“Laiklik kesinlikle ateizm değildir” Öylemi?

Mehmet Özgen

27 Eylül 2011
“Laiklik kesinlikle ateizm değildir” Öylemi?

Türkiye açısından toplumun yüzde-50'sinin rızasını alan iktidarın, diğer yüzde-50'nin arıza çıkarmamasına yönelik bu söylemi yeni bir "açılım"ın işareti gibi görmek, tek kelimeyle gaflettir, Erdoğan'ın tuzağına düşmektir.

 

Başbakan Erdoğan'nın Kuzey Afrika seferi üzerine daha çok konuşulacak gibi. İsrail'e karşı tutumu nedeniyle Arap sokağında popürleşen Erdoğan'ı, Ertuğrul Özkök'ten tarihçi İlber Ortaylı'ya kadar bilcümle medya mensubu, Nasır'la yapılan anakronik karşılaştırmalar içinde Ortadoğu'nun yeni lideri ilan ettiler. Ancak seferin ilk durağı Mısır'ın bir TV kanalındaki konuşmasında sarfettiği başlıktaki söz şaşkınlık yaratmakla birlikte yüzeysel kalan bir tartışma yarattı. Yüzeysel çünkü seferin şifreleri bu söylemde saklıydı. Üstelik, Erdoğan açısından paradoksal bir söylemdi bu.

Erdoğan'ın laiklik üzerine konuşması şöyle:

"Türkiye'de anayasa laikliği, devletin her dine eşit mesafede olması olarak tanımlar. Laiklik kesinlikle ateizm değildir. Ben Recep Tayyip Erdoğan olarak Müslümanım ama laik değilim. Fakat laik bir ülkenin başbakanıyım. Laik bir rejimde insanların dindar olma ya da olmama özgürlüğü vardır. Ben Mısır'ın da laik bir anayasaya sahip olmasını tavsiye ediyorum. Çünkü laiklik din düşmanlığı değildir. Laiklikten korkmayın. Umarım ki Mısır'da yeni rejim laik olacaktır. Umuyorum ki benim bu açıklamalarımdan sonra Mısır halkının laikliğe bakışı değişecektir."  (14 Eylül 2011 Cumhuriyet)

Bunları okuyunca, acaba ülkede olup bitenleri yalnış mı yorumluyorum diye bir an için düşündüm. Herhalde benim gibi bir çok kişi böyle bir şaşkınlık ani geçirmiştir. Ne oldu da memlekette onca laikliğe aykırı uygulama "laik" devlet eliyle hakim kılınırken, söz ve eylemleriyle bizzat bu uygularlamalardan sorumlu başbakan başka bir ülkeye laiklik önerisinde bulundu. Kendi anlatımıyla, ağacın altında düşünürken kafasına elma düşen Newton yeçekimi yasasını çarpmanın şiddetiyle keşfetmişti.. Acaba Erdoğan'nın başına da benzer bir olay mı gelmişti?

Sonra Aziz Nesin'nin Zübük romanındaki karakteri zihnimde apansız beliriverdi. Belleğimin mübalağalı bir modeli zihnime taşıdığının farkındayım. Ama romanın kahramanı kasaba siyasetçisi Zübükzade İbrahimağa, göz boyama "sanatı"nın inceliklerini ve belagatı kullanarak gerçekleri nasıl tersyüz edip inandırıcı olabildiğini, önce kasaba halkını türlü vaatlerle kandırıp kendini belediye başkanı, sonra da milletvekili seçtirdiğini Nesin'in müthiş mizah ustalığı içinde sergiliyordu. Kemal Sunal'ın sinemada canlandırdığı karakterin, filmin bir sahnesinde, adamlar peşinde öldürmek için kovalarken namaz kılmaya başlaması da kara mizahın mükemmel bir örneği idi.

Gerçekleri ters yüz etmek, sanal bir gerçeklik üretip halkı ona inadırmak. Ükemizdeki egemenlerin ve onların medyasının bir işi de bu..

Sanki bu ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı, yalnızca sünni mezhebini temsil etmiyor, Aleviler üzerindeki baskı sürmüyor, sözde Alevi Çalıştayı ile sürüdürülen "Alevi açılımı"nın özünde asimilasyon ve Sünnileştirmeyi hedef aldığını gösteren belgeler ortaya saçılmamış.. Parti başkanlarının Alevi kimliği hedef alınıp bizzat Erdoğan tarafından yuhalatılmamış.. Sanki eğitimde birlik ilkesi ortadan kaldırılmamış, hemen hemen bütün üniversitelere cami konulmamış, okullar medreseleşmemiş, imam-hatipler fiilen orta öğretimin yerini almamış, cemaat okulları pıtrak gibi yayılmamış.. Sivas katliamında yakılan şair Metin Altıok'un kızı, "sizin hiç babanız yandı mı" diye sorduğu için üniversiteden atılmamış.. ÖSYM sınavlarındaki hilelerle taraftarlara imkan sağlanmamış. Resmi nikah şartı imam nikahıyla ikame edilerek, imam nikahlı eşe nafaka vermek suretiyle ikinci, üçüncü eşler meşru hale getirilerek Medeni kanun delinmemiş.. Kadın'ın siyasette ve toplumdaki mevcut konumu "üç çocuk doğur, türbanını tak, gerisine karışma! Yoksa töre kurbanı olursun." mesajı verilerek değiştirilmiyor..

Daha yüzlerce örnek vermek mümkün.. Başbakan bu lafları sarfederken, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, bakanlığa neşteri vuruyordu. Yürürlüğe giren KHK ile, "Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun" yürürlükten kaldırılarak, bakanlık merkez teşiklatlanması yeniden yapılandırılıyordu. Yapılan değişiklik ile bakanlığın görevleri arasından ",laik ve sosyal hukuk devletine uygun vatandaşlar yetiştirmek" ibareleri çıkartılıyordu. Bakanlık, yakın günlerde, ilköğretimde "okul imamlığı" uygulamasını da başlattı. Devamsızlık yapan öğrencilerin aileleriyle yapılacak görüşmede imam da bulunacak. Herhalde okulu asmanın günah olduğunu söyleyecektir! Bunun yanına Diyanetin başlattığı aile imamı uygulamasını da koyun ve oluşan kompozisyonu düşünün..

Ömer Dinçer  kim?

1995 yılında bir sempozyuma sunduğu ilmi bildirideki görüşlerinin -geçen 24 aralıkta yaptığı bir açıklamada- arkasında duran, gelişmelerin kendisini haklı çıkardığını söyleyen tutarlı kişilik. ‘‘Türkiye cumhuriyeti'nin başlangıçta ortaya koyduğu laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin yerini daha çok katılımcı, daha adem-i merkezi, daha müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğunun ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum.'' diyen zat-ı muhterem.

 

Müslüman Kardeşler de şaşırdı

Ne var ki, Erdoğan'ın "Mısır'ın laik bir anayasaya sahip olmasını tavsiye ediyorum. Laiklik ateizm değildir" sözlerine daha düne kadar onu kendilerine örnek aldıklarını söyleyen Müslüman Kardeşler'in tepkisi sert oldu. Kasım ayında yapılacak genel seçimler öncesinde yeni anayasayı kabul edecek olan parlamentoda hakimiyeti ele geçirmesi beklenen Müslüman Kardeşler örgütü, Başbakan Erdoğan'ın verdiği laiklik mesajıyla büyük bir hayalkırıklığına uğradı. Örgüt, havaalanında "Sen liderimiz olsan Kudüs'ü bile geri alırdık" pankartıyla kahraman gibi karşıladıkları Erdoğan'ın sözlerine tepki gösterdi. Hareketin siyasi ayağı Özgürlük ve Adalet Partisi başkan yardımcısı Essam el Erian, El Ahram'a yaptığı açıklamada, "Erdoğan'ın sözlerinde Türkçe'den Arapça'ya çevirirken bir hata olmuş olabilir. Onun gibi çok saygı duyduğumuz bir kişinin bu sözleri söylediğine inanmak istemiyoruz" dedi.

Hareketin sözcüsü Mahmud Gazlan ise, "Atatürk'ün Türkiye'si laik olabilir ama Mısır Türkiye'den farklıdır. Biz İslami kurallara dayalı bir devlet yönetimi istiyoruz. Erdoğan'ın sözleri Mısır'ın içişlerine karışmaktır" ifadesini kullandı. Gazlan, Amerikan AP ajansına verdiği röportajda ise, "Türkiye'de bir erkek, karısını yatakta başka bir erkekle yakaladığı zaman kadına hiçbir ceza verilemiyor. Türkiye şeriat ilkelerini ihlal ediyor. Biz bunun Mısır'da da olmasını istemiyoruz" dedi.

Gazlan bilse ki, sadece zina ile suçlananlar değil, zorla evlendirilmek istenen, ya da küçük yaşta kendisinden iki-üç kat büyük bir erkekle evlendirilen kadınlar buna direndiklerinde, kocalarından şiddet gördüğü için boşandıklarında sokak ortasında infaz ediliyorlar ve devlet her ne hikmetse hiç bir olayda bu infazları engelleyemiyor. Yani uygulamanın adı recm değil ama recmi aratmıyor. Bu iktidarın son 7 yılında 4 bin 190 kadın erkekler tarafından  öldürüldü (İHD raporu). Gazlan Türkiye'deki dönüşümü bilse "ılımlı İslami"in ince ayarlarını geliştirmiş bir liderin laiklik önerisiyle ne kadar stratejik düşündüğünü kavramakta güçlük çekmeyecekti.

Teslimiyetçi laikçiler

"Hem laik, hem Müslüman olunmaz." "Tutturmuşlar bir laiklik elden gidiyor... Millet istemedikten sonra tabii gidecek yahu!" diyen bir başbakan, nasıl oluyor da laikliği savunuyor, ve islami hareketin güçlü olduğu başka toplumlara öneriyor?

Bu soruya yanıt ararken, girişte andığım yazarların dışında laiklik hassasiyeti yüksek köşe yazarlarının ne yazdıklarını merak ettim. Bugüne kadar bu sözlerine ters düşen bir tutumu gözlenmeyen Erdoğan'nın laiklik tavsiyesini, yeni bir "açılm" gibi karşıladıklarını görmek de şaşırtıcı oldu. (Ruhat Mengi, Fikret Bila) "Eğer "Arap Baharı" demokrasiyi hedefleyen bir hareketse, bunun yolu önce laiklikten geçiyor. Laik bir rejim kurulmadıkça, Arap Baharı'nın gerçek bir demokrasiye ulaşması da mümkün değil." diyorlar. Bu doğru tespit elbette. Ama buna dayanarak Erdoğan'nın Türkiye modelini önermesine seviniyorlar! Sanki laiklik gözlerinin önünde adım adım tasfiye edilmiyor, yukarda değindiğimiz gelişmeler başka bir ülkede yaşanıyor. Belki bundan sonra "hayırlara vesile olur" düşüncesiyle "endişeli modern"nin ahmaklık düzeyindeki nikbinliği ile karşılıyorlar durumu. Zamanında özgürlükleri elitist laikçiliğe feda etme anlayışının sıkı takipçileri şimdi varolanı koruma teslimiyetçiliği ile ‘Mısır'da, Tunus'ta söylediğini, Türkiye'de de söyle' temennisinde bulunuyorlar. Daha serinkanlı, daha nesnel analizleriyle dikkat çeken Murat Yetkin bile içeriğindeki özsel çelişkileri sorgulamadan Erdoğan'nın laiklik söylemini "neo-laiklik" olarak adlandırıyor (20 Eylül, Radikal).  Liberaller ise, Erdoğan ne yöne dönerse o yöne döndüklerinden, "özgürlükçü laiklik işte budur" demeye başladılar. Bugüne kadar iktidar çevrelerinin hiç bir uygulmasına ses çıkarmayan bu zevat sol'un kavramını aşırarak alkış tutuyor.

Ama hiç biri, Batılı çevrelerce Mısır ayaklanmasının ardından daha yaygın olarak gündeme getirilen "Türkiye modeli" önermesi üzerinde durmuyor. Sadece Nuray Mert gibi bir iki istisna var. Türkiye modeli dedikleri şey, "ılımlı" İslam elbette. Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP) icadından beri bu model gündemde. Elbetteki Erdoğan'nın sözleri, bugüne kadar laikliği dinsizlik olarak suçlamış islami çevreler açısından bir çelişki yaratacaktır. Nitekim şaşkınlık o kesimde de var. Bu söylemin bir çeşit ezber bozma etkisi yarattığı bir olgu. Tepki koyan islamcı yazarlar var. Ama Erdoğanın konuşmalarını ılımlı İslam çerçevesi dışında algılamak gaflettir, safdilliktir. BOP'un eş başkanlığının yüklediği sorumlulukla konuşuyor Erdoğan. Kendisine biçilen rolü, post-modern "devrim"le modeli Türkiye'de inşa etmiş, bu "devrim"in önündeki en büyük engel olan Ortadoğu'nun en modern hareketi Kürt Özgürlük hareketine ve onun müttefiklerine karşı topyekün savaşa hazırlanan bir lider edasıyla oynuyor.

Erdoğan'ın Laiklik ve Demokrasiyle uyuşmazlığı

Nitekim Erdoğan'nın Tunus'ta aynı konuya değinen sözleri, meselenin özünü deşifre eder nitelikte.

Erdoğan, Türkiye'deki din-devlet ilişkileri ve Tunus'taki İslamcı Ennahdha (Nahta) Hareketi ile ilgili sorulan bir soru üzerine şunları söyledi:

"Biz demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletiyiz. Demokrasi ile ilgili düşüncelerimi zannediyorum anlattım. Herhalde onları yeterli buluyorsunuzdur. Laiklik konusunda; Anglosakson bir laiklik anlayışı veya batılı anlamda bir laiklik anlayışı değil... Kişi laik olmaz. Devlet laik olur. Bir Müslüman, laik bir devleti başarılı bir şekilde yönetebilir. Şunu bilmemiz lazım. Laik devlet her inanç grubuna eşit mesafededir. İster Müslüman olsun, ister Hristiyan olsun, ister Musevi olsun, ister ateist olsun... Hepsinin güvencesidir. Olayın aslı budur. Bu tartışmalara vesile olabilir. Biz böyle inanıyoruz, böyle düşünüyoruz."

Laiklik Batı'da ortaya çıkan bir kavram. Orta Çağ engizisyon mahkemelerinden başlayarak tüm haayatı yönlendiren kilisenin baskısına karşı hangi mücadelelerin sonucu olarak geliştiği biliniyor. Herşeyden önce aklı ve bilimi referans alarak geliştirilen bir sistem. İnanç özgürlüğü dahil, bütün özgürlüklerin varolma koşulu, dolayısıyla, demokrasinin de koşulu. Bizimki "Batılı anlamda laiklik anlayışı değil" dediğinizde, üstelik, laikliğin Fransız tarzına göre daha yumuşak olan Anglosakson biçimini de dışladığınızda, laikliği tümden reddetmiş olursunuz. O zaman diğer lafların bir anlamı kalmaz. Kavramı ya da sistemi özümsemeyen biri ancak böyle konuşur. Konuşan takkiye sanatını belagatla sürdüren bir siyasi lider olunca belli ki, burada bir demagoji vardır.

Erdoğan'ın demagoji yaptığının bir kanıtı da şudur: ‘laik bir devleti yönetiyorum ama ben laik değilim' diyor. Yunanca'da laikos (Latince'de laicus), halka ait, ruhban olmayan veya dinsel olmayan demektir. Bu kelimenin karşıtı kleros ise ruhban sınıfını temsil eder. Yani laik olmak inançlar karşısında nötr olmak ya da inançsız olmak demek değil. Ama papaz ya da imamsanız laik olmayabilirsiniz. Bu durumda Erdoğan, İmam-Hatip'ten mezun bir imam olarak laik olmayabilir. Ama imamlık yapmadığına ve farklı inançlardan tüm yurttaşları yöneten bir başkakan olduğuna göre, "ben laik değilim" diyemez. Üstelik, ‘devlet laik olur kişiler olmaz' mantığı, topluma laiklik karşıtı bir mesaj olduğu gibi, ‘devlet demokratik olur, kişiler olmaz' demekle eş anlamlı değil midir? Çünkü sözkonusu olan "Batılı anlamda laiklik değil" ise, bu, "Batılı anlamda demokrasi değil"İ de ima eder.

Belli ki, Erdoğan'ın kültürel ve ideolojik kodları laiklik ve demokrasi ile uyuşmuyor. Uyşmazlık mantıksal çelişkilerle suyuzüne çıkıyor. Nitekim İslamcı yazar Ali Bulaç da, Erdoğan'nın ontolojik bir çelişki içinde olduğunu şu sözlerle dile getiriyor: "Bir dindar laik bir aygıtı başarıyla yönetebiliyorsa', inancını kalbinin dışına çıkarmıyor demektir." Çünkü Bulaç'a göre, "laiklik veya Arapçasıyla 'İlmaniyye' tabii ki ateizm veya dinsizlik değildir, ama geldiğimiz noktada.. nihilizmdir; gündelik hayatın materyalizme, hazcılık ve hedonizme dönüşmesidir." Ancak bu sözleriyle de kapitalist sistemin yarattığı kötülükleri laikliğe yüklüyor. Bir kavramın yozlaştırılmasından, kendisini sorumlu tutmak abesle iştigaldir. "İslami terör"den Müslümanlığı, Engizisyondan Hristiyanlığı sorumlu tutmakla aynı şeydir. Yine de kabul etmek gerekir ki, ‘Erdoğan'ın laiklik teması"nın "jeopolitik bir mesaj" değeri vardır, yorumu ile, laikçi geçinenlerden daha nesnel bir yaklaşım içinde. (Zaman,17 Eylül 2011)

Devam edelim. Tunus'ta önümüzdeki aylarda gerçekleşecek Anayasa referandumu ve parlamento seçimlerine değinirken şöyle diyor Erdoğan: "Tunus, bu seçimlerde şunu ispat edecektir; İslam ile demokrasi yan yana olabilir. Türkiye halkının yüzde 99'u Müslüman olan bir ülke, biz rahatlıkla bunu yapabiliyoruz, bir sıkıntımız yok. Oldu ve oluyor, demek ki olabilir. Farklı yaklaşımlar ortaya koymak suretiyle bunun önünü kesmeye gerek yok."

"İslam ile demokrasi yan yana olabilir" ne demek? Birileri kendi yorumlarına dayanarak dini siyasal bir ideolojiye dönüştürüp, baskı ve hile (takkiye) ile bu ideolojiye uygun bir toplum ve devlet düzeni kurmaya girmedikten sonra, inançlı ya da dindar insanların inançlarını yaşamalarında, ifa etmelerinde, gerçekten demokratik ve laik bir düzen içinde hiç bir engel yoktur. (Tabii ki laikliği kılık-kıyafete indirgeyen elitist anlayıştan sözetmiyorum). Aksine demokrasi ve laiklik, inancın da inançsızlığın da güvencesidir. "Yan yana olabilir" dediğinizde bunun ötesinde bir şeyi kastediyorsunuzdur. O da belli ki, siyasal İslamdır. Peki demokrasi ve siyasal İslam yan yana olabilir mi? Ancak bir geçiş sürecinde bu mümkündür. Şu anda Türkiye işte böyle bu sürecin içinden geçiyor..

Bu nedenlerle, Erdoğan'nın Kuzey Afrika'daki İslami harketlere vermek istediği mesaj oldukça somuttur. Demokrasiyi kullanarak pekala islami bir toplum ve devlet düzeni kurmak, kansız bir şekilde adım adım, (Bülent Arınç'ın sık sık kullandığı gibi) "alıştıra alıştıra" ilerlemek mümkündür. Biz yaptık, oluyor. Radikal yollara gerek yok. Farklı inançlar mı? Alevi Çalıştayı ile, onların inançlarını, kültürlerini özgürce yaşamalarının önünü açar gibi yapıp gerçekte Sünnileştirme programını uyguluyoruz.. Hristiyan azınlıklar mı? Toplamda Mısır'daki Kipti'ler'den bile çok azlar..

Erdoğan'dan Batı'ya örtülü mesaj ve Füze Kalkanı

Peki, öyleyse Erdoğan neden laikliği savunmak zorunda kaldı?

Bu mesajın çift yönlülüğünden kaynaklanıyor. Erdoğan hem Doğu hem de Doğu'daki Batı ülkesinin başbakanı olarak konuşuyor. Bu iki kavram, tarihsel ve kültürel çelişkileri olduğu kadar, kesişmeleri de içeriyor. Müslüman bir toplum ama Batı ittifkanın, NATO'nun, AB'nin bir parçası. 200 yıllık batılılaşma serüveni olan ve halen resmen batılı değerlere bağlı bir ülke, bu değerlerin içeriği boşaltılıyor olsa da. Bunun ötesinde 9 yıllık iktidarının başlıca destekçileri ABD ve AB. Bu yüzden, ‘İslamla demokrasi yan yana gelebilir' sözüne inandırıcılık katmak için Batıya laiklik kavramı üzerinden mesaj verdi.

Teslim etmek lazım ki, medyada buna ilk işaret eden Cengiz Çandar oldu. Çandar, Haber Türk'teki konuşmasında Erdoğan'nın laiklik vurgusunun sembolik bir anlamı olduğunu söyledi.: Yani Batı dünyasına "Ben dünya, kamp değiştirmiyorum, sizden kopuyor değilim mesajını" iletmeyi amaçlıyordu. Bu öneri Batı ülkelerine Türkiye'nin oynayacağı rol konusunda kafalarının karışmaması için söylenmiş sözler"di. Bu doğru bir saptama.

Bir kaç yıldır Batı çevrelerinde, AKP'nin izlediği yeni-Osmanlıcı dış siyasetin Türkiye'de eksen kaymasına yol açtığı kaygıları dillendiriliyordu. Son olarak Batı'nın Ortadoğu'daki uzantısı olarak kabul edilen İsrail'le ters düşme bu kaygıları artırdı. Ne var ki, bu noktada Çandar, Erdoğan'nın "Batıya dönüp, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da attığım her adım ile İran seçeneğine karşı Türkiye seçeneğini ortaya koyuyorum. Bu bölgede Türkiye'den başka çareniz ve Türkiye modelinin dışında geçerli bir formül yok' demeye getiriyor." (16 Eylül 2011, Radikal) Bu saptamasıyla da bir iktidar yareni olarak gerçeğin özünü perdeliyor. Sanki AKP iktidarı bölgede kendi inisyatifiyle politika yürütüyormuş gibi bir ima yaratarak.

Çandar', Türkiye seçeneği dediği şeyi, BOP stratejisinden, ABD ve AB'nin en az on yıldır Türkiye'ye biçtiği rol-modelden bağımsız gibi yorumluyor. AKP'nin iktidar olmasının nedeni bu zaten. Türkiye'yi Batının Ortadoğu'daki "çaresi" olacak bir modele, "Ilımlı" İslam nodeline sürükleyen onlar. Sermaye ve AKP iktidarı, BOP çerçevesinde "Bölge Gücü" rolünü kapmak peşindeler. ABD de AKP'nin "islami" kimliğini, açıkçası AKP'yi bölgede bir Truva atı olarak kullanmaktadır. Bu nedenle AKP, her türlü ikiyüzlülüğe başvurmak  durumunda. Dün "NATO'nun Libya'da işi ne" diye soran Erdoğan, şimdi NATO güçlerinin Libya halkı üzerine yağdırdığı bombalarla otuz bin kişiyi öldürdükten sonra kurulan talan masasında sandalye kapma peşinde. Altı ay öncesine kadar can ciğer kuzu sarması olduğu Esad yönetimini bugün "sabrımızı taşırıyorsun" diye tehdit ediyor. Obama ile yapılan görüşmenin ardından Suriye'ye yaptırım kararı açıklıyor.

Öte yandan, AKP iktidarı dış politikada her inisiyatifi kendi kararlılığıyla alıyor, ABD gibi emperyalist odaklara rağmen bölgede aktif politika izliyor değildir. Metin Çulhaoğlu'nun söylediği gibi, "böyle yapmaya, ‘aktif dış politika' izlemeye teşvik edilmektedir; bu anlamda dolduruşa getirilmektedir. Örneğin, denmektedir ki, ABD'nin bir yol göstericiye ihtiyacı vardır; bunun için en iyi seçim Türkiye olacaktır: "Birleşik Devletler, Müslüman ülkelere karşı politikalarını şekillendirirken ve yürütürken yanına Türkiye'yi almalıdır.' (Stephen Kinzer, Ezber Bozmak, İletişim s.221.). Üstelik bu işin haritası bile çizilmiştir: Ortadoğu, kuzey Afrika ve güneydoğu Avrupa'yı içine alan "Türk Etki Alanı 2050" (age. s.219). (2 Eylül 2011, Birgün)

"Sıfır sorun"dan sıfır barışa

Bu nedenle, çubuğu tersine bükme işi Obama'ya değil de Erdoğan'a düşüyor. "Arap baharı" rüzgârinin emperyalizme dönük fırtınaya dönüşmemesi için, siyasi İslam'a karşı kırmızı cizgileri Batı adına Erdoğan çiziyor. Yoksa başına Newton'nun elması düşmüş değil. Dolayısıyla, Türkiye'nin AKP iktidarı ile bir "emperyal vizyon" misyonu üstlenmesi gerçekte taşeronluktan öte değildir. Temel stratejik hedeflerinden biri İsraili korumak olan Füze kalkanının Türkiye'ye yerleştirilme kararı, Erdoğan Kuzey Afrika'da  İsrail-karşıtı nutuklar attığı sırada gerçekleşti. Böylece Türkiye sermayesi ve AKP devleti "bölgesel güç" olabilmenin karşılığında, "bölgesel bir savaşın aktif gücü" olmayı kabul etmiş oldu. Çünkü Füze kalkanı, yaygın olarak söylendiği gibi sadece İran'ı değil, Rusya ve Çin'i de kuşatmaya yönelik küresel bir projenin parçası.

Komşularla "sıfır sorun" politikasına bakarmısınız? Emperyalizmin bölgedeki çıkarları uğruna sıfır barış politikasına dönüştü.

Sonuç olarak, İsraille yaratılan gerilim, Kuzey Afrika ülkelerinde İsrail-karşıtı söylevler,  Filistin davasını Araplardan çok sahiplenme ve nihayet "laiklik ateizm değildir" söylemi, bütün bu gerçekleri "karartma operasyonu"nun öğeleri olarak beliriyor. Dolayısıyla, Türkiye açısından toplumun yüzde-50'sinin rızasını alan iktidarın, diğer yüzde-50'nin arıza çıkarmamasına yönelik bu söylemi yeni bir "açılım"ın işareti olarak görmek, tek kelimeyle gaflettir, Erdoğan'ın tuzağına düşmektir.

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Cumhuriyeti mi, tasfiyesini mi kutluyorsunuz!
    Zira Cumhuriyetin ilkeleri, başta laik sistem, onun birincil uygulama alanı eğitimin akla ve bilime dayalı temelleri yok edilmiş durumda. Devlet aygıtları islamileştirilmiş, cumhuriyet ordusu, Son Suriye harekatının da gösterdiği gibi,…
  2. Marksist Devrimci olarak Mihri Belli
    16 Ağustos 2011'de aramızdan ayrılan Mihri Belli'yi, devrimci eylemin önde gelen simalarından ve önderlerinden biri olarak anıyoruz.. Aşağıdaki yazı O'nun yoldaşlarından Mehmet Özgen'e ait. Özgen, bu yazıyı Mihri Belli'nin ardından 2012…
  3. Cumhur ittifakı değil Cürüm ittifakı
    Demokrasiye, özgürleşmeye en çok ihtiyacı olanlar, elbetteki emekçi sınıf ve katmanlardır, kadınlardır.. Bu nedenle, Emek ve Kadın Cephesi, anti-faşist mücadelenin, kürt halkının da taleplerini kapsayan demokratik cumhuriyet mücadelesinin itici gücü olarak…
  4. İkili kriz: hem iktidar hem muhalefet
    Ortada giderek gerçekliği su yüzüne çıkmakta olan bir iktisadi kriz olmasına, bunun da diktatörlüğü beka endişesine sürüklemesine ve toplumun her türlü hile ve baskıya rağmen direncini sürdürüyor olmasına karşın, muhalefet…
  5. Diktatörlüğün Sonbaharı
    ‘Ekmek bulamıyorlarsa, pasta yesinler!’ -Bu söz, Marie Antoinette tarafından, Paris'te ekmek kıtlığının doruğa ulaştığı esnada, kocası XVI. Louis ile birlikte kral ve kraliçe olarak Fransız tahtına geçtikleri taç giyme töreninde söylendi.…
  6. Türkiye yol Ayrımında
    Türkiye yol Ayrımında
    2 Mayıs 2018
    Kritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık deneyimlerini kesintiye uğratacak ya da toplum, içine hapsedildiği cendereyi patlatarak özgürlükçü bir paradigmanın ufkuna açılan olanaklı alternatifleri yeşerten…
  7. HDP Kongresi..
    HDP Kongresi..
    11 Şubat 2018
    HDP demokrasi mücadelesinin öncüsü ise, tek karar verici organ da kongrenin kendisi demektir. ‘İstişare’ etmek elbette gereklidir.. Ama istişare veya mutabakat kongrenin iradesinin üzerinde olamaz..   HDP, Türkiyelileşme politikası ile önce…
  8. CHP kurultayı, faşizm ve savaş
    Normalde, diktatörlüğün güç kazanmasına yarayan bu kadar büyük günahlar işlemiş, buna karşın hatalarından ders alarak yeni bir mücadele programı ortaya koymayan bir yönetimin kurultayda değişmesi gerekirdi.. Ancak.. Bu ülkede Cumhuriyeti…
  9. RTE olsa olsa Herkül’üyle henüz karşılaşmayan Cacus olabilir
    Nasıl yani, kürsüde idam edilenlerin mektuplarını okurken gözyaşı dökme sahtekarlığından sonra bu da mı olacaktı, derken kendiliğinden şu kıyaslamayı canlandırıyor zihnim: Ortada, Kürt halkına karşı, tıpkı İsrail’in Filsitinlilere yönelik kullandığı…
  10. Ecevit ve Kılıçdaroğlu
    Ecevit ve Kılıçdaroğlu
    15 Haziran 2017
    Bugün faşizme karşı kararlı duruş sergilemenin yolu HDP ile, tüm solla, demokrasi güçleri ile yan yana gelmekten, birlikte davranmaktan korkmamaktan geçer. Çünkü diktatör esas olarak bu korkudan güç almakta, muhalefeti…
  11. Son darbe
    Son darbe
    17 Nisan 2017
    Adam hırsızlık yaptı, halkın parasını çaldı. ‘ Bu doğru değil’ dedin.. Adam cinayet işliyor cinayet! Hala bu doğru değil diyorsun. Sıra sana gelince ne diyeceksin? Böyle bir totaliter ideolojiye ve onun…
  12. Distopya*: Evet çıkarsa ne olocak?
    ABD emperyalizmi başkan aracılığı ile ülkeyi istediği gibi yönetebilir hale gelecek.. Resimlerde Abdülhamit’in burnu düzeltilecek.. Türklerin atası ilan edilecek. Her eve Yüce Reis’in bağlanabileceği ekranlar konacak.. Reis ‘hadi yatın.. beş çocuk…
  13. Ey Fravun'a iman edenler!
    Ey Fravun'a iman edenler!
    25 Aralık 2016
    Yanıyordu iki asker, bilmedikleri topraklara zoraki gönderilmiş iki halk evladı.. iki er.. İnsanlık yanıyordu.. Bugüne kadar geliştirdiği bütün insani değerlerle birlikte bir kez daha.  Bir kez daha düşmüştü tiranın saltanatı…
  14. Efendisiz-vesayetsiz-demokratik cumhuriyet için Kurucu Meclis
    Tek-adam diktatörlüğü OHAL vasıtasıyla kuruluyor.. OHAL parlamentoyu fiilen ortadan kaldırmıştır. Kurucu Meclis sloganıyla halk kitlelerinin seferberliğine dayalı bir mücadele dışındaki her yol, siyasi islamla uzlaşmak, onun kuracağı faşist devlet düzeninde ‘muhalefet’ olmayı…
  15. 'Uzun Bıçaklar Gecesi' ve İç savaş provası
    Şimdi sokakları zaptetmeye çalışan bu gerici-faşist-cihadcı paramiliter gruplara karşı halkın savunmasını inşa etmek, bu darbe içinden darbe çıkaranlara, iç savaş provası yapanlara direnme hakkını hayata geçirmek yaşamsal bir görevdir. Türkiye…
  16. 14 Haziran 2016
  17. Diktatörlüğe karşı Halk Devrimi
    Çıkış yolu, resterosyonu ve darbeyi reddeden bir halk devrimidir. Halk devrimi derken, Gezi isyanı gibi bir hareketten, Gezi de eksik olanı, Kürt halkının –şimdi yok edilmek istenen- devrimci enerjisiyle kendisini…
  18. 'Devrim ve karşı-devrim'
    ''Öyle görünüyor ki, 1990’larda başlayan yeni genişleme dalgası, 1930 ve 40’lı yıllarla ölçülemeyecek derecede daha pahalı olacaktır. Kapitalizmin yeni bir “yıkıcı uyumu”nun, yeni bir dünya savaşının insanlığın ve doğanın mahfına…
  19. Nuray Mert ve ‘Faydalı salaklık’
    Aydın dediğimiz kişi, araştırmacı ve sorgulayıcı aklıyla, henüz fiilileşmemiş imkanı / varlığı ortaya çıkaran kişidir. Yani muhafazakar demokratlık yaftasının örttüğü kuvve'yi ortaya çıkarandır. Bu yaftaya ihtiyaç kalmadıktan, ‘’sesiz devrim’’ tamamlandıktan, AKP devletle…
  20. 'Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı’
    Brecht, Hitler'in iktidara yürüyüş öyküsü ile gangster Al Capone'un öyküsünü örtüştürür..-- Diktatörler ve gangesterler aslında korkaktırlar. Korkutarak korkularını aşmaya çalışırlar. Psikolojideki yansıtma gibi.. Alman halkı 19.cu yüzyıl ve 20.ci yüzyılın başında…
  21. Bir de kalkmış herkesi 'sağduyulu olmaya davet' ediyor..
    Halkı yeni katliamlara, cinayetlere, entrikalara karşı savunma önlemleri almaksızın, iradesinin tezahür edeceği bir seçim olabilir mi? Gırtlağına kadar suça batmış faşist Erdoğan rejimine karşı Ortak bir direniş hattı oluşturmadan, demokratik…
  22. ’Ağlamak Bazı acılarda yetmez Bazı ölümlere’
    Her karede gülen yüzleriniz.. Büyük insanlık için bir şey yapmanın kıvancı.. Gözlerinizde kardeşlik parıltısı .. Kucaklaşmanın, çitleri yıkmanın coşkusu.. Kobani önlerinde.. Suruç'ta.. Büyük insanlığın barbarlığa karşı savunma hattında.. Yüceliğin alçaklığa…
  23. Kendi tanrısına bile ihanet eden adam..
    Yarın sandığa gittiğinizde .. Bacakları kopan çocuk ve Lisa'nın yüzü aklınızda olsun.. Bir daha koşamıyacak o.. Hüzünle bakacak cıvıl cıvıl koşuşturan arkadaşlarının ardından.. Bir daha çocuk olamıyacak.. Ki o çocuk,…
  24. AKP Faşizmi, ant-faşist cephe, HDP, BHH ve CHP
    AKP FAŞİZMİ: Sermayenin en saldırgan kesiminin iktidarı --AKP’nin 'Kristal Gecesi'--AKP ırkçılığı: 'Farkçı-Irkçılık'--‘’Üst-akıl’’-‘’Taşeron akıl'' ve 'millet aklı'  --AKP’nin çözüm süreci, Sunni İslam federasyonuna tabidir.. Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildiğinden bu yana yeni…
  25. Ya Kobane ya barbarlık!
    TARİH BİZİM SIRTIMIZDAN YAPILDI. ŞİMDİ BİZ YAZACAĞIZ TARİHİ YENİDEN --Çakalların ulumasından korkmıyacağız. Tiranların sokaklara saldığı, sömürüden değil ama kendisinin sömürücü olmayışından nefret eden lümpen ayaktakımıyla yıldıramazlar bizi..  Direniş dediğin, bir…
  26. Gezi İsyanı Türkiye'nin 1905'idir
    Her gerçek devrim, bir şekilde iç- biçimlenişini, yani kendi suretini büyük bir halk hareketi içinde ortaya koyar. Öncülerin ya da öznel iradenin rolü işte bu an’da tayin edicidir.. Tarihin ortaya…
  27. CHP’nin BOP’un resterasyonuyla uyumlu stratejisi
    CHP-MHP’nin birlikte açıkladıkları ve Cemaatin desteklediği Ekmeleddin İhsanoğlu’nun çatı adaylığını hangi bağlamda değerlendirmek gerekiyor? Ulusalcı çevreler itirazlarını laiklik, Atatürk ilkeleri vb çerçevesinde dile getiriyorlar. Bu da onların bölge dinamiklerinden kopuk…
  28. 'Yeni Türkiye' Soma madeninin altında kaldı..
    Erdoğan öyle bir stratejik hataya -Taksim'e sokmama inadına- düştü ki, artık Gezi parkına girildiği günün devrimin başlangıcı olması farz olmuştur. Şimdi bize düşen bunun fikri ve örgütsel hazırlığını yapmak. Esin…
  29. BDP/HDP Cumhurbaşkanlığı seçimi Için ne diyor?
    "KOŞULLU DESTEK" DÜŞÜNÜLEBİLİR BİR ŞEY MİDİR?  --BDP ve HDP, fiilen yolsuzluk-rüşvet-hırsızlık zanlısı olan, bunların ortaya çıkması ve soruşturulmasının önüne türlü engeller çıkaran, kısacası kendisini ve iktidarını aklamayı reddeden, ayrıca savaş…
  30. En uzun gün ve olasılıklar
    Yolsuzluk operasyonları, Suriye üzerine savaş planları, provokasyonlar, sadece hükümet üyelerini değil, ilişkili sermaye gruplarını, sivil-asker bürokrasinin üst tabakasını suç ortağı durumuna düşürmüştür. Tarihte hiç bir devlet yönetimi, 2.dünya savaşının sonrasında…
  31. HDP, CHP'nin oylarını mı bölüyor?
    Henüz belirgin bir stratejiden yoksun olsa bile, sol ve sosyalistler, demokratlar, ilericiler, kısacası Gezinin tüm bileşenleri HDP'ye oy vermelidir. Halkların, ezilenlerin ve sömürülenlerin faşizme direniş blokunu geliştirmek ve yüksetmek için..…
  32. İsyanın adı Berkin-
    İsyanın adı Berkin-
    12 Mart 2014
    "Söz bitti" gerçekten.. Bu söylem neredeyse slogana dönüştü.. Adaletsizlik ve zulüm karşısında öfkemizin kabardığı her defasında, her acımızda tekrarladığımız.. Ve tekrarladıkça unutuşa dönüşen.. Mehmet ÖZGEN Gereğini yapmadıkça unutuşa dönüşür her…
  33. 'Paralel devletler', koku-tutulması ve devrimci kopuş
    ERDOĞAN KLİĞİ ULUSLARARASI SUÇ ÖRGÜTÜ İLAN EDİLEBİLİR --Erdoğan'ın Ömer El Beşir konumuna düşürülmesi ve bu uluslarası kompleks hamleyi bir adım sonra AKP'nin, 28 Şubat sürecinde RefahYol iktidarının yıkılmasını sağlayan DYP'nin…
  34. Devlet ikiye mi bölündü yani?
    Böyle diyenler var. Oysa devlet iktidarı içinde rollerin paylaşım savaşının ikinci raundu bu.. ilki MİT müsteşarı Hakan Fidan'ı hedef alan operasyondu.. Hükümet onu jet hızıyla Meclisten çıkardığı yasayla etkisiz kılmıştı..…
  35. Marksist Devrimci olarak Mihri Belli
    Mihri Belli kimdir? Adı, Türkiye sosyalist hareketinin günışığına çıkıp yeniden kitlesel ölçekte kurulduğu 1960'larda, ortaya attığı Milli Demokratik Devrim stratejisiyle özdeşleşen; düşünceleri, eylemleri, yetenekleri, başarıları ve başaramadıklarıyla sosyalist hareketin içinde ve…
  36. Erdoğan-Barzani ittifakı: 'İslam' kardeşliği
    Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Diyarbakır buluşmasında Eroğanın sarfettiği "dağdakilerin inip, cezaevlerinin boşalacağı" cümlesine açıklık getirdi: "Terör bitsin, silahlar teslim edilsin biz de üzerimize düşeni yapalım". Bu, AKP'nin bundan sonra izleyeceği…
  37. Cumhurbaşkanı ve başbakanıyla devletin linç girişimi!!
    Kabul edelim ki, 'sözlü saldırı' var. Ortada konuşan bir "kız" öğrenci var! Cumhurbaşkanı, Başbakan, YÖK başkanı, bakanlar, taraf sendikalar, televizyonda açık oturumlar, proflar. Noluyoruz? Bu nedir? Bu açıkça, bir ya da…
  38. 'Kimyalı' mı 'Kimyasız' mı?
    Ey büyük insanlık! Demokrasi kralları, monarşi kralları, silah ve petrol şirketleri, medya patronları ve onların coğrafyamızdaki "islamcı" hempaları, hocaları, ilahiyatçıları, bilumum kan emici, haydut, soyguncu ve "ırz düşmanları" hep birlikte…
  39. Başka coğrafyanın çocukları: Rojavalı çocuklar
    ROBOSKİ NEREDEYDİ, ROJAVA NEREDE? --'Denize düşen yılana sarılır'dan vazgeçilmelidir. Halkların kardeşliğinin, halkların ortak mücadelesiyle mümkün olduğunu, bunun da Gezi direnişiyle RUH İKİZİ olmaktan geçtiğini anlamak gerekir artık. Uzun zaman önce…
  40. Yanıyor insanlık hâlâ!
    Sivas'ta Madımak'ta yaşananlar, insanlık tarihinde örneğine az raslanan din adına işlenen büyük bir vahşettir. İnsanlığın vicdanı ve ahlaki değerlerini altüst eden bir vahşet. Bu vahşeti basitleştirenler, üzerini örtemeye, unutturmaya ve…
  41. 25 Haziran 2013
  42. Belli ki, geldiğiniz gibi gitmeyeceksiniz!
    BUGÜN YENİ BİR TARİH BAŞLATTINIZ FARKINDA OLMADAN! NO PASARAN DİKTATÖR, NO PASARAN! --Tayyip Sultan'ın, bir iç savaş ordusu olarak kullandığı kolluk kuvvetleri karşısında HALK GÜÇLERİ yenilebilir. Orada olan ANALAR, tanık olabilir,…
  43. 'Bir kaç çapulcu' kim?
    'Bir kaç çapulcu' kim?
    2 Haziran 2013
    Senin bir kaç çapulcu dediğin; İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de, Antalya'da, Çanakkale'de,Türkiyenin heryerinde, Türkiyeliler'in varolduğu bütün dünya kentlerinde senin diktatörlük teşebbüsatına HAYIR diye haykıran yüzbinler mi? Yoksa kefenine cep dikenler mi? On…
  44. İlle de Roboski!!!
    İlle de Roboski!!!
    6 Ocak 2013
    CHP, sorumluları bu kadar ayan beyan ortada olan bir katliam için gensoru mekanizmasını neden işletmez? Başbakan bu kadar açık şekilde suçlu pozisyonundayken neden onu Mecliste ve halkın önünde hesap vermeye…
  45. Cumartesi.. Cumartesi..
    Cumartesi.. Cumartesi..
    25 Kasım 2012
    Bu ülkede ne zaman ki, işkencede, gözaltında, faili meçhul cinayetlerde kaybedilenlerin hesabı sorulmaya başlanır, bu hesabı gören "özel yekili" mahkemeler kurulur: ne zaman ki mecliste Kayıpları Araştırma Komisyonu kurulur, bu…
  46. Ruhu alçalan toplum
    Ruhu alçalan toplum
    29 Ekim 2012
    Bu "manzara" aynı zamanda bu toplumun çıplak bir resmidir, röntgenidir hatta. Bütün insanı değerleri, çare olmak ve bulmak için koşuşturan bir avuç insanda toplasmış ve onların bu toplum bedeninde bir…
  47. Tezkere provokasyonu
    Tezkere provokasyonu
    4 Ekim 2012
    Türkiye sadece bir savaşa değil, Hitler ve Mussolini benzeri tek adam diktatörlüğüne doğru gidiyor. Üstelik bu savaş sadece devletler arasında değil, halklar ve mezhepler arasında bir savaşa dönüşecek. Bu diktatörlüğe…
  48. Alçaklığın dayanılmaz irtifası..
    Patlamaya karşı tepkiyi, daha ilk saatlerde kin ve nefret söylemine dönüştürüp halkın bir kesimine, Kürtler'e karşı yönlendirmek, hem en az bu insanlık suçu kadar halk düşmanlığıdır, hem de saldırının gerçek…
  49. Aygün neden kaçırıldı?
    Aygün neden kaçırıldı?
    13 Ağustos 2012
    Tarihsel gelişme, imkanı genellikle tehlike ve büyük risklerle bir arada verir. Politik öngörü ve liderlik, onu bu tehlike ve riskler içinden çıkarıp realize etmekte kendini gösterir..Kılıçdaroğlu, sorunun gündeme getirilmesi için "iklimin…
  50. Savaş kışkırtıcılığı suçtur!
    TCK'nun 306. Maddesinde 'Türkiye'yi savaş tehlikesiyle karşı karşıya bırakacak şekilde yabancı bir devlete karşı hasmane hareketlerde bulunan' kimselere ‘beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası, "Fiil sonucu savaş meydana gelirse…
  51. CHP Kurultayı ve Devrimci Cumhuriyet
    CHP, ilericilerle, sosyalistlerle, Kürt siyasal hareketiyle; Mehmet Bekaroğlu'nun, İhsan Eliaçık'ın temsil ettiği anti-kapitalist Müslüman hareketiyle, yerel seçimlerden başlayarak güç birliğini gündemine koymalıdır. demokratik, özgürlükçü, laik ve sosyal bir halk cumhuriyeti…
  52. Mızrağın ucundaki 'Islam' ve biyopolitiği
    Erdoğan ve AKP'nin kurduğu düzende "kadının adı yok." Erdoğan'ın, ısrarla kadın yerine anne sözünü kullanması bu bilincin dışavurumudur. Kadının görevi nice erdoğanlara annelik etmektir, o kadar. Hadi gel de anlat..…
  53. 'Ceddin deden, neslin baban..'
    Chicago'dan İstanbul'a dünyanın bütün sokakları NATO'culara karşı birleşiyormuş bugün. Manhattan'da mehteran bandosuyla Türk Günü yürüyüşü yapılıyormuş.."Çokyıldızlı beyler beyi haykırdı ilerle / Bir yaz günü geçtik Manhattan'dan kafilerle." Sanırım kimse, metrix'in…
  54. Post-modern darbeden postmodern faşizme -Faşizm yargılıyor
    Halkın inaçlarını kullanarak onun sırtına binenler, ona takla attıranlar değil; onuruna, değerlerine sahip çıkan, çıkarlarının bilincinde bir halk hareketi ve onun temsilcileri bizzat yargılayan olmadığı sürece, bu tiyatronun yeni sahnelerini…
  55. Post-modern darbeden postmodern faşizme
    Yükselen bütün sınıflar gibi, postmodern/muhafazakar burjuvazi de, eski iktidar blokunu değiştirme ve bunun için gerekli hegemonyayı tesis etme süresince demokrasi söylemlerine ihtiyaç duyar. Egemenliğini garantiledikten sonra bu söylemlere de, onları…
  56. Bu başbakan kimin başbakanı?
    Artık katliamın affına "hayırlı olsun" diyen bir Başbakan var Türkiye'nin başında! Ey Başbakan! Bilesiniz ki, yanmakla tükenmez bu ülkenin güzel evlatları. Bir gider bin geliriz! Bu dava "divan"a kalmayacak! Erdoğan, Sivas…
  57. Devlet iktidarının yeniden paylaşım savaşı
    Böylece Özel yetkili savcıların açtığı ve Özel yetkili Mahkemelerin sürdürdüğü Ergenekon, KCK ve Devrimci Karargah davalarının hukuki meşruiyeti de ortadan kalkmış oluyor. Polis ve yargının, AKP iktidarının bir "siyasi sopası"…
  58. Dersim, CHP ve Faşizm
    Dersim, CHP ve Faşizm
    29 Aralık 2011
    Eğer özür, tüm katliamların arkasındaki politik düşünceyle, yani tekçi-ulus anlayışı ile, zorla asimilasyonla hesaplaşmanın bir ifadesi olarak dile getirilseydi o zaman özür olurdu.. Bugün Ermeni "Soykırım"ini kabul etmeyenlere ceza öngören…
  59. Kürt sorununda 'Osmanlı'da oyun çok'
    Eski düzen, bir tür post-modern "devrim"le çökertilmiştir. 1. Cumhuriyet bitmiştir; yerine "Ilımlı" İslam Cumhuriyeti ikame edilmektedir. Bu "devrim"i tamamlamanın önündeki tek engel, asıl direnç noktası, Ortadoğu'nun en modern hareketi olan…
  60. Adını siz koyun..!
    Adını siz koyun..!
    8 Ekim 2011
    Bu resme iyi bakın.. Dikkatle bakmak gerçekliğin tümünü görmeyi sağlar. Çünkü anlamak ve anlamlandırmak için eksik olan bir şey yok.. Çünkü görüntüyle aranızda hiç bir perde yok.. Yerde yatanların giysileri,…
  61. 90’nında devrimci delikanlı*
    Asıl önemli yan, sosyalizm mücadelesine devrim bilincini taşımış olmasıdır. Oyların yüzde 51'ini alarak iktidar olmayı hayal eden egemen zihniyeti kıran ve iktidar mücadelesinin gerçek mahiyetini kavramaya sevkeden onun devrimci tutumudur.…
  62. Yanıyor insanlık hala!
    Yanıyor insanlık hala!
    3 Temmuz 2011
    * Eğer siz, babanızın veya kardeşinizin ya da oğlunuzun/kızınızın yanında onun katilinin de ismini görürseniz ne hissedersinz? Hızla yükselen bir öfke dalgasıyla bütün insanı duygularınızın iğfal edildiği hissine kapılmaz mısınız? İsyan…
  63. Türkiye Dönüm Noktasında
    Türkiye, özellikle 12 Eylül’de yapılan Anayasa referandumundan sonra kesin bir dönüm noktasına (critical point) geldi. Yargının iktidarın denetimine geçişi tamamlandı. Emniyet teskilatı zaten cemaat örgütlenmesinin kontrolündeydi. TSK içinde de faaliyette…

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…