Asgari ücreti 'işçilere OHAL'le müdahale ettik' diyen RTE belirleyecek!

19 Temmuz 2018
Asgari ücreti 'işçilere OHAL'le müdahale ettik' diyen RTE belirleyecek!

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Devlet Denetleme Kurulu’nun (DDK) ardından Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun Cumhurbaşkanlığı’na bağlanması ile asgari ücretin belirlenme sürecine doğrudan müdahale etme olanağı yaratıldığını ifade etti.

24 Haziran seçimleri sonrasında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı altında fiili başkanlık sistemine geçilmesiyle birlikte yapılan düzenlemelere her geçen gün bir yenisi eklenir oldu. Özellikle çalışma yaşamını doğrudan ilgilendiren düzenlemelere ardı ardına imza atılmaya başlandı. 10 Temmuz’da yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (CBK) ile Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun bağlandığı Cumhurbaşkanı’na, son olarak 15 Temmuz’da yayımlanan 5 sayılı CBK ile Devlet Denetleme Kurulu (DDK) da bağlandı. 

Alınan bu kararlar ile bağımsız yapılar olan sendika ve meslek örgütlerinin yetkileri daraltılmış oldu. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, yapılan bu düzenlemelerle birlikte işçi ve emekçileri önümüzdeki dönemde nelerin beklediğini yorumladı.

‘DEVLETİ SIFIRDAN KURACAĞIZ ANLAYIŞININ ANLAMI…’

24 Haziran seçimleri sonrası yeni bir dönem başladığını ve OHAL ile birlikte götürülen bu dönemin hangi sınıfların yararına veya zararına olduğunu deneyimlediklerini söyleyen Çerkezoğlu, "Devleti sıfırdan kuracağız" anlayışının, bütün yetkilerin Cumhurbaşkanlığı makamına bağlanması anlamına geldiğini belirtti. 

Bütün demokratik mekanizmaların ortadan kaldırıldığı bir süreci yaşadıklarını ve yeni oluşturulan bakanlıklarla devlet yapısının tamamen değiştirildiğine işaret eden Çerkezoğlu, ortaya çıkan tabloya dair, “Tek tek bakanlar var ama Bakanlar Kurulu yok, hükümet iradesi yok. Parlamenter rejimde ülkenin bütününü ilgilendiren konularda hayata geçirilen irade bugün ortadan kaldırılmış durumda. Bakanlıklar tümüyle cumhurbaşkanlığına doğrudan bağlı birer sekreteryaya dönüşmüş durumda. Bakanların dağılımına, yapısına baktığımızda aslında aynı mantığın izlerini görüyoruz. Özel okul sahibinin Milli Eğitim Bakanı olması, özel hastane sahibinin Sağlık Bakanı olması ya da Cumhurbaşkanı yakınlarının en etkili pozisyonlarda konumlandırılması aynı bakış açısının devamı” değerlendirmelerinde bulundu. 

DİSK Başkanı Çerkezoğlu, burada bakanların tek tek kim olduklarından ya da nasıl hareket edeceklerinden çok aslında uygulanacak politikaların kimin yararına, kimin zararına olacağını görmek gerektiğini vurguladı.

‘SERMAYEDEN YANA TAVIR ALINACAK’

Bir “sermaye rejimi” olarak hayata geçirilen OHAL rejiminde, bütün tercihlerin işçilerden, emekçilerden, halktan yana değil, doğrudan sermayeden bu ülkeyi yöneten bir avuç azınlıktan yana kullanıldığını gördüklerini belirten Çerkezoğlu, “Bu yeni süreç de, aynı şekilde bütün tercihlerin eğitimden sağlığa, çalışma yaşamından kadına, halktan yana olmayacağının çok açık göstergeleri. Çalışma hayatı açısından da şu 15 günlük süre içinde yapılan bütün düzenlemeler yine bu tespitimizi ne yazık ki doğrular nitelikte. Önümüzdeki süreçteki politikalar da gösteriyor ki bütün tercihler, esas olarak devletin bütçesinin nereye harcanacağından, hazinenin nereye kullanılacağına kadar her şey, bu ülkenin değerlerini üreten işçiler üzerinden haklardan yana değil, sermayeden yana kullanılacak. Yapılan tüm tercihler de bunu gösteriyor” dedi. 

12 EYLÜL DARBE HUKUKU’NA GERİ DÖNÜLDÜ

Çerkezoğlu, yapılan düzenlemeler içerisinde özellikle DDK’nin yetkileri genişletilerek doğrudan cumhurbaşkanına bağlı hareket edecek bir kurum haline getirilmesinin işçi sınıfı ve çalışma yaşamı açısından olumsuz sonuçlar doğuracağının altını çizdi. DDK’ye bağımsız hareket etmesi gereken sendikalar, meslek örgütleri ve derneklerin sınırsız bir biçimde denetleme ve buralarda seçilmiş yöneticileri görevden alma yetkisinin verildiğine dikkat çeken Çerkezoğlu, bu yetkilerin 12 Eylül darbe hukukuna geri dönüş olduğunu vurguladı. 

İLO’YA AYKIRI!

DİSK Başkanı Çerkezoğlu, “Bu düzenleme Anayasa'ya ve Türkiye’nin imzaladığı bütün uluslararası sözleşmelere aykırı. Örneğin Türkiye’nin imzaladığı Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) sendikal örgütlülüğü güvence altına alan 87 sayılı sözleşmesine açıkça aykırıdır bu hüküm. Çünkü 87 sayılı sözleşmeye göre ILO, sendikalara dönük bu tür iradeleri sendikalaşma hakkının ihlali sayar. Anayasanın 104. Maddesi’nde de cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkartılmasına ilişkin belli sınırlamalar var. Yasa ile düzenlenmiş konularda cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz ve sendikaların denetimi meselesi doğrudan sendika yasası tarafından düzenlenmiştir. Dolayısıyla var olan hukukumuza dahi aykırı bir düzenleme yapılmıştır” diye konuştu.

‘SADECE SENDİKALARI DEĞİL, TÜM TOPLUMU İLGİLENDİRİR’

Böylesi bir düzenlemenin aynı zamanda devletten, sermayeden ve tüm siyasi partilerden bağımsız, işçi sınıfının hak ve çıkarlarını koruyan sendikaların tek bir iradeyle Cumhurbaşkanlığı'nın büroları haline getirilmesi anlamına geldiğini söyleyen Çerkezoğlu, seçilmiş yöneticilerinin bile görevden alınabilme yetkisinin doğrudan DDK ve cumhurbaşkanlığına verilmesinin bu keyfiyeti daha da artıran bir durum olduğunu ifade etti.

DİSK Başkanı Çerkezoğlu, bu konudaki sözlerini şöyle sürdürdü: “Aslında başkanlık rejiminin keyfiyetinin ne boyutlarda olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Bu düzenleme bence sadece sendikaları, meslek odalarını dernekleri ilgilendiren bir mesele de değildir. Bu aslında toplumun bütününü ilgilendiren bir meseledir, çünkü bir toplumda sendika ve meslek örgütleri bağımsız yapısı itibariyle demokrasinin güvencesidir. Neredeyse nüfusunun yarısından fazlasının emeğiyle geçinen bir toplum olduğunu düşünürsek sendikalara ve meslek örgütlerine yönelik bu kuşatma, böylesi bir müdahale Türkiye’nin geleceğine müdahaledir. O nedenle biz DİSK olarak bu düzenlemeyi asla kabul etmiyoruz ve bu konuda başta sendikalar olmak üzere diğer meslek örgütleri ile birlikte bu yaklaşımı ortadan kaldırmak için de sonuna kadar mücadele edeceğiz. Çünkü emek örgütleri, sendikalar olmadan bir ülkede demokrasiden söz etmek mümkün değildir.” 

Çerkezoğlu, açıklanan enflasyon rakamlarının son 14 yılın en yüksek seviyesinde olmasının yanı sıra işsizlikteki artış üzerinde de durdu.

Özellikle genç ve kadın işsizliğinin kriz dönemleri seviyesinde olduğunu aktaran Çerkezoğlu, yine Türkiye’nin OECD ülkeleri içerisinde işsizlik açısından dünyadaki en yüksek 4’ncü ülke olduğunu hatırlattı.

Bütün bu verilerle birlikte Dolar’daki yükseliş ve faizlerdeki artışa bağlı olarak Türkiye’deki ekonomik krizin daha da derinleşeceğini söyleyen Çerkezoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu: 

“Enflasyon rakamları açıklandıktan sonra asgari ücret başta olmak üzere bütün ücretlerin enflasyon oranında güncellenmesi gerektiğini ve asgari ücretin yılsonu beklenmeden revize edilmesi ve arttırılması gerektiğini söyledik. Tüm ücretler arttırılsın talebiyle bir mücadele yürütüyoruz. Türkiye’de emeği ile geçinen herkesin çalışma ve yaşam koşullarını belirleyen temel bir parametre olan asgari ücretin belirlenme sürecinde, Asgari Ücret Tespit Komisyonu’na dair yeni bir düzenleme ile karşı karşıyayız. Komisyon, İş Kanunu tarafından düzenlenmiş Çalışma Bakanlığı bünyesindeki bir kurumdur ama yasaya karşı açıkça hile yapılarak tamamen Anayasaya aykırı bir biçimde Komisyon’unun İş Kanunu ve Çalışma Bakanlığı ile ilişkisi ortadan kaldırıldı. Doğrudan cumhurbaşkanlığına bağlandı. 

'ASGARİ ÜCRETİN BELİRLENME SÜRECİ HERKES İÇİN KRİTİKTİR'

Şimdilik yapısı değiştirilmedi ama cumhurbaşkanlığı tarafından asgari ücretin belirlenme sürecine doğrudan müdahale etme olanağı yaratılmış oldu. Asgari ücretin belirlenme süreci emeğiyle geçinen herkes için kritiktir ve cumhurbaşkanlığına bağlanması kabul edilemez. Ücretin toplu bir pazarlıkla belirlenmesi, tüm ücretlerin hem enflasyon hem de üretilen milli gelirden payını da alacak şekilde düzenlenebileceği demokratik mekanizmalar kurulması lazım. Türkiye’de bugün yaşadığımız asgari ücretin belirlenmesi ve sendikalaşma başta olmak üzere bütün süreçlerin doğrudan bir merkezi iradeye yani cumhurbaşkanlığına bağlanarak bütünüyle anti demokratik yaklaşımın hayata geçirildiği bir süreci görüyoruz. 

Aynı şekilde grev erteleme ve yasakları gibi daha önce Bakanlar Kurulu’nun yetkisinde olan bütün konular doğrudan cumhurbaşkanına bağlanmış oldu. Bütün bunlar çalışma hayatı açısından asgari ücret, grev hakkı ve sendika hakkına kadar emekçilerin zaten son derece olumsuz olan çalışma ve yaşam koşullarını daha da geriye götürecek bir sürenin önünü açacaktır.”

‘MÜCADELEYİ OMUZ OMUZA SÜRDÜRECEĞİZ’

DİSK Başkanı, yine OHAL’in kalıcı hale geldiği yeni bir rejimin hayata geçirilmeye çalışıldığını da ifade etti. Yaratılmak istenen baskı politikasının kabul edilemez olduğunu söyleyen Çerkezoğlu, bu baskı rejimine karşı verecekleri mücadelenin nasıl olması gerektiğini ise şu sözlerle açıkladı: 

“Biz DİSK olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da her türlü baskıya, anti-demokratik uygulama ve yaklaşımlara rağmen bu ülkenin tüm değerleri, birikimleri, demokrasi geleneğinden alacağımız güçle mücadeleye devam edeceğiz. Tüm demokratik kurumlarla birlikte başta sendikalarımız, işçi sınıfı, diğer konfederasyonlar, meslek örgütleri, emekten yana tüm siyasi partilerle birlikte bu mücadeleyi birlikte omuz omuza yürüteceğiz. Bununla ilgili tüm düzenleme ve baskılara karşı ortak bir mücadele örgütlemek üzere önümüzdeki günlerde çeşitli programlar oluşturacağız. Her şeyden önce DİSK olarak, bütün üyelerimizle birlikte tüm işçi sınıfının mücadelesini vermek üzere önümüzdeki dönemin programını bu koşullar altında yeniden oluşturacağız. Her türlü baskıya rağmen bedeli ne olursa olsun bunu hayata geçireceğiz. Çünkü bugün verdiğimiz mücadele hiç kuşkusuz ülkenin geleceğinin mücadelesi, bir emek, demokrasi, kardeşlik, barış, adalet mücadelesidir. Bu topraklarda yaşadığımız her türlü baskı ve katliamlara rağmen bu mücadeleyi sürdüren milyonlar, kurumlar sendikalar var. DİSK de bunların başında gelir. Geçmişte de böyle olmuştur. Darbe dönemlerinde kapatılmış ve faaliyetleri durdurulmuş bir örgüttür DİSK ama her şeye rağmen mücadele vermeye devam etmiştir. Bugün bu tarihsel dönemde de bu mücadeleyi hep birlikte omuz omuza sürdüreceğiz.”

KAYNAK: MEZOPOTAMYA AJANSI - NECLA DEMİR

Erdoğan Ne Demişt?

'İŞADAMLARIMIZ ÇIKIP 'OHAL'İN KALKMASI GEREKİYOR' DİYORSA BU BİZİ ÜZER'

Greve çıkan işçilere OHAL ile müdahale ettiklerini itiraf eden eden AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

"Zaman zaman kulağımıza birilerinin OHAL uygulamasını bahane ederek iş dünyasının yatırım şevkini kırmaya çalıştığı yönünde şikayetler geliyor. Buradaki arkadaşlarımız başta olmak üzere, tüm iş dünyamıza sesleniyorum. Allah aşkına OHAL'in terörle mücadele dışında kullanılması bugüne kadar kesinlikle olmuş mudur? 15 yıl önce biz geldiğimizde Türkiye'de OHAL vardı. Şöyle 20 yıl öncesine doğru gidin grevlerin olduğu o günleri hatırlıyor musunuz? Acaba bu kadar grev neden oluyordu ve bu grevler karşısında Türk sanayisinin ne konuma geldiğini herhalde hatırlıyoruzdur. Ama o günden bugüne eğer bu OHAL olmamış olsaydı, bak işte burada kısa bir süre önce Bursa'da bu tür yollara tevessül etmek isteyenler oldu. Biz nereden istifade ettik? OHAL'den. Biz oradaki yatırımcılarımızın önünü kesmek isteyenlere neyle müdahale ettik? OHAL ile... Anında hemen oradaki grevi durdurduk. Bu terörle mücadele için kullanılmış bir yoldur. Bu bizim girişimcilerimiz, işadamlarımız için kullanılmış bir yol değil ki... Ama bizim karşımıza, hele hele işadamlarımız çıkıp da dernekleriyle vesaire 'OHAL'in kalkması gerekiyor' diyorsa bu bizi üzer.

Nerede ve ne sebeple olursa olsun her kim iş adamlarımızı bu tür bahanelerle sıkıştırıyor, tehdit ediyor, yönlendiriyorsa lütfen en yakınındaki yetkiliden başlamak üzere, gerekiyorsa şahsıma kadar bu durumu bildirsin, kim yapıyor bunu... Haksız ve mesnetsiz yere böyle bir davranışın içine giren hiç kimsenin adı, sanı, unvanı ne olursa olsun, kusura bakmasınlar gözünün yaşına bakmayız."

23 Nisan 2018 -DHA

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…