Dersim, CHP ve Faşizm

Mehmet Özgen

29 Aralık 2011
Dersim, CHP ve Faşizm

Eğer özür, tüm katliamların arkasındaki politik düşünceyle, yani tekçi-ulus anlayışı ile, zorla asimilasyonla hesaplaşmanın bir ifadesi olarak dile getirilseydi o zaman özür olurdu..

Bugün Ermeni "Soykırım"ini kabul etmeyenlere ceza öngören bir yasaya "Tarihimizde soykırım yoktur" diyerek tepki verirken 1915'in yüzbinlece kurbanını anmayan, Soykırım vardır diyeni (Hrand Dink'ı) "Türklüğe hakaret"ten yargılayıp ırkçı-faşistlere kurban eden, bu sicille Paris'e ifade özgürlüğü dersi vermeye kalkan bir zihniyet Dersim katliamı için "zulümdür, cinayettir" sözünü neden hatırlatıyor?

Dersim katliamı üzerine tartışma sürüyor. Başbakanın bu konuda "özür" dilemesine, "tarihi" bir olay nitelemesiyle, özellikle yandaş medyada kasideler yazıldı. CHP genel başkanı da bu özrü, Alevi topluluğunun bazı temcilcileri ve bazı yazarlar gibi ‘yetmez ama evet' tavrıyla karşıladı.

Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarının siyasal ve ideolojik amaçlarından soyutlayarak alırsak, Dersim katliamının, hangi vesileyle olursa olsun, başbakan tarafından bir gerçek olarak kabulü önemli bir gelişmedir.

Bu bir özür değildir!

Ancak buna "özür" demek aklı ve mantığı zorlamak olur.

Tarihe geçen önemli özür momentleri var. Bunlardan birisi Alman şansölyesi Willy Brandt'ın 7 Aralık 1970'de Varşova Gettosu Kahramanları Anıtı önünde diz çöktüğü fotoğraftır. Vahşetin sorumlusu olmayan, üstelik, nazi faşizmine direnmiş olan Brandt, kendi isteği ile Varşova Gettosu'na gitti ve orada diz çöktü. Diz çökmeye cesaret edemeyen herkes adına, Almanya adına. Kendisinin işlemediği bir suçu üstlendi, affa ihtiyacı yoktu, ama af diledi. Sessiz ama çok şey anlatan bir davranış..

Erdoğan'a gelelim. Özür dilemek ne vesileyle aklına geliyor? CHP milletvekili Hüseyin Aygün'ün, Cemaatin yayın organı Zaman gazetesine verdiği mülakatın, "Dersim katliamının sorumlusu devlet ve CHP'dir" başlığı ile Atatürk'ün ölüm yıldönümü olan 10 Kasım'da yayınlanması ve buna bir grup devletçi CHP'li vekilin tepki göstermesi üzerine. Nerede özür diliyor? Kendi partisinin toplantısında. Devlet adına özür dilemek, üstelik, anamuhalafet partisini köşeye sıkıştırma anlayışıyla yapılan bir konuşmada olabilir mi? Başbakan orada partisinin genel başkanı sıfatıyla ve polemik üslubuyla konuştu. Bu üslupda, yönettiği devletin geçmişte kendi halkına karşı işlediği insanlık suçundan ötürü gark olduğu, ideolojik ve siyasi amaçlardan arınmış, derin bir nedamet ve vicdan azabının nesnelleştiği ilkeli bir duruşun ifadesi mi vardı?

Dersimde katledilenlerin kimliği ve inancı belli. Onlar Aleviler ve Kürtler'dir.

Peki, başbakanın derdi; Desim halkının, Alevilerin ve Kürtlerin geçmişte yaşadıkları acıları toplumla paylaşıp, bütün farklı kesimler arasında kardeşliği pekiştirmek miydi? Bu duyguya sahip bir başbakanın, Alevilerin inanç ve kültürleri üzerindeki baskıların ortadan kaldırılması, Kürt halkının haklı demokratik taleplerini gündemine almış olması gerekmez mi?

Buna inanmak, ahmaklığın ötesinde gaflettir. Gerçeğin bunun tam tersi olduğunu kendiliğindenci aklın en sıradan biçimi bile kavrar. Alevi çalıştaylarının sonucu ortada.. Gizli bir asimilasyon-sünnileşitrme programı olduğu belli oldu.

Kürt sorununa gelince.. AKP-devletinin topyekün bir savaş stratejisini yürürlüğe soktuğunun sayısız göstergesi var.. Eline geçirdiği yargı ve emniyet güçleriyle Kürt siyasal hareketinin bütün olarak tasfiye planını; psikolojik harekat, dezenformasyon ve itibarsızlaştırma yöntemleriyle, kitlesel tutuklamalarla sürdürüyor. ABD'den, AB ülkelerinden siyasi destek dilenerek; teknoloji, istihbarat bilgisi alarak, pilotsuz uçaklar satın alıp takibat yaparak, ülke içi bombardımanlarla, sınır ötesi askeri harekatlarla ölüm saçarak, Kürt halkının özgürlük talebini yok etmeye çalışıyor,

Dersim katliamını gerçekleştirenlerle aynı akıl değil mi bu?

Durum bu iken Erdoğan ve AKP'nin amacı ne?

Bu soruya bütün demokrasi güçleri somut cevap vermelidir. CHP de Dersim tartışmasıyla birlikte yeni bir dönemece girdiğinin farkında olmalıdır. Çünkü bu mesele sadece yaşanan tarih karsinsındaki ideolojik tutumunun zamanın ruhuna ters düştüğünü göstermekle kalmıyor, Cumhuriyetin değerlerini savunan bir parti olarak da, bugüne dek olduğundan daha fazla bir sorumlulukla karşı karşıya bırakıyor. Bundan kaçışın yolu da yok artık.

Tarih bilinci ve Kemalist burjuva devrimi

Tarihi olayları zamanın bağlamından, maddi koşullarından soyutlayıp vakanuvis gibi aktarmak yaygın bir eğilim halini aldı. Bugünü anlamak için değil, bugünle geçmiş arasındaki sürekliliği ve adeta bugünün baskı ve zulmünü görünmez kılmak için. İslami ideoljinin egemenliğine tarihsel meşruiyet kazandırmak için. Diğer bir deyişle, resmi tarihe karşı, yeni bir resmi tarih kurgusu ile karşı karşıyayız.

Tarihe bir olaylar manzumesi olarak bakılamaz. Tarihte elbetteki bireylerin rolü vardır, ama onlar bu rolü devraldıkları koşullar içinde oynarlar. Yani toplumun maddi koşulları dediğimiz sosyo-ekonomik yapısı ve ideolojik evreni bu rolün sınırlarını çizer. Tarih, nesnel ve öznel koşulların karşılıklı etkileşiminin akıp gittiği bir zaman koridorundan geçer.

Mustafa Kemal ve arkadaşları Kurtuluş Savaşının ardından modern bir burjuva cumhuriyeti inşa etmeye giriştiler. Ancak kapitalist üretim tarzının son derece az geliştiği, burjuvazi ve proletaryanin da aynı ölçüde cılız olduğu, dolayısıyla feodal ilşkilerin, ya da kapitalizm-öncesi üretim ilişkilerinin baskın olduğu, savaşlardan yorgun düşmüş bir toplumda. Maddi koşulları bu olan bir toplumda modern bir devlet ve toplum yaratmak, üstelik emperyalizm çağının başladığı bir aşamada tabii ki çok zordur. Dolayısıyla, Fransız devrimi gibi, klasik bir burjuva devrimi değil bu. Asker-sivil bürokrasi eliyle yukardan aşağı geliştirilen bir devrim. Yani halka dayanan değil, halka rağmen bir devrimdir.

Bu nedenlerle hem gelişmesi farklı oldu, hem de hiç bir zaman tamamlanamadı. Bu karakterinin yanısıra, bugün kendi tükenişini de getiren bir başka özelliği daha vardır ki, bugünkü toplumsal ve siyasal gelişmeleri anlamamıza ışık tutar. O da şudur:

Cumhuriyeti kuran kadro; ulus-devleti, demokratik ve eşitlikçi bir anlayışla değil, tekçi bir zihniyetle kurdu. Yani toplumda baskın olan Türk unsuruna dayandırdı. Dolayısıyla zorla asimilasyon yöntemlerine başvurdu. Kürt halkını ve diğer etnik grupları Türkleştirmeye tabi kıldı. Öte yandan dini de kontrolü altına alarak sünni mezhebin devletçe egemen kılınmasına yol açtı. Böylece laiklik de farklı bir tarzda uygulandı. Dinin Osmanlı döneminde bir siyasal güç olarak kullanılması ve reformlara dine dayanarak karşı çıkılmasını dikkate aldığımızda kurucu kadronun dini bu şekilde kontrol altına alması anlaşılır bir şeydir.

Bütün bu nedenlerledir ki, modernleşme reformlarının uygulanması diktatörce yöntemlerle olmuştur. Bunda garip olan bir şey yoktur. Çünkü tarihte hiç bir devlet yoktur ki, kansız bir şekilde kurulmuş olsun. Devlet dediğimiz baskı aygıtı, kan üzerine kuruludur. Zira devlet, sınıflaşmanın, sınıf çelişkilerinin bir ürünüdür. Sınıflı toplumda, bir sınıfın diğer sınıf veya sınıfları zor ve şiddet yoluyla egemenliği altına alması devlet dediğimiz baskı aygıtıyla mümkündür. İlave olarak çok etnisiteli bir toplumda tek etnisiteye dayalı bir ulus-devlet kuruluyorsa şiddetin daha büyük olması kaçınılmazdır.

"Uygarlaştırma / Türkleştirme" politikası

Modern burjuva devletleri; kuruluş dönemleri, kapitalist sistem içindeki konumları gereği kendine özgü üsluplara sahiptirler. Kurucu ilkeleri; toplum, sınıf, yurttaş ilişkileri ve şiddete başvurma biçimleri birbirinden oldukça farklıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kendine özgü üslubu ise Osmanlı modernleşmesi, İttihatçı düşünce ve pratiklerle süreklilik ilişkisi içindedir. Dolayısıyla, bu düşünce ve pratiklere yeni yöntem ve araçların eklenerek devralınmasıdır Cumhuriyetin farkı. Bu bakımdan Dersim'in uğradığı gazab, ‘İttihatçı' bir karakter taşır.

Bu üslubun dayandığı siyasal felsefe, positivist akıl ve bu akla dayalı toplum mühendisliği ile uygar ama monolitik bir ulus yaratma tasavvurudur. Bu bakış açısı, özellikle 1925'teki Şeyh Sait isyanından sonra dönemin yönetcilerinde somutlaşır. Çünkü bu isyan, ulusal karakteri olmakla birlikte, Türk-Kürt birlikteliğinin son simgesi olan hilafetin kaldırılmasına (1924) karşı İslam adına bir tepki hareketi olarak gelişmişti. Bu isyanda İngiliz emperyalizminin ne ölçüde rol oynadığı ayrı bir tartışma konusu, ama isyanla birlikte Kemalistlerin tutumunu sertleştirdiği ve bunun daha sonra bölünme paranoyasına yol açtığı bir olgudur. Takrir-İ Sükun bunun bir ifadesidir. Bundan sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yaşayan Kürtler, aşiretlere dayalı geri sosyal yapılarıyla toplumsal organizmadan kesilip atılması gereken bir ur olarak görülmeye başlar. Asimile edilerek uygarlaştırılmalıdırlar. Dönemin başbakanı İsmet İnönü aşımilasyon planını şu sözlerle ifade eder: "Vazifemiz Türk vatanı içinde bulunanları behemehal Türk yapmaktır. Türklere ve Türkçülüğe muhalefet edecek anasırı [unsurları] kesip atacağız. Vatana hizmet edeceklerde arayacağımız evsaf [nitelikler] her şeyden evvel o adamın Türk ve Türkçü olmasıdır" (Vakit, 27 Nisan 1925). Dolayısıyla, Kurtuluş Savaşının Kürtlerle birlikte verildiğine dair söylemler, Kürtler'e muhtariyet sözü, Lozan müzakerelerinin Kürtler ve Türkler adına yürütüldüğü beyanları unutulur. İsyanın ardından Şark Islahat Planı gündeme gelir. Dersim de bu planın içerisinde değerlendirilmiştir.

Dersim'in kalkık başı

Ancak Dersim'in farklı bir özelliği var. Türkiye Cumhuriyeti'nin hukuksal egemenlik alanı içerisinde yer alan, fakat dağların geçit vermemesi nedeni ile fiilen temas edilememiş bir coğrafyadır Dersim. Burada genel toplumsal yapı, feodal ağalık sisteminden görece farklı, dolayısıyla daha gevşek bir hiyerarşiye sahip aşiretler konfederasyonlarına dayalı tarım komünü karakterinde bir yaşama dayanmaktadır. Bunun yanında, "Tarihte pek çok halkın, kavmın, aşiretin ve milletin gelip yerleştiği Dersim bölgesi, uzun yüzyıllar içerisinde heterojen bir topluluk oluşturmuştur. Geçen yüzyılda Ermeniler, Alevi Zazalar, Alevi Kürtler, Alevi Türkmenlerin bir arada yaşadığı ve Ermenice, Zazaca, Kürtçe ve Türkçe'den oluşan en az 4 dilin konuşulduğu bu bölgenin halkı kendisine ‘Kırmanç', yaşadığı coğrafyaya da Kırmanciye" adını vermektedir. Kırmanç adı ile Dersimliler, Zazaca, Kürtçe, Türkçe veya diğer dilleri konuşan bölgedeki Alevi-Kızılbaş toplulukların tümünü kastetmektedir. Kırmanç, milli bir tanımdan çok inançsal bir Alevi-Kızılbaş üst-kimliği anlamına gelmektedir."(Hüseyin Aygün,Dersim 1938 ve Zorunlu iskan, s.23)

Bu ikili karakter hem Dersim'i Kürt sorununun genel belirleniminden görece farklılaştırır, hem de neden birinci derecede uygarlaştırmanın hedefi olduğunu açıklar. 19. Yüzyılın ortasından Cumhuriyete kadar, Osmanlı devletinin 11 askeri müdahalesinin arkasındaki algı; Dersim halkının, vergi ve asker vermeyen, ticaret bilmeyen, modernleşme sürecine ayak uydurmaktan uzak, kendi başına buyruk, asi, otorite düşmanı; eşkıya, cahil, ilkel, vahşi  gibi ifadelerle dile getirilen, ıslah edilmesi gereken toplumsal bir nesne idi. Ve bu kalkık baş ezilmeliydi. Kısacası Dersim'in Kurtluğunun tasfiyesinden çok, ayrıksı, komünal yapısının çözülmesiydi sorun.

Cumhuriyet döneminde andığımız plan çerçevesinde, Kurtluk de başat gerekecelerden sayıldı. Cumhuriyetin farkı, "sorun"un çözümü, yani Dersimliler'in ıslah ve uygarlaştırılması, zor'un ve şiddetin hukuksal çerçeveye ve yasallığa oturtulmasıydı. Bunun için, 1927' de Mecburi İskân Kanunu, 1934'de İskân Kanunu, Umumi Müfettişler Yasası, ‘Türkleştirme' Genelgesi, Tunceli Kanunu gibi yasalar çıkarıldı, genelgeler yayınlandı. Bütün bunlar, uygarlaştırma / Türkleştirme amacına yönelik tasfiyenin ön hazırlıkarıydı.1937-38 Dersim Harekatı' bu yasallığa dayanarak gerçekleştirildi. Ama en az 13 bin Dersimli katledildi. 1934-1939 yılları arasında ise 27 bin insan, asimilasyona tabi kılınacak şekilde yeni yerleşim yerlerindeki yüzdeleri hesaplanarak sürgün edildi, Sağ ve yetim kalan çocuklar, "uygar" insanlara evlatlık verildi. "Dersim'in Kızları" trajedisi böylece doğdu.

Cumhuriyet tarihinin en büyük devlet katliamıdır bu. Resmi tarih katliamı saklamak için, Dersim İsyanı'ndan sözeder. Ancak açıklanan belgelerde bir isyan olduğuna dair ikna edici unsurlar yoktur. Kaldı ki, örgütlü bir isyan olsa bile bu, katliamın gerekçesi olamaz. Bu nedenle, ‘İsyansa katliam meşrudur, değilse gayri meşrudur' gibi, bugünkü tartışmaların bir kısmında varolan içsel mantık, bırakalım barışseverliği, demokratlığı, insanı değildir. Kadın, yaşlı, çocuk demeden mağaralara sığınan insanların zehirli gazla, "fareler gibi" öldürüldüğü bir katliam, arkasında hangi nedenler olursa olsun, asla onaylanamaz.

Tarihle yüzleşmek, tekçi anlayışla hespalaşarak olur

Bugün Erdoğan ve iktidar medyası katliamın sorumluluğunu o dönem devleti tek başına yöneten CHP ve Mustafa Kemal'le yükleme eğilimde. Bunun bilinçli olarak tarihsel süreci tahrif etmek olduğunu söylemek durumundayız. Sistem tek-parti diktatörlüğüne dayanıyor. Ancak bu demek değildir ki, CHP homojen bir partiydi. Dönemin -Komünist hareket dışındaki- bütün siyasal-toplumsal eğilimleri bu partinin çatısı altındadır. Meclis'in, Mustafa Kemal dahil bütün siyasi ve idari yetkililerin konsensüsüyle Dersim'e harekât yapıldığı bir olgu. Daha sonra Demokrat Parti'nin kurucuları arasında yer alacak C. Bayar, dönemin başbakanı, Adnan Menderes ise CHP'nin parti müfettişidir. İslamcı muhafazakarların sembol isimlerinden Fevzi Çakmak, dönemin genelkurmay başkanı olarak Dersim Harekatını yöneten kişidir. Herhalde Harekatın katliam olarak gerçekleşmesinin öncelikli sorumlusu o olmak gerekir (Bu nedenle Genelkurmay arşivlerinin açılması önemlidir). Kısacası Kemalistlerle muhafazakar sağ akımın konsensüsü ve dolayısıyla ortak sorumluluğu söz konusudur.

M. Kemal, 1. Cumhuriyetin kilit taşıdır. Bu kilit taşı yerinden sokulurse, başta laiklik olmak üzere Cumhuriyetin reformlarını tasfiye etmek de kolaylaşacaktır. Bu yüzden, Erdoğan ve AKP'nin izlediği strateji, seçim öncesi İnönü döneminden başlattıkları eleştiriyi, Atatürk dönemine getirmek.. Dersim olayını gündemlerine almalarının asıl nedeni bu. Böylece, M. Kemal'i itibarsızlaştırma amaçlı bir tartışma nesnesi kıldıktan sonra 'Bir de İstiklal Mahkemeleri kayıtları açıklanırsa, kaç tane Dersim faciasının yaşandığını hep beraber göreceğiz'' diyen Bülent Arınç'ın bu sözlerinde içkin olduğu gibi, nihayet kendi gerici geleneklerini temize çıkarmak.

Elbette ki, hiç bir tarihsel özne, eleştirinin üstünde değildir. Mustafa Kemal'de dokunulmaz tanrısal bir varlık olmaktan çıkarılmalı, doğru ve yalnışlarıyla tarihteki gerçek yerini almalıdır. Tarihin karanlık sayfaları gün ışığına çıkarılmalı, tarihle yüzleşilmelidir. Demokrasi kültürünün ve özgürlüklerin gelişmesi önündeki tüm tarihsel önyargılar aşılmalıdır. Toplumun farklı etnik, dini ve kültürel kesimleri arasında barışı ve kardeşliği kurmak ve pekiştirmek için, geçmişteki bütün haksızlıkar teslim edilmelidir.. Kısacası, demokrasi ve özgürlüklukerin önündeki başat engellerden biri olan tekçi ulus-devlet yapısı ve zihniyeti, demokratik-ulus anlayışına doğru asılmalıdır.

Geçmişle hesaplaşma, yüzleşme bu anlayışla olur.

Peki iktidarın anlayışı bu olabilir mi?

İktidarın pratiği tamamen ters yöndedir. Eski anlayışı islami ideolojinin kalıbında yeniden-üretmektir.  Eğer özür, tüm katliamların arkasındaki politik düşünceyle, yani tekçi-ulus anlayışı ile, zorla asimilasyonla hesaplaşmanın bir ifadesi olarak dile getirilseydi o zaman özür olurdu. Oysa Başbakan Necip Fazıl'dan yaptığı alıntıda Dersim katliamıyla ulusal sorunu eşleştirmekten bile kaçınıyor: "Bakın burada Üstad ‘Kürt' dememiştir, ‘Ermeni' dememiştir... Necip Fazıl, Dersim'i ve Dersimlileri, din mazlumları sınıfına alarak, onlara sadece insan gözlüğüyle bakarak, insanı bir trajediyi bizlere aktarmıştır," diyor. Dersimliler "sadece insan" oldukları, "din mazlumları sınıfına mensup oldukları için" mi katliama tabi tutuldular?

Faşist bir propaganda taktiği ile özdeş bir kampanya ile karşı karşıya olduğumuzu görmek gerekir. Erdoğan'nın bu taktiğe 12 Eylül referandumu öncesinde de başvurduğunu, 12 Eylül darbecileriyle hesaplaşma havası yarattığını, faşist generallerin astığı devrimci ve ülkücülerin mektuplarını gözyaşları içinde okuduğunu hatırlayalım. Sonucun ne olduğunu, yetmez ama evetçiler de gördü.

Bugün Ermeni "Soykırım"ini kabul etmeyenlere ceza öngören bir yasaya "Tarihimizde soykırım yoktur" diyerek tepki verirken 1915'in yüzbinlece kurbanını anmayan, Soykırım vardır diyeni (Hrand Dink'ı) "Türklüğe hakaret"ten yargılayıp ırkçı-faşistlere kurban eden, bu sicille Paris'e ifade özgürlüğü dersi vermeye kalkan bir zihniyet Dersim katliamı için "zulümdür, cinayettir" sözünü neden hatırlatıyor?

CHP "majestelerinin muhalefeti" olmak istemiyosa..

Amaç bellidir. Mesele tarihle yüzleşmek, farklı kimlikler arasında barışı pekiştirmek asla değildir. Amaç,tarihen bütün ileri reformları, özgürlüğün ve demokrasinin başat dayanaklarından laikliği gözden düşürmek, özellikle onun en önemli toplumsal dayanağı Alevileri bu konuda kuşkuya düşürmek; öte yandan, içindeki ulusalcı, eski düzen savunucusu eğilimlere sahne açarak, CHP'nin demokrasi ve özgürlükleri sahiplenen bir doğrultuda yenileşmesini engellemektir. Böylece CHP'yi "majestelerinin muhalefeti" konumunda tutmaktır amaç.

Her ne kadar ortadaki belgeler, Dersim katliamını açıklamakta yetersizse de, katliamın arkasında sadece düzeni sağlamak değil, asimilasyon politikasının da rol oynadığı aşikardır. Bu da tekçi-ulus anlayışının bir yansımasıdır. Bu yüzden, eğer CHP, yeni olmak istiyorsa, gerçek bir sosyal-demokrat parti olacaksa ve AKP iktidarına karşı tutarlı ve etkili bir muhalefet yürütecekse, tekçi-ulus devlet anlayışını terk etmelidir. Dersim gibi bir olay karşısında, sol siyasetin alabileceği tek tavrı almak, yani mağdurların yanında olmak, "devleti kurtarmak" adına işlenen suçların hesabını sormak olmalıdır.

CHP, bunun için Meclis araştırması dahil bütün etkin araçları kullanmalıdır. "Arşivleri açın dedik, açmadılar" söylemi, en ılımlı deyişle, olayı savuşturmaktır. Bu söylemin, Başbakanın eğer, "literatürde varsa" diyerek gönülsüzce ve yarım ağız "özür" dilemesinden özde ne farkı var?

Bunun yanısıra, CHP, demokratik ulus olmanın gereği olarak, Kürt sorununu sahiplenmeli ve onun demokratik çözümüne katkı yapmalıdır. Bugün Kürt siyasetinin geriletilmesi, PKK-KCK etkinliğinin kırılması amacıyla yürütülen KCK operasyonlarının ulaştığı boyut CHP'yi rahatsız etmiyor. İlgi alanı içinde bu operasyonlarla getirilen fiili siyaset yasakları yer almıyor. Operasyonların son halkası olan 35 basın muhabirinin tutuklanması dahi gidişatın vahametini ona gösteremiyor. Dolayısıyla, bir ayağı iktidar blokunda, diğeri "yeni" yüzüyle ikircimli bir şekilde demokrasi blokunda olan CHP, bu duruşuyla, Erdoğan ve AKP'nin kurmakta olduğu tek-parti diktatörlüğüne dayalı islamcı-faşist düzenin sorumlusu olmaktan kaçınamıyacaktır.


 

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Cumhur ittifakı değil Cürüm ittifakı
    Demokrasiye, özgürleşmeye en çok ihtiyacı olanlar, elbetteki emekçi sınıf ve katmanlardır, kadınlardır.. Bu nedenle, Emek ve Kadın Cephesi, anti-faşist mücadelenin, kürt halkının da taleplerini kapsayan demokratik cumhuriyet mücadelesinin itici gücü olarak…
  2. İkili kriz: hem iktidar hem muhalefet
    Ortada giderek gerçekliği su yüzüne çıkmakta olan bir iktisadi kriz olmasına, bunun da diktatörlüğü beka endişesine sürüklemesine ve toplumun her türlü hile ve baskıya rağmen direncini sürdürüyor olmasına karşın, muhalefet…
  3. Diktatörlüğün Sonbaharı
    ‘Ekmek bulamıyorlarsa, pasta yesinler!’ -Bu söz, Marie Antoinette tarafından, Paris'te ekmek kıtlığının doruğa ulaştığı esnada, kocası XVI. Louis ile birlikte kral ve kraliçe olarak Fransız tahtına geçtikleri taç giyme töreninde söylendi.…
  4. Türkiye yol Ayrımında
    Türkiye yol Ayrımında
    2 Mayıs 2018
    Kritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık deneyimlerini kesintiye uğratacak ya da toplum, içine hapsedildiği cendereyi patlatarak özgürlükçü bir paradigmanın ufkuna açılan olanaklı alternatifleri yeşerten…
  5. HDP Kongresi..
    HDP Kongresi..
    11 Şubat 2018
    HDP demokrasi mücadelesinin öncüsü ise, tek karar verici organ da kongrenin kendisi demektir. ‘İstişare’ etmek elbette gereklidir.. Ama istişare veya mutabakat kongrenin iradesinin üzerinde olamaz..   HDP, Türkiyelileşme politikası ile önce…
  6. CHP kurultayı, faşizm ve savaş
    Normalde, diktatörlüğün güç kazanmasına yarayan bu kadar büyük günahlar işlemiş, buna karşın hatalarından ders alarak yeni bir mücadele programı ortaya koymayan bir yönetimin kurultayda değişmesi gerekirdi.. Ancak.. Bu ülkede Cumhuriyeti…
  7. RTE olsa olsa Herkül’üyle henüz karşılaşmayan Cacus olabilir
    Nasıl yani, kürsüde idam edilenlerin mektuplarını okurken gözyaşı dökme sahtekarlığından sonra bu da mı olacaktı, derken kendiliğinden şu kıyaslamayı canlandırıyor zihnim: Ortada, Kürt halkına karşı, tıpkı İsrail’in Filsitinlilere yönelik kullandığı…
  8. Ecevit ve Kılıçdaroğlu
    Ecevit ve Kılıçdaroğlu
    15 Haziran 2017
    Bugün faşizme karşı kararlı duruş sergilemenin yolu HDP ile, tüm solla, demokrasi güçleri ile yan yana gelmekten, birlikte davranmaktan korkmamaktan geçer. Çünkü diktatör esas olarak bu korkudan güç almakta, muhalefeti…
  9. Son darbe
    Son darbe
    17 Nisan 2017
    Adam hırsızlık yaptı, halkın parasını çaldı. ‘ Bu doğru değil’ dedin.. Adam cinayet işliyor cinayet! Hala bu doğru değil diyorsun. Sıra sana gelince ne diyeceksin? Böyle bir totaliter ideolojiye ve onun…
  10. Distopya*: Evet çıkarsa ne olocak?
    ABD emperyalizmi başkan aracılığı ile ülkeyi istediği gibi yönetebilir hale gelecek.. Resimlerde Abdülhamit’in burnu düzeltilecek.. Türklerin atası ilan edilecek. Her eve Yüce Reis’in bağlanabileceği ekranlar konacak.. Reis ‘hadi yatın.. beş çocuk…
  11. Ey Fravun'a iman edenler!
    Ey Fravun'a iman edenler!
    25 Aralık 2016
    Yanıyordu iki asker, bilmedikleri topraklara zoraki gönderilmiş iki halk evladı.. iki er.. İnsanlık yanıyordu.. Bugüne kadar geliştirdiği bütün insani değerlerle birlikte bir kez daha.  Bir kez daha düşmüştü tiranın saltanatı…
  12. Efendisiz-vesayetsiz-demokratik cumhuriyet için Kurucu Meclis
    Tek-adam diktatörlüğü OHAL vasıtasıyla kuruluyor.. OHAL parlamentoyu fiilen ortadan kaldırmıştır. Kurucu Meclis sloganıyla halk kitlelerinin seferberliğine dayalı bir mücadele dışındaki her yol, siyasi islamla uzlaşmak, onun kuracağı faşist devlet düzeninde ‘muhalefet’ olmayı…
  13. 'Uzun Bıçaklar Gecesi' ve İç savaş provası
    Şimdi sokakları zaptetmeye çalışan bu gerici-faşist-cihadcı paramiliter gruplara karşı halkın savunmasını inşa etmek, bu darbe içinden darbe çıkaranlara, iç savaş provası yapanlara direnme hakkını hayata geçirmek yaşamsal bir görevdir. Türkiye…
  14. 14 Haziran 2016
  15. Diktatörlüğe karşı Halk Devrimi
    Çıkış yolu, resterosyonu ve darbeyi reddeden bir halk devrimidir. Halk devrimi derken, Gezi isyanı gibi bir hareketten, Gezi de eksik olanı, Kürt halkının –şimdi yok edilmek istenen- devrimci enerjisiyle kendisini…
  16. 'Devrim ve karşı-devrim'
    ''Öyle görünüyor ki, 1990’larda başlayan yeni genişleme dalgası, 1930 ve 40’lı yıllarla ölçülemeyecek derecede daha pahalı olacaktır. Kapitalizmin yeni bir “yıkıcı uyumu”nun, yeni bir dünya savaşının insanlığın ve doğanın mahfına…
  17. Nuray Mert ve ‘Faydalı salaklık’
    Aydın dediğimiz kişi, araştırmacı ve sorgulayıcı aklıyla, henüz fiilileşmemiş imkanı / varlığı ortaya çıkaran kişidir. Yani muhafazakar demokratlık yaftasının örttüğü kuvve'yi ortaya çıkarandır. Bu yaftaya ihtiyaç kalmadıktan, ‘’sesiz devrim’’ tamamlandıktan, AKP devletle…
  18. 'Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı’
    Brecht, Hitler'in iktidara yürüyüş öyküsü ile gangster Al Capone'un öyküsünü örtüştürür..-- Diktatörler ve gangesterler aslında korkaktırlar. Korkutarak korkularını aşmaya çalışırlar. Psikolojideki yansıtma gibi.. Alman halkı 19.cu yüzyıl ve 20.ci yüzyılın başında…
  19. Bir de kalkmış herkesi 'sağduyulu olmaya davet' ediyor..
    Halkı yeni katliamlara, cinayetlere, entrikalara karşı savunma önlemleri almaksızın, iradesinin tezahür edeceği bir seçim olabilir mi? Gırtlağına kadar suça batmış faşist Erdoğan rejimine karşı Ortak bir direniş hattı oluşturmadan, demokratik…
  20. ’Ağlamak Bazı acılarda yetmez Bazı ölümlere’
    Her karede gülen yüzleriniz.. Büyük insanlık için bir şey yapmanın kıvancı.. Gözlerinizde kardeşlik parıltısı .. Kucaklaşmanın, çitleri yıkmanın coşkusu.. Kobani önlerinde.. Suruç'ta.. Büyük insanlığın barbarlığa karşı savunma hattında.. Yüceliğin alçaklığa…
  21. Kendi tanrısına bile ihanet eden adam..
    Yarın sandığa gittiğinizde .. Bacakları kopan çocuk ve Lisa'nın yüzü aklınızda olsun.. Bir daha koşamıyacak o.. Hüzünle bakacak cıvıl cıvıl koşuşturan arkadaşlarının ardından.. Bir daha çocuk olamıyacak.. Ki o çocuk,…
  22. AKP Faşizmi, ant-faşist cephe, HDP, BHH ve CHP
    AKP FAŞİZMİ: Sermayenin en saldırgan kesiminin iktidarı --AKP’nin 'Kristal Gecesi'--AKP ırkçılığı: 'Farkçı-Irkçılık'--‘’Üst-akıl’’-‘’Taşeron akıl'' ve 'millet aklı'  --AKP’nin çözüm süreci, Sunni İslam federasyonuna tabidir.. Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildiğinden bu yana yeni…
  23. Ya Kobane ya barbarlık!
    TARİH BİZİM SIRTIMIZDAN YAPILDI. ŞİMDİ BİZ YAZACAĞIZ TARİHİ YENİDEN --Çakalların ulumasından korkmıyacağız. Tiranların sokaklara saldığı, sömürüden değil ama kendisinin sömürücü olmayışından nefret eden lümpen ayaktakımıyla yıldıramazlar bizi..  Direniş dediğin, bir…
  24. Gezi İsyanı Türkiye'nin 1905'idir
    Her gerçek devrim, bir şekilde iç- biçimlenişini, yani kendi suretini büyük bir halk hareketi içinde ortaya koyar. Öncülerin ya da öznel iradenin rolü işte bu an’da tayin edicidir.. Tarihin ortaya…
  25. CHP’nin BOP’un resterasyonuyla uyumlu stratejisi
    CHP-MHP’nin birlikte açıkladıkları ve Cemaatin desteklediği Ekmeleddin İhsanoğlu’nun çatı adaylığını hangi bağlamda değerlendirmek gerekiyor? Ulusalcı çevreler itirazlarını laiklik, Atatürk ilkeleri vb çerçevesinde dile getiriyorlar. Bu da onların bölge dinamiklerinden kopuk…
  26. 'Yeni Türkiye' Soma madeninin altında kaldı..
    Erdoğan öyle bir stratejik hataya -Taksim'e sokmama inadına- düştü ki, artık Gezi parkına girildiği günün devrimin başlangıcı olması farz olmuştur. Şimdi bize düşen bunun fikri ve örgütsel hazırlığını yapmak. Esin…
  27. BDP/HDP Cumhurbaşkanlığı seçimi Için ne diyor?
    "KOŞULLU DESTEK" DÜŞÜNÜLEBİLİR BİR ŞEY MİDİR?  --BDP ve HDP, fiilen yolsuzluk-rüşvet-hırsızlık zanlısı olan, bunların ortaya çıkması ve soruşturulmasının önüne türlü engeller çıkaran, kısacası kendisini ve iktidarını aklamayı reddeden, ayrıca savaş…
  28. En uzun gün ve olasılıklar
    Yolsuzluk operasyonları, Suriye üzerine savaş planları, provokasyonlar, sadece hükümet üyelerini değil, ilişkili sermaye gruplarını, sivil-asker bürokrasinin üst tabakasını suç ortağı durumuna düşürmüştür. Tarihte hiç bir devlet yönetimi, 2.dünya savaşının sonrasında…
  29. HDP, CHP'nin oylarını mı bölüyor?
    Henüz belirgin bir stratejiden yoksun olsa bile, sol ve sosyalistler, demokratlar, ilericiler, kısacası Gezinin tüm bileşenleri HDP'ye oy vermelidir. Halkların, ezilenlerin ve sömürülenlerin faşizme direniş blokunu geliştirmek ve yüksetmek için..…
  30. İsyanın adı Berkin-
    İsyanın adı Berkin-
    12 Mart 2014
    "Söz bitti" gerçekten.. Bu söylem neredeyse slogana dönüştü.. Adaletsizlik ve zulüm karşısında öfkemizin kabardığı her defasında, her acımızda tekrarladığımız.. Ve tekrarladıkça unutuşa dönüşen.. Mehmet ÖZGEN Gereğini yapmadıkça unutuşa dönüşür her…
  31. 'Paralel devletler', koku-tutulması ve devrimci kopuş
    ERDOĞAN KLİĞİ ULUSLARARASI SUÇ ÖRGÜTÜ İLAN EDİLEBİLİR --Erdoğan'ın Ömer El Beşir konumuna düşürülmesi ve bu uluslarası kompleks hamleyi bir adım sonra AKP'nin, 28 Şubat sürecinde RefahYol iktidarının yıkılmasını sağlayan DYP'nin…
  32. Devlet ikiye mi bölündü yani?
    Böyle diyenler var. Oysa devlet iktidarı içinde rollerin paylaşım savaşının ikinci raundu bu.. ilki MİT müsteşarı Hakan Fidan'ı hedef alan operasyondu.. Hükümet onu jet hızıyla Meclisten çıkardığı yasayla etkisiz kılmıştı..…
  33. Marksist Devrimci olarak Mihri Belli
    Mihri Belli kimdir? Adı, Türkiye sosyalist hareketinin günışığına çıkıp yeniden kitlesel ölçekte kurulduğu 1960'larda, ortaya attığı Milli Demokratik Devrim stratejisiyle özdeşleşen; düşünceleri, eylemleri, yetenekleri, başarıları ve başaramadıklarıyla sosyalist hareketin içinde ve…
  34. Erdoğan-Barzani ittifakı: 'İslam' kardeşliği
    Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Diyarbakır buluşmasında Eroğanın sarfettiği "dağdakilerin inip, cezaevlerinin boşalacağı" cümlesine açıklık getirdi: "Terör bitsin, silahlar teslim edilsin biz de üzerimize düşeni yapalım". Bu, AKP'nin bundan sonra izleyeceği…
  35. Cumhurbaşkanı ve başbakanıyla devletin linç girişimi!!
    Kabul edelim ki, 'sözlü saldırı' var. Ortada konuşan bir "kız" öğrenci var! Cumhurbaşkanı, Başbakan, YÖK başkanı, bakanlar, taraf sendikalar, televizyonda açık oturumlar, proflar. Noluyoruz? Bu nedir? Bu açıkça, bir ya da…
  36. 'Kimyalı' mı 'Kimyasız' mı?
    Ey büyük insanlık! Demokrasi kralları, monarşi kralları, silah ve petrol şirketleri, medya patronları ve onların coğrafyamızdaki "islamcı" hempaları, hocaları, ilahiyatçıları, bilumum kan emici, haydut, soyguncu ve "ırz düşmanları" hep birlikte…
  37. Başka coğrafyanın çocukları: Rojavalı çocuklar
    ROBOSKİ NEREDEYDİ, ROJAVA NEREDE? --'Denize düşen yılana sarılır'dan vazgeçilmelidir. Halkların kardeşliğinin, halkların ortak mücadelesiyle mümkün olduğunu, bunun da Gezi direnişiyle RUH İKİZİ olmaktan geçtiğini anlamak gerekir artık. Uzun zaman önce…
  38. Yanıyor insanlık hâlâ!
    Sivas'ta Madımak'ta yaşananlar, insanlık tarihinde örneğine az raslanan din adına işlenen büyük bir vahşettir. İnsanlığın vicdanı ve ahlaki değerlerini altüst eden bir vahşet. Bu vahşeti basitleştirenler, üzerini örtemeye, unutturmaya ve…
  39. 25 Haziran 2013
  40. Belli ki, geldiğiniz gibi gitmeyeceksiniz!
    BUGÜN YENİ BİR TARİH BAŞLATTINIZ FARKINDA OLMADAN! NO PASARAN DİKTATÖR, NO PASARAN! --Tayyip Sultan'ın, bir iç savaş ordusu olarak kullandığı kolluk kuvvetleri karşısında HALK GÜÇLERİ yenilebilir. Orada olan ANALAR, tanık olabilir,…
  41. 'Bir kaç çapulcu' kim?
    'Bir kaç çapulcu' kim?
    2 Haziran 2013
    Senin bir kaç çapulcu dediğin; İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de, Antalya'da, Çanakkale'de,Türkiyenin heryerinde, Türkiyeliler'in varolduğu bütün dünya kentlerinde senin diktatörlük teşebbüsatına HAYIR diye haykıran yüzbinler mi? Yoksa kefenine cep dikenler mi? On…
  42. İlle de Roboski!!!
    İlle de Roboski!!!
    6 Ocak 2013
    CHP, sorumluları bu kadar ayan beyan ortada olan bir katliam için gensoru mekanizmasını neden işletmez? Başbakan bu kadar açık şekilde suçlu pozisyonundayken neden onu Mecliste ve halkın önünde hesap vermeye…
  43. Cumartesi.. Cumartesi..
    Cumartesi.. Cumartesi..
    25 Kasım 2012
    Bu ülkede ne zaman ki, işkencede, gözaltında, faili meçhul cinayetlerde kaybedilenlerin hesabı sorulmaya başlanır, bu hesabı gören "özel yekili" mahkemeler kurulur: ne zaman ki mecliste Kayıpları Araştırma Komisyonu kurulur, bu…
  44. Ruhu alçalan toplum
    Ruhu alçalan toplum
    29 Ekim 2012
    Bu "manzara" aynı zamanda bu toplumun çıplak bir resmidir, röntgenidir hatta. Bütün insanı değerleri, çare olmak ve bulmak için koşuşturan bir avuç insanda toplasmış ve onların bu toplum bedeninde bir…
  45. Tezkere provokasyonu
    Tezkere provokasyonu
    4 Ekim 2012
    Türkiye sadece bir savaşa değil, Hitler ve Mussolini benzeri tek adam diktatörlüğüne doğru gidiyor. Üstelik bu savaş sadece devletler arasında değil, halklar ve mezhepler arasında bir savaşa dönüşecek. Bu diktatörlüğe…
  46. Alçaklığın dayanılmaz irtifası..
    Patlamaya karşı tepkiyi, daha ilk saatlerde kin ve nefret söylemine dönüştürüp halkın bir kesimine, Kürtler'e karşı yönlendirmek, hem en az bu insanlık suçu kadar halk düşmanlığıdır, hem de saldırının gerçek…
  47. Aygün neden kaçırıldı?
    Aygün neden kaçırıldı?
    13 Ağustos 2012
    Tarihsel gelişme, imkanı genellikle tehlike ve büyük risklerle bir arada verir. Politik öngörü ve liderlik, onu bu tehlike ve riskler içinden çıkarıp realize etmekte kendini gösterir..Kılıçdaroğlu, sorunun gündeme getirilmesi için "iklimin…
  48. Savaş kışkırtıcılığı suçtur!
    TCK'nun 306. Maddesinde 'Türkiye'yi savaş tehlikesiyle karşı karşıya bırakacak şekilde yabancı bir devlete karşı hasmane hareketlerde bulunan' kimselere ‘beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası, "Fiil sonucu savaş meydana gelirse…
  49. CHP Kurultayı ve Devrimci Cumhuriyet
    CHP, ilericilerle, sosyalistlerle, Kürt siyasal hareketiyle; Mehmet Bekaroğlu'nun, İhsan Eliaçık'ın temsil ettiği anti-kapitalist Müslüman hareketiyle, yerel seçimlerden başlayarak güç birliğini gündemine koymalıdır. demokratik, özgürlükçü, laik ve sosyal bir halk cumhuriyeti…
  50. Mızrağın ucundaki 'Islam' ve biyopolitiği
    Erdoğan ve AKP'nin kurduğu düzende "kadının adı yok." Erdoğan'ın, ısrarla kadın yerine anne sözünü kullanması bu bilincin dışavurumudur. Kadının görevi nice erdoğanlara annelik etmektir, o kadar. Hadi gel de anlat..…
  51. 'Ceddin deden, neslin baban..'
    Chicago'dan İstanbul'a dünyanın bütün sokakları NATO'culara karşı birleşiyormuş bugün. Manhattan'da mehteran bandosuyla Türk Günü yürüyüşü yapılıyormuş.."Çokyıldızlı beyler beyi haykırdı ilerle / Bir yaz günü geçtik Manhattan'dan kafilerle." Sanırım kimse, metrix'in…
  52. Post-modern darbeden postmodern faşizme -Faşizm yargılıyor
    Halkın inaçlarını kullanarak onun sırtına binenler, ona takla attıranlar değil; onuruna, değerlerine sahip çıkan, çıkarlarının bilincinde bir halk hareketi ve onun temsilcileri bizzat yargılayan olmadığı sürece, bu tiyatronun yeni sahnelerini…
  53. Post-modern darbeden postmodern faşizme
    Yükselen bütün sınıflar gibi, postmodern/muhafazakar burjuvazi de, eski iktidar blokunu değiştirme ve bunun için gerekli hegemonyayı tesis etme süresince demokrasi söylemlerine ihtiyaç duyar. Egemenliğini garantiledikten sonra bu söylemlere de, onları…
  54. Bu başbakan kimin başbakanı?
    Artık katliamın affına "hayırlı olsun" diyen bir Başbakan var Türkiye'nin başında! Ey Başbakan! Bilesiniz ki, yanmakla tükenmez bu ülkenin güzel evlatları. Bir gider bin geliriz! Bu dava "divan"a kalmayacak! Erdoğan, Sivas…
  55. Devlet iktidarının yeniden paylaşım savaşı
    Böylece Özel yetkili savcıların açtığı ve Özel yetkili Mahkemelerin sürdürdüğü Ergenekon, KCK ve Devrimci Karargah davalarının hukuki meşruiyeti de ortadan kalkmış oluyor. Polis ve yargının, AKP iktidarının bir "siyasi sopası"…
  56. Kürt sorununda 'Osmanlı'da oyun çok'
    Eski düzen, bir tür post-modern "devrim"le çökertilmiştir. 1. Cumhuriyet bitmiştir; yerine "Ilımlı" İslam Cumhuriyeti ikame edilmektedir. Bu "devrim"i tamamlamanın önündeki tek engel, asıl direnç noktası, Ortadoğu'nun en modern hareketi olan…
  57. Adını siz koyun..!
    Adını siz koyun..!
    8 Ekim 2011
    Bu resme iyi bakın.. Dikkatle bakmak gerçekliğin tümünü görmeyi sağlar. Çünkü anlamak ve anlamlandırmak için eksik olan bir şey yok.. Çünkü görüntüyle aranızda hiç bir perde yok.. Yerde yatanların giysileri,…
  58. “Laiklik kesinlikle ateizm değildir” Öylemi?
    Türkiye açısından toplumun yüzde-50'sinin rızasını alan iktidarın, diğer yüzde-50'nin arıza çıkarmamasına yönelik bu söylemi yeni bir "açılım"ın işareti gibi görmek, tek kelimeyle gaflettir, Erdoğan'ın tuzağına düşmektir.   Başbakan Erdoğan'nın Kuzey…
  59. 90’nında devrimci delikanlı*
    Asıl önemli yan, sosyalizm mücadelesine devrim bilincini taşımış olmasıdır. Oyların yüzde 51'ini alarak iktidar olmayı hayal eden egemen zihniyeti kıran ve iktidar mücadelesinin gerçek mahiyetini kavramaya sevkeden onun devrimci tutumudur.…
  60. Yanıyor insanlık hala!
    Yanıyor insanlık hala!
    3 Temmuz 2011
    * Eğer siz, babanızın veya kardeşinizin ya da oğlunuzun/kızınızın yanında onun katilinin de ismini görürseniz ne hissedersinz? Hızla yükselen bir öfke dalgasıyla bütün insanı duygularınızın iğfal edildiği hissine kapılmaz mısınız? İsyan…
  61. Türkiye Dönüm Noktasında
    Türkiye, özellikle 12 Eylül’de yapılan Anayasa referandumundan sonra kesin bir dönüm noktasına (critical point) geldi. Yargının iktidarın denetimine geçişi tamamlandı. Emniyet teskilatı zaten cemaat örgütlenmesinin kontrolündeydi. TSK içinde de faaliyette…

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…