'Din soslu despotizmle kapitalizmin en vahşi versiyonunu dayatmaya çalışıyorlar'

6 Ağustos 2018
'Din soslu despotizmle kapitalizmin en vahşi versiyonunu dayatmaya çalışıyorlar'

Ortada Meclis diye bir şey yok artık! Olmayan bir şeyi varmış gibi göstermenin de bir alemi yok… Muhalefetin yapabileceği, yapması gereken bir tek şey var: oradan çekilmek…. Aksi halde bundan sonraki olumsuzluklardan sorumlu olacak…

Akademisyen yazar Fikret Başkaya, PolitikYol’ adlı siteye verdiği röportajda 24 Haziran seçimleri sonrasında yürürlüğe giren yeni sistemle ilgili soruları cevapladı.  

Türkiye’deki rejimin hiçbir şekilde rıza üretme yeteneği olmadığını ifade eden Başkaya, bu durumun AKP’nin siyasal İslamcı bir parti olmasıyla alakalı olduğunu söylüyor.

15 ve 20 Temmuz darbeleriyle ortada Meclis diye bir şeyin kalmadığının altını çizen Başkaya, muhalefetin tek yapması gereken şeyin Meclis’ten çekilmek olduğunu vurguluyor.

  • Türkiye’de cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi olarak tanımlanan yeni sistem 24 haziran seçimleri ile yürürlüğe girdi. Sizce bu bir sistem değişikliği mi, rejim değişikliği mi?

“Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” diye bir şey yok. Bu zorlama bir yakıştırma… Gerçeği söylememek için uydurulduğu apaçık ortada… Aslında ya başkanlık sistemi olur ya da parlamentoya dayalı bir hükümet olur. Bizde dayatılmak istenen katıksız bir tek adam rejimi. Başkanlık sistemi tek adam diktatörlüğü demek değil… Kendine göre bir mantığı ve iç tutarlılığı olması gerekir… Şu anda despotik rejimi kurumsallaştırma, kalıcılaştırma çabası içindeler. Sistemin değişmesi söz konusu değil. Sistemin değişebilmesi için, kapitalizmden çıkmak gerekiyor. Despotizmi dayatmak isteyenler, bırakın kapitalizm dışında bir şey yapmayı, kapitalizmin en vahşi versiyonunu dayatmaya çalışıyorlar…

  • Yaşanan değişimin ilk bir ayı geride kaldı. Bu bir aya ilişkin gözlemleriniz nelerdir?

Geride kalan bir aylık pratik, olabildiğince çabuk din soslu bir despotizmi dayatmak için ne kadar aceleci olduklarını gösterdi. Toplumun dinamik kesimlerinin, muhalif kesimlerin daha “ne oluyor?” demesine vakit kalmadan bir oldu-bittiyle, devlet aygıtını dizayn etmek istedikleri rahatlıkla görülüyor. Olağanüstü hali ‘olağanlaştıran’ kanunu hiç beklemeden çıkarmaları, söylemek istediğimi doğruluyor… Baskıdan şiddetten, devlet teröründen medet umdukları açık ama bu yol bir yere çıkmaz… Artık Türkiye’deki rejimin asgari düzeyde bile bir “rıza” üretme yeteneği yok. Sürekli yeni sorunlar üretiyor ama hiç bir sorun çözme yeteneği yok… Bu durum biraz da, AKP’nin Politik İslamcı bir parti olmasıyla ilgili. Zira, Siyasal İslamcıların bir toplum projesi yoktur… Olması da mümkün değildir, çözümü geride arıyorlar… Oysa tarihte geriye dönüş mümkün değildir. Öyle bir şey eşyanın tabiatına aykırıdır… 40 yaşındaki adama 8 yaşındaki çocuğun ceketini giydirebilir misin?

  • TBMM’nin yeni dönemde konumu nasıl olacak? Sizce muhalefet TBMM’yi daha etkin kılmak adına nasıl bir tavır ortaya koymalıdır?

Türkiye’de parlamento hep içi boş bir kabuktu, içi boş midye kabuğuydu… Gerçek durum öyleydi ama egemen ideoloji, daha doğrusu resmi ideoloji, TBMM ile ilgili bir efsane yarattı. Ona “Yüce Meclis” dediler. Aslında “cüce meclis” denmesi gerekirdi… Geride kalan dönemde yurttaş iradesinin esamesi bile okunmadı… İdeolojik-politik bir manipülasyon aracıydı hep… Onun için neden söz ettiğini bilmek önemlidir. AKP’nin 2002’de iktidara taşınmasıyla Meclis tamamen işlevsizleşti. Tek partinin elinde bir yanılsama/aldatma/oyalama işlevi gördü. 15 ve 20 Temmuz ikili darbesiyle de tamamen sıfırlandı. Ortada Meclis diye bir şey yok artık! Olmayan bir şeyi varmış gibi göstermenin de bir alemi yok… Muhalefetin yapabileceği, yapması gereken bir tek şey var: oradan çekilmek…. Aksi halde bundan sonraki olumsuzluklardan sorumlu olacak… Gerçekten muhalefet yapmak, şeylerin seyri üzerinde etkili olmak istiyorlarsa, muhalefeti aşıl yapılması gereken zemine çekmeleri gerekiyor… Dolayısıyla neden söz ettiğini bilmek önemlidir…

  • AKP’nin getirdiği bu yeni sistemin uzun süreli olacağını düşünüyor musunuz? Bu değişim kurumlar arasında bir yetki çatışmasına neden olabilir mi? Potansiyel riskleri nelerdir?

Bu sistemin sorun çözme yeteneği yok ama sorunları azdırma yeteneği büyük… Sistem “yeni değer”, “fazla değer” üretemez durumda. Var olanı, işte, bütçeyi, hazineyi, müşterekleri [herkesin, hepimizin olanı] yağmalayarak, talan ederek, borçlanarak yok alıyor. Borçlanmak “geleceği harcamaktır”… Ve bu yolun sonu yok. Eğer sen “yeni değer”, “fazla değer” yaratamazsan, var olanı yağmalar, talan edersen, bir süre sonra geriye yağmalanacak, talan edilecek bir şey kalmaz… İkincisi, ilânihai borçlanmak, borçla yol almak belirli bir eşik aşıldığında mümkün değildir ve şimdilerde o eşiğe dayanılmış durumda… Borçları bu günkü büyüme oranlarıyla sürdürmek artık mümkün değil. Ekonomi büyümüyor. Rakamlar, istatistikler manipüle edilerek, kitleleri ve kendilerini kandırmaya çalışıyorlar. Rakamlara, istatistiklere istediğiniz yalanı söyletebilirsiniz ama yalanla yol alamazsınız… Bu rotada ilerlenmeyi çalışıldığı sürece, işsizlik, yoksulluk, sefalet derinleşmeye, doğal çevre tahribatı hızlanmaya devam eder… Böylesi bir durum söz konusuyken, ellerinde geriye bir tek koz kalıyor: Baskıyı, şiddeti, devlet terörünü daha da şiddetlendirmek… Ve baskıyla, şiddetle, devlet terörüyle bu iktidarın yerinde kalması mümkün olmaz… Toplum buna izin vermez… Şimdilerde bir ‘umutsuzluk’, ‘kötümserlik’ ruh hali var ama bu uzun sürmez… Zira insanlar uzun süre umutsuz olamazlar. İnsan ve toplum yaşamında ‘umutsuzluk’ istisna, umut kuraldır’ çünkü…

  • Sizce Türkiye’ye nasıl bir sistem gerekmektedir?

Türkiye’nin de, başka toplumların da kapitalizm dahilinde bir geleceği yok!.. Artık sanayi kapitalizmi gününü doldurmuş bulunuyor… Dolayısıyla “kapitalizmin krizinden” değil “nihai krizinden” söz etmek gerekiyor. Kapitalizm hem iç ve hem de dış sınırına dayanmış bulunuyor ki, bu aslında bir “çöküş halidir…” Yalnız bir sorun var ve bir yanlış anlamayı bertaraf etmek gerekiyor. Bir sosyal sistem, bir uygarlık, bir ‘üretim tarzı’ söz konusu olduğunda çöküş bir zamana yayılır, dolayısıyla bir “eğilim” veya “süreç” olarak anlaşılması gerekir… Bu günden tezi yok mevcut duruma nasıl bir alternatif üretebiliriz sorusunu sormak ve gereğini yapmak gerekiyor… Hesap ortada: Eğer biz kapitalizmi vakitlice yıkamaz isek, kapitalizm bizi yok edecek… İrade sahibi insanların (insanlığın), bu sürece müdahale etmesine, şeylerin seyrini değiştirmesine, insanlığın ve uygarlığın geleceğini kurtarmasına bir engel var mı?

 

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…