Devlet iktidarının yeniden paylaşım savaşı

Mehmet Özgen

14 Şubat 2012
Devlet iktidarının yeniden paylaşım savaşı

Böylece Özel yetkili savcıların açtığı ve Özel yetkili Mahkemelerin sürdürdüğü Ergenekon, KCK ve Devrimci Karargah davalarının hukuki meşruiyeti de ortadan kalkmış oluyor. Polis ve yargının, AKP iktidarının bir "siyasi sopası" olduğu kadar illegal bir siyasal hareketin (Cemaat'in) politika yapma araçlarına da dönüştüğü bir yerde hiç bir anlamda hukuki meşruiyetten sözedilemez.

Ergenekon davası ile ilgili Amerikan Büyükelçiliğine Emniyet tarafından brifing verilmesi skandalının yankıları sürerken şimdi de Polis ve Yargının MİT'e karşı operasyonu gündeme oturdu.

KCK soruşturmasını yürüten özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Sadrettin Sarıkaya, 8 Şubat Çarşamba günü, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı, eski Müsteşar Emre Taner, eski Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş ve MİT Müsteşar Yardımcıları Yaşar Yıldırım ile Hüseyin Kuzuoğlu'nu ifade vermeye çağırdı. Ancak Müsteşarlık, MİT özel yasasına dayanarak çağrıya uyulmayacağını açıkladı. Buna karşılık Savcılığın talebi üzerine 14. Ağır Ceza Mahkemesi, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadesinin alınması için Ankara özel yetkili Cumhuriyet Savcılığı'na talimat yazılmasına ve diğerleri hakkında yakalama emri çıkarılmasına karar verdi. Ardından Sadrettin Sarıkaya, İstanbul Cumhuriyet Başsavcivekili Fikret Seçen tarafından soruşturmadan alındı.

Soruşturmanın yalnızca MİT'in KCK ile "ilişkilerini" değil, Oslo görüşmelerini de kapsadığı artık netlike kazanmış durumda.

 Hakan Fidan ve MİT bir süredir Cemaat'in odağındaydı. Uludere katliamında MİT'in istihbarat verdiği, Cemaat'le ilişkisi olduğu bilinen Taraf yazarı Mehmet Baransu tarafından iddia edilmiş, dolayısıyla katliamdan MİT'i sorumlu tutan açıklamalar yapılmıştı. Ancak bu, MİT tarafından yalanlanmış, Başbakan Erdoğan da bunun arkasında durmuştu. Son olarak KCK operasyonlarında bazı MİT elemanlarının KCK eylemlerinde aktif olarak yer aldığı iddiası, yeniden MİT'İ ve müsteşarını hedef tahtasına oturttu.

Bu iki olaydan geriye doğru baktığımızda, PKK-MİT arasındaki Oslo görüşmelerinin kayıtlarının sızdırılmasının da aslında bu çatışmanın bir ilk dışavurumu olduğu anlaşılıyor; dolayısıyla deşifrasyonun kimlerin marifeti olduğuna da açıklık kazandırıyor.

 Polis ve Yargı, Cemaat'in siyaset yapma araçlarına dönüştü

MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Ones, Cemaat'in rolünü şu cümlelerle dile getiriyor: "MİT üzerinden AK Parti iktidarını kuşatmak isteyen bir güç var. Bu olay bu süreçte bir adımdı.. Bu kriz bürokrasi alanında ciddi bir sorunun olduğunu gösterdi. Özellikle emniyet ve yargı alanında ciddi bir sorun ve kadrolaşma olduğu ortaya çıktı. Savcı karar alıyor, onun üstünün haberi yok. Soruşturmayı medyadan öğreniyor." (12 Şubat, Vatan) Cengiz Çandar'ın ise "sivil darbe" girişimi olarak nitelediği bu olay, yeni bir kojonktüre geçişi simgeleyen önemli bir siyasal gelişme.

Çünkü, MİT'in kullandığı elemanların KCK'ya sızmakla kalmayıp eylemlere göz yumma, silahlı eylemleri teşvik etme gibi ciddi iddialar var. Polis ve Yargı'nın, MİT'in KCK'yı denetlemek yerine o örgütü yönlendirip kışkırtmasından kuşkulandığı ve MİT ile KCK arasında kuvvetli bir bağ olduğunu düşündükleri söyleniyor. Bir süredir Cemaat medyasında emniyet kaynaklı olduğu belli olan PKK-Devlet, PKK-MİT ilişkisi olduğu, PKK'nın MİT tarafından kurulduğu yönündeki haber ve yorumlar, böyle bir suçlamanın zeminini oluşturmaya yönelik olduğu anlaşılıyor.

Bu vahim bir iddia. Bundan daha da vahimi Oslo müzakerelerinin bir suç olarak soruşturma kapsamına alınarak Kürt sorununa barışçı çözüm arayışının da sorgulanmasıdır. Bu, polis ve savcılığın siyasete müdahale etmesi demektir. Çünkü Oslo süreci siyasi bir karardır ve Hakan Fidan Başbakanın temsicilcisi olarak o görüşmelerde yer almıştır.

Soruşturmanın emniyet ve savcılık tarafından siyasete müdahale etme niteliği taşıması, aslında bugüne kadar dile getirilen eleştirilerin haklılığını teyit ediyor. Bu olayla birlikte, Özel yetkili savcılıkların siyasi kararla hareket ettikleri artık kesinlik kazanmış oluyor. Böylece Özel yetkili savcıların açtığı ve Özel yetkili Mahkemelerin sürdürdüğü Ergenekon, KCK ve Devrimci Karargah davalarının hukuki meşruiyeti de ortadan kalkmış oluyor. Polis ve yargının, AKP iktidarının bir "siyasi sopası" olduğu kadar illegal bir siyasal hareketin (Cemaat'in) politika yapma araçlarına da dönüştüğü bir yerde hiç bir anlamda hukuki meşruiyetten sözedilemez .

 Boomerang etkisi

Ortaya çıkan tabloda ilginç olan şu: MİT Müsteşar ve yardımcıları görevlerinden dolayı Başbakanın izniyle Yargıtay tarafından soruşturulup yargılanabiliyor. Ancak Fidan ve Taner ‘şüpheli' sıfatı ile çağrıldıkları için, savcı, 250'inci maddede sayılan katalog suçlar kapsamında bir soruşturma yürütüyor demektir ki, bu durumda Başbakan'ın izin vermesi şartı yoktur. 250. Madde devlet aleyhindeki suçları nitelikleri itibarıyla görev suçu olarak görmüyor ve bu suçların özel yetkili mahkemelerde yargılanmasını öngörüyor. Bu durum, emekli genelkurmay başkanı İlker Başbuğ'un tutuklanması üzerine yürütülen tartışmaları akla getiriyor. İnternet andici davasından tutuklu bulunan subayların verilen emri uyguladıkları yönünde verdikleri ifadeler eski genelkurmay başkanını sorumluluk altına sokmuş ifadesine başvurma gerekli hale gelmişti. Ancak Özel yetkili savcılık ve mahkeme Başbuğ'un 250. Madde kapsamında terör suçlusu olarak tutuklanıp yargılanmasına karar vermiş görevinden dolayı Yüce divanda yargılanması gerektiği yönündeki itirazları da reddetmişti. Hukukçular ve muhalefet partileri bu itiraza destek verirken hükümet yetkilileri ve AKP sözcüleri ise özel yetkili savcı ve hakimlerin arkasında yer aldılar. Başbakan Erdoğan, "olması gerekenin olduğunu" söylerken yalnızca tutuksuz yargılanması temennisinde bulunmuştu.

Kısacası, Özel yetkili savcılık ve mahkemeler, boomerang etkisi yaratarak  dönüp hükümeti vurmaya başladı; onlara verdiği yetkilerle kazdığı kuyuya kendisi düştü! Başbuğ'un başına gelen Erdoğan'ın başına çarptı. Yani Cemaat "hukuku"na göre Başbakanın da terör zanlısı olarak tutuklanıp yargılanması gerekiyor. Üstelik başbakan hakkındaki deliller Başbuğ'unkilerden daha kuvvetli. Çünkü Oslo görüşmeleri de, İmralı'da Öcalan'la yapılan görüşmeler de onun siyasi sorumluluğu ve bilgisi dahilinde gerçekleşti.

Gelinen noktada, hükümet, Cemaat'in bu hamlesini savuşturmuş görünüyor. MİT yöneticilerinin ifadeye çağrılmasıyla KCK operasyonlarını yürüten Terörle Mücadele Şube Müdürü Yurt Atayun ve İstihbarat Şube Müdürü Erol Demirhan'ın görevden alınmaları ile ilk hamlesini yaptı. Ardından Özel yetkili savcı soruşturmadan alındı. Şimdi de, Eski genelkurmay başkanına hukuka uygun yargılanma imkanının ortadan kaldırılmasına ses çıkarmıyan iktidar, "adamına göre adalet" anlayışıyla MİT'i kurtarma yasasını meclisten geçirmeye hazırlanıyor.

Cemaat'in bu karşı hamleleri öngörmemiş olması çok zayıf bir olasılık. Fidan, Erdoğan'ın en yakın danışmanlarından ve 'içeri'den biri, onun ifadeye çağırılmasının aslında hükümetin izlediği siyasetin sorgulandığı ve dolayısıyla Başbakan'ın ifadeye çağırıldığı anlamına geldiği açık. Bu nedenle Cemaat'in hamlesini başbakana gözdağı olarak yorumlamak gerekir.

 Bu olay, yalnızca Cemaat'in devlet içinde, dolayısıyla MİT içinde daha çok mevzi elde etme anlayışının göstergesi değildir. Amacın bunun daha da ötesinde olduğu kanısındayım. Önümüzde Cumhurbaşkanlığı seçimleri varsa ve Tayyip Erdoğan kesin adaysa, bu sadece mevzi savaşı olarak yorumlanamaz. Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığına seçilmesiyle, gerekli anayasal değişiklikler olmasa bile, fiilen bir yarı-başkanlık sisteminin gündeme geleceği bellidir. Bu durumda iktidarın nasıl paylaşılacağı, başbakanın kimden olacağı sorusu kritik bir sorudur ve Cemaat'in şimdiden bu stratejik soruya ilşkin taktik adımlar atması doğaldır.

Olayın önemli bir boyutu Kürt sorununun çözümünde, hükümet bugün bundan vazgeçip topyekün savaş konseptine dönmüş olsa bile, yeniden kullanabileceğini ima ettiği 'müzakere siyaseti'ni kriminalize etmektir. Dolayısıyla, onu suç kapsamına alıp yeniden müzakere kapısını açmaya engel olmaktır. Bu yukarıda söylediğimiz gibi, bir iktidarın siyasi programına ve siyaset yapma tarzına müdahale etmek demek olduğu gibi Kürt sorunun çözümünde daha baskıcı yöntemlere yönelmektir. Eskiden bu tür müdahaleler ordudan gelirdi. TSK, ya doğrudan görüş bildirir ya da MGK toplantılarında baskısını yürütürdü. Şimdi askeri vesayetin yerini Yargı ve emniyet bürokrasisi ya da Cemaat vesayeti almış bulunuyor. Ama bu basit bir ikame meselesi değildir.

Cemaat Nazi Partisinden daha illegal bir örgüt

Çünkü cemaat hiyerarşik ve ideolojik bir yapı; örgütsel ilişkileri itaate dayalı. Mantığı gereği yayılmacı. Devlet aygıtını ele geçirmekte toptancı davranmak, yani iktidarın tümünü istemek bu yapının doğal eğilimi. O nedenle Cemaat devlet aygıtlarının göreli özerkliğini istemez; kendi yapısına uygun olarak emniyet, yargı ve sivil bürokrasi arasında tam bir şebeke tarzı kaynaşma ister.

Aslında Cemaat ve AKP arasındaki koalisyonun dünyada örneği yok. Yasadışı olan Müslüman Kardeşler örgütü, Arapa Baharı sürecinde yasal partiler kurarak Mısır'da, Tunus'ta seçimlere girip iktidar ortağı oldular. Bölgede bunun tek istisnası Türkiye. Cemaat, partileşmediği için bir illegal örgüt gibi hareket ediyor. Bir teğel ipliği gibi yatay olarak bir çok siyasi hareketin içinden geçmekte ama kendisi siyasal bir varlık olarak ortaya çıkmamaktadır. Onu tehlikeli kılan da bu yönüdür. Bu yönü itibariyle, Nazi partisinden daha tehlikeli bir yapılanma olduğunu söylemek abartı olmayacaktır. Şöyle ki, 1929'dan önce Hitler'in Nazi Partisi (NSDAP), küçük bir partiydi. Aynı yıl içinde daha geniş olanaklara sahip Alman Milli Halk Partisi ile ittifak kurdu. Parti başkanı Hugenberg varlıklı biriydi, yayınları vardı, bu ittifak Hitler'in hem ülkede adının öne çıkmasına, hem de iş çevrelerinin kendisini ciddiye almalarına, partiye parasal destek vermelerine yaradı. Nazi partisinin militer gücü (SA'lar) vardı ve homojen bir gruptu. Bir süre sonra, küçük parti (Nazi Partisi) bu büyük partiyi yuttu.  Elbette ki, tarihsel koşullar, güç konumları farklı. Cemaat hem geniş uuslararası ilişkilere sahip hem de büyük bir ekonomik gücü kontrol ediyor. Ama AKP karşısındaki Cemaat'in konumu Nazi Partisiyle benzeştir. Militer gücü de esas olarak polis içinde. Bunu mevcut dava dosyalarından, polis fezlekelerinden okumak mümkün. Liberaller yıllarca Cemaat'i bir sivil toplum hareketi olarak yutturmaya çalıştılar. Şimdi bu ahmaklara sormak gerekir. Ülkenin polis teşkilatına, yargısına hakim olan bir sivil toplum hareketinin dünyada başka bir örneği var mıdır?

Yaşanan, Cemaat ve AKP arasında iktidarı paylaşma kavgasıdır

Ahmet Altan gibiler, gelişmeleri AKP'nin arkasındaki koalisyonun parçalandığı şeklinde yorumluyor. Taraf'in hangi ilişkiler ağı içinde kimin tarafı olduğunu izole ederek, ama bu yorumcunun bir tür suret-i hak nümayışçısı olduğunu da bilerek söyleyelim. Bu, kavganın doğasını kavramamaktır. Koalisyon parçalanacak olsa, AKP ve hükümet sözcülerinin olayla ilgili tavırlı konuşmalarına tanık olurduk. Oysa başbakan konuşmadığı gibi, diğer sözcüler de genel-geçer, yasak savar tarzda beyanlarla durumu idare ediyorlar. Nerde o Yargıtay başsavcısına kükreyen aslan ve tosuncuklar. Evet, şimdi kavgalı olabilirler, ama bu kavga herşeyden önce onların hakimiyetlerinin derinlik ve yaygınlık kazandığını, kısacası devlet iktidarını bütünüyle ele geçirdiklerini, rakiplerini saf dışı ettiklerine emin olduklarını gösterir. 1. Cumhuriyet, postmodern "devrim"le  çözüştürülüp rakipler safdışı edildikten sonra iktidarın yeniden paylaşımının gündeme gelmesi bu bakımdan doğaldır. Bu iktidar mücadelesinin doğasında vardır. Bu yüzden, buradan -en azından- şimdilik bir parçalanma-dağılma çıkmaz. Bugüne kadar devletin içine sızarak, adım adım kaleyi içten fethetme stratejisi izleyen, gerektiğinde temkinli olan Cemaat, birden bire herşeyi niye riske atsın?

 Cemaat, ABD'nin iktidar içindeki en güvenilir müttefikidir

Üstelik, şurası açıktır ki, Cemaat, ABD'nin iktidar içindeki en güvenilir müttefikidir. ABD, cemaat vasıtasıyla Erdoğan'ı denetim altında tutumaktadır. Mavi Marmara olayında Fetullah Gülen'in, iktidarın yaklaşımını sert bulduğunu, ABD ve İsrail'in politikasını desteklediğini hatırlamak gerekir. Bu ilşkiler çerçevesine koymamız gereken diğer bir olgu da şudur: Deşifre olan Oslo görüşmelerinde Hakan Fidan, PKK'lı muhataplarına nükleer kriz sürecinde İran ile ABD arasında arabuluculuk yaptığını altını çizerek aktarmıştı. İsrail'in, Fidan'ı, Ortadoğu'da kendisine en büyük tehdit olarak gördüğü İran'a yakın bulduğu belirtiliyor.

 Dahası ve çok önemli bir boyut da şu.. Tutuklu gazeteciler Barış Pehlivan ile Barış Terkoğlu'nun "Sızıntı:Wikileaks'de Ünlü Türkler" kitabıyla gündeme gelen ve 3 Şubat 2012 tarihinde basında daa yer alan önemli bilgiler arasında, ABD Büyükelçiliği Müsteşarı Daniel O'GRADY'nin 24.11.2008 de Washington'a gönderdiği kriptoda Türk Emniyeti'nin ABD Büyükelçiliği yetkililerine Ergenekon soruşturması hakkında geniş kapsamlı bilgilendirme verildiği iddiası yer aldı. Müsteşarın yazdığı kriptoda CHP'nin o dönemdeki Genel Başkanı Deniz Baykal'ın rüşvet aldığına ilişkin kanıtların elde edildiği de yer almaktaydı. Emniyet Genel Müdürlüğü bunu yalanladı. Ama ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Hürriyet gazetesine yaptığı açıklamada, Türk polisinin, Ergenekon soruşturması ile ilgili Ankara'daki ABD Büyükelçiliği yetkililerine brifing verdiği iddiaları hakkında sessiz kalınacağını açıkladı. Yani yalanlama yok!

Anayasa Mahkemesi başkanının da elçilikle görüşüp bilgi verdiği basında yazılıp çizilmişti. Bu, Türkiye Cumhuriyet devletinin polisi ve yargısının ABD ile birlikte çalıştığının zımni kanıtıdır. Ve bu ilişkilerin hangi güçler tarafından kurulmuş ve geliştirilmiş olabileceği, CIA'in ne ölçüde işlerin içinde olduğu artık anlaşılmaz değildir. Cemaat'in ABD de hangi güçlere dayanarak geliştiği, oradaki örgütlenmesinin ne işe yaradığı da öyle.

 MHP'nin yeniden-yapılanması gündeme gelebilir

Bu, iktidarın yeninden paylaşımı mücadelesi ise, tarafların kendi pozisyonlarını güçlendirmek için yeni müttefikl arayaşının gündeme gelmesi de doğal olacaktır. Ya da bu yeniden paylaşım, iktidarın dışındaki güçlerlerle ilşkilenme biçiminin yeniden-üretimini de gündeme getirecektir. Bu, muhalefetin de yeniden-yapılanması anlamına gelir. Dolayısıyla, taraflar arasındaki kavganın, medyada yazıldığı gibi, "güvenlikçi" ve "müzakereci" politikalardan kaynaklandığı şeklindeki yorumlar yanıltıcıdır. Evet, Özel yetkili savcılığın harekete geçmesine mesnet oluşturan şey, Kürt sorununun çözümünde "müzakereci" eğilimlerdir. Ama bu esas meselenin perdelenmesini sağladığı kadar muhalefetin yemlenmesine de hizmet ediyor. Kürt siyasal hareketinin temsilcileriyle müzakere yürütülmesinden en rahatsız olan parti ise MHP'dir. MHP siyaset arenasındaki varlık nedenini inkar politikasından ve Kürt sorununun çözümüne temelden karşı oluşundan almaktadır. Doğu'da PKK ve Kürt siyasi hareketiyle soğuk savaş yaşayan Cemaatin MHP'ye yaklaşması, MHP'yi kendisiyle özdeşleştirecek operasyonlara girmesi mümkündür. Bu konuda pek fazla zorlanmıyacaktır, çünkü Cemaatin MHP tabanında etkili olduğu biliniyor. Bu etki 12 Eylül 2010 referandumunda görüldü. Cemaat yanlısı Taraf yazarı Emre Uslu'nun deyişiyle "Gülen cemaati okulları veya dershanelerinde eğitim görmemiş MHP'li aile neredeyse yok gibidir." Öte yandan, Devlet Bahçeli, bütün siyasi aktörler içinde meseleyi derinliğine analiz eden siyasetçi oldu ve temel mesajı Erdoğan'nın Yüce divandan kaçamıyacağı biçimindeydi. CHP içindeki ulusalcı kanadın -üstelik Kürt sorununa siyasi çözüm arayışlarını ilgilendiren bir bağlamda- özel yetkili savcılar ve polis birimleriyle aynı çizgide durması da dikkatlerden kaçırılmamalıdır.

 ABD Erdoğan'ı gözden çıkarmış olabilir mi?

Krizin bütün basamakları ve parametrelerinde Kürt sorununun durduğunu söylemeye gerek yok. Erdoğan, Kürt Siyasi hareketine karşı topyekün bir savaş başlattı. "Kürt Sorununda Osmanlı"da oyun çok" başlıklı yazımda bu savaşın Erdoğan'ın son savaşı olduğunu söylemiştim. Bu savaşı kazanarak Başkan olma sevdasındaydı. Öyle görünüyor ki, Kürt sorununun demokratik çözümüne direnmek, öncellerine olduğu gibi, Erdoğan'ın başına da bela getirdi.

Öte yandan, krizin cumhurbaşkanlığı seçimlerini kapsayan bir iktidar paylaşım savaşı olduğunu da söyledik. Tayyip Erdoğan'nın, Abdullah Gül'ün süresini uzatarak devreden çıkarması ile adaylığının kesinleşmesinden sonra bu krizin patlak vermesi, bu durumda sadece iktidarın nasıl paylaşılacağı sorusunu değil, bizzat Erdoğan'nın cumhurbaşkanlığının engellenme ihtimalini de içerir. Yeni-Osmanlıcılık rüzgarı ile "dünya lideri" kibrine kapılan, seçimlerden sonra kendisini padişah gibi gören; İsraille çatışması dışında, Libya ve İran meselelerinde uyumsuzluk gösteren bir lider Batı için ve özellikle ABD ve İsrail için, güvenilir olabilir mi?


 

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Diktatörlüğün Sonbaharı
    ‘Ekmek bulamıyorlarsa, pasta yesinler!’ -Bu söz, Marie Antoinette tarafından, Paris'te ekmek kıtlığının doruğa ulaştığı esnada, kocası XVI. Louis ile birlikte kral ve kraliçe olarak Fransız tahtına geçtikleri taç giyme töreninde söylendi.…
  2. Türkiye yol Ayrımında
    Türkiye yol Ayrımında
    2 Mayıs 2018
    Kritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık deneyimlerini kesintiye uğratacak ya da toplum, içine hapsedildiği cendereyi patlatarak özgürlükçü bir paradigmanın ufkuna açılan olanaklı alternatifleri yeşerten…
  3. HDP Kongresi..
    HDP Kongresi..
    11 Şubat 2018
    HDP demokrasi mücadelesinin öncüsü ise, tek karar verici organ da kongrenin kendisi demektir. ‘İstişare’ etmek elbette gereklidir.. Ama istişare veya mutabakat kongrenin iradesinin üzerinde olamaz..   HDP, Türkiyelileşme politikası ile önce…
  4. CHP kurultayı, faşizm ve savaş
    Normalde, diktatörlüğün güç kazanmasına yarayan bu kadar büyük günahlar işlemiş, buna karşın hatalarından ders alarak yeni bir mücadele programı ortaya koymayan bir yönetimin kurultayda değişmesi gerekirdi.. Ancak.. Bu ülkede Cumhuriyeti…
  5. RTE olsa olsa Herkül’üyle henüz karşılaşmayan Cacus olabilir
    Nasıl yani, kürsüde idam edilenlerin mektuplarını okurken gözyaşı dökme sahtekarlığından sonra bu da mı olacaktı, derken kendiliğinden şu kıyaslamayı canlandırıyor zihnim: Ortada, Kürt halkına karşı, tıpkı İsrail’in Filsitinlilere yönelik kullandığı…
  6. Ecevit ve Kılıçdaroğlu
    Ecevit ve Kılıçdaroğlu
    15 Haziran 2017
    Bugün faşizme karşı kararlı duruş sergilemenin yolu HDP ile, tüm solla, demokrasi güçleri ile yan yana gelmekten, birlikte davranmaktan korkmamaktan geçer. Çünkü diktatör esas olarak bu korkudan güç almakta, muhalefeti…
  7. Son darbe
    Son darbe
    17 Nisan 2017
    Adam hırsızlık yaptı, halkın parasını çaldı. ‘ Bu doğru değil’ dedin.. Adam cinayet işliyor cinayet! Hala bu doğru değil diyorsun. Sıra sana gelince ne diyeceksin? Böyle bir totaliter ideolojiye ve onun…
  8. Distopya*: Evet çıkarsa ne olocak?
    ABD emperyalizmi başkan aracılığı ile ülkeyi istediği gibi yönetebilir hale gelecek.. Resimlerde Abdülhamit’in burnu düzeltilecek.. Türklerin atası ilan edilecek. Her eve Yüce Reis’in bağlanabileceği ekranlar konacak.. Reis ‘hadi yatın.. beş çocuk…
  9. Ey Fravun'a iman edenler!
    Ey Fravun'a iman edenler!
    25 Aralık 2016
    Yanıyordu iki asker, bilmedikleri topraklara zoraki gönderilmiş iki halk evladı.. iki er.. İnsanlık yanıyordu.. Bugüne kadar geliştirdiği bütün insani değerlerle birlikte bir kez daha.  Bir kez daha düşmüştü tiranın saltanatı…
  10. Efendisiz-vesayetsiz-demokratik cumhuriyet için Kurucu Meclis
    Tek-adam diktatörlüğü OHAL vasıtasıyla kuruluyor.. OHAL parlamentoyu fiilen ortadan kaldırmıştır. Kurucu Meclis sloganıyla halk kitlelerinin seferberliğine dayalı bir mücadele dışındaki her yol, siyasi islamla uzlaşmak, onun kuracağı faşist devlet düzeninde ‘muhalefet’ olmayı…
  11. 'Uzun Bıçaklar Gecesi' ve İç savaş provası
    Şimdi sokakları zaptetmeye çalışan bu gerici-faşist-cihadcı paramiliter gruplara karşı halkın savunmasını inşa etmek, bu darbe içinden darbe çıkaranlara, iç savaş provası yapanlara direnme hakkını hayata geçirmek yaşamsal bir görevdir. Türkiye…
  12. 14 Haziran 2016
  13. Diktatörlüğe karşı Halk Devrimi
    Çıkış yolu, resterosyonu ve darbeyi reddeden bir halk devrimidir. Halk devrimi derken, Gezi isyanı gibi bir hareketten, Gezi de eksik olanı, Kürt halkının –şimdi yok edilmek istenen- devrimci enerjisiyle kendisini…
  14. 'Devrim ve karşı-devrim'
    ''Öyle görünüyor ki, 1990’larda başlayan yeni genişleme dalgası, 1930 ve 40’lı yıllarla ölçülemeyecek derecede daha pahalı olacaktır. Kapitalizmin yeni bir “yıkıcı uyumu”nun, yeni bir dünya savaşının insanlığın ve doğanın mahfına…
  15. Nuray Mert ve ‘Faydalı salaklık’
    Aydın dediğimiz kişi, araştırmacı ve sorgulayıcı aklıyla, henüz fiilileşmemiş imkanı / varlığı ortaya çıkaran kişidir. Yani muhafazakar demokratlık yaftasının örttüğü kuvve'yi ortaya çıkarandır. Bu yaftaya ihtiyaç kalmadıktan, ‘’sesiz devrim’’ tamamlandıktan, AKP devletle…
  16. 'Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı’
    Brecht, Hitler'in iktidara yürüyüş öyküsü ile gangster Al Capone'un öyküsünü örtüştürür..-- Diktatörler ve gangesterler aslında korkaktırlar. Korkutarak korkularını aşmaya çalışırlar. Psikolojideki yansıtma gibi.. Alman halkı 19.cu yüzyıl ve 20.ci yüzyılın başında…
  17. Bir de kalkmış herkesi 'sağduyulu olmaya davet' ediyor..
    Halkı yeni katliamlara, cinayetlere, entrikalara karşı savunma önlemleri almaksızın, iradesinin tezahür edeceği bir seçim olabilir mi? Gırtlağına kadar suça batmış faşist Erdoğan rejimine karşı Ortak bir direniş hattı oluşturmadan, demokratik…
  18. ’Ağlamak Bazı acılarda yetmez Bazı ölümlere’
    Her karede gülen yüzleriniz.. Büyük insanlık için bir şey yapmanın kıvancı.. Gözlerinizde kardeşlik parıltısı .. Kucaklaşmanın, çitleri yıkmanın coşkusu.. Kobani önlerinde.. Suruç'ta.. Büyük insanlığın barbarlığa karşı savunma hattında.. Yüceliğin alçaklığa…
  19. Kendi tanrısına bile ihanet eden adam..
    Yarın sandığa gittiğinizde .. Bacakları kopan çocuk ve Lisa'nın yüzü aklınızda olsun.. Bir daha koşamıyacak o.. Hüzünle bakacak cıvıl cıvıl koşuşturan arkadaşlarının ardından.. Bir daha çocuk olamıyacak.. Ki o çocuk,…
  20. AKP Faşizmi, ant-faşist cephe, HDP, BHH ve CHP
    AKP FAŞİZMİ: Sermayenin en saldırgan kesiminin iktidarı --AKP’nin 'Kristal Gecesi'--AKP ırkçılığı: 'Farkçı-Irkçılık'--‘’Üst-akıl’’-‘’Taşeron akıl'' ve 'millet aklı'  --AKP’nin çözüm süreci, Sunni İslam federasyonuna tabidir.. Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildiğinden bu yana yeni…
  21. Ya Kobane ya barbarlık!
    TARİH BİZİM SIRTIMIZDAN YAPILDI. ŞİMDİ BİZ YAZACAĞIZ TARİHİ YENİDEN --Çakalların ulumasından korkmıyacağız. Tiranların sokaklara saldığı, sömürüden değil ama kendisinin sömürücü olmayışından nefret eden lümpen ayaktakımıyla yıldıramazlar bizi..  Direniş dediğin, bir…
  22. Gezi İsyanı Türkiye'nin 1905'idir
    Her gerçek devrim, bir şekilde iç- biçimlenişini, yani kendi suretini büyük bir halk hareketi içinde ortaya koyar. Öncülerin ya da öznel iradenin rolü işte bu an’da tayin edicidir.. Tarihin ortaya…
  23. CHP’nin BOP’un resterasyonuyla uyumlu stratejisi
    CHP-MHP’nin birlikte açıkladıkları ve Cemaatin desteklediği Ekmeleddin İhsanoğlu’nun çatı adaylığını hangi bağlamda değerlendirmek gerekiyor? Ulusalcı çevreler itirazlarını laiklik, Atatürk ilkeleri vb çerçevesinde dile getiriyorlar. Bu da onların bölge dinamiklerinden kopuk…
  24. 'Yeni Türkiye' Soma madeninin altında kaldı..
    Erdoğan öyle bir stratejik hataya -Taksim'e sokmama inadına- düştü ki, artık Gezi parkına girildiği günün devrimin başlangıcı olması farz olmuştur. Şimdi bize düşen bunun fikri ve örgütsel hazırlığını yapmak. Esin…
  25. BDP/HDP Cumhurbaşkanlığı seçimi Için ne diyor?
    "KOŞULLU DESTEK" DÜŞÜNÜLEBİLİR BİR ŞEY MİDİR?  --BDP ve HDP, fiilen yolsuzluk-rüşvet-hırsızlık zanlısı olan, bunların ortaya çıkması ve soruşturulmasının önüne türlü engeller çıkaran, kısacası kendisini ve iktidarını aklamayı reddeden, ayrıca savaş…
  26. En uzun gün ve olasılıklar
    Yolsuzluk operasyonları, Suriye üzerine savaş planları, provokasyonlar, sadece hükümet üyelerini değil, ilişkili sermaye gruplarını, sivil-asker bürokrasinin üst tabakasını suç ortağı durumuna düşürmüştür. Tarihte hiç bir devlet yönetimi, 2.dünya savaşının sonrasında…
  27. HDP, CHP'nin oylarını mı bölüyor?
    Henüz belirgin bir stratejiden yoksun olsa bile, sol ve sosyalistler, demokratlar, ilericiler, kısacası Gezinin tüm bileşenleri HDP'ye oy vermelidir. Halkların, ezilenlerin ve sömürülenlerin faşizme direniş blokunu geliştirmek ve yüksetmek için..…
  28. İsyanın adı Berkin-
    İsyanın adı Berkin-
    12 Mart 2014
    "Söz bitti" gerçekten.. Bu söylem neredeyse slogana dönüştü.. Adaletsizlik ve zulüm karşısında öfkemizin kabardığı her defasında, her acımızda tekrarladığımız.. Ve tekrarladıkça unutuşa dönüşen.. Mehmet ÖZGEN Gereğini yapmadıkça unutuşa dönüşür her…
  29. 'Paralel devletler', koku-tutulması ve devrimci kopuş
    ERDOĞAN KLİĞİ ULUSLARARASI SUÇ ÖRGÜTÜ İLAN EDİLEBİLİR --Erdoğan'ın Ömer El Beşir konumuna düşürülmesi ve bu uluslarası kompleks hamleyi bir adım sonra AKP'nin, 28 Şubat sürecinde RefahYol iktidarının yıkılmasını sağlayan DYP'nin…
  30. Devlet ikiye mi bölündü yani?
    Böyle diyenler var. Oysa devlet iktidarı içinde rollerin paylaşım savaşının ikinci raundu bu.. ilki MİT müsteşarı Hakan Fidan'ı hedef alan operasyondu.. Hükümet onu jet hızıyla Meclisten çıkardığı yasayla etkisiz kılmıştı..…
  31. Marksist Devrimci olarak Mihri Belli
    Mihri Belli kimdir? Adı, Türkiye sosyalist hareketinin günışığına çıkıp yeniden kitlesel ölçekte kurulduğu 1960'larda, ortaya attığı Milli Demokratik Devrim stratejisiyle özdeşleşen; düşünceleri, eylemleri, yetenekleri, başarıları ve başaramadıklarıyla sosyalist hareketin içinde ve…
  32. Erdoğan-Barzani ittifakı: 'İslam' kardeşliği
    Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Diyarbakır buluşmasında Eroğanın sarfettiği "dağdakilerin inip, cezaevlerinin boşalacağı" cümlesine açıklık getirdi: "Terör bitsin, silahlar teslim edilsin biz de üzerimize düşeni yapalım". Bu, AKP'nin bundan sonra izleyeceği…
  33. Cumhurbaşkanı ve başbakanıyla devletin linç girişimi!!
    Kabul edelim ki, 'sözlü saldırı' var. Ortada konuşan bir "kız" öğrenci var! Cumhurbaşkanı, Başbakan, YÖK başkanı, bakanlar, taraf sendikalar, televizyonda açık oturumlar, proflar. Noluyoruz? Bu nedir? Bu açıkça, bir ya da…
  34. 'Kimyalı' mı 'Kimyasız' mı?
    Ey büyük insanlık! Demokrasi kralları, monarşi kralları, silah ve petrol şirketleri, medya patronları ve onların coğrafyamızdaki "islamcı" hempaları, hocaları, ilahiyatçıları, bilumum kan emici, haydut, soyguncu ve "ırz düşmanları" hep birlikte…
  35. Başka coğrafyanın çocukları: Rojavalı çocuklar
    ROBOSKİ NEREDEYDİ, ROJAVA NEREDE? --'Denize düşen yılana sarılır'dan vazgeçilmelidir. Halkların kardeşliğinin, halkların ortak mücadelesiyle mümkün olduğunu, bunun da Gezi direnişiyle RUH İKİZİ olmaktan geçtiğini anlamak gerekir artık. Uzun zaman önce…
  36. Yanıyor insanlık hâlâ!
    Sivas'ta Madımak'ta yaşananlar, insanlık tarihinde örneğine az raslanan din adına işlenen büyük bir vahşettir. İnsanlığın vicdanı ve ahlaki değerlerini altüst eden bir vahşet. Bu vahşeti basitleştirenler, üzerini örtemeye, unutturmaya ve…
  37. 25 Haziran 2013
  38. Belli ki, geldiğiniz gibi gitmeyeceksiniz!
    BUGÜN YENİ BİR TARİH BAŞLATTINIZ FARKINDA OLMADAN! NO PASARAN DİKTATÖR, NO PASARAN! --Tayyip Sultan'ın, bir iç savaş ordusu olarak kullandığı kolluk kuvvetleri karşısında HALK GÜÇLERİ yenilebilir. Orada olan ANALAR, tanık olabilir,…
  39. 'Bir kaç çapulcu' kim?
    'Bir kaç çapulcu' kim?
    2 Haziran 2013
    Senin bir kaç çapulcu dediğin; İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de, Antalya'da, Çanakkale'de,Türkiyenin heryerinde, Türkiyeliler'in varolduğu bütün dünya kentlerinde senin diktatörlük teşebbüsatına HAYIR diye haykıran yüzbinler mi? Yoksa kefenine cep dikenler mi? On…
  40. İlle de Roboski!!!
    İlle de Roboski!!!
    6 Ocak 2013
    CHP, sorumluları bu kadar ayan beyan ortada olan bir katliam için gensoru mekanizmasını neden işletmez? Başbakan bu kadar açık şekilde suçlu pozisyonundayken neden onu Mecliste ve halkın önünde hesap vermeye…
  41. Cumartesi.. Cumartesi..
    Cumartesi.. Cumartesi..
    25 Kasım 2012
    Bu ülkede ne zaman ki, işkencede, gözaltında, faili meçhul cinayetlerde kaybedilenlerin hesabı sorulmaya başlanır, bu hesabı gören "özel yekili" mahkemeler kurulur: ne zaman ki mecliste Kayıpları Araştırma Komisyonu kurulur, bu…
  42. Ruhu alçalan toplum
    Ruhu alçalan toplum
    29 Ekim 2012
    Bu "manzara" aynı zamanda bu toplumun çıplak bir resmidir, röntgenidir hatta. Bütün insanı değerleri, çare olmak ve bulmak için koşuşturan bir avuç insanda toplasmış ve onların bu toplum bedeninde bir…
  43. Tezkere provokasyonu
    Tezkere provokasyonu
    4 Ekim 2012
    Türkiye sadece bir savaşa değil, Hitler ve Mussolini benzeri tek adam diktatörlüğüne doğru gidiyor. Üstelik bu savaş sadece devletler arasında değil, halklar ve mezhepler arasında bir savaşa dönüşecek. Bu diktatörlüğe…
  44. Alçaklığın dayanılmaz irtifası..
    Patlamaya karşı tepkiyi, daha ilk saatlerde kin ve nefret söylemine dönüştürüp halkın bir kesimine, Kürtler'e karşı yönlendirmek, hem en az bu insanlık suçu kadar halk düşmanlığıdır, hem de saldırının gerçek…
  45. Aygün neden kaçırıldı?
    Aygün neden kaçırıldı?
    13 Ağustos 2012
    Tarihsel gelişme, imkanı genellikle tehlike ve büyük risklerle bir arada verir. Politik öngörü ve liderlik, onu bu tehlike ve riskler içinden çıkarıp realize etmekte kendini gösterir..Kılıçdaroğlu, sorunun gündeme getirilmesi için "iklimin…
  46. Savaş kışkırtıcılığı suçtur!
    TCK'nun 306. Maddesinde 'Türkiye'yi savaş tehlikesiyle karşı karşıya bırakacak şekilde yabancı bir devlete karşı hasmane hareketlerde bulunan' kimselere ‘beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası, "Fiil sonucu savaş meydana gelirse…
  47. CHP Kurultayı ve Devrimci Cumhuriyet
    CHP, ilericilerle, sosyalistlerle, Kürt siyasal hareketiyle; Mehmet Bekaroğlu'nun, İhsan Eliaçık'ın temsil ettiği anti-kapitalist Müslüman hareketiyle, yerel seçimlerden başlayarak güç birliğini gündemine koymalıdır. demokratik, özgürlükçü, laik ve sosyal bir halk cumhuriyeti…
  48. Mızrağın ucundaki 'Islam' ve biyopolitiği
    Erdoğan ve AKP'nin kurduğu düzende "kadının adı yok." Erdoğan'ın, ısrarla kadın yerine anne sözünü kullanması bu bilincin dışavurumudur. Kadının görevi nice erdoğanlara annelik etmektir, o kadar. Hadi gel de anlat..…
  49. 'Ceddin deden, neslin baban..'
    Chicago'dan İstanbul'a dünyanın bütün sokakları NATO'culara karşı birleşiyormuş bugün. Manhattan'da mehteran bandosuyla Türk Günü yürüyüşü yapılıyormuş.."Çokyıldızlı beyler beyi haykırdı ilerle / Bir yaz günü geçtik Manhattan'dan kafilerle." Sanırım kimse, metrix'in…
  50. Post-modern darbeden postmodern faşizme -Faşizm yargılıyor
    Halkın inaçlarını kullanarak onun sırtına binenler, ona takla attıranlar değil; onuruna, değerlerine sahip çıkan, çıkarlarının bilincinde bir halk hareketi ve onun temsilcileri bizzat yargılayan olmadığı sürece, bu tiyatronun yeni sahnelerini…
  51. Post-modern darbeden postmodern faşizme
    Yükselen bütün sınıflar gibi, postmodern/muhafazakar burjuvazi de, eski iktidar blokunu değiştirme ve bunun için gerekli hegemonyayı tesis etme süresince demokrasi söylemlerine ihtiyaç duyar. Egemenliğini garantiledikten sonra bu söylemlere de, onları…
  52. Bu başbakan kimin başbakanı?
    Artık katliamın affına "hayırlı olsun" diyen bir Başbakan var Türkiye'nin başında! Ey Başbakan! Bilesiniz ki, yanmakla tükenmez bu ülkenin güzel evlatları. Bir gider bin geliriz! Bu dava "divan"a kalmayacak! Erdoğan, Sivas…
  53. Dersim, CHP ve Faşizm
    Dersim, CHP ve Faşizm
    29 Aralık 2011
    Eğer özür, tüm katliamların arkasındaki politik düşünceyle, yani tekçi-ulus anlayışı ile, zorla asimilasyonla hesaplaşmanın bir ifadesi olarak dile getirilseydi o zaman özür olurdu.. Bugün Ermeni "Soykırım"ini kabul etmeyenlere ceza öngören…
  54. Kürt sorununda 'Osmanlı'da oyun çok'
    Eski düzen, bir tür post-modern "devrim"le çökertilmiştir. 1. Cumhuriyet bitmiştir; yerine "Ilımlı" İslam Cumhuriyeti ikame edilmektedir. Bu "devrim"i tamamlamanın önündeki tek engel, asıl direnç noktası, Ortadoğu'nun en modern hareketi olan…
  55. Adını siz koyun..!
    Adını siz koyun..!
    8 Ekim 2011
    Bu resme iyi bakın.. Dikkatle bakmak gerçekliğin tümünü görmeyi sağlar. Çünkü anlamak ve anlamlandırmak için eksik olan bir şey yok.. Çünkü görüntüyle aranızda hiç bir perde yok.. Yerde yatanların giysileri,…
  56. “Laiklik kesinlikle ateizm değildir” Öylemi?
    Türkiye açısından toplumun yüzde-50'sinin rızasını alan iktidarın, diğer yüzde-50'nin arıza çıkarmamasına yönelik bu söylemi yeni bir "açılım"ın işareti gibi görmek, tek kelimeyle gaflettir, Erdoğan'ın tuzağına düşmektir.   Başbakan Erdoğan'nın Kuzey…
  57. 90’nında devrimci delikanlı*
    Asıl önemli yan, sosyalizm mücadelesine devrim bilincini taşımış olmasıdır. Oyların yüzde 51'ini alarak iktidar olmayı hayal eden egemen zihniyeti kıran ve iktidar mücadelesinin gerçek mahiyetini kavramaya sevkeden onun devrimci tutumudur.…
  58. Yanıyor insanlık hala!
    Yanıyor insanlık hala!
    3 Temmuz 2011
    * Eğer siz, babanızın veya kardeşinizin ya da oğlunuzun/kızınızın yanında onun katilinin de ismini görürseniz ne hissedersinz? Hızla yükselen bir öfke dalgasıyla bütün insanı duygularınızın iğfal edildiği hissine kapılmaz mısınız? İsyan…
  59. Türkiye Dönüm Noktasında
    Türkiye, özellikle 12 Eylül’de yapılan Anayasa referandumundan sonra kesin bir dönüm noktasına (critical point) geldi. Yargının iktidarın denetimine geçişi tamamlandı. Emniyet teskilatı zaten cemaat örgütlenmesinin kontrolündeydi. TSK içinde de faaliyette…

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…