber iken develer tellal iken, çok uzak diyarlarda güzeller güzeli bir genç kız ile şövalyelere taş çıkartacak kadar cesur ve bir o kadar kuvvetli bir genç adam birbirlerine âşık olmuşlar… Aşkları için karşılarına almadıkları kalmamış, türlü türlü mücadeleler sonunda da onlar ermiş tahtına, biz çıkalım…

Kestik… Gel şimdi günümüze bizim yakışıklı gencimiz gözünden bile sakındığı karısının dışarıda çalışmasını hiç istememiş. Sen demiş, evlatlarımızı doğur onları büyüt, ben dışarıda çalışırım. Genç ve güzel kadın mutlu olmuş bundan. Nasıl da koruyor beni kocam, ah benim vefakâr kocam diye, evin içinde kelebek misali oradan oraya uçuşmuş. Diğer taraftan iç sesi fısıldamış kulağına, farkında değil misin, belki bir gün sen de çalışmak istersin... hem dünyanın bin bir türlü hali var. Kendi ayaklarının üzerinde durman gerekirse bir gün... ya da hiçbir neden olmasa dahi… ya sadece çalışmak istersen? Bizimkinin kafası biraz karışmış ama o gene de pır pır kelebek halinde dolanmayı seçmiş.

İnsanlık tarihi çok uzun bir yolculuk ve bu yolculuğun fenerleri de kitaplar. Şimdi her yeri tıklım tıklım kitaplarla dolu bir kütüphaneye girdiğimi imgeleyerek tozlu raflardan gayet bilinçli olarak bir seçim yapıyor ve altını çizerek okuyorum.

“Kadın-erkek arasında, daha önceki toplumsal durumlardan bize miras kalmış bulunan eşitsizlik, hiçbir zaman, kadının iktisadi baskı altında oluşunun nedeni değil, sonucudur. Çocuklarıyla birlikte birçok evli çifti kapsayan eski komünal ev ekonomisinde, kadınlara bırakılan ev yönetimi, tıpkı erkekler tarafından yiyecek sağlanması gibi, toplumsal zorunluluk taşıyan bir kamu işiydi. Ataerkil aile, ve ondan da çok tek-eşli olan bireysel aileyle birlikte, her şey değişti. Ev yönetimi, kamusal niteliğini yitirdi. Bu iş artık toplumu ilgilendirmiyor: bir özel hizmet haline geldi; toplumsal Üretime katılmaktan uzaklaştırılan kadın, bir baş hizmetçi oldu” (Ailenin, Devletin, Özel Mülkiyetin temeli)

İşte şimdilerde 100 günlük eylem planı içerisinde yer alan nafaka konusunun tek kelimeyle özeti, yüzyıllar önce ailenin ve özel mülkiyetin kökeni adlı kitaptan alıntılanan eşitsizlik kelimesinde saklıdır aslına bakılırsa.

Türkiye gibi az gelişmiş ve toplumsal anlamda mahalle baskısının özellikle de kadınlar üzerinde oldukça yoğun hissedildiği ülkelerde kaç tane kadın sırf özgürleşebilmek ve bunun yanı sıra nafaka da alabilmek için boşanmayı göze alabilir?

 Ülkede kadınların hakları sistematik olarak törpülenirken, sırf boşanma oranlarındaki artışın önüne geçebilmek, daha da açıkça kadını toplumsal anlamda kocasına mahkûm kılabilmek adına yapılan çalışmadan başka bir şey değildir bu. Aksi halde; sözde mağduriyetleri önlemek adına 10 Ekim tarihinde yapılan Çalıştay’da program içeriğinde olmamasına rağmen boşanmalarda arabuluculuk kavramı gündeme getirilip fiziksel şiddet dışında sosyal, psikolojik ve ekonomik şiddeti de içerdiği için arabuluculuk kavramını kabul etmeyen İstanbul sözleşmesi gündem edilmezdi.

Kanun maddesi çok açık; Medeni Kanun’un 175’inci maddesinde yer alan “boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın, diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebileceği” yer alıyor. Burada cinsiyetten bahsedilmiyor. Fakat ülkede kadın istihdam oranı %29, bu oran erkekte ise % 65,8. Bu durumun genel bir sonucu olarak da yoksulluk nafakası en çok kadınlara bağlanıyor, ayrıca kadın çalışarak bir gelir elde ederse karşı taraf nafakanın iptali için dava açabiliyor. Kaldı ki, nafaka miktarı, nafakayı verecek kişinin maddi durumuna göre belirlenmekle birlikte ülkede aylık nafaka ortalaması 300-400 tL civarında. Ve bununla birlikte bağlanan nafakaların zamanında ödenmemesi ya da ödenecek nafaka miktarını göz önüne alarak erkeklerin üzerlerine kayıtlı malları başkalarına devretmeleri ya da gelirlerini asgari ücret üzerinden göstermeleri ise ayrıca üzerinde durulması gereken çok önemli bir sorun.

Siz bugün nafaka konusunda mağduriyetleri gidermek adına düzenleme yapacağız derseniz,  o zaman hangi mağduriyet diye sormamız gerekir. Bu kadınlar neden boşanıyorlar bir kere ona bakmak lazım.

2017 TÜİK verilerine göre kadınların boşanmalarında en önemli üç neden; % 42,6 ile evin geçiminin sağlanmaması, % 36  ile dayak kötü muamele, % 23 ile içki olarak belirlenmiştir.

Bu kadınlar aç, kimse bunu sormuyor... bu kadınlar dayak yiyor, işkenceye uğruyor... bu kadınlar katlediliyorlar. 2017 yılı öldürülen kadın sayısı 409, 2018 Eylül sonu itibariyle bu sayı 329. Sene sonunda kim bilir kaç olacak?

İstanbul Aydın Üniversitesi’nde Yargıtay üyelerinin katılımıyla süresiz nafakanın kaldırılması için 2 Ekim tarihinde yapılan sempozyumda öne çıkan iki konudan birisi kusur, diğeri ise süre idi. Yoksulluk nafakasını hak edebilmesi için eşin az kusurlu olması gerekiyor fakat eşit kusurlu olunca da nafaka bağlanabiliyor.

Diğer husus ise nafakanın süresiz olması yani 1 gün evli kalınsa dahi ömür boyu eşe nafaka ödenmesi.

Şimdi bu konuları tek tek inceleyelim. Kusur bulma konusunda mahkemelerimizin performansı konusunda hiç birimizin şüphesi olmadığı bir gerçek, neden derseniz? Yemeğin tuzu azdı, dekoltesi fazlaydı, çocuklara zaman ayırmıyordu vd.

Süre konusuna gelince en büyük dayanakları 1 gün evli kalınsa dahi nafakanın süresiz olarak verilmeye devam edilmesi. İstisnai durumlar elbet olabilir. Fakat evlilik sonundaki mağduriyetleri ortadan kaldırabilmek için öncelikle kadın ve erkeklerin toplumsal anlamda koşullarının eşitlenmesi gerekir. Dünya Ekonomik Forumu 140 ülke üzerinde yaptığı toplumsal cinsiyet araştırmasına göre ülkemizde cinsiyet eşitliği için 2016 yılında 83 yıl geçmesi gerekirken, 2017 yılındaki araştırmaya göre artık 83değil 100 yıl geçmesi gerekecek ve Türkiye cinsiyet eşitsizliği uçurumunda 140 ülke arasında 131’inci sırada. Peki, nasıl olacak?

Bir tarafın mağduriyetini ortadan kaldırmaya çalışırken çok büyük bir kesimi mağdur etmek çözüm müdür? Şayet erkeklerin mağduriyetini önlemekse amaç o halde yıllarca evli kalmış ve evlilik sonucu bir geçim kaynağı olmayan kadınlara sosyal devlet olmanın gerektirdiği şekilde davranmak ve ekonomik geçim sağlayacak şekilde bir düzenleme yapılması gerekmez mi?

Ve En önemlisi kadınların karşı karşıya geldiği sorunlar tüm çıplaklığıyla ortadayken, hepsi bitti ve en önemli konumuz erkeklerin onlara öde(me)dikleri üç kuruşluk nafaka mı?

Avrupa Konseyi bünyesinde hazırlanan, “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye ilişkin Sözleşmesi’nin uygulanmasını denetlemekle sorumlu uzmanlar çalışma grubunun, Türkiye ile ilgili hazırladığı raporuna göre Türkiye’de kadınların % 25’ i 18 yaşına gelmeden evlendiriliyor. Kırsal kesimlerde ise bu oran % 32. Yine bu rapora göre Türk Kadınlarının % 27’si hayatlarında en az bir kez şiddete maruz kalıyorlar.

Şimdi çok basit bir matematik işlemi yapalım. Elde var bir, kadınların eğitim hakları engelleniyor… 6 yaş üzeri nüfus içerisinde 2,5 milyon kişi okuryazar değil ve bunların % 85’ i kadın. Koy üzerine kadınların zorla evlendirilmelerini elde var iki… Üzerine kadın istihdam oranlarındaki eşitsizliği ekle, elde var üç... Sonra çalışmak istediklerinde devlet tarafından yeterli oranda sağlanmayan kreş vd. eksikleri düşün, etti eldeki veri dört… Bir de bunun üzerine evde eşinden fiziksel ve psikolojik anlamda gördüğü şiddeti ekle, üzerine biraz da mahalle baskısı sosu gezdir. Ve bu kadınların en çok da kendilerine yeni bir yaşam kurup hayatlarını kendi başlarına devam ettirmek istediklerinde devlet korumasında dahi katledildiklerini ekle…

Siz toplayabildiniz mi?

 Ben bu matematik hesabında sınıfta kaldım

Anlaşılan o ki;  bu masalın sonunda mutluluk yok arkadaş…

 

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Karma eğitim karmaşası
    Karma eğitim karmaşası
    15 Eylül 2018
    Bazı vatandaşların tercihlerine saygılı olmak adına karma eğitime alternatif olarak Haremlik- Selamlık uygulaması ile eğitimde tercihleri çoğaltıyoruz demenin, kadına şiddeti önlemek adına onları pembe otobüslere tıkmayı bir seçenek olarak sunmaktan…
  2. Adnan hoca basın özgürlüğüne bir darbe daha indirmenin kılıfı oldu
    Hükümet televizyon kanalları üzerinde kurduğu kuşatmayı internet üzerinden yapılacak olan yayınlara da uygulayacak. Halkın muhalif yayınlara ulaşması engellenecek. Bir zamanlar Altın Nesil yetiştirme çabaları vardı, şimdi de Bilal Erdoğan’ın deyimiyle ‘Erdoğan…
  3.  'Eyy' ve 'Ulan', kadına yönelik şiddet ve cinsel istismar
    Kadına yönelik şiddet ve cinsel istismarın artışında “Eyy” ve “Ulan”la başlayan cümlelerin yarattığı iklimin bir ilintisi olabilir mi? Her güne aklımızın sınırlarını zorlayan yeni bir haberle uyanıyoruz. Yürek kaldırmıyor artık. İki…

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…