Kürt coğrafyasında devrim: Aslında seçimleri kadınlar kazandı!..

Yalçın YUSUFOĞLU

11 Nisan 2014
Kürt coğrafyasında devrim: Aslında seçimleri kadınlar kazandı!..

30 Mart 2014 Seçimlerinin Kürt kadınları bakımından önemi vurgulanmazsa her türlü yorum ya da analiz sakat kalır. "Eksik" değil "sakat" sözcüğünü kullandım, çünkü onsuz yapılacak her hangi bir değerlendirme vurdumduymazlık olur.

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) örgüt kademelerindeki "Eşbaşkanlık" uygulamasını bu kez belediye adaylarına taşımıştır. Başkanlığın bir erkek bir kadın tarafından yürütülmesi belediye başkanlıklarına da taşınmıştır.

[Eşbaşkan terimi yakın yıllarda Türkçeye girdi. Batı "Eş Başkan"ı İngilizce'ye "Co-Chairman" (Başkan Yardımcısı) diye çevirmiş, havacılıktaki "co-pilot"(ikinci pilot) gibi, Fransızca basın ise co-président diyor, o da zaten"Belediye Başkan Yrd." demek. Yani "Eş" öntakısıyla bizde vurgulanmak istenen eşitlik onlarda yok. Türkçe dilbilgisinde öntakı zaten bulunmaz.]

BELEDİYELERDE BAŞKANLIK NASIL OLACAK?
Siyasi Partiler Kanunu değişmediği halde tüzük gereği, o örgüt birimindeki başkan erkekse, başkan yardımcısı kadın, başkan kadınsa yardımcısı erkek olmaktadır. "Eşbaşkan" sözü yetki eşitliğinden geldiği gibi, BDP ve HDP'de örgüt her ikisini eşit kabul etmektedir. Eşbaşkanlık sistemi yerleşirse, hiç değilse o kademede erkek kültü sona erer, hem de istisnasız (siyasi ya da gayri siyasi) her türlü örgütte başkan kültü -umarız ki-ortadan kalkar.

Sözünü ettiğimiz iki partide yasa değişmeden de uygulama yürümüştür, o kadar ki, Tayyip Erdoğan bile yasa değişikliğiyle "Eşbaşkanlığa" imkân vereceklerini söylemiştir. Senin iznine kimsenin ihtiyacı yok, Tayyip Bey. Yıllardır BDP'de bu düzen, uygulandı ve işledi. Şimdi sıra belediyelere geldi.

Peki, bu nasıl olacak? Gördüğümüz gibi oy pusulalarında Başkan adayı bir taneydi.

Seçilmiş (resmi) Belediye Başkanı erkekse, "Eşbaşkanı" kadın olacak. Belediye Başkanının dört tane Başkan Yardımcısı atama hakkı var ve bunlardan biri Belediye Meclisi üyeleri dışından olabilir.

Büyükşehir belediyelerinde Belediye Meclisi ilçelerden gelen kontenjanlarla liste başlarındaki ilçe Meclis üyelerinden oluşuyor. Demek ki Belediye Başkanı Meclislerine seçilen bir üye Eşbaşkan atanabilir. Ve o isim ilçelerden birinde ilk sırada gösterilir. Seçilirse BB Eşbaşkanı görevini yapacak şekilde kanunen Bşk. Yrd. sıfatıyla göreve başlar.

Örneğin Ahmet Türk seçim öncesinde Eşbaşkan adayı ilan ettiği Fabronia Benno (nüfus kütüğünde Februniye Akyol) adlı 25 yaşındaki kadınla birlikte belediyeyi yönetecek.

Akyol ya ilçelerden birinde birinci sıradan seçilerek BB Meclisine girecekti, seçilemeseydi Ahmet Türk onu resmi Başkan Yardımcısı atayacaktı, ama parti listesinden seçilerek geldi.

Buna karşılık Diyarbakır BB'de Gültan Kışanak'ın resmi Başkan Yardımcısı (Eşbaşkanı) bir erkek (Fuat Anlı) oldu. Uygulamanın nasıl gelişeceği zaman içinde netleşecek. Partide uygulananın resmi bir kurum içinde de uygulanması ve halkın çift başkanı benimsemesi ilk deney olacak.

Büyükşehir olmayan illerde ve ilçe ya da beldelerde ise Başkanla Meclis üye adayların adları aynı oy pusulasında yazıldıklarından, listedeki Başkan ile Meclis'teki 1. sıra adayı, seçildiğinde Eşbaşkanlar onlar olacak.

Öte yandan, BDP Belediye Meclisi üye listelerinde kadın- erek eşit sayıda belirledi. Yani Meclis Üyeleri için belli bir oranda "kadın kotası" uygulamak yerine eşit temsili esas alındı. Bu husus ayrımsız bütün il, ilçe ve belde adalarında uygulanabildi mi, bilmiyorum.

Yukarıda saydığımız uygulama bütün il, ilçe, belde adaylılarında yapılabildi mi, bilmiyorum. Bir dış kaynak yüzde 67 oranında uygulandığını yazıyor.

"KADIN BAŞKAN YARDIMCISI OLMAK İSLAM'A UYGUN DEĞİL"
Siyasette erkek kültünü yıkmak için yapılan uygulama artık BDP'li belediyelerle birlikte toplumsallaşmakta ve yerel yönetimlerde çığır açmaktadır.

Elbette ki, bu bir başlangıçtır, sistem zaman içinde yetkinleşecektir, ama kadının yerel siyasal ve yönetsel planda kadının inisiyatif alması, daha önemlisi yüzyıllardır "erkek kültü"ne alışmış ve siyaseti de, yöneticiliği de erkeklere özgü bir meslek, adeta doğal bir üstünlük gibi algılamış, hatta kadın tarafından yönetilmeyi yadırgamış toplumun zihninde köklü bir değişimin ilk işaretidir.

İnsanlarda "beni erkekler ne kadar yönetebilirlerse, kadınlar da o kadar yönetebilirler" kanaatini yerleştirmesini başlatacaktır.

Hemen ekleyelim ki, daha önce belirlenen kadın kotası uyarınca bu kişiler aday gösterilmişlerdi. , kadınlar siyasal ve sosyal hayatta inisiyatif aldıkça, ileride kota kullanmaya gerek kalmayacağını yerel politikada öne çıkan kadınların kendi belediyelerine kotasız sahip çıkacaklarını umarız. İlçe olarak Cizre, Lice, Silvan gibi kadınların yöneteceği önemli merkezler çoğalacaktır, özellikle kadın Eşbaşkanları önümüzdeki beş yıl içinde deneyim kazanacaklar, erkek toplumu kadınlar tarafından yönetilmeye alışacaktır.

Buna karşılık AKP'li (adı lazım değil) Meclis'in ilk toplantısında kadınların dinen ve örfen Belediye Başkan vekili ya da yardımcısı olamayacaklarını söyleyerek BDP' ye ne kadar ters ve ne denli kadın düşmanı olduğunu göstermiştir. Listede 1. Sırada seçilen Nurten Ertuğrul bu sözler üzerine Meclis üyeliğinden istifa etmişse de, bizce Başkan Bey köktendincilerin bağlı bulunduklar hadis-i şerifin gereğini yapmıştır ["Başlarına kadın geçiren bir kavim asla iflah olmaz." (Ahmed İbni Hambel, Müsned 5/43; Tırmızi Fiten. 75; Nesai Kudat, 8; Buhari Fiten 18)] (http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa_yazar.php?KartNo=58269&Yazar=Yal%E7%FDn+Yusufo%F0lu)

KADIN ADAYLARIN BELİRLENMESİ
Yasa bakımında Belediye Başkanı seçilen kadınların yörelerine bakarsak, BDP'den ikisi il, on ikisi ilçe, biri de belde olmak üzere on beş kadını görüyoruz.

» Diyarbakır Büyükşehir (Amed, Ermenice; Dikranagert: Gültan Kışanak; kent merkezindeki 350 bin nüfuslu Bağlar ilçesi: Birsen Kaya Akat, Farqin (Türkçe Silvan, Ermenice, Np'rkert;): Yüksel Bodakçı, Hazro (Asurice Hataro): Güler Özavcı Doğu, Egil (Zazaca Gel): Petek Elyuse Çapanoğlu Çelik, Bismil: Cemile Eminoğlu, Lice: Rezzan Zoğurlu, Cölemerg (Hakkâri, Süryanice Akkara): Dilek Hatipoğlu, Mardin'e bağlı Kerboran (Dargeçit): Zeynep Sipçik, Nisêbîn (Nusaybin, Ermenice ve Asurice Mtsbin;): Sara Kaya, Şemrex (Mazıdağ): Necla Yıldırım, Şırnak'a bağlı Silopiya (Silopi): Emine Esmer, Qılaban (Uludere): Zeynep Üren, Cızır (Cizre, Arapça Cazirat): Leyla İmret. Tılqebin (Başverimli Beldesi): Rabia Tekas.

"Parti kimi gösterirse, seçmeni o kişiyi seçer" diye düşünmemek gerekir. Cizre (Cizir) Belediye Başkanı seçilen 27 yaşındaki Leyla İmret aday gösterilmeden önce, aday adayları konusunda önce halkın nabzı yoklanmış, sonra parti içinde ön seçim yapılmıştır. Sonuçta İmret aday gösterilmiştir.

Yani sadece yerel politik şahıslar değil, halk da Leyla İbret'i istediği için önce aday, sonra Başkan olmuştur.

Kendisi bir aşiret kızı veya ağa çocuğu olmayıp bir emekçi ailesinin kızıdır. İlçedeki oyların dağılımı ise şöyledir: Leyla İmret 36 bin 403, AKP adayı 4 bin 161, Hüda-Par adayı 2 bin 431.

Yukarıdaki listede dikkat çekici bir nokta daha var: Kürtlerin en büyük belediye merkezinde Gültan Kışanak var, en küçük belediye beldelerinden Tılqebin (Başverimli) de ise 25 yaşında üniversiteli Rabia Tekas.

30 Mart 2014'te Fransa'da da yerel seçimler (2. Turu) yapıldı. Fransa'nın Başkentinde ilk kez bir kadın (Anne Hidalgo) Belediye Başkanı seçildi. Diyarbakır'da Gültan Kışanak.

İLKLER: ATİNA, PARİS, DİYARBAKIR
Fransa nere, Kürdistan nere? Paris dünyanın gözbebeği, Amed ise Kürdistan'ın... Eski yıllarda Diyarbakır'a "Şarkın Paris'i" derlerdi.

Demek ki, Paris'ler arasında kadın başkanlık bakımından benzerlik oluşmuş.

Son bir not düşelim: 2003-2006) yılları arasında Atina'nın ilk kadın Belediye Başkanı vardı, adı Theodora Bakoyannis idi. 2009'da Dışişleri Bakanı olmuştu. Gültan Kışanak da adı konmamış bir otonom bölge Belediye Başkanıdır. Demek istediğim: Başkent Belediye Başkanlarının siyasi işlevlerini önemsemek gerekir.

Bu sözler fantezi gibi gözükebilir. Öyle gözükmesin. Kim derdi ki Türkiye Cumhuriyeti'nin parlamentosunda bir Süryani milletvekili bulunacak? Kim derdi ki Tur Abdin'li 25 yaşındaki bir genç kadın kendi memleketinde Belediye Başkan Yardımcısı (ve Eşbaşkan) olarak bir Kürt bilgesiyle beraber görev yapacak.

Süryani olduğu için kayıtlarda gerçek adıyla var olmamış o kadın, resmi adıyla da olsa kenti yönetecek.

Parlamentoda bir Süryani milletvekili vardı, şimdi de Mardin'de bir Eş Belediye Başkanımız olacak.

Yukarıda yazdığımız kapıları Kürdistan Özgürlük Hareketi açmıştır. O kadar belli ki, BDP'nin Gültan Kışanak'ı Büyükşehir Belediye Başkan adayı göstereceği aylar öncesinden belli olunca, Tayyip Erdoğan da Fatma Şahin'i bir başka Büyük Şehire aday göstererek Kürtlerden geri kalmadığını göstermek istemiştir. Öncülük dediğiniz böyle olur. Başbakanı bile etkileyip iyiyi taklide sevkederseniz, başarı sizindir.

2014 Yerel Seçimlerinde Kürt Kadınlarının yaptığı atılımın arkası gelecektir. Böylesine bir olay, dönüşüm değil devrim kıymetindedir. Bu devrimin sadece partinin yukarıdan gelen sözleriyle, yazılarlıyla, konferanslarıyla başarıldığı düşünülemez. Şayet ortada maddi koşullar olmasaydı çağların taşlaşmış yapılarının örslerle kırılmasına başlanamazdı.

KADINLARIN UYANIŞI CEZAEVİ KAPILARINDA BAŞLADI
Kürdistan'da estirilen terör 12 Eylül faşizmiyle had sayfaya varmıştı. Devlet terörüne en fazla maruz kalanlar Diyarbakır 5. No.lı cezaevinde mahpus tutulan insanlardı. O insanların yakınları de şiddetten nasiplerin çok çok aldılar. Cezaevi kapılarında çocuklarıyla bekleşen kadınlar dipçik yediler, darp edildiler. Çoğunun oğlu kızı, ağabeyi, ablası, babası hapisteydi. Ve o şiddet tutuklu yakınlarına acımasızca uygulandı. İçerideki tutukluların yakınları sadece kent merkezlerinden değil, hatta daha çok kırsal kesimlerinden gelenlerdi.

Cezaevi anılarından da görüleceği gibi, uyanışın kent merkezlerinden kırlara yayılmasında başlıca etken tutuklularının çoğunun köylü olması, içeride politikleşmeleri ve çıkınca harekete katılmaları, kurtuluşçu fikir ve eylemleri kırlara yaymalarıydı.

Annelerin, eşlerin Türkçe bilmedikleri için oğullarıyla konuşamadıklarına dair ne anlatılar okuduk, görüşme mahallinde "Türkçe konuş, çok konuş" yazılı tabelaları gördük, o görüşmeleri yaşamış bir arkadaşımdan bunu ilk duyduğumda "Peki, Türkçe bilmeyen ve okuma- yazması olmayan ziyaretçi o tabelayı nasıl anlayacak?" diye sormuştum, o da Türkçe bilmeyenler sadece ziyaretçiler değildi, tutuklular arasında askerliğini yapmamış, Türkçe öğrenmemiş genç köylüler vardı" demişti. Öyle ya, Kürt köylülerinin bir kısmı askerde -dayak yiye yiye--Türkçe öğrenirlerdi, kimi zabitler de "Türkçeyi sopa zoruyla öğrendiler" diye övünürdü.

Sadece cezaevi kapılarına, sıkıyönetim mahkemesi koridorlarına giden anneler, neneler, kız kardeşler, tutukluların Kürdistan'ın dört bir tarafında kadın yakınları vardı, onların kaygılı haber bekleyişleri de uyanışın ilk kıvılcımları oldu...

POLİTİKLEŞEN KADINLAR
Kadınların uyanışının ikinci nedeni onların sadece siyasallaşmaları değil, aktif mücadeleye bilfiil katılmalarıdır da.

Bugün BDP'de, daha önce başka siyasal partilerde bu kadar etkili kadının yer almaları bu politikleşmenin sonucudur.

'Serhildan' adı da verilen hareket insanların ülkelerine sahip çıkmak için verdikleri siyasi mücadelenin asimetrik yöntemlerle devamıdır.

1984 sonrasında.pek çok genç Serhildan'a katıldı. Sadece delikanlılar değil, genç kızlar da partizan oldular. Aralarında Türkiye'nin büyük kentlerinin yanı sıra, Federal Almanya'dan, Fransa'dan, İsveç'ten gelen üniversite öğrencileri kadar köylerden gelen genç kadınlar da bulunuyordu.

KADIN PARTİZANLAR
Uluslararası siyasi literatürde bu asimetrik mücadeleye "partizan hareketi" adı veriliyor. 20. Yüzyılın başlarından bu yana pek çok örneği var ve bir partizan hareketleri esas olarak "öz savunma" mücadelesidir.

Kadın partizanlarla yapılan röportajlarda bazılarının öyküleri vardır ve hepsi birer gerçekliktir ve bilmediklerimiz bildiklerimizden çok fazladır.

Dağdaki erkekler ve onların yöneticileri kadın partizanlardan çok şey öğrendiler, daha da öğrenecekler. Çünkü siyasal mücadele aynı zamanda sosyal mücadeledir. Kadının toplumdaki yerinin, işlevin güçlenmesi ise toplumsal bir olgudur. Çünkü siyaset toplumsallığa hizmet etmek içindir.

Siyasi yöneticilerin kadınlar konusunda yazdıkları pozitif kitaplar, yazılar, partinin yönergeleri yukarıdan gelen yönlendirmelerden çok, aşağıdan yukarıya intikal etmiş, oradan şehirde, kırda erkek-kadın partili ve sempatizan kitlesine inmiş görüşlerdi.

Hareketin erkek yöneticileri kendi ülkelerinde kadınların çektiklerini zaten bilmiyor değillerdi, ama kadın devrimcilerin davranışlarından erkek egemenliğinin ne kadarını kendilerin de paylaştıklarını farketmek başka olmuştur...

Kadın öznesinin diğer bir öğesi halkının özgürlüğü adına hayatını vermiş gerillaların anneleri, nineleri, kız kardeşleri, teyzeleri, bibileri, kardeş kızları idi.

İlker Başbuğ Genelkurmay Başkanıyken yaptığı bir basın toplantısında o güne değin 24 yılda 40 bin 700 gerillanın (onun diliyle teröristin) "etkisiz hale getirildiğini" açıklamıştı.

1400'den fazlası 2012'de olmak üzere, sonraki kayıpları da eklerseniz, 42.000 gerilla çatışmada yaşamını yitirmiş demektir. Bunlara faili meçhul denilen faili malûm cinayet kurbanlarını da eklerseniz, kaç on bin kayıp verildiği ve hepsinin yüz binleri bulan kadın yakınlarının acıları ve öfkelerinin boyutları ortaya çıkar. Ayrıca Başbuğ'un TSK'dan çatışmada yaşamını yitiren dediği 5 bini aşkın kişiden 2 bin kadarı da Kürt genciydi.

Konu tabii ki kin ve intikam değil. Bu siyasal uyanış sorunudur. İnsanlar politikleşmeye başlayınca sormaya başlarlar, sorul sormak yerleşik kalıpların yıkılmaya başlaması demektir. Sorular soruları getirir, uyanış özellikle genç kuşaklarda sadece devlet terörüne karşı değil, aynı zamanda Kürt toplumu içindeki erkek tahakkümüne karşı da yönelir. Gerillaya katılan kadın, kısa zamanda kendi yöneticilerinde "erkek" tavırlarını görür ve bir süre sonra tepki gösterir.

Devrimci olmakla ne insan kusurlarından arınır, nede hele erkekler o malum tavırlarından kolay vazgeçerler. Devrimciler hareket içinde eğitilirler. Erkekçi tavırları bırakmak da o eğitimin başında gelir. Ortada bir devrim olmadığı halde Gezi Parkı'ndaki kadınların, erkeklere nasıl da tepki gösterdiklerini gördük.

Ölümler tabii ki karşılaşılacak en acı olaydır. Suçlusu ise doymak bilmeyen tahakküm manisidir. İnsanların hamasiyatla cepheye sürülmeleri 30 yıldır devam etmektedir.

Gönül isterdi ki, Türk kadınları "oğlum, kocam, kardeşim niçin öldü?", "neden hep bizim çocuklarımız ölüyor da, savaşı sürdürmeye kararlı olanlarınki cepheye gitmiyorlar?" diye sorsaydılar, yukarıdan gelen yoğun kara propagandayı yıkabilseydiler. Kürt anneleriyle Türkler arasındaki fark birincilerin oğulları gönüllüydüler, ikincilerinki ise kanun gereği zorla gitmektedirler.

Kadın atılımının yeni bir aşaması olarak belediyelerdeki Eşbaşkan uygulaması kadınların toplumsal yaşama katılmaları bakımından özellikle ilçelerde ve küçük beldelerde bir atılım mahiyetinde olacaktır. Nasıl ki, 4 bin 500 nüfuslu Tılqebin'de 25 yaşındaki Rabia Tekas yüzde 91 oyla Belediye Başkanı seçilmişse, yakın gelecekte daha nice Rabia'lar çıkacak.

Buna rağmen gelişime karşı erkek direncinin de olduğunu, adayların (özellikle Belediye Meclisi adaylarının) belirlenmesinde bazı yerel politikacı erkeklerin kadın aday adaylarına karşı zorluk çıkardıklarını partinin kadın yöneticilerinden Filiz Koçalı bir yazısında ifade ediyordu.

YAŞAM ÖYKÜLERİNDEN...
Rakamlar istatistikçiler, araştırmacılar -konu oy ise- politikacılar içindir. Gerçek hayat hikâyeleri ise insanlar için.

Yazıya bir-iki not ekleyerek ne demek istediğimi daha iyi anlatmaya çalışayım:

Fabronia Benno: Anadilinde ismi Tur Abdin olan Mardin'i Ahmet Türk'le birlikte yönetecek Februniye Akyol'un da gerçek adı başka. Asıl ismi Fabronia Benno. Kız Çocuk doğduğunda ailesi onu "Fabronia" diye vaftiz ettirmiş. Ama nüfus kütüğünde ve kimlik kartında "Februniye" olmuş. Tıpkı Sürryanice Mtsibin'in Nusaybin yapıldığı gibi.

Fabronia IV. yy. da yaşamış ve Hıristiyanlığı kabul ettiği için Pagan hükümdarın vazgeçmesi emrini reddettiğinden dolayı, önce ağaca bağlanıp altından ateş verilmiş,"Hayır" diyen dili kopartılmış, sonra kolları, bacakları ve nihayet başı kesilmiş genç bir Asuri kadınıydı. Kilise tarafından Azize ilan edilmiş ve öyküsü kuşaktan kuşağa efsaneleşmiş birisi. Ama Türk ırkçılığı çocuğun adını kayıtlarda Februniye yaptı, hem de "Vatandaş Türkçe konuş" yıllarında değil, 1989'da.

Bir çocuk düşünün ki, ilkokula gidinceye kadar adını "Fabronia" biliyor, ama okula başlayınca kendisine "Februniye" diyorlar. Nedenini ona izah edebilir misiniz? Çocuk okulda Februniye, evde Fabronia.

Neden? Diye soracak olsa sebebini nasıl açıklarsınız? "Kızım, devlet öyle istiyor" mu diyeceksiniz. "Peki, ama niye? Devlet benim ismimden ne istiyor?"

Almanya'da, Fransa'de doğan Müslüman bir kız çocuğun adını -Tayyip Erdoğan'ın parmaklarıyla dört, dört, dört diye dörtlediği -kutsal İslam kadınlarından "Rabia" koyduğunuzda, nüfus kaydına "Rebeca" diye işleseler razı olur musunuz? Hemen "ırkçılık" diye kıyameti koparırsınız, ama kendiniz Fabronia'yı Februniye'ye çevirmekle ırkçılığın âlâsını yaparsınız.

Eşbaşkan Ahmet Türk soyadını -hepimiz gibi- kendisi seçmiş değil. Bir oduncu olan babası Hacı Sinan, Kanco aşiretinin reisi Hüseyin Ağa'nın Türkiye adlı kızıyla evlenerek Kasrı Kanco'ya damat girer. Hüseyin Ağa aynı zamanda Hamidiye alaylarında bir kumandandır.

MARDİN, KADİM SAHİPLERİNE KAVUŞTU
Kayınpederinin başka oğlu olmadığından Kanco aşiretinin beyliği ona geçer. Soyadı kanunu çıkınca da Türkiye'ye (Türkiye Cumhuriyeti'ne) bağlılığının nişanesi olarak Türk soyadını alıp Sinan "Türk" olur. Ahmet Türk Sinan Ağa'nın ikinci eşinden olan oğludur ve yukarıda söylediğimiz gibi, analığının adı Türkiye Türk'tür.

Kürtçesi Mêrdîn, Süryanicesi Merde adlı - ve dümdüz ovada yükselen bir tepede kurulu- bu antik Mezopotamya kenti yeni belediye başkanlarının şahsında kadim sahiplerine kavuşmuştur ve Belediye Başkanları, Meclisiyle birlikte yeni yöneticiler Kürt, Arap, Asuri, Türk, Mahallemi,Keldani, Nasturi, Ezidi topluluklarının beraberliğini temsil edeceklerdir.

Leyla İmret: 27 yaşındaki Leyla İmret'in. 5 yaşındayken babası gözlerinin önünde öldürülmüş, annesi küçük kızını alıp önce Mersin'e oradan Bremen'e göçmüş, işçi olarak çalışmış.

Genç kız öğrenimini tamamladıktan sonra yüz binlerce göçmen genç kız gibi Almanya'da hayatına devam etmemiş, doğduğu topraklara dönmüş, halkının özgürlük mücadelesine katılmış ve çocuk yaşında yaşadığı o kâbustan 22 yıl sonra kasabasının Belediye Başkanı seçilmiş. Hem de parti tarafından tepeden değil, halkın tercihiyle aday yapılarak.

Almanya'da yetişmiş bir genç kadına bir Anadolu kasaba halkının hangi önyargılarla bakacağını tahmin edersiniz. Onlara "Alamancı" derler, "mutlaka domuz eti yemiştir" derler, daha daha neler demezler.

Hele hele kadınsazinhar belediye başkanı seçmezler, olsa olsa öğretmen ya da hemşire olarak benimserler.

Kürt toplumunda kadınlar hakkındaki uyanışın daha şimdiden ulaştığı boyutların bu düzeyde olması BDP'nin iki Genel Başkanından birisinin kadın olmasıyla, daha 2007'de 8 milletvekili çıkarmasıyla ve belki de en önemlisi dağda hayatını kaybedenler arasında o kasabadan genç kızların da bulunmasıyla doğrudan ilgili.

Gurupla geziye giden sanatçı bir arkadaşım anlatmıştı:

Belediyenin tahsis ettiği bir araçla Diyarbakır'dan Mardin'e gidiyorlarmış, dağların siyah olması gruptakilerden birisinin dikkatini çekmiş. Mihmandarlık yapan genç kadın "oraları asker yaktı" demiş ve "benim iki ağabeyim, bir bacım o dağlarda vuruldular. Ben annemi yalnız bırakmamak için gidemedim" diye eklemiş.

Anlattıklarım yaşanmış olan acıların on binlerde biri bile değil.

Encü Ailesi: Roboski katliamından birkaç gün sonra bir grupla Roboski (Ortasu) ve Bijuh (Gülyazı) köylülerine dayanışma ve taziye ziyaretine gitmiştik. Derin vadilerin içinde, sınırın 1-2 bin metre yakınında, dağ keçilerinin melediği tepelerin dibindeki bir açıklıkta ve karanlıkta -kamp ateşi gibi yanan- ateşin aydınlığında onlarla söyleşirken, birden yukarıdaki köy yoluna iki minibüsün geldiğini gördük. İçinden çoğu genç çok sayıda kadın indi, koşa koşa yanımıza geldiler ve Sebahat Tuncel'in boynuna sarıldılar. Sebahat'i biri bırakıp, öteki alıyordu. Ağlayarak birbirlerinden kopamamaları unutulacak gibi değildi.

Belli ki, Sebahat Tuncel'in de geldiğini duymuş olmasalar gelmeyeceklerdi. Oysa ziyarete giden gruptaki arkadaşların yarıya yakını kadındı, ama partili tek bir kadın yöneticinin veya milletvekilinin bile kadın atılımında ne kadar etkili olabileceğine örnek olarak olayı yazdım. Hayatlarında ancak ekranlarda gördükleri genç kadın sanki ezelden beri kız kardeşleriymiş gibiydi. Onlar için gruptaki kadın arkadaşlarımız konuktular, Sebahat Tuncel ise köylerinden, ailelerinden biriydi.

Önceleri korucu köyleri olan Roboski ve Bijuh'tan 2011 Genel Seçimlerinde BDP'ye yüzde 70 oranında oy çıktığı, muhtarın da partili olduğu bize söylendi.

Cerrahi hemşiresi: Hareketteki Kürt kadınları konusunda söyleyeceğim diğer bir örnek şu: Partinin bir kadın sözcüsü bir TV tartışmasında anlattığını daha iyi ifade edebilmek için "enim mesleğim cerrahi hemşireliğiydi, ağır yaralı birisi hastaneye getirildiğinde ameliyata alırsanız ölme ihtimali büyü, ama ameliyat etmezseniz kesinlikle ölecek, bu durumda kurtulma şansı çok az da olsa hastayı ameliyata alırsınız" demişti.

Benim dikkatimi çeken husus konuşmacının eskiden kardiyoloji veya nöroloji ya da pediatri hemşiresi değil, cerrahi hemşiresi olmasıydı. Demek ki, cerrahın bulunmadığı yerde ona görev düşmüştü.

Berivan Elif Kılıç: Diyarbakır'a bağlı Karaz (Kocaköy) ilçesinden 33 yaşında tesettürlü bir kadın. Genç yaşına rağmen neler görmüş, ne acılar çekmiş. 13 yaşında onu kuzeniyle elendirmişler. İlk günden itibaren aşırı şiddet görmüş. (Hani adliye dilindeki "orantısız güç kullanmanın da çok çok şiddetlisi.)

O hayata 14 yıl katlanmış, sonuçta 3 yıl uğraşıp boşanmış. İki çocuğuyla ayakta durabilmiş, İlkokul mezunuyken şimdi lise bitirme sınavlarına hazırlanıyor.

Politikaya yönelmiş. BDP'ye katılmış. Şimdi ilçesinin Belediye Eşbaşkanı.

"Siyasetin insanları temsil etmek adına önemli bir adım olduğunu düşünüyorum. Aldığım yaralardan sonra çok büyük sevinç ya da hayat ışığı yok bende. Bu seçim sürecinde herkes sevinçliyken, heyecanlıyken bende hiçbir şey yok. Ben kadınlar için bunu yaptım, ama başarılı olamadım demek bile bir başarıdır aslında. Öncelikle, BDP eş başkanlık sistemi ile büyük bir kadın devrimi yaptı. Eş başkanlık, kadın erkek eşit temsili yet demek. Yani belediyelerin ya da erkeklerin olduğu her yerde kadınların da olması gerekiyor, çünkü nüfusun yarısı kadın. Belediyenin ilk defa parlamentosunda kadın olacak. Şimdiye kadar mecliste kadın üye bile yoktu. Kadınlara ayrı fon gelecek. Kadınlar hala bir şeyleri yapmak için erkeklerden izin alıyor. Ben bile babamdan izin alıp siyasete girdim.

İnsanların neden evlendiği önemli, yani bir kız 13-14 yaşında evleniyorsa, bunun neden olduğunu sorgulamak lazım. Bir olayı kestirip attığınızda onu çözmüş olmuyorsunuz, sadece görmezden geliyorsunuz, Türkiye'nin en büyük sorunu bu aslında. Bizi hep görmezden geldi. Bir kadınsanız, hele ki bir Kürt kadınıysanız hayat sizin için iki kat daha zor.

Belediyelerde bir bölüm açıp, orada birkaç tane yardımsever gencimizi barındırıp, onlar annelerimiz, ninelerimiz, avukat, hastane veya resmi işlerde Türkçe gereken yerlerde, ya da yardım gereken yerlerde gönüllü olarak yardım edecekler. Bu hem belediye ile halkı kaynaştıracak hem de insanların yardımseverlik duygusunu pekiştirecek. Çünkü biz gittikçe birbirinden soğuyan bir toplum olmaya başladık" diyor Berivan.

Kürt kadınlarındaki büyük atılımı metropol İstanbul'da da görüyoruz. 8 Mart yürüyüşlerine rengârenk giysileriyle her yaştan binlerce Kürt katılıyor.

23 Mart 2014 günü İstanbul Kazlıçeşme'de yapılan Newroz mitingini izleyenler alanda ne kadar çok kadın bulunduğunu görmüşlerdir.

Sadece Kuzey'de değil, Batı'da kadının devrime katılmalarının boyutları olağanüstü.

Demokratik Birlik Partisi PYD'nin de Eşbaşkanları var. Uluslararası kamuoyu Salih Müslim'in yanında Asya Abdullah'ı da tanıyor. Türkiye'de Özgür Gündem dışında basının yer verdiği yok, ama Batı medyası Rojava'daki kadınların inşa çalışmalarına ne denli etkin katıldıklarını, Selefi katillere karşı milislerde yurtlarını, kantonlarını nasıl koruma savaşı verdiklerini hayranlıkla anlatıyor.

IŞİD ve El Nusra canileri ve arkalarındaki İslamcı rejimler saldırmasalardı, o kadınların erkeklerle birlikte dünyaya yepyeni bir örnek sunmaktan başka işleri olmayacaktı. Aynı insan düşmanları Suriye'deki Kürtlere, Kesab'da görüldüğü gibi Ermenilere, Nasturilere saldırıyorlar.

...Ve arkalarında Türkiye var

 

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. 1 Kasım 2015 manzaraları...
    Rejimin 7 Haziran 2015 sonrasında başvurduğu seçimleri tekrarlamak icadı Türkiye’de riya, sahtekârlık, demagojiyle… ve kanla dolu tarihsel bir dönem oldu. Mesela Ahmet Davutoğlu’nun “Ankara’daki terör saldırısından sonra oylarımız yükselme trendine…
  2. Kanlı ortam kime yarıyor?..
    ''Tayyip Erdoğan rejiminin hesaplarını kolaylaştıran başlıca etmen KCK Yürütme Konseyinin şiddeti tekrar başlatması oldu.'' Saray 7 Haziran 2015’te yediği şamarın şokunu atlatacak manevralarla ilk günden beri arzuladığı yeniden seçime gidilmesini…
  3. Asıl suçlu canileri beslemiş, büyütmüş olanlardır!
    Son katliam, ihtirası uğruna her şeyi yapacak, her türlü melanete başvuracak tıynette olan politikacının ülkeyi hangi badirelere sürükleyebileceğinin, memleketi nasıl da kan gölüne çevirebileceğinin yadsınamaz bir kanıtını oluşturdu. 20 Temmuz…
  4. Savaş tamtamları da AKP’yi kurtarmaz!..
    Erdoğan, 2003’te ABD’nin peşinde Irak’a girme hazırlıkları yaparken de pervasızdı. Hatırlayınız: Irak sınırına katar katar asker taşınıyordu. CHP ile bir kısım AKP’linin Meclis’teki karşı oyları sayesinde savaş emelleri suya düştü.…
  5. Seçim 2015: Hiçbir seçim böyle kanlı olmamıştı...
    ASLA UNUTULMAYACAK BİR SEÇİM --Erken seçim, yeniden seçim vesaire konuşulurken üzerinde asıl durulacak nokta 7 Haziran 2015 öncesindeki kanlı tertipler olmalı. Zira seçim bitti diye, o kanlı olaylar bitmez. Seçimlerin üzerinden…
  6. Bir demokrasi suçlusu: Süleyman Demirel
    'Bana milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz'' deyişiyle ünlü, 1975-1977 döneminde bir çok siyasi cinayet ve katliamdan sorumlu faşist Milliyetçi Cephe hükümetlerinin başbakanı, 28 Şubat'ın cumhurbaşkanı Süleyman Demirel öldü.. Egemen basın ve…
  7. Oy gaspı ve namus...
    Oy gaspı ve namus...
    3 Haziran 2015
    HDP’nin barajı geçmesinin asıl önemi Tayyip Erdoğan’ın parlamento çoğunluğunu yitirme ya da zayıf bir çoğunluk elde etme olasılığıdır. Ancak o zaman işbaşındaki rejimi sona erdirme olanağı gözükecektir. AKP yöneticisi bakanlar…
  8. 12 Eylül 2010 Anayasasıyla kurulan Yargı düzeneği
    “Paraları sıfırladın mı noktasından savcıları sıfırlama noktasına geldiler” --Mevcut rejim Yargının altını üstüne getirdi, bütün kuralları ve kurumları eğdi, büktü, kendine benzetti. 12 Eylül 2010 Referandumunu yapmakla eline geçirdiği olanakları tepe…
  9. Soykırım zihniyeti 100 yıldır sürüyor
    Bütün o yüz yıl boyunca Türk milleti o kadar şartlandırıldı ki, herkes birbirini azdıra azdıra 1915 ve sonrası bir tabu haline geldi. İnanınız ki, inkâr bugün dünkünden çok daha şiddetli.…
  10. Bu kez de siyasi nitelikli hayvan katliamı...
    Siyasi iktidarın insan katliamıyla, ağaç katliamıyla kabarmış siyasi suçlar siciline şimdi aynı nitelikli hayvan katliamı da eklenmiştir. Belediye görevlilerinin sokaklarda tüfekle köpek öldürdüklerine, zavallı hayvanların çığlıklar içinde kendi etraflarında döne…
  11. Siyasi iktidarın çocuk katliamları...
    ''2011’de Roboski’de öldürülen 34 kişiden 22’si çocuktur. Bu açıdan Roboski Katliamı, aynı zamanda bir çocuk katliamıdır. 2012 yılında 10, 2013’te 1 ve 2014’te 3 çocuk öldürülmüştür. 2015’in ilk ayında Cizre’de…
  12. Hırsızın hiç mi kabahati yok?
    İslam bu değildir, şudur, barış dinidir gibi laflar söylenmesi gereken, fakat herkesin kös dinlediği (nafile yere söylenen) sözlerdir. İnsan ister istemez “Hırsızın hiç mi kabahati yok?” diyesi geliyor. Çünkü daha…
  13. Papa Türkiye'de: Konuk, eski bir darbeci...
    Avrupa'dan tecrit olmuş Erdoğan bula bula sicilli bir darbeciyi buldu.. Bugün fakir-fukara babası geçinen yeni Papa kirli savaşın prototiplerindedir. İnsanlık suçuna ortak olmuştur, maiyetindeki din adamlarını işkencecilere teslim etmiştir. Türkiye’yi ziyaret…
  14. Bir demokrasi suçlusu: Süleyman Demirel
    Kendisini devirmiş olan 12 Mart 1971 darbesinin Cuntasının emrindeki askeri mahkeme tarafından ölüm cezasına mahkûm edilmiş Deniz-Hüseyin–Yusuf’un cezaları Meclis’te oylanırken Adalet Partisi (AP) Genel Başkanı ve Isparta Milletvekili olarak büyük…
  15. Rüşvete, yolsuzluğa takipsizlik..
    RÜŞVET ŞEREFSİZLİĞİ KİŞİNİN PEŞİNİ BIRAKMAZ --Erdoğan oğluna müteaddit defalar telefon ediyor ve evdeki paraları başka yerlere nakletmesini istiyor, buna rağmen oğlu evde hâlâ 30 milyon Avro’nun kaldığını söylüyordu. Tayyip Erdoğan’ın…
  16. Erdoğan rejiminin asıl hedefi IŞİD değil, Rojava’nın işgalidir...
    TAYYİP ERDOĞAN’IN MASKESİ DÜŞÜYOR --Anadilde kısaca Rojava olarak adlandırılan Batı Kürdistan’a Tayyip Erdoğan önderliğinde Türk militarizmi -Işid’le savaşmak görünümü altında—müdahale etme emelinde, hatta kararlığında. Bu niyete şimdiye dek sadece Kılıçdaroğlu…
  17. Işid şeriklerinin saltanat ve sadaret merasimi...
    Sultanı ayakta alkışlayanlar arasında HDP’lilerin de bulunması beni yaralamıştır. --Tayyip Erdoğan’la yamağı Ahmet Davutoğlu’nun besleyip büyüttüğü, kamyon kamyon silah taşıdığı, silah ve mühimmat araçları aranmasın diye Meclis’ten dokunulmazlık kanunu çıkardığı İslamcı katil güruhlarından…
  18. Erdoğan'ın 'taht'a çıkmasına yardım edenler
    Şayet seçim 2. tura kalacak olursa, oylama Tayyip Erdoğan ile Ekmeleddin İhsanoğlu arasında geçeceği için, ulusalcılar CHP seçmenini sandıktan uzak tutmaya, tatil beldelerinde bulunan potansiyel CHP seçmenlerinin oy kullanmak için…
  19. Tayyip Erdoğan’ın cülus töreni
    Daha seçilmeden seçilmiş gibi konuşacak. Başkanlık sistemine ilişkin hiçbir anayasal, yasal düzenleme yokken, sistem gelmiş gibi davranacak. Yani mevcut yasalar dışına çıkacağını, “icracı C. Başkanı” olacağını peşinen ilan edecek. Onu…
  20. Fıtratında aşağıya doğru sürüklenme de var!
    "KATİL SERIYE BAGLADI" --Okmeydan'ında iki kişinin daha öldürülmesini en veciz biçimde anlatan gazete başlığı Özgür Gündem'inkiydı. Gazete Uğur Kurt ve Ayhan Yılmaz'ın öldürülmeleri için "Katil seriye bağladı" diyordu. Özne üçüncü…
  21. HDP ve sınıf mücadelesi
    "Türk solundan bir şey çıkmaz" diye düşünenler, Gezi kalkışmasında şaşırıp kaldılar, ama ondan da hoşlanmadılar, zira Gezi'nin Tayyip Erdoğan'ı hedef almasından tedirgin oldular, olaylara "çözüm sürecini baltalamak için Kemalistlerin, Ergenekoncuların…
  22. Hepimiz Hrant'ız, Hepimiz Ermeni'yiz
    19 Ocak, 13.30'da Taksim'den Agos'a --Hrant Dink'in öldürülmesinden bu yana yedi yıl geçti. Bu süre içinde suikastin iç yüzünün aydınlatılması, tetikçilere talimat verenlerin ortaya çıkartılması yolunda bir milim yol alınmadı.…
  23. Harem Ağası..
    Harem Ağası..
    7 Kasım 2013
    Tayyip Erdoğan "aileler çocuklarını bize emanet ettiler" diyor. 18 yaşını doldurmuş bir insan ne sana, ne hükümetine, ne de polisine emanet edilmiştir. Reşit olan insan yasa önünde serbest bir bireydir,…

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…