'Ben eksik bıraktım, siz doldurun'

Nesimi Cem Kalender

24 Eylül 2013
'Ben eksik bıraktım, siz doldurun'

"Almanca bilmezsiniz, bilseniz anlamazsınız belki ne dediğini ama hissedersiniz derinden. Bazen diz üstüne çöker dua edersiniz, bazen rakınıza meze olur, bazen şarap akar kadehlere... Veya bir sigara içimidir, gökte yıldızlar vardır, belki bir balkondur, belki begonvilli bir balkon, yaseminlerin sarıldığı bir balkon -kokusu gelir- belki göz pınarları nemlidir veya nemlenir.."


‘'Merhamet et Tanrım,
Akan gözyaşlarımın hatırına
Bak işte ağlıyor kalbim ve gözlerim huzurunda
Acı içinde
Merhamet et Tanrım
Akan gözyaşlarımın hatırına''

Önce yaylılar giriyor. Keman, tüm coşkusuyla, tüm hüznüyle karşılıyor bizi. Ve bir ses -ses demek yetmeyebilir-, başka bir boyuttan sesleniyor bize. Kelimeler... müzikle bezenmiş kelimeler... sesler... anlam buluyor herşey. Herşey... O birleşmede anlamlanıyor. Bilmediğim bir dilde, bir ‘şey' bambaşkalaşıyor. Alıyor beni... başka bir yere götürüyor ama nereye? Kimin umrunda ki? Sen, mekanı ve zamanı değiştirmişsin; bir atom ışıması! Bunu yapan, enstrümanlar ve ses... Ve tabii ki beste... Alto arya da bir ses; julia hamari, bize ‘bağışla beni Tanrım' diye sesleniyor, uzak diyarlardan. Biz anlamıyoruz bunu, belki Tanrı'yı da tanımıyoruz ama ‘bağışla' diyoruz. Ve akıyor... Bach, öyle bir vuruyor ki, öyle bir vuruyor ki en hassas yerimize... Acıyor... Bu acı, acı gibi değil ama. Bu acı bir ‘arınma' barındırıyor. İşte sanırım ‘müzik sanatı' dediğimiz şey böyle bir şey. Veya böyle olması gerekiyor. Huşu vermesi, başka diyarlara götürmesi, zamanı ve mekanı alt etmesi... Müzik tanımalanabilir mi? Hayır... Müzik yaşanır sanırım, ve Bach bize müziği yaşama şansı veriyor bu besteyle. Ve tabii orkestra ve tabii Julia Hamari...

Matthaeus Passion, 1727 yılında bestelenmiş bir Johann Sebastian Bach eseri. J.S.Bach'ın gün ışığına çıkan 2 passion'dan biri -4 passion yazdığı rivayet edilir. Almanya'nın Leipzig şehri dışındaki ilk icrası 

1829 tarihinde Felix Mendelssohn tarafından yapılmıştır ve bu icra sonrası asıl ününe kavuşmaya başlamıştır. Rivayete göre bu eser, bir kasap dükkanında kese kağıdı yapılırken bulunmuştur. Başka bir rivayete göre ise bir Noel hediyesidir. Matta'nın bölümlerini içeren bu eser, kiliselerde Noel zamanı icra edilen eserlerin başında gelir. Kimi Hz. isa'yı bulur bu eserde, kimi ‘günah'larını, kimi o saf duyguyu. Bu alto aryayı dinlemek için İsa'ya inanmanıza gerek yok, Hristiyan olmanıza da, müzikten anlamanıza da... İnsan olmanız yeter, duygularınızın olması yeter. Ki belki de içinde İncil'den bölümler olan, Hz. İsa'yı anlatan bu passionu bu zamanki ününe kavuşmasını sağlayan besteci, piyanist ve orkestra şefi Felix Mendelssohn, ünlü Yahudi düşünür Moses Mendelssohn'un torunudur.

Matthaeus Passion'un ikinci bölümünde sahneye çıkar Erbarme Disch... Yakarır, acıtır... İliklerinize kadar hissedersiniz o yakarışı. Gururlu bir ‘yakarı'dır bu. Mağrur... Hepimizin hataları vardır, hepimiz hatalarımızın farkına varırız ve yüzleşiriz bir şekilde onlarla. Belki o yüzleşmedir bu. Eski sevgiliyle yüzleşme, metafizik bir aşk'a yakarma, annenizle, babanızla, arkadaşınızla... kim varsa o an, derininizde sakladığınız ne varsa... Onunla, oracıkta, o anda... Almanca bilmezsiniz, bilseniz anlamazsınız belki ne dediğini ama hissedersiniz derinden. Bazen diz üstüne çöker dua edersiniz, bazen rakınıza meze olur, bazen şarap akar kadehlere... Veya bir sigara içimidir, gökte yıldızlar vardır, belki bir balkondur, belki begonvilli bir balkon, yaseminlerin sarıldığı bir balkon -kokusu gelir- belki göz pınarları nemlidir veya nemlenir... Yani her şey buluşur, bu eserde belki... Sanat dedikleri budur belki; farklı duyguları, farklı inançları, farklı ‘rahatlama/arınma'... şekillerini bir araya getirir. Bir Yahudi ününe kavuşturur, Hristiyanlar klişelerinde çalar. Kimi şarap içer dinlerken, kimi rakı, kimi bira... kimi sadece oksijen solur. Sanat budur belki de... Sanatın bir örneği bu işte. İşte budur yaşamak!

Erbarme Disch: merhamet et! O çaresizlik hali sizi kuşatır -çaresizizdir bazen. Çare yoktur. Bazen mi, belki çoğu zaman. İşte o noktaya oturur bu alto arya. Ve belki de hafifletir çaresizliğimizi, yük alır bizden. Çünkü anlatır duygularımızı, çünkü biliriz bizden başka insanlarda var çaresiz olan. Çaresizliği paylaşmak... Kötü şeyler paylaşıldıkça azalır, güzel şeyler paylaşıldıkça artar... Yani bu paylaşım hali, başkasının halini görüp kendi halimize sevinme iğrençliği değil, bu yük alma hali. Yük atma hali. Belki de birçok filmde bu yüzden, arka fonda akmıştır, akıyordur bu alto arya. Belki o filmler bu parça var diye güzeldir, belki bu parçayı görebilecek bir beyin/duygu o filmi çekmiş diye güzeldir. Güzel, güzelle buluşur sanırım.

***

Yazdım, okudum, dinledim, tekrar baktım, tekrar okudum... biliyorum anlatamadım. Sanırım bu alto arya ve passion anlatılamaz. Belki abarttım biraz. Belki hakkını veremedim. Bilmiyorum. Bir dinleyin ve bana küfredin. Veya şarabınızla, rakınızla... duanızla, boş boş bakışınızla... o an yaptığınızla tadını çıkarın...

Ve anlayın,' bizim büyük çaresizliğimiz'i: Ethem'i vuranın eline taş çarpmasını, Ali İsmail'i arkadaşlarının dövmesini, Ahmet'in damdan güneş paneli atarken düşmesini, Berkin'in uykusunu, Medeni'nin sırtındaki makinalı kurşununu, Mehmet'in, Abdocan'ın acısını, yalan söylemeyenlerin sürgününü, Çarşı'nın karalanmaya çalışılmasını, ‘Bizans oyunları'nı, bir poşu için hapse atılanları, gaz bombasını hatta atom fiziğini, tomaları, akrepleri... kafamıza kadar gömüldüğümüz, nefes alamadığımız bilgi kirliliğini, gerçeği / doğruyu bilipte anlatamayışımızı... bir haber ekranında sinirden koltukta zıplamalarımızı... Alakasız kişilerin tv'lerde yorum yapışlarını, insanların acımasızlığını; bir karikatüristi (!) mesela.. veya Esma'ya ağlayanları, sadece Esma'ya... Hrant'a gülenleri, bordo maviyi kirletenleri... Griyi kirletenleri... Doğruları söyleyenlere yapılan saldırıları, insanlara, sitelere, sayfalara... görün ve anlayın, ‘bizim büyük çaresizliğimiz'i...

Ben sayamadım, siz anlayın... Ben eksik bıraktım, siz doldurun. Biliyorsunuz işte, görüyorsunuz. Elimiz kolumuz bağlı biraz biraz. Çaresiziz, biraz biraz. ‘merhamet et' i dinleyelim, Bach alır acımızı belki biraz biraz...

Hakka'ten çaresiz miyiz? Bunu da sorun... Her sorunun bir cevabı var ama. Cevapsız bırakmayın. Çaresiz miyiz?

[email protected]

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Cinnet, III. Paylaşım Savaşı, Cennet!
    Dünya Üçüncü Paylaşım Savaşı çoktan başladı sanırım. Tahmin ettiğimiz gibi ultra gelişmiş silahlarla, ‘görkemli’ bir başlangıç olmadı ama oraya da geleceğiz daha. Anlaşılıyor ki bu savaş; vicdan ile vicdansızlık arasında…
  2. 'Çok acı var, dayanamıyorum'
    "Çok acı var, dayanamıyorum. Lütfen beni affedin ve kendinizi üzmeyin, siz elinizden geleni yaptınız. Çok özür dilerim. Çok çaresizim. Özür dilerim. Lütfen çıtçıta iyi bakın. Ve paramı ve her şeyimi…
  3. Sıkıldım bu tekrarlardan.. Bu sistem yıkılmalı artık..
    Sabah uyandım... Haberlere baktım önce.. Sonra, sonra tarihe baktım: Ağustos.. 18 Ağustos mu diye endişelendim.. Hayır.. 7 Ağustos.. Tarihleri mi karıştırıyorum derken, baktım 1992 mi diye?Hayır.. 2015 yılındayız.. Bir zaman…
  4.  İç savaşın ayak sesleri
    Zor bir dönem bekliyor bizi. Burada denge unsuru HDP olacak muhtemelen ve HDP’nin izleyeceği akılcı siyaset, onu parlamenter sistemde iktidara bile taşıyabilir. kendini ifade etmeli ..PKK savaştan kaçınmalı mağrur bir şekilde.. Sosyalist…
  5. AKP'nin ölüm korkusu..
    AKP'nin ölüm korkusu..
    12 Haziran 2015
    Zor görünüyor.. Hdp kendini anlatmalı milliyetçilere, milliyetçiler de çaba göstermeli. Chp’nin ulusalcı kitlesi nasıl değişti, gördünüz mü? Zor değil, olur bu da. Seçimler bitti, AKP tek başına iktidar olma durumunu…
  6. Ben, benim 8 Haziran’ımı biliyorum. Ya siz?
    İspanya da Baskların gördüğü zulme üzülürsün, İngiltere'de İrlandalıların, Amerika’yı lanetlersin, Kızılderililere yaptıkları için, İsrail zaten zalim bir siyonisttir, Filistin Halkı aha şurada duruyor. Ağlarsın Filistin için, hatta boykot edersin İsrail…
  7. Yaşasın 1 Mayıs! Her Yer Taksim!
    Yarın 1 Mayıs! İlk kez 1856’da yürüyüş yapıldı, Melboure’de. Gayet basit bir mesele: 12 saatlik çalışma süresinin 8 saate düşürülmesi. Sonra 1886. Haymarket. Ölenler, öldürülenler, idamlar. Kirli eller… ve o…
  8. Hepimiz çok öldük bu topraklarda…
    ..Ve şayet insansanız, göz pınarlarınız nemlenir. Belki ağlarsınız. İnsanlığın belki en büyük göstergesi, başkasının acısını acınız gibi hissedebilmenizdir. Başkasının suratında patlayan tokadı, kendi suratınızda hissedebilme kabiliyetidir insanlık. İnsan mısınız? "Çok…
  9. Ağrı, HDP, Seçimler ve anlamsızlık
    Ağrı olayından sonra seçimlerde oy kullanmanın bir işe yaradığını düşünmememe rağmen tutupta oyumu HDP’ye vereceğim. Derin devlet ve sığ devletin bu kadar korktuğu ‘şey’ neyse, onun yanında saf tutmak lazım! Hem %50…
  10. Suriyeli aç çocuktan, Cizre'deki çocuklardan bahsetmeyeceğim..
    Umut, gözü dönmüş taşlı, sopalı, ellerinde gaz bidonları olan güruhu, örgütlenmiş cehaleti bir ufak süpürgeyle yenebileceğimizi bilmektedir. O süpürgeyle yenilecek karanlık, o süpürge süpürecek bu ‘pisliği’… Umut gece uyuyamayışımızdadır. Sevdiğimizi,…
  11. Vivaldi'nin ithaka'ya yeşil yolculuğu..
    Hayal gücünün iktidari, Kavafis'in "ithaka"sı gibidir. "Her yürek devrimci bir hücre gibidir" ve önemli olan İthaka'ya varmak değil, o yolda olmaktır. Hayal gücünün iktidarının yolunda. Bazen bu yol kobane'den geçer.…
  12. Bir insanlık tragedyası: yaşamak veya ölmek
    Devlet intiharı sevmez, din intiharı sevmez. Senin bedenin üstünde tasarrufunu, sen sağlamamalısın. Sen kendi bedenine bile sahip değilsin. Sen ölemezsin, ölsen de devletin bildiği şekilde ‘son yolculuğuna’ uğurlanmalısın. Sen bir…
  13. Efendiler! Adalet hissiyatı yaralanmış halklardan korkun!
    Bir toplumda adalet hissiyatı, bir zerre bile yoksa o artık bir toplum değildir. Dokunulmazların, ayrıcalıklıkların olduğu yerde adaletten bahsedilmez. Ki bu kapitalist sistemin adalet anlayışı tamamen bir aldatmacadır. Toplumun gazını…
  14. Henüz vakit varken.. İstanbul yakılıp-yıkılmadan önce
    Henüz vakit varken, inanmalıyız insanlara. İstanbul yakılıp-yıkılmadan önce. İnsanların ilki, kendimizdir. Kendimize inanmalı. Henüz vakit varken, düşmüşken dehşet dehlizlere. Kırım kırım kırılmışken ümitsizlikten, gülümseyebilmeli insan. Getireceğimiz günlerin hatrına, boşuna çıkmadı…
  15. Bir kapak, Üç aday; Tek 'oyun'...
    Time dergisinin kapağında kim olacak? Dergi 3 isim belirliyor; Sisi, Erdoğan ve Miley Cyrus.. Aslında mesajını vermiş bulunuyor o meşhur dergi; üçünüz aynı klasmandasınız. Yılın kişisi hanginiz olsun :) Sonra,…
  16. Diktatatörler için aşk biter, nefret başlar
    Büyük Usta, Milli Şef, Führer, El Caudillo, Duce, Büyük Amca... Örnekler çoğaltılabilir, yakın tarihe dair kimi ‘liderler'e takılan lakaplar... Hepsi diktatörlerin sıfatları. Hepsi uzun yıllar boyunca iktidarda kaldı, ‘karşı-devrimci' hamleler…
  17. Kan..kan.. sokaklardan akan..
    Kan dökülecek... Bu çağda hala şarklı toplumlarda kan çok önemlidir. Kah bir hayvanın boğazında, kah bir kadının kasıklarında... Kan kutlamadır, "iyi şeyler" için kurban etmektir birşeyleri. Kan dökülür... alna sürülür,…
  18. Hadi biraz demokratikleşelim türkiyem
    Daha kaç insan öldürmek gerek / Daha kaç cezaevi doldurmak / Daha kaç yalan gerek / Paket paket gelecek demokrasi / Daha kaç paket gerek demokrasi için / Adam olana çok bile bu / Hadi biraz demokratikleşelim Türkiyem.. 3 harfin…
  19. ateşler yanıyordu tüm şehirde.. şehir tüm ülkeydi..
    sokakta müzik var.. sokakta barikat var.. sokakta ateşler yanıyor.. o ateşlerde neler yanıyor, neler.. oy pusulalarını da atarız mı bir gün o ateşe, cüzdanlarımızı, kimliklerimizi.. hepsini yakabilir miyiz? yakmalı mıyız?…
  20. 'işedim gitti..'
    'işedim gitti..'
    6 Eylül 2013
    bir koltuk.. sanırım 3 kişilik.. ama ortasında bir çizgi/boşluk var. üzerine bir bez örtülmüş, herhalde kirlenmesin diye. televizyon açık.. izlemiyorum. ses.. bazen ses olsun ister insan. ses oluyor.. bazen haberler…

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…